Google+

Arama formu

Köln Gezilecek Yerler

Köln Gezilecek Yerler

Köln şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Otel yerine ev kiralamak isterseniz Cologne Homestay, SinueSsa, maritimes Zimmer güzel bir seçim olacaktır. Bunlardan en iyileri All Inn Apartment Cologne, BB dänisch/deutsch, Appartement Deutz/Messe 81. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Godorfer Mühle, Stadthotel am Römerturm, Hotel Pilar Garni gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz SMARTY Cologne City Center, a&o Köln Neumarkt, a&o Köln Hauptbahnhof tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Köln aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

 

Köklü bir geçmişe sahip olan Köln şehri, Ren Nehri'nin kendisine kattığı güzelliğin yanı sıra pek çok tarihi yapısı, müzeleri ve sanat galerileri ile de ziyaretçilerini büyülüyor. Çocuklarla birlikte gidilebilecek Çikolata Müzesi ve Köln Hayvanat Bahçesi ise farklı zevklere hitap ediyor.

Köln Katedrali

Köln Katedrali

Köln şehir merkezinde, görülmemesi imkansız büyüklükte bir tarihi yapıdır Köln Katedrali. Orijinal adı “Kölner Dom”dur. Hristiyanlığın Katolik mezhebi için açılmış olan bir ibadethane olan Köln Katedrali’nin yapımına 1248 yılında yapımına başlanmıştır. Ancak 1473 yılında ara verilmiştir. Ve ne yazık ki, yüzyıllar boyunca maddi sıkıntılardan dolayı ve eldeki diğer imkansızlıklardan ötürü “bitirilemeyen inşaat” olarak nam salmıştır.

19. yüzyılda tekrar yapımına devam edilen katedralin tamamlanması toplamda 632 yıl sürmüştür. 1880 yılında hizmete açılabilmiştir. İnşaatın yapım fikri ise daha 7. yüzyılda ortaya atılmıştır. Daha o zamandan iki kulenin uzunluğunun 157 metre olacağı belirlenmiş ve planı çizilmiştir.

Gotik tarzda inşa edilen Köln Katedrali, 7000 metrekarelik bir alanda yer almaktadır. Çift kuleli katedralin yüksekliği ise 157 metreyi bulmaktadır. Sadece Köln’ün değil, Kuzey Avrupa’nın da en büyük Gotik kilisesidir. 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası Sit Alanı olarak kabul edilmiştir. 

Papa XVI. Benedictus, 2005 yılında düzenlenen Dünya Katolik Gençleri Günü dolayısıyla Köln’e gidip, milyonlarca insana Köln’ün Hıristiyan alemi için hâlâ kutsal bir şehir (Sancta Colonia-Kutsal Köln) olduğunu, bunda da yüzyıllardan bu yana kemikleri bu katedralde olan Üç Kutsal Kral’ın etkisinin olduğunu anlatmıştır.

Hem Köln’ü ziyaret edenler hem de yerel halk için önemli bir yere sahip olan Köln Katedrali’ni günde ortalama 20 bin kişi ziyaret etmektedir.

Katedral, Köln Merkez Garı’nın hemen yanındadır ve ulaşımı çok kolaydır.
 

Çikolata Müzesi

Çikolata Müzesi

Eğer çikolataya meraklıysanız Köln’deki çikolata müzesine mutlaka uğramalısınız. Çünkü burası çikolata ile ilgili üretiminden tasarımına kadar her konuda fikir sahibi olabileceğiniz bir müze.

Ren Nehri kıyısında, Eski Şehir ile Rheinau limanının arasında kalan alanda yer alıyor Çikolata Müzesi. Ulaşımı da oldukça kolay. Köln Katedrali’nden Ren Nehri kıyısından güneye doğru yürüdüğünüzde karşınıza çıkan gemileri geçtiğinizde müze ile karşılaşacaksınız. Eğer otobüsle gitmeyi tercih edecekseniz merkez istasyondan 133 numaralı otobüsü kullanabilirsiniz.

Gelelim müzenin içinde neler göreceğinize...

