Mozart'la, Sisi'yle, Gustav Klimt'le Viyana

Viyana’ya İstanbul’dan THY ile yaklaşık 2 saat 20 dakika uçuyoruz. Saat farkımız sadece 1 saat. Sabah 08:55 uçağın tekerleri piste temas ediyor. O anda uyanıyorum. Evet Viyana’dayız.

Havaalanından şehre gitmek için çok fazla seçenek var. En çok kullanılanı CAT denen trenler. Fiyatı 10 Euro ve şehir merkezine 15-16 dakika sürüyor. Viyana’da en az 3 gün kalmayı planlıyorsanız, “Vienna Card” almanız daha mantıklı. Çünkü bu kartla üç gün boyunca şehir içi tüm ulaşım ücretsiz. İlk alırken 12 Euro civarında bir ödeme yapıyorsunuz. Ayrıca pek çok yerde özellikle müzelerde indirim yapılıyor. Bu kartı turist ofislerden ya da otellerden temin etmek mümkün.

Havaalanında şehre gidişte CAT trenlerinin alternatifi S-7 ve S-8 trenleri. Bunlar 3 Euro civarında ve şehir merkezinde Cat trenlerinin gittiği aynı istasyona gidiyor. Sadece 10-15 dakika daha yavaş gidiyor.

Biz, 4 kişi olduğumuz için taksi ile gittik şehir merkezine. Havalanından şehrin merkezine yaklaştıkça gözüme bisiklet yolları ve işlerine genç yaşlı bisikletleri ile işlerine giden insanlar çarpıyor. Yaklaşık 100 km kadar bisiklet yolu var.

Kulaklarında ipod’lar şehrin keyfini çıkarırcasına koşuşturma olmaksızın yürüyorlar. Karmaşa ve kargaşadan çok uzak.

Otelimiz Graben caddesinde, Pension Perschky. En fazla 20 odalı bir otel ya da konuk evi diyebiliriz. Bir avlunun içinde. Odaların tavan yüksekliği en az 4 metre. Odaları ve banyosu çok geniş. Tüm duvarlar duvar kağıtları ile kaplı. Tablolar, aynalar, aplikler, berjer koltuklar, hepsi çok özenli. Bu otel fiyat olarak merkezi konumda olmasından dolayı biraz pahalı. Gecelik oda fiyatı 140 Euro. Ama değiyor.

Viyana’da konaklamaya gelecek olursak, otel fiyatları ideal seviyede diyebiliriz. Bu tarihi kenti keşfetmek için merkezi otellerde konaklamakta yarar var. Bu oteller arasında tavsiye edebileceğim otellerden biri Leonardo Hotel Vienna.  4 yıldızlı bu otelden, Mariahilfer Strasse alışveriş caddesine 100 metre, Westbahnhof ulaşım merkezine 400 metre ve Viyana şehir merkezine de metroyla 5 dakikada ulaşılabiliyor. Konum ve  imkan bakımından oldukça elverişli olan bu oteli tercih edebilirsiniz. Bunun yanında hemen hemen aynı konumda bulunan SHS Hotel Fürstenhof benzer imkanlara sahip. Otel, Schönbrunn Sarayı'na metro ile 20 dakika, St. Stephen Katedrali’ne ise 15 dakikalık bir mesafede. Konaklamanızı biraz daha lüks bir otelde yapmak istiyorsanız kendine has bir konsepti bulunan Motel One Wien-Hauptbahnhof’u düşünebilirsiniz. Şehir merkezine 5 dakikalık bir uzaklıkta yer alırken, birçok alışveriş noktası, restoran ve eğlence mekanlarına da kolay ulaşımı bulunuyor. Viyana’da ki bu otel tavsiyelerinin dışında, biraz daha otel araştırması yapmak isterseniz de buradan booking.com’a girerek Viyana otellerine göz atabilir ve rezervasyon yaptırabilirsiniz.

Viyana, Avusturya’nın başkenti. Viyana’da 5.000 sene öncesinne dair yaşam kalıntıları bulunsa da Viyana’nın resmi kaydı 881 senesinde başlıyor. 80.000 km²’lik Avusturya’nın, 414 km² alan ile en küçük şehridir. Ancak nüfusa bakıldığında bunun tam tersi bir durum söz konusu. Avusturya toplam nüfusu 8,6 milyon kişi, ama 1,8 milyon kişi ile Viyana en kalabalık şehir durumunda. Ülkenin kuzey kısmı dağlık olduğu için burada da kayak turizmi gelişmiş.

İlk olarak otelimizin yer aldığı Graben caddesinden gezimize başlıyoruz. Graben caddesi şehrin en şık restoran ve kafelerinin olduğu, şık ve pahalı mağazaların yer aldığı bir cadde. Graben meydanında çok güzel bir heykel var. Adı ise Veba sütunu... 1697’deki büyük veba salgınında hayatını kaybedenler veba daha da yayılmasın diye alelacele bu noktada gömülmüşler. Anmak için de buraya bu heykeli dikmişler. Çok uzun olmayan bu cadde şehrin diğer en önemli caddesi olan Kärtner Strasse ile kesişiyor. Kartner caddesinin ortasına kurulmuş kafeler var. Her iki cadde de araç trafiğine kapalı. Biz gittiğimiz dönemde Kartner caddesinin zemin yenileme çalışmaları yapılıyordu. Bu nedenle elektirikli balyoz sesleri ile caddede müzik yapanların sesleri çoğu zaman birbirine karışıyordu.

Kärtner ve Graben caddelerinin kesiştiği köşede cam içerisinde korunmaya alınmış çok eski bir ağaç kütüğü var. Tam bu noktadan kafanızı yukarı doğru kaldırdığınızda, Viyana’nın kalbi olarak anılan şehrin tam orta noktasındaki Stephansdom Katedrali’ni görüyorsunuz. Katedralin bulunduğu meydana ise Stephansplatz deniyor. Bu meydanda hareket hiç eksik olmuyor. Her yerde at arabaları var. Burada bir tezat çarpıyor gözümüze. Şehirde tüm köpek gezdirenler ellerinde torba ile dolaşıyor. Çünkü köpek pisliği konusundaki ceza çok yüksek. Ama bu atların en turistik meydanda aynı zamanda şehrin göbeğinde bıraktıkları öbek öbek pisliklere ceza yok. Gerçi araçlar ile sürekli temizleniyor ama yine de yeterli olduğu söylenemez. Bu alan dışında şehir genelde temiz.

Stephansdom Katedrali 1.137 senesinde inşa edilmiş. Avusturya gotik sanatının en önemli yapıtı olma özelliğini taşıyor. Bu halini alana kadar 3 kez inşa edilmiş. İlk yapıldığında yüksekliği 83 metreymiş ama sonrasında Heinrich Jasomirgott zamanında çıkan yangından sonra yüksekliğini arttırmışlar. Aynı zamanda katedrali büyütülerek roma tarzında inşa etmişler. Bundan 50 sene sonra ise şu anki gotik haline dönüştürülmüş. Bu dönüştürme 150 sene sürmüş. Katedralin güney kulesi 136m. Yükseklikte ve 343 basamak ile tepeye çıkılabiliyor. Kuzey kulesi ise Reform hareketinin kurbanı olmuş ve tamamlanamamış.

Bu katedralde ilgi çeken bir diğer yapıt ise mezarlar... Katedralin içinde bulunan bu mezarların sadece belirli bir bölümü ziyaretçilere açık. Bu mezarlara Katakomb diyorlar. Aslında Katakomb genel bir tanımlama ile Hristiyanların kayaların içine uzun dehlizler biçiminde yaptıkları mezarlar anlamına geliyor. Diğer anlamı ise yer aldı tünelleri ve bu tüneller genelde labirent gibi olup birbirlerine bağlanmakta. Bu katedralin altındaki mezarların kime ait olduğunu anlamak ve anmak için dışarıdaki duvarlara mezar taşlarını asmışlar. Yerin altında birbirine bağlanan tünellerin bazı bölümlerinde odacıklar şeklinde kiliseler oluşturup, bir kısım dini ayinler düzenlemişler zamanında. Viyana başpiskoposu da şu anda burada gömülüymüş. Özellikle bu katedrali gece ışıklandırılmış hali ile de mutlaka görün.

Bir diğer önemli nokta ise Katedralin çanı. Toplam ağırlığı 16 ton olan bu çanı Osmanlı’nın bıraktığı toplardan dökülen demir ile yapmışlar.

Şehrin simgesi olmuş katedralin kendisi kadar dışı da etkileyici. Katedralin çevresinde Mozart, Haydn kostümlü birçok genç size konser bileti satmaya çalışıyor. Dükler, baronlar ve kabarık etekli baronesler ise kendileri ile fotoğraf çektirmeniz için sizi yine bu meydanda bekliyor olacaklar. Buradaki faytonlar ile 30-35 dakikalık şehir turu atmanın bedeli ise 50-55 Euro civarında. Bana sorarsanız gereksiz. Çünkü faytonların geçtiği rotayı yürüyerek gezseniz en fazla 1 saat sürer.

TUĞÇE YILMAZ

Yazar Hakkında

TUĞÇE YILMAZ

 Yaklaşık 15 sene Medya satın alma ve Planlama sektöründe çok uluslu şirketler ile çalıştıktan sonra kendi tutkusu olan gezi ve seyahate yönelerek Gezimanya.com’u kurmuştur.1997 - 1999 İstanbul Üni