Safranbolu'nun Eşsiz Güzellikleri

Safranbolu diye sorarsanız birisine öncelikler tarihi evlerinden bahsedecektir, sonrasında belki lokumundan ve biraz merakı varsa safran otundan bahsedecektir. Fakat Safranbolu bunlardan çok çok daha fazlasını ziyaretçilerine sürpriz olarak barındırmaktadır. Coğrafi konumu nedeniyle geçmişte ticari bir merkez olarak gelişen Safranbolu bugün ilk günkü gibi korunan evleri, mahalleri, çarşı, camii ve diğer yapılarıyla bir Dünya Mirası olarak ziyaretçilerini beklemektedir. Bizler de 10-12 Nisan tarihlerinde Gezimanya.com ve Safranbolu Belediyesi'nin (www.safranbolu-bld.gov.tr) daveti ile Safranbolu'nun az bilinen güzelliklerini görebilmiş şanslı insanlar arasına katıldık. Bu ziyaretimizde gördüğümüz yerler arasından sizlere mutlaka görmenizi tavsiye edeceğim yerleri biraz anlatmaya çalışacağım.

 
CİNCİ HAN
1994 yılında Dünya Mirası ilan edilen Safranbolu'ya vardığımızda ilk durağımız konaklayacağımız Cinci Han (www.cincihan.com) oldu. Cinci Han, Karabaşzade Hüseyin Efendi tarafından yaptırılan ve yöreye gelen tüccarlara hizmet veren bir kervansaraydır. Hüseyin Efendi, eğitimi için İstanbul'a gitmiş ve İstanbul'da yaşadığı dönemde üfürükçülüğü ve cinciliği ile ün salmış, ününün saraya kadar ulaşması ile Valide Sultan tarafından saraya davet edilerek, Sultan İbrahim'in tedavisi istenmiştir. Bu tedavide başarılı olan Hüseyin Efendi'nin ünü daha çok artarak şöhret ve servet sahibi olmuştur. Saraya alınması ile birlikte siyasi gücü de artmış kazaskerliğe kadar yükselmiştir. Cinci Han'ın mimarı kesin olarak tespit edilemese de dönemin baş mimarı Kasım'a atfedilmektedir. İşlek bir ticari yol üzerinde bulunan Safranbolu'da Cinci Han uzun yıllar tacirlerin uğrak noktası olmuştur. Harap bir vaziyetten restore edilerek şu andaki durumuna getirilerek turistik bir otel olarak yeniden hayata döndürülmüştür. Hanın en dikkat çekici özelliği, ısının korunması amacıyla ( bir rivayete göre de o dönemde yaşayan insanların ufak tefek olmaları nedeniyle ) alçak yapılan kapılarıdır, girip çıkarken oldukça dikkat etmeniz gerekiyor. Geniş avlusunda bulunan küçük havuzun orijinal olarak korunduğu da söylenmektedir. Odalarda bulunan kubbeler ilginç akustik deneyimleri tatmanızı sağlayacaktır.


 
ARASTA VE YEMENİCİLER ÇARŞISI
Cinci Han'a da çok yakın olan Arasta ve Yemeniciler Çarşısı, ilk günkü özelliklerini neredeyse hiç kaybetmeden bugün de ziyaretçilerini karşılıyor. Kurulduğu zaman yemenicilerin bulunduğu bu çarşı iki uzun sokak ve bu sokaklar arasında geçişi sağlayan iki kısa sokaktan oluşmaktadır.  Çarşı, lonca sisteminin geçerli olduğu dönemde giriş çıkışın denetlenebilmesi amacına uygun olarak inşa edilmiştir. 48 adet tek katlı ve ahşap dükkândan oluşan bu çarşıda bugün yemenici olarak birkaç dükkân kalmış diğer dükkânlar turistik ürünlerin satışı için kullanılmaktadır. Kurtuluş Savaşı sırasında bu çarşıda bulunan yemeniciler ordunun ayakkabı ihtiyacının karşılanmasında büyük fayda sağlamış ve ordumuzun ( o günler için yemeni, çarık vb. ) ihtiyacı bu çarşıdaki ustalar tarafından üretilmiştir. Haftada 40.000 çift yemeninin gönderildiği söylenmektedir. Çarşı esnafının toplantılarını yapabilmesi için çarşıda bulunan kahvehanenin önü geniş tutulmuştur. Esnafın toplu halde lonca dualarını burada etmesi nedeniyle buraya dua meydanı da denilmektedir. Çarşıda bulunan Arasta Kahvehanesi’nde kahveler közde pişirilerek Osmanlı Şerbeti ve sakız ile sunulmaktadır. Böylece bölgede yaşamış olan Osmanlı ve Rum halklarına ve kültürlerine saygı ifade edilmektedir.


