Google+

BELGRAD'DA YENİ YIL

1039509 Oca 2015Gezi Notu
Ömer BaşÖmer BaşGezgin09 Oca 2015103950 Yorum

2-3 ay öncesinden hayalini kurduğumuz Belgrad'da yeni yıl fikrini nihayet 25 gün kala kesinleştirebildikten sonra Airserbia ile 29 Aralık günü çoğunluğu yılbaşı için giden Türklerden oluşan gayet güzel ve rötarlı bir uçuş ve yerel saat ile 17.30 civarları Nikola Tesla Havalimanı’na varıp pasaport kontrol alanındaki uzun kuyruğa katıldım. Türk vatandaşlarına kontrolde zorluk çıkartıldığını ve pasaportumu da birkaç hafta önce yenilediğim için eski işimden kalma hizmet pasaportlarımı da yanıma aldığımdan hiçbir soru ve problem olmadan rahatlıkla geçtim kontrolden. Ardından da ev sahibim Marko'nun gönderdiği şoför hanımın yardımı ile Bulevar Kralja Aleksandar da kiraladığımız eve vardım. Ann'in (kız arkadaşım) uçuşu aktarmalı ve yaklaşık 6 saat sonra ineceği için bu süreyi evin yakınlarını keşfedip biraz alışveriş ve önceden adını duyduğum Türk restoranında pek de hoşuma gitmeyen bir akşam yemeği ile tamamladım. Ardından da tekrar Marko'nun organize ettiği bir diğer şoför ile havalimanına yaklaşık 25 dakikada gidip Ann'i karşılayıp tekrar eve döndük.

Evin en üst katta ve çok iyi bir konumda olması müthiş bir manzara ve birazda ısı problemi oluşturdu (benim için). Gece 01.00 civarlarında terasımızdan Crkva St. Marka ve Belgrad'ın güzel mimarisi ile süslenip ışıklandırılmış parlamento vb. binalarını izleyip marketten gayet uygun (1200 RSD) ve güzel Vracar Sırp şarabını yudumlayıp yarınki planı hazırlayarak sonlandırdık.

Belgrad

 Paket turlarda kaçırılmaması gereken en güncel ve ekonomik kampanyalar şöyle: Bansko Kayak Turu – 1 Gece Bedava, Bansko Kayak Turu – Ücretsiz Kayak Eğitimi, Lapland Turu - Son dakika 200 Euro indirim, %25 indirimli Prag Turu, Sicilya & Malta Turu – Son dakika %5 indirim, Belgrad Turu - %25 indirim , Prag Turu 14 Şubat Özel – Son Dakika %5 İndirim

Ertesi sabah saat 10 civarları uyanıp olabildiğince kalın giyinerek 10 dakika yürüme mesafemizde ki Knez Mihailova Caddesi ile güne başlayıp karşımıza çıkan ilk kafeye girdik. İçeri girer girmez suratımıza çarpan sigara kokusuna pek şaşırmayıp kendimde sigara içtiğim için sevindim fakat bu tür durumlara hiç alışkın olmayan Ann’in çok şaşırarak başka bir kafeye gitme fikrini sundu neticede Baltıklı, fakat açlık da bir yandan bastırınca oturup hemen sipariş verme işlemine yöneldik. Kafede neredeyse yiyecek hiç bir şey yoktu sadece müsli ve yoğurttan yapılan meyve seçenekli Joghurt Crunch adı verilen gevreğin çilekli ve “Borovnic”lı (Yaban Mersini) olanlarını seçerek enerjik ve tatlı bir başlangıç yaptık güne. İstanbul’da çoğunluğunu Sırp, Karadağlı, Arnavut ve Boşnaklardan oluşan bir mahallede doğup büyüdüğüm için kültürlerini gayet iyi biliyordum bu yüzden Borovnicalıyı seçtiğime hiç pişman olmadım doğrusu. Toplamda 2 Jogurt Crunch 1 Latte ve 1 filtre kahveye hatırladığım kadarı ile 1000-1200 RSD civarı bir şey ödeyerek Knez Mihailova’yı tekrar keşfe çıktık. İkinci durak elbette Kuvana Vino stantları (sıcak şarap), sıcak bir şeyler içmek lazım elbette, aksi takdirde katlanılmaz bir soğuk.

