Tatilin Adresi: Ege Kıyıları

“A journey is like marriage. The certain way to be wrong is to think you control it. | Seyahat evlilik gibidir. Onu kontrol ettiğinizi düşündüğünüzde kesinlikle yanılırsınız.” – John Steinbeck

Hangi taşın altından sonsuz bir macera çıkacağını bilemeyiz. Onun için her taşın altına elimizi sokarız, her muhabbete balıklama dalarız ya da muhabbetler yaratırız. Yine böyle muhabbet yaratılan, dostlarla yakınlaştığımız bir ortamda Ali U. bana bayram için planım olup olmadığını sormuştu. Planım yoktu o an ama zor günler için kenarda biriktirdiğim bir kaç planım vardı. Bu planlardan birisi ise çok merak ettiğim Ege Kıyılarını araba ile gezme planıydı. 

İki kişi inanırsa, buna kesin plan gözüyle bakılabilir. 

Bayram tatili 17-19 Temmuz tarihleri arasındaydı. Bir gün öncesini devlet baba tatil yaptı, bayram dönüşü pazartesiyi ise bizler bağladık. Elimizde olanlar: 4 gece 5 gün, gidilecek alan (Ege kıyısı), evernote, katılacak kişiler yani taş altında macera arayan, bilinmezliğe yol alan heyecanlı gençlik... 

Zamanın yaklaşmasıyla birlikte seyahat ve konaklama planı yapılmaya başlandı. Amacımız hiçbir otele rezervasyon yaptırmadan, çadırları ve ihtiyacımız olan malzemeleri alıp arabayla seyahate başlamaktı. İlk başta Ali U. ile yolculuk yapacaktır. Hüseyin C. U.'nun katılması belli belirsizdi. Rotamızı çizmeye, başladık. Google Maps yardımıyla yolculuk yapacağımız güzergahları ve mesafeleri belirlemeye çalıştık. Bloglar ve gezi siteleri vasıtasıyla güzergahımız üzerindeki mekanların özelliklerine göz attık. Edindiğimiz bütün bilgileri evernote'a ekledik ve ortak paylaşımla haberdar ettik birbirimizi... 

Seyahate başlamadan önce kurgumuz şu şekildeydi: Ankara'dan yola çıkmak. İzmir - Karaburun - Çeşme - Kuşadası (duruma göre Aydın) - Bodrum - Marmaris - Fethiye (Ölüdeniz ve Kabak Koyu). Mesafelere maps üzerinden bakıldığında bu plan gerçekleşebilir gibi görülüyordu.

Artık zaman iyice yaklaştı. Son dakika süprizini Yağmur B. yaptı. Plana son anda dahil oldu, Hüseyin C.U.'da bize Ankara'dan dahil olacağını söyleyince, bizler geziye hazırdık: 4 kişi, 4 gece çadırda konaklayarak ege kıyılarını keşfe hazırdık. 

Bavulu hazırlarken sadece çok gerekli olan malzemeleri almaya çalıştık. Bir tane 4 kişilik ve bir tane iki kişilik çadır, uyku tulumu, mat, yastık, fener, taşınabilir şarj, semaver, tüp, mutfak gereçleri, iki havlu, t-shirtler, shortlar, fotoğraf makinası, tripot ve heyecan...

Birisini tanımak istiyorsan ya onunla alış-veriş yap ya da onunla seyahate çık derler. Biz seyahate çıkmaya hazırız :)

Bayram trafiğine denk gelmemek için perşembe sabah 05:15 gibi yola çıktık. Polatlı'da yapılan kahvaltıyla birlikte Afyonkarahisar'a doğru yol aldık.

Yolda olmak farklı bir duygu... Tolstoy'un da dediği gibi "Öyle zamanlar olur ki nereye gittiğin önemini yitirir. Çünkü asıl önemli olan, yanında kiminle gittiğindir". Kulaklarımızda yolculuk için hazırladığımız müzikler, daha önce gidilmeyen yerlere ulaşmanın, orada olmanın ve oradaki insanları gözlemenin heyecanı... Hızla giden araçta gözlerim ufuklara, düşüncelerim ise derinlere dalıyor. Eşlik ettiğimiz şarkılarda ya da sessizlikte 'yolda olmanın' tadını çıkarıyordum.