 
DEMİRCİLER VE BAKIRCILAR ÇARŞISI
Demirciler ve Bakırcılar Çarşısı'nda, daha çok turistik amaçlı da olsa, demirciler ve bakırcılar hala çalışmaktadır. Bu çarşıda antika ilginize bağlı olarak sini, tepsi, ibrik, kazan, güğüm, alem ve diğer birçok hediyelik eşyayı satın alabilirsiniz. 18 yüzyıldan günümüze miras kalan bu çarşıda ilk günlerdeki sadelik ve doğallık hala gözlenebilmektedir.


 
HIDIRLIK TEPESİ
Türklerin Safranbolu yöresine ilk geldikleri zamanda konuşlandıkları yer olan Hıdırlık Tepesi, Türkiye'deki en büyük açık namazgâhlardan biri olarak da bilinmektedir. Kurak zamanlarda yağmur duası ve hıdrellez kutlamaları da bu mekânda yapılmıştır. Safranbolu evlerinin genel yapısını, birbirleri ile olan konumlanmalarını ve şehrin genel yerleşimini buradan rahatlıkla görebilirsiniz. Yamaçlar üzerine yayılan Safranbolu evlerinin hiçbirinin diğerinin güneşini ve görüşünü engellemediğini ve evlerin pencerelerinin bir diğer eve bakmadığını, böylece mahremiyete verilen önemi bu seyir tepesinde açıkça görebilirsiniz. Tepe üzerinde Hasan ve Hıdır Paşalara ait iki türbe ve Kurtuluş Savaşı'nda ve sonrasında Safranbolu'ya önemli hizmetleri bulunan Dr. Ali Yaver Ataman'ın anıt mezarı bulunmaktadır.
 
LÜTFİYE CAMİİ
Sadece Safranbolu'nun değil hem Türkiye'de hem de dünyada çok ilginç bir yapı olduğunu düşünüyorum. Lütfiye Cami, Akçasu Deresi üzerine derenin dar olduğu bir bölümde kurulmuş olup bölgedeki arazinin ne kadar iyi değerlendirildiğinin bir göstergesi olmaktadır.. 1878 yılında zorlu bir hac yolculuğundan dönen Muslubeyoğlu Hüseyin Hüsnü Efendi tarafından yaptırılmış ve hac yolculuğunu tamamlamasını ve evine dönüşünü Allah'ın bir lütfu olarak yorumlaması nedeni ile Hacı Hüseyin Hüsnü Efendi tarafından Lütfiye Camii olarak adlandırılmıştır. Kaçak Camii olarak da adlandırılmasının nedeni olarak cami yakınlarında bulunan bir çeşmenin suyunun, muhtemelen kurak geçen yıllarda, kesilerek sonra yine akmaya başlaması nedeniyle “kaçak su” anlamında verildiği söylenmektedir.
 
