Şanlıurfa, Kültür ve İnançlar Diyarı

Şanlıurfa tabelasını gördüğümüzde saat 20:00 civarıydı. Tabii ki geceyi kaçırmamak için bir an önce otele yerleşmek ve ardından Şanlıurfa’nın meşhur sıra gecelerine katılmak istiyoruz. 
Şanlıurfa otelleri arasından özenle seçtiğimiz otel aslında çok merkezi, ancak sokaklar bir hayli labirentimsi. Haliyle oteli bulamıyoruz. Meydanda attığımız 2-3 tur sonrası oteli arayıp net adres istiyoruz. Telefonda “Biz adrese göre şuradan ilk sağdan döndük” derken gelen cevap bildiğin BKM mutfak. “Aaa niye döndünüz, dönmeseymişsiniz iyiydi”
 
Artık döndük yapacak bir şey yok. Döndüğümüz için yeni tarife göre yeniden ve yeniden döndük. Neyse ki sonunda oteli bulduk. Otelimiz oldukça merkezi ve çok şık.

 
Doğu geleneğinden olsa gerek her yer kadife, her yer altın varak ve her yer pullu…
 
Fazla vakit kaybetmeden otele girişimizi yaptığımız gibi çıkıyoruz dışarı. Gecikeceğimizi önceden bildirdiğimizden otel bizim adımıza yakın bir yerde sıra gecesine rezervasyon yapmıştı. Vardık Sıra gecesine.
 
Ne tür müzik ilginizi çeker bilmem ama biz sıra gecesine katılacağımız restoranda önce ayakkabıları çıkardık. Geçtik bir yer sofrasının önüne çömdük. Sipariş vermeyi bekliyoruz, açız da yani, saatlerdir yoldayız.
 
Ama ya mide açlığından ya da bu açlıkla bu müzik eşleşmediğinden, attık kendimizi terasa. Ne varsa getirin açız dedik. Zaten biz demesek de yapacaklarmış, usuldenmiş.
 
O ayran, o içli köfte, o fındık lahmacun, offf o kebaplar… inanın müziği bile unutturdu.
 
Bol bol yemek yedik. Akşam otele dönerken dedik ki, hadi 2 bira alalım, odada balkonda manzaralı manzaralı içeriz. Ne mümkün! Bu arada şunu da belirtmem gerek içki yasağı daha gelmemiş ve saat 22:00’ı geçmemiş… Yapılacak bir şey yok. Doğruca otel, duş ve sonraki güne hazırlık.
 
Evet erken yattık ya, erken de kalktık. Otelin avlusunda aldığımız kahvaltı sonrası ilk rotamız Balıklı Göl.

 
Urfa’nın merkezinde yer alan Aynzeliha ve Halil’ür-Rahman Gölleri olarak da bilinen Balıklı Göl Hz. İbrahim’in ateşe atıldığında düştüğü yer olarak biliniyor. Rızvaniye Camii’nin önünde yer alan Balıklı göl, 150 metre uzunluğunda ve 30 metre genişliğinde. Derinliği ise 3-5 metre arasında değişiyor.
 
Hikayeye göre, Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye, tek tanrı fikrini savunmaya ve yaymaya çalışınca, Nemrut tarafından günümüzde kalenin bulunduğu tepeden ateşe atılmış.

 
Ancak bu sırada Allah tarafından ateşe “Eyyy ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol” diye buyurulmuş. Bu emir üzerine ateş suya, odunlar da balığa dönüşmüş. Bunun üzerine Hz. İbrahim de bir gül bahçesinin içerisine düşmüş. Hz. İbrahim’in düştüğü yer günümüzdeki Halil-ür Rehman gölü imiş. Yine hikayeye göre Nemrut’un kızı olan Zeliha da İbrahim’e inanırmış. O yüzden İbrahim’in peşinden o da ateşe atlamış. Onun düştüğü yerde de günümüzde Aynzeliha gölü bulunuyormuş. Bu nedenle gölün içindeki sazan türü balıklar kutsal kabul ediliyormuş.