Gezimize hızlı göz atmak için videomuzu izleyebilirsiniz.

https://vimeo.com/134984973

Afyonkarahisar

Hareket planımız çok yoğun olduğu için gittiğimiz yerlerde yapmayı önceden planladığımız faaliyetleri yapıyorduk. Afyonkarahisar'daydık. Buranın sucuğunun ve kaymağının meşhur olduğunu biliyorsunuzdur. Şehir merkezinde kısa bir yürüyüşten sonra sokakta satılan kaymaklardan ve ara sokakta sucuk imalatı yapan küçük bir işletmeden de sucuk aldık. Bal-kaymak yemek için ilk molayı beklemek zorundaydık. Bal-Kaymağın tadı efsaneydi. Aldığımız evladiyelik somun ekmek ise gezimiz boyunca ekmek ihtiyacımızı karşıladı. Dönüşte Afyonkarahisar'dan geçecek olsaydık, kalan ekmeği iade edecektir :)


İzmir


Karışık

Yoldayız yine, bu kez rotamız İzmir. Bazı hayaller vardır, ulaşırsın ama uzak kalınca tekrar hayal kurarsın ya, benim için karışık yemek böyle bir şeydi. Kendimizi Aynalı Büfeye attık. Dolu dolu karışığı ağız dolusu yerken Cristina ile buluşma planı üzerine yoğunlaştık. Cristina İspanya'da bir projede tanıştığımız, eğlenmeyi bilen, harika bir kişiliği olan birisidir. İzmir'de EVS yapıyordu. Onunla Alsancakta buluştuk ve uzun uzun EVS'ten, projelerden, Tükiye'deki yabancılara bakış açısından konuştuk.


Cristina ile buluşmamız | İzmir

Gece konaklamak için planımızda Karaburun veya Çeşme diye düşündük. Dolungaz Barış Kampı'nın tadı damağımda kaldığı için, rotamızı yine Dolungaz'a çevirdik.

İzmir'den yola çıktığımızda güneş portakal kıvamında batıyordu. Deniz durgun ve rüzgarsız bir gündü. Karaburun yolu her zaman bana huzur vermiştir. İzmir'in kalabalığından uzaklaştığımı, doğanın beni kucakladığını hissederim.


Dolungaz Barış Kampı | Karaburun

Dolungaz tesisine vardığımızda gece çökmüş, deniz kabarmıştı. Uygun çadır yeri arayışımız ve çadırların kurulması ile artık biraz durulabilmiştik. Işıkların silmeye gücünün yetmediği yıldızların, dalga seslerinin ve karanlığın tam ortasında, gökyüzüne bakarak hayallere daldık. Yapılan muhabbetler zifiri karanlıkta beden buluyor gibiydi. 'En iyi renkler mükemmel karanlıkta görülür.'

Gecenin ilerleyen saatlerinde gezimizin fenomenlerinden olan 'blöf' oyununa başladık. Gece uzadı fakat oyunu bırakıp çadırımıza gitmek bir türlü cazip gelmedi.

Ve nihayet yeni bir güne uyandık.


Dolungaz Barış Kampı'nda gün doğumu | Karaburun - Fotoğraf: Ali Ulucan

Deniz dalgalıydı. Sabah uyanmanın en güzel şekli kendini serin sulara bırakmaktır. Güneşin doğuşunu Ali gibi yakalayamasam da doğmuş güneşle yüzdüm. Dalgaların şiddetinden dolayı bir tek ben yüzdüğüm için hem korkuyor hem de heyecanlanıyordum. Denizde tek başına olmak meditasyon etkisi de yaratıyormuş. Derinlere dalarak ve salınarak dalgalarda, her şeyi bir kenara bıraktım. [Dolungaz Tesisi hakkında bilgiler: Gece konaklama için kendi çadırımızı getirdiğimizden dolayı 10 TL kişi başı gecelik ödedik. Çadır alanı genişti. Gece boyunca çok fazla rüzgar vardı. Personeli hala çok içten ve sevimliler. ]


