Gemiyle 23 Günlük Transatlantik Turu

Bu seferki, önceki mavi yolculuklarımızdan farklı olarak hem kıtalararası hem de uzun bir yolculuk oldu. Aylar önce annem ve teyzemle kaydolduğumuz bu seyahate çıkmadan önce bazı tereddütlerim vardı. Örneğin, çalışma düzenimi yaklaşık bir aylık tatile göre nasıl ayarlayacaktım? Bu süre zarfında sıkılmayacak mıydım? Okyanusta üç gün peş peşe seyir halinde olduğumuz sırada ciddi bir sağlık sorunu ortaya çıkarsa ne yapacaktık? 

Ev-ofis çalışmanın verdiği esneklik burada işime yaradı elbette; bu uzun tatilin telafisi gezi öncesi ve sonrası iş yoğunluğunu arttırmak suretiyle zor da olsa bir şekilde sağlandı. Sıkılma konusuna gelirsek: Gezi günlerinin yoğunluğu ve yorgunluğu ile okyanusta seyir halinde olduğumuz günlerde gemi içi etkinliklerin fazlalığı göz önünde bulundurulunca sıkılmak bir yana her şeye yetişemediğinizi fark ediyor ve kaçırdığınız etkinlikler için üzülüyorsunuz bile.

Ve sağlık… Yolculuk öncesi vitaminden antibiyotiğe, yara bandından göz damlasına kadar ihtiyaç duyabileceğimiz bilimum tedariği sağladığım için içim biraz olsun rahattı. Gemide tabii ki revir de mevcut. Sonra beni rahatlatan en büyük unsur ne oldu biliyor musunuz? Gemideki yaş ortalaması. Evet. Yaklaşık 1000 kişilik personel harici yüzdeye vurduğumuzda, 3500 yolcunun yaş ortalaması en iyimser haliyle 60 civarında olsa gerekti. Dolayısıyla gece bire kadar içip eğlenen 70’lik, 80’lik hanım teyzelerin ve bey amcaların bulunduğu bir gemide 26 yaşındaki benim dert edeceğim son şey bu olmalıydı. Hatta utanmalıydım bu evhamlı ve paranoyakça düşüncelerimden! Çünkü etrafım hayata sıkı sıkı sarılan ve yaşamın sırrını çoktan keşfetmiş insanlarla çevriliyken bana da onları izleyip gördüklerimden feyzalmak düşüyordu. Nitekim öyle de oldu, özellikle Arjantinlilere ve genel olarak Latin Amerika halkına hayranlığım bin kat arttı. 

Şimdi lafı daha fazla uzatmadan gemi ve güzergâhımızla ilgili birkaç genel bilgi vereceğim. Uğradığımız rotalarla ilgili bilgiler sonraki yazılara…
                  

Dediğim gibi 23 günlük bir tur programından söz ediyoruz. Ancak bunun 22 günü gemide, 1 günü de Buenos Aires’te otel konaklaması olarak düzenlenmiş.

6 Kasım’da Antalya-İstanbul-Venedik arası yolculuğumuz havada geçiyor. Uçağımız Venedik’e iniş yapar yapmaz otobüs transferiyle limana ulaşıp gemimize kolaylıkla giriş yapıyoruz ve yolculuğumuz resmi olarak başlıyor. Rotamızdaki ülke ve şehirler sırasıyla şu şekilde: Venedik (İtalya), Bari (İtalya), Valletta (Malta), Malaga (İspanya), Cadiz (İspanya), Kazablanka (Fas), Mindelo (Yeşil Burun Adaları), Recife (Brezilya), Salvador(Brezilya), Rio de Janeiro (Brezilya), Buenos Aires(Arjantin).

Geri kalan 11 gün ise okyanusta seyir halinde geçirdiğimiz günler. Bu arada yolculuğun başlangıcından birkaç gün sonra kötü hava şartları nedeniyle gemimiz  Malta’daki La Valletta şehrine yanaşamadığından bir rota değişikliği oldu ve o günü denizde geçirip ertesi gün Palma de Mallorca’ya (İspanya) demir attık. Ancak her ne kadar güney yarım kürede yaz mevsimi olduğunu bilsek de asıl endişe ettiğimiz, Atlas Okyanusu'nu atlayıp Amerika kıtasına geçiş süreci en rahatı oldu.

Gemi yolculuklarında en şikayetçi olduğum konu zamanın kısıtlılığı. O yüzden bu turlara tadımlık yakıştırması cuk oturuyor. Böylelikle gittiğiniz yerleri az da olsa tanımış oluyor ve sonrasında tur programına bağlı kalmadan bireysel olarak kendiniz veya yoldaş(lar)ınızla daha esnek ve doyumluk gezi programları yapabiliyorsunuz. Tabii turist ve gezgini birbirinden ayırmak gerek. Böyle bir gezide turistsiniz, nokta. Ancak turist olmanın, hele ki gemi yolcusu olmanın da keyifli yanları var. Örneğin sabah akşam düzenlenen, eski bir Çin savaş sanatı olan Tai-Chi dersleri; gün içinde çeşitli yer ve saatlerde düzenlenen Tango, Samba, Çaça, Vals, Baçata, Merenge, Zumba vs. dans dersleri; yaratıcılık, el işi atölyeleri; bilgi yarışmaları; karikatürlerinizi yaptırabileceğiniz sanat köşeleri; tenis, basketbol, masa tenisi, golf oynayabileceğiniz spor alanları ve fitness salonu; akşamları tiyatro salonunda düzenlenen, müzikal, akrobasi, opera gösterileri; film ve belgesel gösterimleri; uğranacak liman ve şehirlerle ilgili gemi personelinin verdiği bilgilendirici sunumlar; yabancı dil dersleri ve dahası, gemide turist olmanın sunduğu avantajlardan birkaçı.