Knez Mihailova’daki mağazalara kafelere ve etrafa göz atıp 1-2 dükkândan koleksiyonumun yeni parçaları için magnet ve kupa aldım ardından da caddenin sonundaki Kalemegdan parkına yöneldik. Park içerisindeki çoğunluğunu yaşlıların oluşturduğu küçük el işi hediyelik eşya tezgâhlarından 600 RSD ye Ann'in ayaklarını ısıtabilmek için Grandma Socks adını verdiğimiz epey kalın yün çoraplardan alıp parkın sonundaki kaleye yöneldik. Kale 16-17. yüzyıldan kalma bir görünüme sahip fakat içerisinde 1. ve 2. dünya savaşlarından kalma ekipmanlar da sergileniyor. Kalemegdan’ın en ucundaki noktaya gidip nehre karşı manzaranın tadını çıkartırken köşede az oturma bahanesi ile Ann e yakalanmadan güzel bir sigara içtim, ee günün ilkini güzel bir manzara ile içmek ayrı bi tat elbette. Kalemegdan’dan çıkıp 5 dakika yürüme mesafesinde ki Etnografski Museum’u ziyaret etmek Sırp ve Balkan tarihi ile ilgilili bilgiler edinmek istedik, girişte kişi başı 150 RSD ödedikten sonra binayı keşfe çıktık bomboştu neredeyse. Knez Mihailova’nın, kafelerin ve etrafın her yerin dolu olup da oranın o kadar boş olduğunu görmek gelen turistlerin neredeyse tamamının eğlence için geldiğine emin olmamızı sağladı. Müze kesinlikle görülmeye değer, bay bayan çocuk ayırtmaksızın katliamların iğrençliği ve Türk-Sırp kültürünün benzerliği gibi birçok farklı konuda bilgi yüklüyor beyinlere.

Belgrad şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Urban Loft, Perfect Location, Apartment Queen Natalia, Harmony Apartment. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Premia Apartments, Downtown Apartment Little Bay gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Vip apartment Beograd, Bohemian Rhapsody NBG, Viktorija Apartment tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Belgrad aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Belgrad-1

1-2 saat içeride gezinip güzelce ısındıktan sonra uymaya çalıştığımız ''Top 10 to do in Belgrade'' listesinde sıradaki görevimiz olan tramvay ile şehir turu kısmına geçtik. Bilet almaya çalıştık fakat ne satan var nede araç içerisinde alabileceğiniz biri/bir şey. Bizde görevi tamamlayabilmek için devam ettik biletsiz. Vagondaki tek turist biz olduğumuz için yerlilerin bize meraklı bakışları arasında durak durak şehri izledik. 4-5 durak sonra elinde makineler ile her hallerinden görevli oldukları belli olan amcaların gelip bilet sormasına yarım yamalak Sırpçam ile açıklama yapmaya çalışıyordum ta ki adam anlayabildiğim kısmı şöyle olan ''hiç problem değil boşver bakın keyfinize kimsede yok zaten,'' diyene kadar.

Sonra Bohem bölge olan Skadarlija ya geçtik bölgede hiç turist yoktu ana turist bölgesi olmasına rağmen. Bizim mahalle aralarında kurulan pazarların daha köyvari olanını kol açan edip pazarın dibindeki kasap ve lokantalardan gelen mükemmel kokuyu takip edip bir şeyler yiyelim istedik. Dinler ile pek aram iyi değil ama yine de domuz eti yemediğim için yemek biraz problem oldu bu nedenle kokunun sonundaki mekânı gören Ann’in ''dön dön dön bakma bile'' demesine epey sevindim. Hemen peşine ana meydana çıkan yokuş caddedeki restoranlara göz attık 2-3 tanesindeki Türkçe olarak yazılmış ''Hoşgeldiniz Türkçe menü'' ve yanında aynen Rusçasının da yazılmış olması Ann'i şaşırtmış olsa gerek ki şaşkın bir surat ile ''Ruslar ile Sırpları yakın biliyordum ama Türkler ve Sırplar, bu tuhaf işte''.