Dolungaz Barış Kampı | Karaburun


Esendere

Planladığımız gibi sabah saatlerinde sevgi dolu Dolungaz personeliyle vedalaştık ve kahvaltı yapacak yer arayışına geçtik. Marketten aldığımız yumurta ve kahvaltılıkları açık havada yeme planımız vardı. Ana yoldan sahil kenarına doğru ayrılan ve daha önce hiç bilmediğimiz bir yola girdik. Kendimizi küçük kayıkların limanı olan küçük bir kasabada bulduk (Esendere). Yolun sonuna doğru ise bizim için bir masa ve gölgesiyle güneşten koruyan bir ağaç bırakmışlar. Kahvaltı için harika bir alandı.


Esendere - Yımırta Rocks


Esendere'de kahvaltı

Afyon'dan alınan evladiyelik somun ekmek ve sucuk bu kez manzaranın eşliğinde önemli kahvaltımızdı. Cunda adasından alınan Sakızlı Kurabiye ile ilk burada tanıştık, bütün gezi boyunca konuştuk :) Ne hissettiğimizi anlamışsınızdır: deniz, kahvaltı, harika insanlar, bayram sevinci ve yolda olmak... Kısacası özgürlük diyebilirim.

Sonraki durağımız Çeşme... Esendere'den geçerken sahil kasabası sakinlerinin kahve gibi bir yerde toplanıp bayramlaştığını gördük. Herkes orada gibiydi. Büyük bir aile kucaklaşır gibi. İçimiz şenlendi.

Çeşme'de konaklamayı planlamadığımız ve aklımız denizde olduğu için doğruca Ilıca'ya yol aldık. Abartmıyorum: Türkiye'de gezdiğim onca plaj arasında en güzel plaj Ilıca Sahilidir. Uzayıp giden sahil, ince kum taneleri, insan kalabalığına rağmen hala berrak olan deniz ve güneş, mükemmel plajı oluşturmak için Ilıca'da bir araya gelmişlerdi.

Yağmur'un sahil moduna geçmesini beklemekten sonra sahile ilk adımımızı attık. Kumsalın üstü şezlonglardan görülmüyordu. Bir de şezlong kiralamak istediğinizde 4 kişiyseniz minimum 3 tane kiralamak zorundasınız. Kişi başı: 20 TL. Biraz ileri gittiğimizde iki tane kiralayabileceğimiz işletmecileri bulabildik. Biraz daha ileri gitseymişiz şezlongsuz kumsala ulaşabilecekmişiz. Çok uzatmadan, şezlongumuzu kiraladık ve güneşin tadına vardık.


Ilıca Plajı


Ilıca Plajı


Kumrucu Şevki

Ilıca'dan ayrılmadan önce Kumrucu Şevki'de kumru yedik. Tadı inanılmazdı. Çeşme'de yemediğiniz kumrulara itimat etmemenizi tavsiye ederim.

Akşam saatlerine doğru Çeşme merkezi ufak ufak turlayıp, Rumeli Pastanesinden karadutlu ve sakızlı dondurma yedikten sonra gece konaklayacağımız yeri aramaya koyulduk. [Çeşme küçük trafiğe kapalı bir çarşısı, insan kalabalığı ve sahilden görülen yunan adalarıyla sevimli bir yerdi. Görmenizi tavsiye ederim. Dondurma şart, sakızlı dondurma yemeden gelmeyin.]


Çeşme

Sonraki durağımız Kuşadası olduğu için yol üstünde konaklayacak bir kamp alanı arayışına girdik. Urla'yı geçince Demircili Plajı Kamp alanını bulduk. Önceden bilmediğimiz ve araştırmadığımız bir kamp alanı olduğu için biraz tedirgindik. Gece karanlığında, bütün arabaların ters istikamete gittiği yolda ilerliyorduk. Şehirden uzaklaşıyor, derinleşen karanlıkla birlikte korku ve heyecanımız artıyordu.


