Google+

Arama formu

Moskova’da Gezilecek Yerler

Rusya pek çok tarihi olaya ev sahipliği yapmış, eski medeniyetlerden biri olarak, ülke yerleşkesinde pek çok önemli değeri barındırıyor. Ve Moskova, Rusya başkenti olarak bu değerlerin pek çoğuna ev sahipliği yapıyor. Doğa güzelliğiyle pek değerlendiremesek de, Moskova, mimarisi, tarihi ve tarih kokan şehirleriyle her adımda geçmişten bir anı bırakıyor bize. Üstelik bunlar şehrin dört bir yanına dağılmış bir şekilde değil, pek çoğunu bir arada görebilme imkanıyla karşımıza çıkıyor.

Moskova şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Otel yerine ev kiralamak isterseniz Rooms on Zvezdnyy Bulvar, Homestay on Shmitovsky Proyezd güzel bir seçim olacaktır. Bunlardan en iyileri Balmont Apartments Park Kultury, Red Hostel, Balmont Apartments Smolenskaya. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Apartment Allinrent Voykovskaya, Maxima Zarya Hotel, Business Brusnika Apartments Sokol gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Arena Hostel, LEN Inn Hostel, Myaso Hostel tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Moskova aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Kızıl Meydan (Red Square)

Kızıl Meydan (Red Square)
 

Şehrin kalbi olarak bilinen Kızıl Meydan, tüm gezginlerin Moskova seyahatinin başlangıç noktasıdır. Tarih boyunca, neredeyse her taşında bir anı taşıyan bu meydanda, pek çok idam, gösteri ve geçit düzenlenmiş, tarihsel dokusu hala üstünde durmaktadır. Eskiden bir pazar alanı ve pek çok şehrin geçiş ve bağlantı noktası olarak kullanılan en büyük meydandır. Sovyetler zamanında her yıl 1 Mayıs ve 7 Kasım’da düzenlenen geçit törenleri meydandaki en önemli kutlamalardır. Bu ve pek çok tarihi nedenden dolayı, Kızıl Meydan 1990 yılında UNESCO Dünya Mirasları Listesi’ne adını yazdırmıştır. Kızıl Meydan ismi açısından da merak edilesi bir yerdir. Hakkında farklı farklı rivayetler olmasına rağmen en bilinenler şöyle sıralanabilir: İlk olarak Kızıl kelimesi olarak kullanılan ‘KpacHo’ kelimesi aslında güzel anlamına gelmektedir. Bu nedenle Kızıl Meydan asıl anlamıyla Güzel Meydan olarak karşımıza çıkar. Bir diğer rivayete göre, 17. yüzyılda meydanın çevresindeki evlerin çoğunun ahşap olması sürekli yangınlara sebep olmaktaydı. Bu olayın sürekli cereyan etmesi üzerine Çar meydana Kızıl Meydan adını vermiştir. Ve son olarak zamanında bu meydanda o kadar çok kan dökülmüş ki günümüze kadar ismi sürekli Kızıl, Kanlı Meydan olarak kalmıştır.

Günümüzde Kızıl Meydan Rusya’nın merkezi konumundadır. Arkasında Kremlin Sarayı, solunda Aziz Vasili Kilisesi, önünde 120 yıllık GUM alışveriş merkezi ve solunda kırmızı rengiyle Moskova Tarih Müzesi’yle Moskova’nın hatta Rusya’nın merkezidir Kızıl Meydan.
 

Kremlin Sarayı

Kremlin Sarayı

 

