Google+

ASLANLAR ŞEHRİ: LVİV (1)

352405 Eyl 2014Gezi Notu
Emre DoğandorEmre DoğandorBronz Yazar05 Eyl 201435240 Yorum

Her şey bir sene kadar önceden ayarlanmış, birkaç arkadaşımdan Avrupa’ya gideceğimize dair söz almıştım. Lakin evdeki hesap pek de çarşıya uymadı ve planı Rusya’ya çevirdik. Haziran ayının son haftasında pasaportumu çıkarttım, Temmuz ortasında biletimi aldım ve 11 Ağustos pazartesi günü sadık bir dostumla birlikte Sabiha Gökçen’den Lviv uçuşumuzu gerçekleştirdik. 6000 km’den uzun olan rotamızın böylelikle ilk etabına da başlamış olduk.

Akşam 16.00 sularında Lviv Danylo Halytskyi Havaalanı’na indik.

Lviv

 Paket turlarda kaçırılmaması gereken en güncel ve ekonomik kampanyalar şöyle: Bansko Kayak Turu – 1 Gece Bedava, Bansko Kayak Turu – Ücretsiz Kayak Eğitimi, Lapland Turu - Son dakika 200 Euro indirim, %25 indirimli Prag Turu, Sicilya & Malta Turu – Son dakika %5 indirim, Belgrad Turu - %25 indirim , Prag Turu 14 Şubat Özel – Son Dakika %5 İndirim

İndik inmesine ancak koca havaalanında bir tek uçağın olması beni biraz şaşırttı doğrusu. İçimde ufak bir tedirginlik vardı. Pek çok sınır geçmiş olmama rağmen burasının AB’ye benzemeyeceğini, Sovyetik düzenden hala birkaç şey kaldığını biliyordum ve de öyle de oldu. Tüm yabancı uyruklular olarak bir köşeye ayrıldık. Tabii o sırada diğer Türklerle muhabbet çeviriyorduk. Tam sohbet sarmaya başlamıştı ki gümrük memuru çekti aldı bizi aradan.

Üç gümrük polisiyle birlikte ufacık bir odaya geçtik. Bir yıldır planladığım tatil böyle başlamamalıydı kesinlikle. Sordular, soruşturdular. Dönüş biletimin olmadığını öğrendiklerinde daha çok soru sordular. Gezmeye geldiğimizi anlatıp; haritaları, otel rezervasyonunu, seyahat planını ve Euroları gösterdikten sonra inandılar diye düşündüm başta. Güzel yüzlü memure ablamız valizleri alın gelin dedi. Pasaportlar da elindeydi. Dedim herhalde paçayı kurtardık. Valizleri bir koşu aldık geldik. Bu sefer de başka iki polis, bir amir ve bir de narkotik köpeğiyle karşıladılar bizi. Meraklı bakışlar arasında başka bir odaya aldılar tek tek çantaları açtırdılar. Allah’ım Amerikan filmindeki Meksikalı kaçakçıları oynuyordum adeta. Yavaş yavaş tehlikeli bir şey taşıdığıma inanmaya bile başlamıştım. Bir gün öncesinde itinayla yerleştirdiğim çantam darma duman olmuştu. Yahu diyorum memur bey o gözler “empty” diyorum, açma diyorum ama nafile. Kendi aralarında konuşup gülüşüyorlar valizimi alt üst ederken. Hoşlarına gidiyor olsa gerek. Zaten yasaklı bir madde olsa köpek bulurdu.