 
Balıklı göl’ün kuzey kenarında bulunan cami, 1717 senesinde Rakka Valisi Rıdvan Ahmet Paşa tarafından yaptırılmış. Dikdörtgen yapılı olan caminin üç kubbesi var. Caminin en etkileyici yeri giriş kapısındaki kündekari tekniği ile yapılmış olan süslemeleri.
 
Yine burada bir de 17.yy’a tarihlenen Şazeli Ali Dede’nin türbesini görüyoruz. Türbeyi ziyaret edenlerin sayısı ise azımsanamayacak kadar çok.

 
Balıklı göl civarında yer alan Mevlid-i Halil Mağarası ise Hz. İbrahim Peygamberin doğduğuna inanılan yer. Bu nedenle de halk mağaradan çıkan suyun zemzemden sonra en şifalı su olduğuna inanıyor.
 
Balıklı göl çevresinde ufak hediyelik eşya satan bir iki dükkanda bulunuyor.

 
Göl ile aynı adı taşıyan Halil-ür Rahman Camii de hemen göl kenarında yer alıyor. Halk arasında Döşeme Camii ya da Makam Camii olarak da bilinen camii Selahattin Eyyubi’nin Yeğeni El Melik’ül Eşref Muzafferüddin Musa tarafından 1211–1212 yıllarında yaptırılmış. Bu caminin özelliği ise Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde bahsinin geçiyor olması. Ancak seyahatnamede bu camiden İbrahim Halil Tekkesi olarak bahsedilmiş.

 
Bölgedeki bir diğer önemli camii ise 15.yy’nin ikinci yarısında Şeyh Abdurrahman oğlu Hacı Yakub tarafından yaptırılmış olan Hasan Paşa Camiidir.
 
Ardından M.Ö. 9500 yıllarına ait neolitik bir yerleşim höyüğü üzerine kurulduğu tahmin edilen meşhur Şanlıurfa kalesini görüyoruz. Kalenin üç tarafı derin hendek ile çevrili. 11.500 senelik Balıklı göl heykeli de burada çıkartılmış ve Şanlıurfa Müzesinde sergileniyor.

 
Kentte görülmesi gereken en önemli müze 74.000 eserin sergilendiği ve Türkiye’nin 5. büyük müzesi olan Şanlıurfa arkeoloji müzesidir. Günümüzden 11.500 yıl öncesine ait eserleri de bu müzede görmek mümkündür.
 
Bunun dışında 1903 senesinde inşa edilmiş olan Mahmud Nedim Konağı da gezilebilir. Bu konak günümüzde Şanlıurfa Kurtuluş Müzesi olarak hizmet veriyor ve Kurtuluş savaşı dönemindeki Urfa’yı anlatıyor.
 
Cumhuriyet tarihine, milli mücadelede “Kendi Kendini Kurtaran Şehir” olarak geçen Urfa, 1984 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “Şanlı” unvanına layık görülmüş ve adı Şanlıurfa olarak değiştirilmiştir.
 
Kentte çok sayıda dini mekan var. Bunların en önemlileri zaten Balıklı göl çevresinde. Ancak bunun yanı sıra Fırfırlı Camii olarak da bilinen Oniki Havari Kilisesi görülebilir. Önceleri kilise olarak inşa edilen yapı, 1956 yılında camiye çevrilmiştir. Benzer dönüşümü yaşayan bir diğer yapı ise Selahaddin Eyyubi Camii olarak bilinen Aziz Johannes Prodromos Addai Kilisesi.
 
Diğer dini mekanlar ise Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi, Mevlevihane Cami, Nimetullah Camii, Ulu Cami ve merkeze yaklaşık 10 kilometre mesafedeki Yakup Manastırıdır.
 
Balıklı göl’ün yanı başındaki Edessa Kenti’nde ise erken Roma dönemine ait mağara mezarlar yer alır. Bu mağaralarda kayaya oyulmuş Süryanice ve Grekçe yazılar, rölyefler ve çok sayıda mozaik bulunmuştur.