Kelime anlamı olarak hisar, kale ve şato anlamına gelen Kremlin, pek çok Rus kentinde bulunan yapıların bütünüdür aslında ve Moskova’daki Kremlin Sarayı bunların en ünlüsüdür. Çünkü devrimden önce pek çok Çar’a ev sahipliği yapmıştır. 12. yüzyılda ahşap olarak inşa edilen saray, Moğollar tarafından ziyaret edilince yerle bir oluyor neredeyse. 15. yüzyılda III. Ivan ile Moğol işgalinden kurtulan Rusya’ya yeni bir saray gerekiyordu. Tüm Rus prenslikleri birleşmiş ve hepsinin merkezi Moskova yapılmak isteniyordu. Ve bunun üzerine Ivan Ruslardan ve ünlü İtalyan mimarlardan oluşan bir ekibe sarayı tekrar yaptırdı. O günden beri, Korkunç Ivan olarak da adını tarihe kazımış olan III. Ivan’dan sonra her Çar taç törenini Kremlin’de gerçekleştirdi. Saray içinde 1600 yılında yapılan Büyük Ivan Çan Kulesi, 81 metre yükseliğiyle bir zamanlar Rusya’nın en uzun yapısı olarak kabul ediliyordu, ki bu aynı zamanda dünyanın en büyük çanıdır. Ancak ilginç bir şekilde çan kulenin içinde değil yanındadır. Onun hemen yanında dökme sanat eseri olan 40 tonluk çan topu yer alır. Ancak hem çan hem de çan topu hiçbir zaman kullanılmamıştır, onun yerine kulenin içinde yer alan daha küçük bir çan yerleştirilip asıl o kullanılmıştır. Perşembe hariç her gün 10-17 saatleri arası gezmeye müsait olan sarayın bütün bölümleri ne yazık ki gösterime açık değildir. Ancak Kraliyet Mezarlığı, Çan Kuleleri, Hz Meryem’in Göğe Yükseliş Kilisesi görülmeye değer yerlerdir.
 

Arbat

Arbat

 

Moskova’nın batısındaki ünlü caddeler çifti olarak adlandırabileceğimiz Arbat Caddesi, 1930’larda Stalin’in merkeze yakın olan eski binaları yaktırmasıyla ortaya çıkmış olup tamamen trafiğe kapalı yaya yoludur. Aslında çift olarak görebileceğimiz gibi iki adet Arbat vardır. Biri Yeni Arbat olarak bilinir ki burası Sovyetler Birliği zamanında yapılmış ve çok işlek bir araç trafiğine sahip olan caddedir. Diğeri ise Eski Arbat olarak bilinir. Burası için bir nevi Moskova’nın İstiklal Caddesi diyebiliriz. Sadece 1 kilometre uzunluğundadır. Ancak İstiklal’e göre nispeten daha sessiz sakindir. Çevresinde ve ara sokaklarında kafeler ve barlardan daha çok turistik lokantalar yer alır. Adını Arapça’dan alan Arbat Caddesi varoş veya şehir alanı anlamına gelmektedir. Cadde üzerindeki yapılar 1. Petro dönemine kadar dayanır ancak günümüzde de hala yapılaşma devam etmektedir. Ancak asıl dikkat etmemiz gereken nokta Arbat Caddesi’ne mimari bir bakış değil onun ruhunu anlamaktır. 24 saat süren bir canlılık, kozmopolit bir yapı, heyecan ve her köşesinde bir ressam, bir sanatkar bulunan bu cadde, eniyle boyuyla veya yapılarıyla değil kendi ruhuyla Moskova’nın en önemli caddesi haline gelmiş ve her turist tarafından mutlaka ziyaret edilmektedir. Cadde en başta sanatkarların ilgilisini çekmiştir; çünkü yıllar boyunca nice Rus sanatçı yaşamak ve üretmek için Arbat’ı seçmiştir. Rusya’daki kültürel yaşamın nabzı diyebiliriz. Hediyelik eşya, takı, rengarenk dükkanlar, sokak çalgıcıları ve pek çok çeşitli aktivitelere ev sahipliğini de Moskova’da Arbat Caddesi yapmaktadır.
 

Aziz Vasili Katedrali

Aziz Vasili Katedrali

 

16. yüzyılda Korkunç İvan tarafından Tatarlar’dan Kazak şehrinin alınması adına yapılmış, sekizgen şeklinde olan tabanın üzerinde her biri ayrı bir zafere adanmış 8 tane kubbe barındıran insanların bakmaya doyamadığı yapıdır. Kızıl Meydan’ın güney ucunda yer alan Aziz Vasili Katedrali renkleri, desenleri ve ilgi çekici yapısıyla Rusya’nın sembolü haline gelmiştir. UNESCO Dünya Mirasları arasında bulunan yapı Bakire Meryem Şefaat Katedrali ismiyle de bilinir. Hakkında ilginç bilgiler edinebileceğimiz katedral hem yapısı hem hikayeleriyle insanları etkilemeyi başarmıştır. Napolyon’un bu yapıyı çok beğenip, Paris’e taşımak istediği söylenir. Ancak yetersiz altyapı ve teknolojik sebeplerden dolayı bu amacını gerçekleştiremeyip katedrali yakmak istediği yine bu söylentiler arasındadır. Bir başka söylenti de Korkunç İvan burayı yapan İtalyan mimar Bara’yı başka bir yerde aynısını yapmasından diye gözlerinden ettiğidir. 1550’li yıllarda yaptırılmış ve yapısında doğu, İslam motifleri taşır. 8 kubbesi de uzunluk ve işleme olarak birbirinden ayrılır, en uzun kubbesi altın işlemedir. Yıllar içinde pek çok restorasyona uğrayan katedralin son görünümü 1860 yılından beri değişmemiştir. Ayrıca restorasyon çalışmaları sırasında duvarların içerinde döner ahşap bir merdiven bulunduğu da söylenir. Katedral 20. yüzyılın ortalarında müze olarak kullanılmaya başlanmıştır ve içerisindeki en ilgi çekici nesnelerden biri 17. yüzyıldan kalma Çar Aleksey Mihayloviç’e ait bir kadehtir. Zengin bir dekorasyona sahip katedralin taş zemininde 500 yılın aşınma izlerine rastlanabilir. Masalsı görünümü her gezgini derinden etkileyen katedral Salı günleri hariç diğer tüm günleri 11.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.
 

Lenin’in Mozolesi

Lenin’in Mozolesi
 

Kızıl Meydan’da piramit şeklinde bulunan ve 1930 yılında yapılan bu mozole, öldükten sonra 56. gününde mumyalanıp cam fanusa alınan Lenin’i barındırıyor. Yapının granitlerinin kırmızı renk oluşu sosyalizmi, siyah labrador ise yası temsil eder. Yapıda küp şekillerinin kullanılması ölümsüzlük mesajı vermek için Mimar Şçusev’in fikridir. 1953 yılında Stalin’in naaşı da mozoleye götürülmüştür, ancak 1961 yılında Nikolay Kruşçev’in talimatıyla diğer Sovyet yöneticileri gibi onun naaşı da Kremlin duvarları önüne gömülmüştür. Lenin’in naaşı İkinci Dünya Savaşı sırasında Ruslar için büyük bir endişeydi. Gelen her türlü tehlikeye karşı korunması gerekiyordu. Bu nedenle tümgeneralden gelen tavsiyeyle birlikte Stalin’in talimatı üzerine 1941 yılında Lenin’in naaşı Tümen’e gönderilir. 3 yıl 9 ay boyunca orada saklanan naaş, daha sonra geri mozoleye nakliye edilir. Stalin neden özellikle Tümen diye sorduğunda tümgeneral şehrin çevresinin boş olduğunu ve Almanların dikkatini çekebilecek herhangi bir faaliyet olmamasını sebep olarak göstermiştir. Pazartesi ve Cuma günleri hariç haftanın diğer günleri açıktır. Ancak ziyaret saatleri 10.00 ve 13.00 arasındadır. Ziyaret ücretsiz olmasıyla birlikte girişte telefonlarınızı bırakmanız gerekmektedir. Eğer elleriniz cebinizde ve Ruslar’ın sizi saygısız bir şekilde göreceği bir biçimde bulunuyorsanız mozole içinde görevliler tarafından uyarılabilirsiniz. 18 ayda bir Mozole ziyaretçiye kapatılarak Lenin’in naaşı laboratuvara götürülerek incelenir gerekli düzenlemeler yapılır. Örneğin buruşma veya renk değişimi varsa, bu kısım asetik ile seyreltilmiş votka kullanılarak restore edilir. Ve üzerindeki elbiseler yenileriyle değiştirilir.