Güler Yüzlü İnsanlar, Pozitif Atmosfer: Tiflis

Gürcistan'ın başkenti Tiflis, gerek doğal güzelliği gerekse sıcak atmosferiyle kıymeti yeterince bilinmeyen destinasyonlardan biri. Eski Tiflis'in rengarenk binaları arasında yürümek, Çoruh Nehri'nin uzantısı olan Kura Nehri'ni izlemek ve tabii ki birbirinden lezzetli yemeklerin servis edildiği sofralara konuk olmak bu şehirde yapabileceğiniz aktivitelerden birkaçı. 

Gürcistan denince pek çoğumuzun aklına önce Batum geliyor. Bunda Batum’un ülkemize olan yakınlığının payı büyük. Hem bir sahil kenti hem de bölgede eğlence merkezli seyahatlerin en popüler adresi olması bilinirliğini bir hayli artırıyor. Batum bu popülaritesini koruyadursun; biz bu defa başkent Tiflis ve çevresine çevirelim yönümüzü. 

Gürcistan’ı bir şekilde özetlemek gerekirse “nasıl yaşaması gerektiğini çok iyi bilen insanlar topluluğu” diyebiliriz. Pek çok ülkede olduğu gibi Gürcistan’ın geçmişi de birtakım olumsuzluklarla dolu. Çok yakın tarihte vuku bulan Gül Devrimi ve bu süreçte yaşananlar bunun önemli bir göstergesi. Ancak buna rağmen yenilenmekte zorlanmamış ülke. Bunda da en büyük desteğini yüksek enerjisiyle kendine hayran bırakan halkından almış olmalı.

Gürcülerin dillere destan enerjisi Başkent Tiflis’in sokaklarına baktığınızda Ege’nin iç kesimlerinde bir kentte hissedebilirsiniz kendinizi. İhtişamıyla etkileyen bir şehir değil burası ama öyle samimi ki sokaklarından mekânlarına bu sıcaklığı hissetmemek mümkün değil. İçinden nehir geçen şehirlere oldum olası hayranımdır. Tiflis de Çoruh Nehri’nin uzantısı olan Kura Nehri’nin etrafına kurulmuş bir şehir. Eski şehir merkezindeki renkli yapılar fotoğraflamaya doyamacağınız bir görüntü sunuyor. Bu evlerin bir özelliği de sarp kayaların üzerine kurulmuş olması. İçlerinden sürekli gülümseyerek bakan suratlar dikkatinizi çekiyor. Gürcülerin bu enerjisi, bunca olay içinde iyi geliyor insana. Gülmenin, gülümsenin yarattığı pozitif düşünceyle bakıyorsunuz etrafınıza. Hal böyle olunca da bu şehri beğenmemek söz konusu bile olamıyor doğrusu. 

Tiflis’in adı, Gürcüce sıcak anlamına gelen “tbili” kelimesinden geliyor. Bu ismi almasının nedeni ise   MÖ 5. yüzyıla dayanan bir efsaneye dayanıyor. İnanışa göre dönemin kralı Vahtang Gorgasal, bir ava çıkar ve aralıksız uçan bir sülünün peşine beraberindeki eğitilmiş atmacasını salar. Kısa bir süre sonra ise atmaca da sülün de yok olur. Kral bir süre ikiliyi arar ve nihayetinde ikisini de sıcak suya düşmüş olarak bulur. Suyun olduğu bölgeyi o kadar çok beğenir ki burada bir kent kurulmasını emreder. Böylece de Tiflis’in temelleri atılmış olur. 

Tiflis’le ilgili bilmeniz gereken en önemli yerlerden biri Rustaveli Caddesi. Burası şehrin ana caddesi konumunda. Ancak böyle deyince gözünüde uzunca bir cadde canlanabilir. Öyle değil, yaklaşık 1,5 km uzunluğunda. Özgürlük Meydanı’yla başlıyor. Özgürlük Meydanı da şehrin sembollerinden biri zaten. Rustavelli Caddesi üzerinde bulunan Gürcistan Ulusal Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz.
 
Eski Şehir sokaklarında kaybolun
Eski Şehir ise Tiflis’e hayran kalacağınız bir bölge. Rengarenk yapılarıyla şehri gezmeye başlamak için en ideal konum burası. Bölgenin girişindeki sülfür hamamlarını görmeden geçmeyin. Hamamların bulunduğu yapı oldukça karakteristik.

Hemen yanındaki yolu takip ederseniz bir vadinin içinde bulacaksınız kendinizi. Vadinin yamaçlarındaki evlerin arasından geçerek ilerleyebilirsiniz. Kısa bir süre sonra bir şelaleyle karşılaşacaksınız. Şehrin en çok fotoğraflanan yerlerinden biri burası, siz de kaçırmamalısınız.

Yakınlardaki Meidan Bazaar adıyla anılan kapalı çarşı da hediyelik alışveriş için mutlaka uğranması gereken yerlerden. Burada Gürcistan’ın meşhur şaraplarından harika desenli şallara birçok şeyi bir arada bulabilirsiniz.

Eski Şehir sokaklarından gezerek ilerleyebilir ve az sonra Gabriadze Tiyatrosu’nu görebilirsiniz. Önündeki saat kulesi ve saat başı kendini gösteren kuşlarıyla burası adeta bir masal diyarı. Kendinizi bu masala bırakıp uzun uzun izleyin tiyatroyu ve bulunduğu meydanı. Bol bol fotoğraf çekmeyi de ihmal etmeyin.

Tiyatronun hemen yakınlarında ise kentin bir diğer simgesi Barış Köprüsü var. Kura Nehri üzerine kurulu bu köprü, modern yapısıyla dikkat çekiyor. Zaten 2010 yılında inşa edilmiş. Eski ve yeni Tiflis arasındaki bağlantıyı sağlıyor. 

Şehrin mutlaka görülmesi gereken bir diğer noktası ise Narikala Kalesi ve hemen yakınında bulunan ve şehre gelen herkesi selamlayan Kartlis Deda heykeli. Gürcülerin Anası olarak adlandırılan Kartlis Deda, sol elinde dostlar için şarap; sağ elinde ise düşmanlar için kılıç taşıyor. Kentin kuruluşunun 1500’üncü yılı anısına 1958 yılında yapılmış heykel, Tiflis’in önemli simgelerinden. 

Tiflis’de yeme-içmeŞimdi gelelim malum konuya. Gürcistan demek bol bol yemek, dahası bir o kadar da içmek demek. Oldukça zengin bir yeme-içme kültürü olan ülkede yapılacak en önemli etkinliklerden biri de keyifli sofralarda güzel zaman geçirmek. Mutlaka tatmanız gereken lezzetlerin başında peynirli pideye benzetebileceğimiz haçapuri geliyor. Gürcü mantısı olarak bildiğimiz hıngel de denemezseniz çok pişman olacağınız lezzetlerden. Gürcüler hıngeli çatal, bıçak kullanmadan yemenizi öneriyor. Böylece mantının içindeki malzemenin, ki bu genelde kıyma oluyor, suyunu kaybetmiyorsunuz. Ancak kocaman mantıyı çatal, bıçak kullanmadan yemek biraz zor. Dolayısıyla tercih size kalmış… Severek tüketilen başlangıçlar arasında ise en popüleri pkhali. Patlıcan, ıspanak gibi çeşitleri var. Hafif ve lezzetli. Sofralarda mutlaka göreceğiniz bir yemek de şaşlık. Tatlı olarak ise churchkhela diye adlandırılan ceviz sucukları çok seviliyor. Bu arada ekmek ve peynir Gürcü sofralarının baş tacı konumunda.

Gürcistan’ın meşhur üzüm bağlarını ve bu bağlardan elde edilen enfes şaraplarını da unutmamak gerekir. Zaten pek çok kişi de bu şarapları tatmak üzere ülkeye geliyor. Tiflis’in etrafında da çok değerli üzüm bağları var. Kakheti bölgesi bu anlamda oldukça meşhur. Dolayısıyla Tiflis’e gelmişken keyifli bir şarap rotası yapmak isterseniz bölgeye mutlaka gitmelisiniz.

Bu bölgede dolaşırken yollar bile size huzur veriyor. Bu yolları uzun uzun anlatabilmek çok isterdim; ancak betimleme yeteneğimin o kadar güçlü olmadığını kabul etmeliyim. Yine de şunu söyleyebilirim: Bir şarapevinden diğerine giderken bağların arasından geçmek, ara sıra karşınıza çıkan ve bugün neredeyse yıkık durumdaki tarihi binaları görmek inanılmaz etkileyici. İnsana bol bol huzur veriyor. Bölgede ziyaret edebileceğiniz şarap evleri arasında Chateau Mère ve Schuchmann örnek verilebilir. Buralarda dilerseniz konaklayabilirsiniz de.

Lopota Gölü ise etrafını saran tesisle birlikte harika bir yer. Burada da şarap tadımı yapabilirsiniz. Ancak vaktiniz varsa bir gün de olsa burada mutlaka konaklayın derim. Bölgenin tam anlamıyla tadını çıkarabilmek için en az bir gün şart.