Belgrad-2

Uzun yokuşu buzda düşe kalka bir şeyler yiyecek hiç bir yer bulamadan bitirdik ve tekrar ana meydana vardık, köşeden gözüme çarpan mekanı Ann'e gösterip hadi girelim güzel bir restorana benziyor dedim ışıkları masaları dekoru sisli puslu görünce, Rusça ve Kiril alfabesi bildiğini bir kez daha yüzüme çarparak tabelada biraevi olduğu yazıyor yemekten sonra gelsek yanıtını verdi. Bende haliyle tabi neden olmasın dedim, bizde bölgedeki gitmediğimiz noktalara doğru, yani bu barın hemen sol köşesine doğru yöneldik. Karşımıza enteresan bir kapı açılışı olan ''Traditional Fastfood'' tarzı bir mekân çıktı, durur muyuz hemen daldık içeriye hem yiyelim hem ısınalım! Menüyü kontrol ettikten sonra buranın pek de bize göre bir mekân olmadığını daha çok yöresel tatlar ve has Sırp restoranı aradığımızı ve bunu Belgrad'da bulmanın gerçekten de zor olduğunu hatırlayıp, başladık siparişleri vermeye.

Ann benim tavsiyem üzerine ''Pleskavitca'' ve organik olduğu söylenen bizim eski model oralet gibi bir limonata söyledi. Bende bir ızgara tavukgöğsü ile kola söyledim. Siparişlerimiz beklediğimizin dışında mekândan bağımsızcasına demir tabaklarda geldi, görünümünden Mc Donald's gibi kâğıtta plastikte gelir diye bekliyorduk. Pleskavitca da, tavuk da Yunan komşularımızın ''Pita'' dediği türde mükemmel lezzette bir ekmeğin içerisinde geldi. Dışı kekik ve hafif yağ ile bezenmiş içerisinin hamuru alınmıştı. Yerel adını bilmiyorum ama pita olmadığı kesin, zira Balkanlarda ''pita'' bizdeki börek oluyor, (burek-bujrek-bügrek diyenlerde var balkanlarda). Velhasıl güzelce karınlarımızı doyurup toplamda 700 RSD gibi bir ön ödemeli hesap ile mekândan ayrılıp o gördüğümüz sisli puslu bara gittik.

Bar Black Turtle Pub olmasına rağmen içerisi daha çok İngiliz holigan barları gibi geniş ortadan barlı koyu ve pastel renkler ile dizayn edilmiş fanatiklerin uğrak noktası olduğu her yerinden belli olan bir mekân. En dipte gördüğümüz masaya geçmeden evvel Ann oranın kendine has herhangi bir alkolü olup olmadığını sordu barmen hanıma. O da; Elbette , '' ima nova godina pivo'' dedi (Yeni yıl birası var). Biz iki gündüz ayyaşı için kulağa çok hoş gelen bu biralardan 2 tane sipariş ettik ve genellikle ağır olan Sırp servisi burada da etkisini göstererek 2 bira için 15 dakika bekledik. Biralar koyu renkli ve oldukça farklı bir tada sahipti içmeye kıyamıyor insan. 2 bira için 300 RSD civarı bir şey ödeyip mekândan ayrılırken birisi Türk olduğumu anlayacak diye tırsmadım değil, zira etraf tehlikeli suretler ile bezenmiş durumda. Şansıma Ann de gram Türk tipi yok % 100 Baltık, hem beyaz surat çok değişik gri-mavi bir göz kısa siyah saç, kim der bu Türk? Yırttık efenim (zira rahatsız olmama bir diğer etken de ev sahibim Marko'nun ve arkadaşlarının beni fanatiklerin barları var ayırt edebilirsin gitme oralara, yada normal bir barda maç muhabbeti olursa sakın ses çıkartma diye uyarmasıydı).

Belgrad-3

Oradan gene geçtik Knez Mihailovaya kuvana vinoya. Ben bütün gün yolda çok üşüdüğüm ve delikanlılığa laf sürdürmemek için içlik ya da içime herhangi bir şey giymediğim için mermi gibi pantolonu ve bacağımı delip geçen rüzgârdan mustarip olmuştum. Ann de sana bir şey söyleyeceğim benim için yapacaksın sen de olur mu dedi. Olur dedim, demez olaydım. Knez Mihailova’daki H&M’e gidip tuhaf bir şekilde buradakinin 2-3 misline iğrenç bir ''Leggings'' aldık. İlk başta onun için alıyoruz sandım ama XL'ı seçtiğini görünce pratik Türk zekâmda bir şimşek çaktı; aha yandık giydirecek şimdi bu taytı bana dedim. Garibim özünde beni düşündüğü ve onun oralarda normal olup bizim böyle şeyleri tuhaf karşıladığımızı bildiği için damardan duygusaldan girip kültür ve bilinç farklılarını kırmak istedi. Kırdı da… Uzaktan bakılsa siyah saç, kirli sakal siyah giyim 1.77 boy ile bir şeye benzeriz ama içimizde bildiğin tayt var. Utançtı, ama hiç pişman değilim sıcacık da tuttu, üstten alta doğru daralarak giden siyah beyaz çizgili donum, ben ve Ann, çok romantiğiz.