 
MÖ. 3400 yılına ait dünyanın en eski mozaiği bu bölgedeki Hasek Höyük’te bulunmuştur. Bu nedenle mozaik tarihinin Şanlıurfa’da başladığı düşünülmektedir. Ancak bu mozaiklerin henüz pek azı gün yüzüne çıkartılmıştır. Bu antik kent içinde yer alan Haleplibahçe’deki mozaikler mutlaka görülmelidir. 2005 senesinde buraya temalı bir park yapılmak isteniyor. Ancak alt yapı çalışmaları sırasında burada 5. Yüzyıla tarihlenen hamamlar ve mozaikler bulunuyor. Ardından bölge Haleplibahçe mozaik alanı olarak açılıyor. Buradaki mozaiklerde 1 metrekarede 5.000 kadar parça kullanıldığı için dünyanın en ince işçilikli mozaikleri arasında gösteriliyor. Bu nedenle Şanlıurfa bir ünvanı daha hakkediyor: “Mozaikler Kenti”
 
Çok güzel park ve bahçe düzenlemelerine sahip olan kentte, biraz da tarihi sokakları keşif zamanı.

 
Şanlıurfa’nın labirentimsi sokakları bizi bir hayli zorladı. 3 gün kaldık. Ama her gün otele dönerken kaybolduk. İlk gün oteli ararken kaybolduğumuzda, bizi alan otel görevlisi “üzülmeyin Urfa böyle, ben doğma büyüme buralıyım. Hala otele gelirken yolu şaşırıyorum” dediğinde içimde “Yok artık” hissiyatı gelişse de şimdi o çocuğu daha iyi anlıyorum.
 
Her sokak, her bina, her konak mimari açıdan birbirine uyumlu. Bu tarihi sokaklardan en önemlileri ve ilgi çekici olanları ise şöyle; Arabi Camii Sokağı, At Pazarı Sokağı, Güllüoğlu Sokağı, Hüseyin Paşa Sokak, İrfaniye Sokak, Karanlık Kapı Sokak, Madenli Sokak, Yorgancı Sokak ve Zincirli Sokak. Bu sokakların çoğunda kabaltı denilen beşik tonoz örtülü geçitler yer alır.
 
Bir de bazı sokaklara daha doğrusu 5-15 metre uzunluğunda, 1,5 - 2,5 metre genişliğindeki çıkmaz sokaklara Tetirbe diyorlar ve bunlardan Şanlıurfa’da çok sayıda var. Bu çıkmaz sokaklar genelde orada oturan ailenin adı ile anılıyor.
 
Osmanlı Dönemine ait dört sokağa açılan en önemli meydan olan ellisekizz Meydanından bahsetmek lazım. Burası Osmanlı dönemine ait tarihi yapıların yoğunlaştığı önemli bir meydan.
 
Kentte çok sayıda han ve çarşı da bulunmakta. Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1563 yılında Urfa Sancakbeyi Halhallı Behram Paşa tarafından yaptırılmış olan Gümrük Han gezilebilir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde "Yetmiş Hanı" olarak geçen han aynı zamanda dış cephesinde kullanılan iki renkli kesme taşlardan dolayı “Alaca Han” olarak da biliniyor.
 
Buraya yakın konumdaki bir kapalı çarşı olan Sipahi Pazarı, Bedesten olarak da anılan Kazzaz pazarı ve Hüsniye çarşıları olarak anılan Bakırcılar çarşısı görülmeye değerdir.

 
Peki Şanlıurfa’dan ne alıcaz? Tabii ki kırmızı pul biber ilk sırada, sonra mırra, sonra şamfıstığı ve tabii ki el yapımı bakır ürünler.
 İnsanlık tarihinde büyük önem taşıyan kent sadece merkezindeki değil çevresindeki yerleşimler ile de görülmeye değer. Özellikle dünyanın en eski kenti olan Göbeklitepe’nin gün yüzüne çıkması ile adını dünya basınına duyuran kent ziyaretçilerini bekliyor:)

Etiketler

TUĞÇE YILMAZ

Yazar Hakkında

TUĞÇE YILMAZ

 Yaklaşık 15 sene Medya satın alma ve Planlama sektöründe çok uluslu şirketler ile çalıştıktan sonra kendi tutkusu olan gezi ve seyahate yönelerek Gezimanya.com’u kurmuştur.1997 - 1999 İstanbul Üni