TABAKHANE CAMİİ
Safranbolu'nun uç mahallerinden birinde bulunan tabakhanede çalışan işçilerin namazlarını kılmaları amacıyla inşa edilen bu camini oldukça ilginç bir hikâyesi bulunmaktadır. Tabakane işçileri işleri gereği yoğun ve rahatsız edici kokular yaydıklarından diğer camilere giderek halkı rahatsız etmemek için bu camiyi inşa etmişler ve bu durumu bilmeyen yabancıların da bu camiyi görüp girmelerini engellemek için minaresiz olarak yapmışlardır. Tabakhane tesislerinin birçok bölümü henüz restore edilmediğinden cami dışında, sadece yıkama havuzları belirgin bir şekilde görülmektedir.
 
KAYMAKAMLAR EVİ
Safranbolu'nun merkezinde hala ilk günkü özelliklerini koruyan birçok konağın en önemlilerinden biri Kaymakamlar Evi'dir. Sahibi Hacı Mehmet Efendi'nin Yarbay rütbesi ile Safranbolu Kışlası komutanı olması nedeniyle bu rütbenin halk arasındaki karşılığı Kaim-Makam kelimesinden, türeyen “kaymakamlık” kelimesi ile anılmaktadır. 1979 yılında restore edilerek bir süre eğitim merkezi olarak kullanılmış daha sonra düzenlenerek müze haline getirilmiştir. Kaymakamlar Evi veya Müzesi Safranbolu Evleri'nin en tipik örneğidir. Giriş katı “yaşam alanı” olarak adlandırılmakta ve hane halkının günlük yaşamı bu bölgede geçmektedir. Bu katta ayrıca hayvanların barındırıldığı ahır kısmı da bulunmaktadır. Üç katlı olan Kaymakamlar Evi'nin ikinci ve üçüncü katlarında hane halkının barınması için on adet oda, tuvaletler ve mutfak bulunmaktadır. Tüm Safranbolu evleri gibi Kaymakamlar Evi de tamamen günlük ihtiyaçlara göre inşa edilmiş ve haremlik ve selamlık, mahremiyet ve ortak paylaşım alanları titizlikle düşünülmüştür. Evin korunması amacıyla ziyaretçilerin galoş kullanması istenmektedir. Ev içinde sergilenen eşyalar arasında orijinal olarak korunan ve yüzyılı aşkın yaşlara sahip kıyafetler de bulunmaktadır.
 
SAFRANBOLU ŞEHİR MÜZESİ
Safranbolu'da mutlaka görülmesi gereken yerlerden birinin Şehir Müzesi olduğunu düşünüyorum. Safranbolu Hükümet Binası olarak uzun yıllar kullanılan bu bina geçirdiği bir yangından sonra restore edilerek müze haline getirilmiş ve Safranbolu'nun etnografik ve günlük yaşamına dair birçok değerli mirası ziyaretçilere sunmaktadır. Müzede bana göre en büyük sürpriz şu ana kadar görmüş olduğum en geniş envantere sahip bir bilgisayar sergisinin de bulunması. Türkiye'nin bilgisayar alanındaki teknolojik gelişimini çok rahatlıkla görebileceğiniz gibi sergi salonunda bilgisayar dünyasını konu edinen birçok ilginç ve muzip deyimlere de rastlayabilirsiniz. Diğer sergi alanlarında, Safranbolu'nun sosyal yaşantısında önemli yer alan ilk eczanesi Şifa Eczanesi, şekerci Hidayet Sezer'in şekerci dükkânı, semerciler, ayakkabı ve yemenici dükkânları, mankenlerle tasvir edilmiştir. Binanın uzun bir süre hükümet konağı olarak kullanılması nedeniyle müzede Safranbolu'ya ait birçok tarihi ve sosyolojik bilgi de fotoğraflar eşliğinde ziyaretçilere sunulmaktadır.