Knez Mihailova’nın başındaki taksi durağı gibi yerden ilk müsait taksiye atladık, önceki akşam Ann gelmeden evvel aynı mesafeyi kullandım biliyorum ya hani ne kadar olduğunu ondan içim rahat (360 RSD), aynı başlangıçtan aynı bitişe hemen hemen aynı sürede vardık. Ücreti sorduğumuzda 3800 RSD'i duyduğumuzda Ann'in ''What, its almost 30 €, you are a robber, that's not fair'' diye çemkirmesi ve şoförün (% 90 Türk olan beyefendi) This is a 4 star taxi, lux tax, I dont care give my money diyip bana bakması zaten normalde de kontrol etmekte güçlük çektiğim sinir derecemi tavan yaptırmıştı. Ann çok sinirlendiği için arabadan çıkıp kenarda beni beklerken gayet sakince düşünerek tatilimizi mahvetmesine izin vermeyeceğim. İkimizi de üzemez diye düşünüp 30 €’yu verirken şoförün hala pişkince konuşması çileden çıkarmıştı beni. Ama hayır, hiç bir şey üzemez bizi ne olursa olsun mutlu mesut eğleneceğiz deyip Ann ile apartmanın yerlisiymişiz gibi komşularla girişte asansörde selamlaşarak dairemize girdik.

Çatlayana kadar da içip sızdık, Ann çok koyu Lütheryan Hristiyan olduğundan telefonun alarmı dahi kilise çanı olduğu için neden sabahın 08.30’una kurduğunu bilmediğimiz alarm yüzünden uyandık. 5 dakika daha deyip 10.00 civarlarına kadar uyuyup, sonunda uyanabildik, kalkıp hemen bulunduğumuz caddede 150-200 metre ileride bulunan Ann'in anlamını telaffuz ettiği ama hatırlayamadığım çok güzel bir pastane/fırın zincirine daldık. Burekleri höpleyip, kahvelerip löpleyip yedik. Enerji versin diye Borovnica Joghurt içtim bir tane. Ann de doymadığı için 2. porsiyon bureğini yedi, maşallahı var bir oturuşta keçi kemirir benim balım, yine de incedir.

Sonra hemen evin karşısındaki Crkva St. Marka’ya gittik evden çok güzel görünüyordu merakı giderelim maksat. Kapıdan içeri girerken 7-8 kişi de girişte bekliyordu Ann girerken istavroz çıkartıp ben çıkartmayınca yine o tuhaf bakışlara cevap verebilmek için bende baktım aval aval suratlarına. Ann mum almamı isteyince ''heh bi bu eksikti, papazı da çağır vaftiz etsin istersen Ann dedim içimden'' , tabi dışımdan hangisi olsun canım?? 100 RSD’lik olan orta boyu istedi ve yakıp dua etti, izledim. Gerçekten de çok tuhaf bir histi benim için bir zamanlar kıt beyinli değil de oldukça koyu bir Müslüman olan kendimin şimdi nasıl, nerede ve ne şekilde olduğu fikrini sorgulattı. Sonra adını hatırlayamıyorum ama büyük casinonun arkasında olan bölgenin en büyük kilisesine gittik. Ann tekrar dualar etti,  ve öncekine nazaran daha hızlı bir şekilde kiliseden ayrıldık, çıkarken elimi tutup yüzüme baktı ve teşekkür etti. Bilemiyorum o ne derece mutluydu o an ama beni gerçekten mutlu etmişti.

Tekrar Knez'e gidip başladık caddede çalan o güzel bandoları dinleyip kuvana vino içmeye. Ann deli gibi sanat hastası olduğu için illa da şehrin öbür tarafındaki sanat müzesini görmek istedi, o daha çok görsel sanatı sevdiği için istemeden olur dedim. Keşke demeseydim hayatımdaki en büyük pişmanlıklardan birini yaşadım. Evden kiliselere 3 km kat etmişiz, büyük kiliseden sanat müzesine kadar da 7 km, etti mi 10 km (Taksi tutmak istemiyor hanımefendi illa yürüyecek, seviyormuş ya!).