Lviv şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Apartament Feel Good, Appartment Arkadiya, Queens Apartments 1. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Apartment Miskevycha, Play Hostel gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Apartment in Old Lviv, Sudorak Apartments, Apartment on Doroshenka 11 tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Lviv aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Yarım saatlik bir arayıştan sonra işleri bitti çok şükür. Çantamı topladıktan sonra gitmeye hazırlanırken bir memur geliyor ve gülerek çorabımı uzatıyor. Teşekkür edip “dasvidanya” dedikten sonra pasaport gişesine vardık. Pasaportlara da damgayı vurdurduktan sonra hava birden değişmişti. Aylardır haberlerde gördüğüm, savaşın perişan ettiği Ukrayna’ya sonunda varmıştım. Pasaport kontrolünden sonra bir polis yanıma gelip yerel dilde bir şeyler söyledi. Lakin anlamadığımdan İngilizce bilip bilmediğini sordum. Bu sefer başka bir polis çağırdı ve başka valiz var mıydı diye sordu. Yok deyince, “go out” dedi sakin bir sesle. Buralarda İngilizce bilenlerin sayısı pek az belirteyim. Yol boyu bundan hayıflansam da iki hafta boyunca bu eksiklikle yaşamaya mahkûmduk. Giderayak havaalanından da kovulduğumuza göre Euro bozdurup bir dolmuşa atlıyoruz.

Her yarım saatte bir 48 numaralı sarı bir dolmuş kalkıyor terminal önünden. Kiril alfabesini okuyabiliyorsanız, şehir merkezi yazıyor zaten. Bindikten sonra belli ki okumuş görmüş bir Ukraynalı abimize soruyorum dolmuş kaç kuruş diye, 3 Grivna diyor (Ukrayna’da Grivna kullanılıyor ve 1 Euro yaklaşık 17 Grivna ediyor bir dipnot geçeyim). 50 € bozdurduktan sonra 830 Grivna almıştım ve abimizin 3 demesinin ardından biraz afalladım. Bey abi diyorum, 30 falandır o diyorum ama ısrarla 3 diyor. Seve seve gidip kaptanın yanına “dva student captain” deyip parayı uzattım.

Lviv-1

Ukrayna gerçekten de ucuz bir ülke. 5 Grivna kabaca 1 lira ediyor ve 20 kuruş değerinde banknotları mevcut. Cebimde kalan 827 Grivna’yı nasıl harcayacağımı düşünüyorum yol boyu. Ama çok düşünmeme gerek kalmayacak ve paranın yarısını hostele verecektik. Tabii önce hosteli bulmamız gerekiyordu. Yol boyu ilerlerken Sovyetlerden kalma yıkık dökük binalar, eski evler ve her yanda Lada görmek ilk etapta nasıl bir yere geldiğim konusunda iyi bir fikir vermişti bana.

Lviv-2

Fotoğrafta tasviri yapıldığı üzere sarı dolmuşumuz Lviv sokaklarından merkeze varmaktaydı. Sonradan öğrendiğim kadarıyla demir perde ülkelerinde de dolmuş sıklıkla kullanılıyor ve burada marshrutka diyorlarmış. Bizdeki Magirus markalı dolmuşlar gibi burada da Etalon markasını her türlü dolmuşta, otobüste ve troleybüslerde görmek mümkün. Merkeze iyice yaklaştığımızı anlayıp elinde karpuzu olan tam bir aile babasına soruyorum Svobody Caddesi’ni. Bir güler yüzle anlatmaya çalışıp sadece “wait” demekle yetiniyor. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuğun ardından bir durakta millet bir bir iniyor aşağı. Bu sırada eli karpuzlu aile babamız “follow me” diyor. “Roger that” deyip takılıyoruz peşine. Birkaç gün sonra müdavimi olacağımız dar sokaklardan geçtikten sonra meydanı bulduk. “Spasiba” deyip meydanın hemen dibindeki Old City Hostel'e vardık. Geceliği yaklaşık olarak 35 lira olan hostelde “dorm” diye isimlendirdikleri 10 kişilik yurtvari odalarda konaklayacaktık.15-20 liraya da pekâlâ kalacak bir yer bulabilirsiniz buralarda; fakat merkezi lokasyonu, ilgili çalışanları ve rahatlığı dolayısıyla 5-10 liranın çok da bir farkı kalmıyor. Valizleri bıraktıktan sonra şöyle bir dışarı, meydana doğru gittik. Saat akşam 19.00 olmuştu.