Demircili Camping

Kamp alanına girdiğimizde içimiz rahatlamıştı. Muammer Abla girişte bizi karşılamış, arabaya binip bizi kamp alanına götürmüştü. Nereyi gösterse burası tam size göre deyip duruyordu. Arabadan veya müzik sistemlerinden açılan şarkılardan uzakta bir yer seçtik ve çadırımızı kurduk. Semaverimizi yakıp rüzgarlı Urla gecesinde muhabbet etmeye başladık. Gecenin ilerleyen aşamasında çadırın içinde 'blöf' oyununu oynamaya devam ettik. [Demircili Plajı Kamp alanı hakkında notlar: İçeride çadır kurmak için güzel düz alanlar, bazı yerlerde aydınlatma vardı. Kendi çadırınızı aydınlatmalı alanda kuracaksanız gecelik 50 TL verebiliyorsunuz. Ortak duş ve tuvaleti var. Bizim şansımıza o gece rüzgarlıydı. Ama öyle böyle bir rüzgar değil. Ali ve ben sabaha kadar rüzgardan çadır yıkılacak diye uyuyamadık. Ama çadır yıkılmadı. Muammer abla çılgın bir kadındı ama çok yardımcı oldu. Kumsalda para  vermeden çadır kuranlar da vardı. Eğer para ödemek istemezseniz, çadırınızı kumsala kurabilirsiniz. Rüzgara dikkat!]


Demircili Camping

Sabah kahvaltısında yediğimiz melemen ile yola çıkma vaktimizin geldiğini anladık. Çünkü melemen demek yolculuk demektedir. Yolda olmak demektir :)

Sonraki durağımız Kuşadasıydı.


Seferihisar

Yol üzerinde en yavaş şehirlerden birisi olan Seferihisar'a uğradık. Bize çok da yavaş gelmedi. Meğer farklı kasabaları görülmeye değermiş. Zamanımız olmadığı için Zafer gazozu içip yolumuza devam ettik.

Gülmüldür yakınlarından geçerken bir dağın evler tarafından işgal edildiğini gördüm. Ali'ye dönüp, 'resmen doğayı katletmişler, ne kadar çirkin değil mi' dedim. Meğer orası bir sonraki durağımız olan, Ali'nin üniversiteden arkadaşının ve ailesinin yazlığının olduğu yermiş. Bir dağı villalarla doldurmuşlar. Tepesine ise yüzme havuzu koymuşlar. Doğa katlini saymazsak güzel bir yer inşa etmişler. Huzurlu ve mutlu yaşanabilecek bir yerdi. Ali'nin arkadaşı ve ailesi de dünyanın en içten insanlarıydı. Evlerine davet ettiler ve ilk andan itibaren herkese isimleriyle hitap ettiler [ benim isim hafızam iyi olmadığı için hiç adlarıyla hitap edemedim :( ].

Hoş sohbet insanlarla muhabbetimizi maalesef kısa kesmeliydik. Bizi bırakmamak ve gece konaklatmak için resmen mücadele ettiler. Sonuç olarak yolculuk devam etmeliydi. Kuşadasına doğru yol almaya başladık.

Trafik biraz yoğunlaşmaya başladı. Fakat çok zorlanmadan Kuşadası taraflarına ulaştık. Kuşadasına dönmedik, Aydın'da Melis'i ziyaret etmeye Aydın'a yollandık.

Aydın, sıcaklığını deniz kenarından alan, fakat denizi olmayan, aşırı sıcak bir ilimizmiş. Şehrin merkezinde bulunan parktaki teleferiğe bu sıcak havada binmek ise ayrı bir cesaretmiş. 10 dk'lık yolculukta resmen hamama girmiş gibi terledik. Yukarıya çıktığımızda ise karşılaştığımız manzara Aydın'ı kuş bakışı izleme olanağı veriyordu. Çok, daha çok ev vardı. Bir de çirkin belediye binası :)