Burada çikolata ile ilgili şeyleri sadece görmekle kalmayacak, onları hissedebilecek, koklayabilecek ve tabii ki tadabileceksiniz. Tüm bunlar için müzede dokuz farklı alan oluşturulmuş. Toplamda ise 4.000 metrekarelik bir alan kullanılıyor. Sergilerde Maya ve Aztekler’deki çikolata kültüründen günümüzde neler yapıldığına kadar her şey anlatılıyor. İlk durağınız, özel olarak hazırlanmış olan tropikal yeşil ev olacak. Burada kakaonun nasıl yetiştiğini ve ağaçları doğal ortamında görebileceksiniz. İkinci bölümde ise üretim sürecini temsili olarak anlatan figürler mevcut. Eğer siz de bu yapım sürecine dahil olmak isterseniz kurslara katılabiliyorsunuz.

Sonraki bölümlerde çikolata ve kakaonun 4000 yıllık tarihi hakkında bilgileri öğrenirken, üretim ve diğer süreçlerde kullanılan objeleri yakından inceleyebiliyorsunuz. Son bölümde ise 1800’lerden beri çikolata üzerine çalışan ve müzeyi 31 Ekim 1993’te açan kurucu Dr. Hans Imhoff (1922-2007) ve iş ortağı Lindt & Sprüngli hakkında bilgiler veriliyor.

Müze içinde yapılan turun son noktasını, litrelerce sıvı çikolatanın aktığı çikolata pınarı oluşturuyor. Her ziyaretçiye, çikolataya batırılmış bir gofret veriliyor.

Kolumba Müzesi

Kolumba Müzesi

Köln’deki St. Kolumba Kilisesi’nin kalıntıları üzerine inşa edilen Psikoposluk Kilisesi’nin yeni yapısı Kolumba Müzesi olarak 2007 yılında açıldı.
2003-2007 yılları arasında İsviçreli ünlü mimar, mimarlık ve müzik eleştirmeni Peter Zumthor’un tasarladığı yapı, Roma dönemine ait kalıntıların yanı sıra, savaş sırasında yıkılmış 19. yüzyıl kilisesinin de kalıntılarının bulunduğu bölgeye yapıldı. 

Bu yapı sayesinde Zumthor, 2009 Pritzker Mimarlık Ödülü'nün sahibi oldu. Eleştirmenlerce en son övülen projesi Almanya'daki Field Şapeli idi. Ancak jüri sadece bu binaları değil, "hem şaşırtıcı derecede modern hem de tarihin katmanlarını barındırarak tamamiyle huzura erdiren bir proje" olarak görülen Köln'deki Kolumba Müzesi'ni de belirleyici olarak görmüştü.

Kolumba Müzesi, hem St. Kolumba Kilisesi’nin kalıntılarının ziyaret edilebileceği hem de Gottfried Böhm'ün 1950'lerde bölgeye inşa ettiği oktagonal bir şapel biçiminde “Kalıntılar İçinde Meryem” adlı eseri ile birleşecek şekilde tasarlanmış. Açılmış olan yarışma ile bağlantılı olarak, kalıntıların içinde ayrıca Richard Serra’nın “Boğulmuş ve Korunmuş” adlı eseri de mevcut.

Müzede yağlıboya, çizim ve baskı eserler, heykeller, dekoratif sanat objeleri ve dini ikonalar görülebiliyor. Öne çıkan eserler ise 11. yüzyıldan kalma Hermann Ida Çarmıhı, Stefan Lochner’ın 1450 yılı öncesine ait “Madonna with the Violet”, Paul Thek’in 1969 yapımı “Shrine”, Jannis Kounellis’in 1975 tarihli “Tragedia çivile” eserleri olarak sayılabilir.

Müze, Kolumbastraße’de yer almaktadır ve Salı günleri kapalıdır.

Köln Hayvanat Bahçesi

Köln Hayvanat Bahçesi

Almanya’nın en eski hayvanat bahçelerinden biri olan Köln Hayvanat Bahçesi, 1860 yılında açıldı. Sadece İkinci Dünya Savaşı döneminde iki yıl kapalı kaldı. 
20 hektarlık alana sahip olan hayvanat bahçesinde 700 çeşitte yaklaşık 7000 adet hayvan yaşıyor. Burada sadece kara hayvanlarını değil, 1971 yılında eklenen dev akvaryum sayesinde su canlılarını da keşfetmek mümkün. Parka ayrıca 1985 yılında primat evi eklendi. Bu sayede burada cüce şempanzeleri, orangutanları, gorilleri ya da lemurları görmek mümkün.

2000 yılında ise eklenen yağmur ormanı bölümü eklendi. Burada envai çeşit kuşu gözlemlemek mümkün. Hayvanat bahçesinin son eklentisi ise çok büyük bir fil parkı oldu. Tüm bu alanlarda ziyaretçilerin hayvanlarla daha yakın temas kurulabilmesi için besleme alanları da kurulmuş. Ana girişinde ve yan kapısında yer alan hediyelik eşya mağazası ise özellikle çocukların çok ilgisini çekiyor. Köln Hayvanat Bahçesi’nde ayrıca yemek yiyip çay kahve içebileceğiniz mekanlar da mevcut.

Tüm yıl açık olan Köln Hayvanat Bahçesi’nde yıl boyunca çeşitli etkinlikler de düzenleniyor. Ayrıca önceden rezervasyon yaptırmak koşulu ile burada kamp yapmak da mümkün.

Şehrin merkezinde, Riehler Straße’de yer aldığından yürüyerek ulaşım mümkündür.

Köln Merkez Camii

Köln Merkez Camii

Her ne kadar yapım aşamasında, özellikle de büyüklüğü sebebi ile, pek çok sorun yaşanmış olsa da, Köln Merkez Camii Nisan 2015’te ibadete açılmıştır. Kentteki Müslümanların yoğun olarak yaşadığı semtlerden biri olan Ehrenfeld'de yer almaktadır. Osmanlı mimari özellikleri ile inşa edilen caminin cam duvarları ve kubbesi dikkat çekicidir. Cam fanustan olan kubbesi dışında 55’er metrelik yüksekliği ile ilginç yapıdaki minareleri en başta göze çarpmaktadır.
Diyanet İşleri Türk İslam Birliği'nin (DİTİB) yapımını üstlendiği Köln Merkez Camii, hem Almanya'nın en büyük camilerinden biri olması nedeniyle hem de sıra dışı mimarisi ile ilgi odağı olmaktadır.

Burası sadece bir cami değil, aynı zamanda bir kültür merkezidir. DİTİB Merkez Camii ve Kültür Merkezi, Almanya Müslümanlarının tamamına hitap edecek kapasite ve hedef ile inşa edilmiştir.

Yaklaşık 17.000 metrekare kapalı alan üzerine kurulan Köln DİTİB Merkez Camii ve Kültür Merkezi, külliye tarzında inşa edilmiştir ve bünyesinde cami, ofisler, akademi, seminer ve toplantı odaları, sergi salonu / müze, kütüphane, gençlik ve spor merkezi, misafirhane, televizyon ve radyo stüdyoları, konferans salonu, kapalı çarşı ve 150 araçlık otopark yer almaktadır.

Roma-Germen Müzesi

Roma-Germen Müzesi

Şehrin merkezinde, Köln Katedrali’nden yürüyerek birkaç dakika uzaklıkta yer alan Roma-Germen Müzesi, şehrin üzerine kurulduğu Roma yerleşimine ait arkeolojik eserlere ev sahipliği yapan önemli bir müzedir. Orijinal adı “Römisch-Germanisches Museum”dur.

Aslında 1946 yılında kurulan müze, 1974 yılından bu yana şimdiki binasında ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Bünyesindeki eserlerin tarihi paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Roma dönemine ait yerel üretim cam eserlerden oluşan dünyadaki en büyük koleksiyon Roma-Germen Müzesi’nde yer almaktadır.

Müzenin günümüzde bulunduğu binanın yapım aşaması da enteresandır. Burada 1941 yılında 3. yüzyıldan kalma bir villanın kalıntılarına rastlanılmıştır. Ana odasının zemininde ise Dionysus mozaiği bulunmuştur. Bu mozaik gerektiği gibi kolayca kaldırılamayacağı için, iki mimar Klaus Renner ve Heinz Röcke, müzenin tamamını bu mozaik çevresinde yerleşecek şekilde tasarlamıştır.