Lviv-3

Lviv, Ukrayna’nın en turistik tarihi ve kültürel şehirlerinden birisi. Ülkenin Kırım’ı kaybetmesinden ötürü, başkent Kiev ile birlikte önemli bir hale gelmiştir sanıyorum. Polonya sınırına 70 km olan kentte gezimiz boyunca da pek çok Polonya plakalı araç gözümden kaçmadı. Dönemlik turistlerle birlikte 1 milyonu geçkin nüfusuyla Lviv’de kaybolmak pek güç. İngilizce yazılmış tabelalar çok sık karşınıza çıkabiliyor ama Kiril alfabesini öğrenmekte fayda var tabii ki. Kente yerel halk Lvov derken Almanlar Lemberg demeyi seçmişler. Latince ismi ise Leopolis imiş, yani “aslanlar şehri”.

Lviv-4

Kentin simgesinin de aslan olması bunu haklı çıkarıyor olsa gerek. Şehrin % 85’inin kadınlardan oluştuğu haberleriyse tam bir şehir efsanesi. Azımsanmayacak bir kadın nüfusunun baskınlığı ilk bakışta görünüyor ancak demografik, ekolojik ve biyolojik olarak bu oranın % 85 olması ne yazık ki imkânsız. Ukrayna kardeşleri diğer demir perde ülkeleri gibi kadın nüfusunun çoğunlukta olduğu bir ülke tabii ki. Fakat bu oran UNDP projeksiyonları gözüktüğü üzere 0,85. Yani bir kadına 0,85 erkek düşüyor. Ülkemizde bu oran 1,02 seviyesinde. Katar’da yaşamıyorsanız şanslısınız çünkü işçi göçleri sebebiyle bir kadına düşen erkek oranı 3,29 ki World Bank verileri de bunu destekler nitelikte. Siz de eğer bu haberi duyup Lviv bileti aldıysanız Allah ıslah etsin efendim. Bilimsel olarak da bu yanlışı düzelttiğimize göre kaldığımız yerden devam edelim.

Akşam saatlerinde meydana varmadan Latin kilisesinde ayin yapıyorlardı. Şöyle bir uğradım. Vatikan’da gördüklerimin yanında pek tatmin etmedi.

Lviv-5

Kiliseden ayrılıp meydana vardığımızda ise hani nerede yahu savaş dercesine bakınıyordum etrafa. Her şey gayet sakin, insanlar işinde gücünde, sokak sanatçıları ise ekmeğindeydi. UNESCO listesindeki bu kent, tam yaşanılası çok ucuz bir yer. Ne kadar turistik bir yer de olsa meydanda yediğiniz bir yemekte bile tıka basa doyacak ve 20 liradan fazla ödemeyeceksiniz. 20 lira deyip geçmeyin 100 Grivna yapıyor. Şöyle bir meydanı turladıktan sonra bir de opera binasını ziyarete gittik. Hemen önündeki parkta saatler geçirebilirsiniz ancak akşam soğuğuna dikkat ediniz efendim. Yazın ortasında bile olsak Karadeniz’in kuzeyi hep bir serin oluveriyor akşamları… Günün batması ve biraz da yol yorgunluğundan ötürü hostele geri döndük.
 
Ertesi sabah hava biraz kapalı ve 16-17 derece civarındaydı. Sabah 9.30 gibi hostelden ayrıldık ve meydandan birkaç “bublik” aldıktan sonra meydana yakın bir parkta yiyoruz güvercinlerle birlikte. Bublik ise buraların simidi oluyor. Ardından 7 numaralı tramvaya atlayıp Lychakiv Mezarlığı’na gittik. Tam 2 Grivna, öğrenci 1 Grivna. Biletinizi aldıktan sonra camların kenarlarında bulunan delgeçlerden deliyorsunuz. Kimi zaman sivil sandığınız bir görevli gelip kontrol ediyor bazen de halk otokontrol mekanizmasıyla devreye giriyor.