Melis'i görmek çok güzeldi. Çok özlemiştim <3


Melis ile buluşma | Aydın 

Zaman su gibi akıyordu. Bizler de zamanla yarışıyorduk. İncir döneri aldıktan sonra Kuşadası'na, konaklama yeri bulmaya, yollandık. Daha önce plan yapmadığımız için anlık araştırmalarla, navigasyonun bizi şehirden dağa çıkartmalarıyla bir kamp yeri bulmaya çalıştık. Çok fazla seçenek yoktu. [ Bu aşamada abimin ve Zümer'in telefon ile bağlanıp, bizimle birlikte yer bulma stresini çektikleri için YARDIM ailesine teşekkür ederim :)) ] Sevgi Plajında çadır kurulduğu söylenmişti. Gittiğimizde büyüüüük bir mesire alanı bizi karşıladı, bir de uçsuz sahil şeridi. Kamp için ideal değildi ama akşam yürüyüşü için idealdi. Gece boyunca eğlencelerin yapıldığını kamp kurduktan sonra keşfedebildik.

Gece ortalarına doğru, uzun süre yaptığımız araştırmalar sonucunda Lazoğlu Camping'de konaklamaya karar verdik. Bu kararımızdan mutsuz değildik. Kuşadası Milli Parkı'nın hemen yanında olan bu kamp alanının sahibesi bildiğiniz lazdı. Muhabbeti ve içtenliği ile bizi çoktan ikna etmişti konaklamaya. Bir de akşam yemeğimizi bedava verip gönlümüzü de fethetti. [ Kamp alanı notları: Kamp alanında çadır için çok güzel alanlar vardı. Rüzgarsız, harika bir havada, deniz kıyısında kamp yapma olanağı veriliyordu. Telefon şarj etme, duş, tuvalet, mangal için ızgara vb. olanağı vardı. Kendileri uygun fiyata yemek çıkartıyorlar. İstersen kendi yemeğini kendin yapa da bilirsin. Gece içeceğini alıp denize karşı oturup muhabbet edebilirsin. Kendi çadırımız için geceliği 80 TL verdik. 4 kişi konakladık. Hemen kamp girişinde de park alanı mevcuttu. ]


Lazoğlu Camping - Davutlar | Kuşadası


Lazoğlu Camping - Davutlar | Kuşadası

Çadırı kurduktan sonra Sevgi Plajını bir uctan diğer uca adımladık. Sevgi plajının insan kitlesi çok ilginç ve renkliydi. Plaj kıyısına çarşafları gerdirip ailecek yatanlar mı dersin, küçük çadırlarda cesurca uyuyanlar mı... Çok orjinal bir görüntüydü. Pek güven vermedi ortam ama farklı bir denge kurmuş gibiydiler. Ali'nin isteği üzerine daha fazla yürüme talebine karşılık veremeyerek yol kenarındaki hasır şemşiyenin içinde uyuya kaldım. O kadar yorulmuştum ki beni aramalarını duymadığım için bir süre kaybolduğum düşünülmüş. Geri döndüğümüzde doğrudan uyuduk. Ali her ne kadar rahat uyuyamasa da, gece gayet huzurlu bir uykuydu.

Sabah kalktığımda sahil şeridinde milli parkın tersi istikamette yarım saate yakın yürüdüm. Çıplak ayakla yürümek ve denizin sinirleri yumuşattığı, rahatlamış insanları görmek onlara selam verme hatta kucaklama hissini içimde doğurdu.

Kamp alanına döndüğümde kahvaltımızı yapıp Milli Park içindeki koylara (Dilek Yarımadası Milli Parkı) doğru yollandık. Zümer'den aldığımız bilgiler İçmeler Koyunun çok kalabalık olacağı ve Aydınlık veya Kalamaki koylarını tercih etmemizden yanaydı. İğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık olan İçmeler Koyu'nu hızlı bir şekilde geçtik. Aydınlık Koyu'na gelmeden önce bizi karşılayan manzara kartpostallıktı.


Milli Park - Koylar | Kuşadası

Aydınlık koyunda özgüven patlaması yaşayan ve büyük harflerle konuşup etrafındaki herkesin iğretisini kazanan yurtdışında yaşayan Türklere rağmen keyifli bir gün geçirdik. Su berrak ve güzeldi. Duş imkanının olması ve şezlongların pahalı olmaması ise ayrıca güzeldi. Çok kalabalık değildi bir de kumları ince değil daha çok taşlıktı. Ben çok sevdim orayı ve orada olmayı...