Ayrıca 10 Kasım'da rehberlerimiz Sinan Özen ve Ali Cömertpay'ın organizasyonuyla Türk grubuna tahsis edilen salonda dağıtılan Atatürk rozetleriyle birlikte saat 09.05'te Ata'ya saygı duruşu ve İstiklâl marşının ardından Sarı Zeybek belgesel gösterimi de unutulmazlar arasındaydı. 

Gemi içi aktiviteler ve akşamları düzenlenen programlar da bir haftalık veya on günlük gemi turlarına göre farklılıklar gösteriyor. Örneğin sürekli personel dışında bazı ünlü ses sanatçıları bir veya birkaç günlüğüne gemide misafir edilirken yolculara da sürpriz eğlence imkânları sunuluyor. Yolculuğun uzunluğuyla bağlantılı olarak bu kez 4 kokteyl / gala gecemiz oldu. Hatta gemi içi aktivitelere katılanlara özel davetiye gönderilen son günkü “Enrichment Cocktail”i de dahil edersek 5 kokteyl gecesi diyebiliriz. Bunun dışında İtalyan gecesi, Tropikal ve 60’lar 70’ler 80’ler gecesi de geminin diğer akşam temalarındandı.
                 

Benim için bu yolculuğun önceki gemi seyahatlerinden bir diğer farkı da Ekvator’u geçmiş olmaktı. Geminin buna özel bir etkinliği olduğunu ise tam o gün, yani 20 Kasım’da öğrendim: Neptün Partisi. Meğer Denizler Tanrısı Neptün, Atlas Okyanusu’nu geçen tüm cesur denizcileri (!) kutsayacakmış da haberimiz yokmuş. Üstelik bir de Ekvator’u geçtiğimize dair sertifika alacakmışız. Aman yarabbi! 
Neptün Partisi’ne katılmak gibi bir planım yoktu. Gemide havuza girmek adetim olmadığı gibi bir de yüzümü gözümü boyatıp tören halinde yüzlerce kişi havuza girmeyi düşünemiyordum bile ama Arjantinli arkadaşın dolduruşuna gelmiştim bir kere. Hayatımın en rezil partisi olacağını bilmeden katıldığım bu parti en unutulmaz ve “iyi ki” dediğim bir anıya dönüştü. Yüzlerimizi ve vücutlarını rengârenk boyatan bir güruh olarak sırayla havuz başına indik. Burada Neptün kılığına soktukları asalı bir ihtiyar ve kaptanımız Francesco Di Palma’nın liderliğinde iğrençlikler silsilesi başladı. Öncelikle teker teker başımızdan aşağı kepçelerle beyaz şarap döküldü, ardından yüzümüze gözümüze çiğ kalamarlar sürüldü, peşi sıra havuzun sığ sularına çömdük ve beklemeye koyulduk törenin geri kalanını. Sonrasında başımızdan aşağı salça sosları döküldü ve Neptün’e "tamam mı, devam mı?" sorusu üzerine rezillikler silsilesi tam gaz devam etti. Sırayla süt kreması, un ve kakao sonunda Neptün ikna oldu ve nihayet kutsandık(!) Ancak rezillik bitmemişti çünkü onca kişi bir de o pislik içinde havuza atlayacaktık, sonrasında da dans… 

                      

Gemide 1200 yolcu Arjantinliydi. Dolayısıyla her akşam bandoneon, gitar ve piyano üçlüsünün icra ettikleri tango müziğine, Arjantin Tango dans gösterilerine ve Latin danslarına doyduk diyeceğim ama yok, doyamadık. 

Bu kadar uzun süre aynı ortamda kasaba halinde dolaşınca 40 milletten insanla ister istemez dost akraba oluyorsunuz. Öyle ki, ayrılırken hüzün çöküyor, gemi personeliyle sonraki yolculuklarda yeniden görüşme ümidiyle ayrılıyorsunuz; gemide edindiğiniz dostlarla iletişim bilgilerinizi değiş tokuş ediyorsunuz ve hatta evlerinize davet ediyorsunuz büyük bir samimiyetle. Örneğin İrlanda’daki Ita ve Patrick beni en yakın zamanda yanlarına bekliyorlar, Latin Amerika’ya yeniden gitmeyi düşünürsem kapısını çalabileceğim dostlarım oldu. İtalya’nın Bergamo şehrinde yaşayan Joe ve Federica’nın yeri ise bambaşka. Bence bu müthiş bir şey. Edinilen dostluklar ve deneyimler, paha biçilemez. 
                          

İşte, yolculuk öncesi endişelerimi boşa çıkaran ve sorumluluklar olmasa en az 23 gün daha uzatmak isteyeceğim bir yolculuğu geride bıraktık. Gerçek hayata uyum sağlamaya çalışırken yaşadıklarımı ve gördüklerimi yazıya aktarma süreci bile yüzümde bir tebessüm bırakabiliyorsa ne mutlu. Sonraki yazılarda kalemimin yettiğince bu yolculuk sırasında farklı kıta ve şehirlerde gördüklerimi, tanıdıklarımı, yaşadıklarımı paylaşacağım. Daha nice birbirinden güzel yolculuklara…
 

Tuğçe Kayıtmaz

Yazar Hakkında

Tuğçe Kayıtmaz

Mesleğine tutkun bir garip tercüman. Hayatın anlamını "oku, ye, gez" olarak görüyor. Görselleştirmeye olan sevdasını fotograf çekerek ve bir miktar çiziktirerek dışa vuruyor.