Lviv-6

300 binden fazla insanın yattığı tarihi mezarlığa giriş öğrencilere 8 Grivna, yetişkinlere ise sanırım 15-20 Grivna arası. Her mezar özene bezene hazırlanmış, her biri sanat eseri haline getirilmiş. Yalnız ölüm sessizliği sıradan bir köy kabristanlığıyla aynı… Yazarlar, bilim adamları, şairler, filozoflar... Kısacası yörenin okumuş, mevkii sahibi önemli insanları burada yatmaktaymış.

Lviv-7

20 dakikalık bir yürüyüşün ardından ülkesi için can verenlerin gayet nizami olarak gömüldüğü anıtlarla bezeli bir yere vardık. Ortalarında da Yevhen Petrusevich beyefendinin mezarı bulunuyor. Kendileri 1918-1919 yılları arasında Rusya’daki ihtilal sonrası siyasi boşlukta kurulan Batı Ukrayna Halk Devleti’nin başkanı oluyormuş. Bu kısa ömürlü ülkesi 2. senesini dolduramadan Polonyalılar tarafından işgal edilmiş. Bir başka alanda da Lehlere ait mezarlar ve anıtlar bulunuyor.

Lviv-8

Hava ha yağdı ha yağacak derken hızlı adımlarla merkeze doğru yola çıktık. Yağmur yavaştan kendini hissettirmeye başlamıştı ki bir Rynok tabelası dikkatimi çekti. Market, pazar anlamına gelen Rynok, kentin en önemli meydanı aynı zamanda. Arasta gibi her türlü ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz ve yöre insanıyla kaynaşmak için mükemmel bir yer. Labirentvari aralarda dolaşırken kapalı bir pazarda buluyoruz kendimizi. İçeride meyve, sebze ve bol miktarda et satıyorlar. Hayvanın ayaklarını gördükten sonra etin, domuz eti olduğunu anladım. Gerçi kendine has değişik kokusuyla da çok rahat ayırt edebilirsiniz.

Lviv-9

Yağmur iyice hızlandığında dışarı çıkmışız. Çok ıslanmayalım diye St. Andrew Kilisesine sığındık. Hem dinlenmek hem de durum değerlendirmesi yapmak adına çok makbul geçti. Yağmurun da biraz dinmesinden faydalanarak hemen yakınlardaki Karpaty Lviv taraftar mağazasını bulduk. Svobody Caddesi’nin bitiminde Voronogo Sokağı 3 numarada bulunuyor ki cadde tarafından geldiğinizde kaçırmanız pek zor. İçeride kayda değer pek bir şey bulamadım lakin bir bölmeyi ufak bir müze haline getirmişler. Ufak bir magnet alıp tarihi resimlere bakabilirsiniz.

Lviv-10

Saat öğleyi yeni vurmasına rağmen erkenden bitkin düşmüş ve bir şeyler atıştırmak adına McDonalds’a gitmiştik. Bedava interneti ve ucuz menüleri sayesinde her gün istisnanız uğradığımız bu mekân yeniden şiddetlenen yağmurun dinmesini beklemek için güzel bir seçim olmuştu. Ancak zaman aleyhimize işliyordu zira daha tren bileti alacaktık ve gezecek pek çok destinasyonumuz bulunmaktaydı. Ancak bunu pek umursamamış ve saatlerimizi huzur-yağmur-soğuk triyosunda dinlenerek geçirmiştik. 

Yazıyı çok da uzatmadan ilk bölümünü burada keseyim istedim. Diğer yazılarımı okumak isterseniz http://www.gezistan.com/ adresinden blogumu ziyaret edebilirsiniz. Lviv yazımın 2. bölümde görüşene dek esen kalın...

Lviv şehrini rahat ve hızlı gezmenin yolu yerel turlara ve turistik noktalarda önceden yerinizi ayırtmak. Bu şehir için önerdiğimiz deneyimler şöyle; Lviv Özel Yürüyüş Turu Yahudi Miras (40 €), Lviv Old Town özel Walking Tour (50 €), Galiçya Mutfağı Gurme Turu (40 €), Lviv: 3-Saat Ortaçağ Kültürü ve Tarihi Yürüyüş Turu (17 €). Bu şehirdeki tüm turları görmek için tıklayın.
-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar