Üsküp'te Gezilecek ve Görülecek Yerler

Üsküp'e vardığımızda valizi otele bıraktığımız gibi kendimizi eski çarşının sokaklarına atıyoruz ve kentin lezzetlerini keşfe başlıyoruz.

Bitpazarına girer girmez köfte kokuları gelmeye başlıyor. Çok aç olduğumuz için Ahmet ilk gördüğü köfteciye çökme niyetinde ama ben gurme kardeşlerimizden löplöpçülerin blogunda okuduğum yere bakıp, beğenirsem orada yemek istiyorum. Eski çarşı o kadar küçük bir yer ki Kapan Han'ın girişindeki Pavillon restoranı bulmamız en fazla 5 dakika sürüyor. 

Burası avlu gibi ufak sevimli bir meydan. Aynı ağacın altına masa ve sandalyelerini yanaştırmış 3 tane köfteci var. Hemen bir porsiyon parmak köfte, bir porsiyon da pleskavitsa söylüyoruz.

Parmak köfte; lastik köfte diye tabir ettiğim Tekirdağ ya da Sultanahmet köftesi lezzetine benzer, onlardan hafif kalınca ve uzunca olan bir köfte türü.

Pleskavitsa ise geniş, kalın, kocaman tek bir köfte. Pleskavitsayı daha çok beğeniyoruz. Çünkü kalınca olduğundan köftenin içi kurumuyor, bıçakla kesildiğinde bizim sevdiğimiz gibi içinden hafifçe etin suyu sızıyor. Bunu yazarken bile ağzım sulanıyor : ) Bu lezzet şölenine çoban salatamız, ayranımız ve rakımız eşlik ediyor. Evet, köftecide rakı var. Hem de çok çok çok uygun fiyata. Tek sorun; su bardağında getirmeleri. O kadar kusur kadı kızında da olur : )
 
Güzel bir havada ağaç altında leziz bir yemek yiyoruz ve çok cüzzi bir hesap ödeyip mutlu mutlu gezmeye koyuluyoruz : )

Üsküp, Vardar Nehri tarafından ikiye bölünmüş. Şehrin Müslüman Arnavutların yaşadığı tarafında bulunan eski çarşı, Arnavut kaldırımlı taş sokakları, kuyumcuları, köftecileri, hanları, hamamları, erkek ağırlıklı kitlenin ince belli bardaktan çay içtiği kıraathaneleriyle Safranbolu tarzı bir Anadolu şehrini hatırlatıyor. Tarihi köprüden Ortodoks Makedonların yaşadığı nehrin diğer yakasına geçtiğimizde ise gayet düzgün restoranlar, kafeler, mağazalar, şık kızlar ve erkekler ile standart bir Avrupa şehri görüntüsü bizi karşılıyor. 

Akşam yemeğimizi Makedonların tarafında botanik bahçe konseptiyle dekore edilmiş bir restoranda, Bella Vista’da yiyoruz. Pirzola, salyangoz sosis ve Makedon salata oldukça başarılı. 

Elinde gitarıyla restorana giren şeker bir kız başlıyor "Anılar 9" kaseti tadında nostaljik parçaları çalıp söylemeye. Beatles, Eagles, U2, hep bildiğim parçalar çalıyor; ben de eşlik ediyorum.

Sonrasında gece turumuza başlıyoruz. İlk durağımız insanların masada yiyip içtiği, solist ve klavyeden oluşan bir müzik grubunun sahnemtrak bir alanda Balkan müzikleri çalıp söylediği bir mekân. Bizdeki fasıllı ya da canlı müzikli meyhane konseptine çok benzetiyoruz. Erkekler oturdukları yerde yemeye içmeye devam ederken kızlar kâh oturup kâh kalkıp gerdan kırıyorlar : ) Melodiler çok benzer. Her şarkı başladıktan sonra bu benzerliğe şaşırıp “aynı aynı” diyoruz. Kızlardan biri sahneye atladığı gibi mikrofonu kapıp şarkı söylemeye başlıyor; “aynı aynı” : )
 
Ellerinde bira, ayakta salınan gençlerin olduğu birkaç bar daha gezdikten sonra (ki tüm bu mekânların hepsi yan yana), finali onlarca gencin kapısında uzun kuyruklar oluşturduğu, devasa iç mekânının da full artı full olduğu bir gece kulübünde yapıyoruz.
 
O izdihamı aşıp içeri nasıl girebildiğimizi merak edenlere bilahare anlatırım : ) Gecenin sonuna ait otele dönerken Türkçe bilmeyen ama İbo dinleyen taksi şoförüyle birlikte “leylim leeey leylim ley” diye çığırdığım bir sahne daha var hatırımda. O şarkıda koronun söylediği çok sesli bir kısmı var, o kısım çok güzel ya da şişede durduğu gibi durmadığı için bana o saatte öyle geliyor : ) 

Ertesi sabah otelimiz Orange Inn’in kahvaltı salonunda, mutfaktaki teyzenin fırından biz geldiğimizde çıkardığı sıcacık börekleri hüplettikten sonra bitpazarını ve baş çarşıyı tekrar turluyor, alışveriş yapıyoruz. 

Dün köfte yediğimiz avludaki yan restoranın parmak köftelerinin daha dolgun olduğunu görmüş, bundan dolayı köftelerin damak tadıma daha uygun olacağını düşünmüş, bugün için orayı hedeflemiştim. Tahminim doğru çıkıyor ve gezinin en muhteşem parmak köftelerini Turist isimli bu mekânda yiyoruz. 

Parmak köftelerimize bu sefer dün yediğimiz pleskavitsanın kaşarlısı, güveçte tereyağlı kuru fasulye ve köz biber eşlik ediyor. Hızımızı alamayıp köfteden bir porsiyon da annem için sardırıyoruz ve final : )

Taksicinin biriyle 15 Euro'ya anlaşıp Türk TAV grup tarafından 2011’de yepyeni bir hale getirilen Üsküp Havalimanı’na yarım saatte ulaşıyoruz. Cuma öğleden sonra başlayan Priştine / Üsküp turumuz pazar öğleden sonra sona eriyor. İkisinin de tek günde gezilebilecek şehirler olduğuna dair yorumlara biz de katılıyor, vatanımıza ve kuzularımıza mutlu mesut dönüyoruz.