 
KAZAN SOFRASI
Safranbolu genel olarak lokum ve şekerlemesiyle tanınsa da Safranbolu'da tadabileceğiniz birçok yerel lezzet bulunmaktadır. Bunları en iyi şekilde bulacağınız yerlerden birisi de Nebile Hanım'ın işlettiği Kazan Sofrası'dır. Nebile Hanım sunduğu tatlar ve hizmetle birçok kez övgü almış, listeler girmiş ve pek çok defa da ilgili dergi ve televizyonlara röportaj vermiştir. Menüsünde yer alan yemeklerin tamamı yerel ürünlerle ve el emeğiyle üretilerek sunulmaktadır. Safranbolu'da atlanılmaması gereken bir yer olduğunu düşünüyorum.


 
MENCİLİS MAĞARASI
Safranbolu merkezine yaklaşık 8 km mesafede bulunan Mencilis Mağarası, Bulak köyü sınırları içerisinde yer alması nedeni ile Bulak Mağarası diye de anılır. Uzunluğu 6 km civarındadır ancak yalnızca ilk 400 metresi ziyaretçilere açıktır. Mağaranın daha ileri bölümleri ilerlemenin profesyonel mağaracılık teknikleri gerektirdiği ve mağaranın içinde bulunan su kaynaklarının korunması amacıyla ziyarete kapalıdır. Mağaraya ulaşım için ziyaretçiler kendi araçlarını kullanabilecekleri gibi özel Safranbolu’dan hareket eden minibüsler de kullanılabilir. Mağara civarında günlük yürüyüşler için uygun patikalar mevcuttur. Mencilis Mağarası yaşayan bir mağara olup halen oluşumunu sürdürmektedir. Mevsimsel yağışların getirdiği yağmur suları mağaranın içerisine sızarak sarkıt ve dikitlerin oluşumuna katkıda bulunmaktadır. İçeride çok az sayıda yarasa mevcuttur. Mağaranın giriş galerisine ulaştıktan sonra mağara tüm güzelliklerini gözler önüne sermekte ve ziyaretçilerini hayran bırakmaktadır. Mağara içerisinde ziyaretçilerin rahatça yürüyebilmesi ve tehlikeleri azalmak için iskeleler yardımıyla yürüyüş yolları yapılmış ve aydınlatılmıştır. Yıl boyunca içerideki sıcaklık 15 derece olduğundan zaman zaman korunak olarak da kullanıldığı bilinmektedir. Mağaranın girişi biraz yukarıda olduğundan uzun bir merdiven dizisini çıkmaya hazır olun fakat buna kesinlikle değecektir. 400 metreye ulaştıktan sonra geri dönerek yine aynı yoldan mağaradan çıkılıyor. Çıkışta mağaradan alınan su ile yapılan çayı tatmayı sakın unutmayın.


 
İNCEKAYA SU KEMERİ
Safranbolu'ya su temini için Sadrazam İzzet Paşa tarafından yaptırılan bu su kemeri adını İncekaya Köyü'nden almaktadır. Yapıldığı dönemde Safranbolu'nun su ihtiyacının önemli bir bölümünü 7 km mesafeden karşılamıştır. En önemli mimari özelliği suyun akışını yavaşlatmak amacıyla zikzaklı olarak yapılmasıdır. Bir ana kemerin dışında beş küçük kemere sahip yapı böylece rüzgâr yüklerine karşı korunmaya alınmıştır. 116 metrelik uzunluğu ile Tokatlı Kanyonu'nun iki yakasını birleştirmektedir. Önceleri kemer üzerinde yürünmesine izin verilmesine rağmen bugün güvenlik nedeniyle ziyaretçilerin kemer üzerine çıkmalarına izin verilmemektedir.


 
TOKATLI KANYONU
Safranbolu kanyonlar açısından da oldukça zengin bir şehir. Bu kanyonların en önemlilerinden biri de İncesu Kemeri'nin altından uzanan Tokatlı Kanyonu'dur. Tokatlı Kanyonu içindeki patikalar Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenerek ziyaretçilere açılmıştır. Kanyon içerisinde 3,5 km boyunca ilerleyerek Safranbolu'da merkezindeki Eski Çarşı yakınlarına ulaşmak mümkündür. Patikalarda ilerlerken yabanıl hayata dair birçok güzelliği de görmek mümkün. Fotografçılar için eşsiz bir mekânlardan biri bence. Dilerseniz kanyon içerisinde atlarla tur da yapabilirsiniz.