Yolculuk boyunca Bodrum da Bodrum diye sayıklayan ben, maalesef bu gezide Bodrum'u ziyaret edemedim. Zaman iyice tüketmişti ve artık son geceye dayanmıştı. Rotamızda son durak olan Fethiye'ye doğru yol almaya başladık. Yolculuk güneğin batışıyla birlikte ilerliyordu biz yükseklerden güneşi selamlıyorduk.


Aydın - Fethiye Yolu

Kıvrıla kıvrıla giden yoldan ve bayram olmasına rağmen ücretsiz olmayan otoyoldan geçip gece 11 civarı Fethiye merkeze ulaştık. Park sorunu nedeniyle bir süre park alanı arayıp, yolculuk boyunca saatlerce hakkında espri döndürülen kalamar tava yemeğe Balıkçılar Hali'ndeki Recebin Yeri'ne gittik. Burada balık yemek sandığınızdan daha efsanedir. Balık halinden aldığınız taze balığı anında kızartıp/pişirip size sunuyorlar. İçecek seçeneğinize göre efsaneye dönüşebiliyor. Biz kalamar, ahtapot, devasa boyuttaki kaya levreği siparişini verdik.  Kalamar, benim tattığım Pepa y pepe'den sonra en güzel kalamardı. Sohbete değen balık tadı ve harika insanlarla bir arada olmanın tadını sonuna kadar hissettim.


Recebin Yeri - Balıkçılar Hali | Fethiye

Gecenin ilerleyen saatlerinde, Recebin yerinin kapanmasıyla biz de yola tekrar düştük. Sonraki durağımız Ölüdeniz'di.


Ölüdeniz sahilde uyumalı fotoğraf :)

Planlarımız arasında Kabak koyunda konaklama vardı. Fakat Kabak'ta konaklamak için, kendi çadırımızı kurmamıza rağmen, abartı fiyatlar istenildi. Biz de Ölüdenizde nasıl olsa bir yer buluruz diye yol aldık. Bir süre etrafta dolaştıktan sonra çadır kuracak yer olmadığını fark ettik. İki seçenek vardı: Ya arabada kalacaktı ya da sahilde konaklayacaktık. Ben sahilde konaklamaya karar verdim, daha güvenli olacağı için diğerleri arabada konaklamaya karar verdi. Biraz zaman geçtikten sonra bir baktım onlar da sahile gelmişler. Uyku tulumlarımızla, şezlongların yanında, gökyüzü, dalga sesleri ve birlikte olmanın huzuruyla, uyuya kaldık. Sahilde uyumak ve sahilde uyanmak efsaneydi. Kesinlikle tavsiye ederim. [ Sahilde şezlonglar arasında el feneriyle gezen görevli vardı. Gece ikiden sonra ya kontrole çıkmadı ya da bizi görmezden geldi. Sevgiler  görevli abimize :) ]

Sabah kalktığımda Ali ile denizin serinliğine uzandık. Milli parkın açılmasıyla Ölüdeniz'in göbeğine gidip bir ağaç altına konuşlandık. Kahvaltılıklarımızı ve dünyanın en pahalı meyve suyunu orada tüketip kendimizi denize ve güneşe bıraktık. [ Denize hatıra olsun diye deniz gözlüklerimi hediye ettim :( ] 


Ölüdeniz Milli Parkı

Ölüdenizin kıvrımında sanki denize doğru uçurum varmış hissi yaratan, durgun ve ılık sahilinde bütün öğleden sonramızı harcadık. Güneş ve ağaç gölgesi o kadar güzeldi ki, hepimiz uyuya kaldık ve uzunca bir süre uyuduk. Zaman ne çabuk tükeniyor tatillerde... Yine  tüketmiştik zamanı ve bu kez tatili de tükettik. Akşam üzeri 17.30 gibi Ankara'ya doğru yol almaya başladık.


Fethiye - Burdur Yolu - Gözleme

Bu kez Burdur üzerinden Ankara'ya gidiyorduk. Burdur yolunda, bir yamaçta karadenizli bir ailenin gözlemeleri bizi cezbedene kadar devam ettik. Gözleme için durduğumuzda, oturma yerlerinin makat (köylerde köşe takımına verilen ad) şeklinde olduğunu ve manzarasının efsane olduğunu da fark ettik. Orada gözleme yemek, bu harika tatilin eksik parçası gibiydi. Sıcak kanlı insanlar, gözlerimizin önünde yapılan gözlemeler ve inanılmaz ucuz fiyatıyla kesinlikle önerebileceğimiz bir durak oldu.

Gece 02:00 civarında artık Ankara'daydık. Tatlı bir yorgunluk ve harika tatilin mutluluğuyla yatağıma girdim ve ' olm ne yaşadık be!' diye düşünürken uyuya dalmışım.

Bir sonraki gün işe başlamak, gerçekliğe ve rütine dönmek insana çok koyuyordu. Hepimiz aynı durumdaydık.

GEZİ ÖZETİ


Ankara - İzmir


İzmir - Ölüdeniz


Fethiye - Ankara

Gezimizde;

  • Ali, Hüseyin, ben ve son dakikada katılan Yağmur ile birlikte 4 kişiydik. 
  • Toplamda 2240 km yol yaptık.
  • 5 gün için toplamda 1204 TL para harcadık (427 TL yakıt, 412 TL yiyecek, 170 TL ise kamp yerlerine harcandı. Kalan tutar ise milli park, şezlong vb. harcamalara yapıldı.)

İlk defa 2000 km üzerinde araba kullandım. 

Ekipte yer alan kişilerin uyumu harikaydı. Hiçbir konuda herhangi bir tartışma çıkmadı. 

Planda yer alan rota izlenmeye çalışıldı ama esnetildi ve bazı planlar iptal edildi. Bundan kimse hoşnut olmadığını belli etmedi.
 
Anı yaşadık ve o an ne hissediyorsak onu yaptık.

Zor hayat oyununu sürekli konuşmamıza rağmen, uygun koşullar sağlanamadığı için, hiç oynayamadık. 

Yağmur'un her konudaki soruları ve suyun kaldırma kuvvetine karşı serzenişi bizi zaman zaman zor durumda bıraktı ama yılmadık. Bir sonraki gezimizde suyun kaldırma kuvvetini arttıracak çalışmalar da yapacağız.

Kumsalda yatmanın tadını yaşadık. Risk aldık ve birbirimize her koşulda güvendik.

Ege kıyılarının harika yapısını keşfettik. Şahsen ben egeli olabilirim.

Blöf oyunu bizim çok keyif aldığımız bir oyunmuş. Öğrenmiş olduk.

Kalamar'ın felsefesi üzerine uzun uzun konuştuk. Bir yaşam tarzı olduğuna, paramız olmasa da kalamar diye dilenebileceğimize, çünkü onun temel bir gıda olduğuna karar kıldık. Kalamarla ilgili bir çok teori ürettik ve çokça güldük.

Yağmur'un hazırlanma süresi ile çadırın kurulum süresinin aynı olduğunu keşfettik. Hatta çadır kurulmaya başlandığında Yağmur'un yok olma yeteneğini fark ettik. Kamp sonlarına doğru bu yeteneğini iyice geliştirdi ve bazen de çadır kurulumundan çok sonra ortaya çıktığı oldu :))

Etkisinin ömür boyu süreceği bir macera gerçekleştirdik. Zaman zaman heyecanlandık, yorulduk, keşfettik, tattık ve zaman zaman huzur içinde uyuduk.

Sonuç olarak bu macera için motivasyonumuz çok yüksek...

Not: Hüseyin, Ali ve Yağmur, harika insanlar olduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki planımızı iple çekiyor olacağım. Hadi bu kez uyku tulumlarımızı alıp yurtdışına gidelim :)

Ne dersiniz, güzel olmaz mı? :)

Etiketler

Ümit Toprak Yardım

Yazar Hakkında

Ümit Toprak Yardım

ÜTopYa'ydı doğuşum. 1986 yılında, Niksar'ın bir köyünde dünyaya gözlerimi açtım. Zamanla, nereye sürüklendiysem, oraya gittim. İlk okulu 4 farklı okulda bitirdim.