Pazartesi hariç haftanın her günü ziyaret edilebilen müzede Roma döneminden cam ve seramikler, Germen döneminden mücevherler ve anıt mezarlar mutlaka görülmesi gereken eserler arasında yer almaktadır.

Schnütgen Müzesi

Schnütgen Müzesi

Orijinal adı “Museum Schnütgen” olan Schnütgen Müzesi, Köln’ün ve Almanya’nın önemli koleksiyona sahip müzelerinden biridir. Hristiyan dinine ait, özellikle de Orta Çağ döneminden kalma pek çok önemli eser ve nesneyi koleksiyonunda barındırmaktadır.

Rahip olmasının yanı sıra aynı zamanda bir teolog olan Alexander Schnütgen’in (1843–1918) sahip olduğu koleksiyon, 1906 yılında şehre bağışlandı. Yıllar içerisinde bu koleksiyon geliştirilerek şimdiki haline ulaştırıldı. 2010 yılında açılan yeni binada sergilenen eserler, 13 bin adet eserin sadece %10’unu oluşturuyor. 1900 metrekarelik sergi alanında yaklaşık 2000 adet eser görülebiliyor. Binada ayrıca özel sergiler için 1300 metrekarelik bir alan da yer alıyor.
Koleksiyonun öne çıkan parçaları arasında, mimaride kemer ve lentoyla sınırlı yarı-daire veya üçgen dekoratifli kapı girişlerindeki duvar yüzeylerine verilen isim olan “tympanum” yer alıyor. Bu Romanesk stilindeki tympanum, St. Cecilia kilisesine ait. Bunun dışında pek çok ahşap çarmıh da görülebiliyor. Bunlar arasında öne çıkan ise 11. yüzyıldan kalmış ola St. George çarmıhıdır.

Cäcilienstraße’de yer alan müzede ilgililer için rehberli turlar da düzenleniyor. Pazartesi günleri kapalı olan müzeyi diğer günler sabah 10’dan akşam 6’ya kadar gezmek mümkün. 

Wallraf-Richartz Müzesi

Wallraf-Richartz Müzesi

Alman koleksiyonerler Franz Ferdinand Wallraf (1759 – 1824) ve Johann Heinrich Richartz’ın (1795 – 1861) yaşamları boyunca sakladıkları eserlerden oluşan bir koleksiyon ile açıldı Wallraf-Richartz Müzesi. Köln’deki üç büyük müzeden birisi olarak anılan Wallraf-Richartz Müzesi’nde Orta Çağ döneminden 20. yüzyılın ilk evresine kadar olan eserler görülebiliyor.

1861 yılında ilk binasında hizmet vermeye başlayan müze, 2001 yılında Köln Belediye Binası’nın yanındaki yeni yerine taşındı. Bina, Alman Mimar Oswald Mathias Ungers tarafından tasarlandı.

Dönemsel olarak farklı kişilerin koleksiyonlarının eklenmesiyle müzenin sahip olduğu değerler artmaya devam etti. 1946 yılında çağdaş sanat eserlerinin yer aldığı Haubrich koleksiyonu, 1976 yılında 20. yüzyıl eserlerini barındıran Ludwig Ailesi koleksiyonu ve 2001 yılında İsviçreli koleksiyoner Gérard Corboud’un empresyonist ve postempresyonist eserlerden oluşan koleksiyonu müze bünyesine eklendi.
 
Gotik, Rönesans, barok ve empresyonist akımlarına ait eserlerin sergilendiği müzede pek çok değerli eser mevcut. Gotik bölümde Stefan Lochner’in 1448 tarihli “Madonna in the Rose Bower” eseri dikkat çekiyor. Barok dönemden ise Rubens (Juno and Argus, 1610); Rembrandt (otoportre); Jordaens; Frans Snyders; van Dyck; Frans Hals; Gerard van Honthorst; Pieter de Hooch; Gerard de Lairesse; François Boucher; Nicolas de Largillierre; Jean-Honoré Fragonard; Marguerite Gérard ve Giambattista Pittoni’nin eserleri görülebiliyor.

Empresyonist bölümde Berthe Morisot’un 1881 tarihli “Kind zwischen Stockrosen” eseri önemli bir yere sahip.