 
SEYİR TERASI (KRİSTAL TERAS)
Tokatlı Kanyonu'nun üzerindeki bir yamaçta kurulan ve kanyonun tüm güzelliklerin ayaklarınızın altına seren teras da size çok çok farklı bir deneyim kazandıracaktır. Zemini camdan yapılan bu terasta yürürken 75 metre yükseklikte kanyon üzerinde uçuyor hissine kapılacaksınız, yükseklik korkunuz olsa da mutlaka bu noktayı ziyaret etmenizi öneriyorum. Kristal Teras'taki restoranda kahvaltı ve yemek seçenekleriyle bu bölgede şehrin gürültüsünden uzakta muhteşem bir hafta sonu geçirebilirsiniz.
 
YÖRÜK KÖYÜ
Şehir Müzesi'nden sonra en büyük sürprizi yaşadığım yer ise Yörük köyü oldu. Yörük köyü, merkeze 11 km uzaklıkta Osmanlı İmparatorluğu döneminde konar-göçer Yörük aşiretlerinin yerleşik düzene zorlanmaları ile kurulmuştur. Arazinin Safranbolu'ya göre düz olması nedeniyle evler bitişik düzende inşa edilmiş olup hepsinin bahçeleri vardır. Diğer Türk köylerinin aksine köy kümelenme şeklinde değil, yol boyunca sıralanmışlardır. Köyün en eski evinin 450 yıllık olduğu söylenmektedir. Köy, Kültür Bakanlığı tarafından 1997 yılında gerçek bir Türk-Türkmen köyü olması nedeniyle koruma altına alınmıştır. Köyün meydanı sayılabilecek bir alanda dünyaca ünlü opera sanatçımız Leyla Gencer'in ( Ayşe Leyla Çeyrekgil)  Yörük köyündeki kökeni nedeniyle bir büstü yer almaktadır. Yörük köyündeki çamaşırhane düzenlenerek yine ziyaretçilere açılmıştır. Bu çamaşırhane köydeki sosyal paylaşımın bir örneği olarak birçok belgesele de konu olmuştur. Eğer köyü ziyaret ederseniz meydandaki köy kahvesinde mutlaka ve mutlaka enfes ayık ayranı ile birlikte sunulan otlu-peynirli “bükme”yi de tadın. Köyde, birkaç ev tüm doğallığıyla ziyaretçilere açıktır. Burada tanışacağınız Yörük kültürü ve köy halkının dünyaya bakış açınızı değiştireceğine eminim.


 
KISACA...
Eğer bir gün Safranbolu'yu ziyaret ederseniz;
Cinci Han'ı ziyaret etmeden,
Hıdırlık Tepesi'nden kenti izlemeden,
Kent Müzesi'ne gidip, özellikle bilgisayar salonunu görmeden,
Yemeniciler Çarşısı'nı, Demirciler ve Bakırcılar Çarşısı'nı görmeden,
Yorulduğunuzda Arasta'da bir fincan kahve içerek dinlenmeden,
İlginç yapılarıyla Lütfiye (Kaçak) ve Tabakhane camilerini görmeden
Kaymakamlar Evi Müzesi'ne uğramadan
Kazan Sofrası'nda Nebile Hanım'ın eşsiz lezzetlerini tatmadan,
Mencilis Mağrası'na girmeden, mağara çıkışında mağara suyu ile yapılmış çayı tatmadan
Seyir terasından kanyonun tüm güzelliklerini görmeden,
Tokatlı Kanyonu'nda yürüyüş yapmadan,İncekaya Su Kemeri'ni incelemeden ve Yörük köyüne uğramadan bence ayrılmayın.

Etiketler

İlker AYDIN

Yazar Hakkında

İlker AYDIN

...bisikletli gezgin, Rosinante'siz olmaz :)