Ormanları karları çalıları düşe kalka aştık, etrafta tuhaf bir sessizlik bir kimsesizlik görünce dedim aha kapalı olmasın ya bu. Ann’e baktım suratta bir hüzün bir umutsuzluk bir tatsızlık, kızcağız zaten Baltıklı yeteri kadar ciddi ve sert bir surata sahip bide bu duygular yüklenince dedim aha gene ağlayacak yandık... Ağlayınca yüzü çok komik oluyor ben de gülmeden duramıyorum. Şükür ağlamadı, kafa kafaya vererek 10-15 dakika dinlendik, haritaları açıp şimdi nereye geçsek diye düşündük.

Baktık ki haritada Zemun yakın görünüyor ve to-do list de yer alıyor. Hadi dedik yazlık hostelların kafelerin olduğu sahil şeridinden soğu damarlarımızda hissederek yürüyelim, daha 1. km’de soğuktan olduğum yere yığılıp donup ölebilirdim, yorgunluğun piyangosundan. Ann'de hiç ir şey yok, bana mısın demiyor! Yürü Allah yürü, bitmiyor yol, nihayetinde Zemun'a vardık, etrafa baktık görülecek edilecek hiç bir şey yok, bildiğin bizim ege şeridinden bir kasaba gibi aynı. Kış olmasından ötürüdür belki. İlk Sırp tarzı olan kafeye girdik, ben üşümüş olmama rağmen susamıştım da hemen bir pivo söyledim. Ann de tarçın çayı. Güzelce hüplettik ısınmamız dakikalar aldı, soğuk işlemiş resmen bedenlerimize.

Kışın Zemun’a gelme gereği duyan az sayıdaki turistten biri olduğumuz ve girdiğimiz kafede de tek turist olduğumuz için misafirperverlikten çok yine tuhaf bakışlar vardı. Mekânın sahibi görünümlü abimiz iyi İngilizce konuşuyordu ve anlıyordu. 1 bira 1 tarçın çayı 1 espresso ya 300RSD+ ısınmamızın şerefine de 200 RSD verip garsonların yüzünü güldürüp çıktık mekândan. Zemun meydanında ki board da bir kuleden bahsediyordu ''Gardos Kula'', dedik e hadi gelmişken yürüyelim oraya da zaten etrafta pek araç yok bir şey yok.

Müzeden Zemun'a 4-5 km yürüdük, koyar mı bize 2-3 km daha? Yokuş yukarı Ann düşmesin diye habire onu tutum destekleyip, bir yandan da akşama yani yılbaşı akşamına olan restoran rezervasyonunu yapmaya çalışıyordum telefonda, berbat İngilizceli restoran çalışanları ile. Ann en sonunda hiç bir yere gidemeyeceğimizi anlayınca bastı fırçayı, neyse sorun değil evde kutlarız bizde dedi. Velhasıl kuleye vardık etrafta tek tük 3-5 yerli turist ve en bombası kulede kapalı, e haydi şu banka geçip azda olsa görünen manzarayı izleyip sarılıp ısınalım. Görev tamam! Haydi in terkar Zemun’a taksi bulmaya… Şehir merkezine 3-5 sokak kala aradan gelen bir taksiyi görüp çevirip hemen atlıyoruz ve knez mihailova diyoruz! Çünkü sıcak şarap var. İçip ısınıp Ann’i alışveriş yaparken bekliyorum, yine şansıma Baltıklılar bu konuda daha hızlı bizimkiler gibi saatlerini yemiyor insanın.

Oradan da eve doğru yürüyüp ilk markete girip şampanya meyve ıvır zıvır alıyor elleri doldurup sıcak yuvamıza geri geçiyoruz. Başlıyoruz hazırlıklara, ilk sırada Ann'in ülkesine has bir gelenek olan hayvan figürlerinin içini oyup oradaki kâğıdı okuyup sonrada figürü Ann'in yanında getirdiği alet edevat ile eritip bizim kurşun dökme usulü suya atıp oluşan nesnelerden anlam çıkartıyoruz, evet ağır işsizlik içeren bir çalışmaydı. Ann'in bildiğine ettiğine ve tercihlerine her zaman güvenmişimdir. Birçok geçerli sebepten.

Saat 21.00 civarları güzelce cici bicilerimizi giyip başlıyoruz über-romantik yılbaşı gecemize. Önden şampanya, peşine dolaptaki biralar, kesmeyince ben Duty- Free den aldığım Jagermeister’den 2-3 kapak attım ısıtsın hani hava soğuk malum. Yetmedi, iki tane alkoliğe kâfi gelir mi. Dışarı çıktım dakikalarca alkol alabileceğim bir yer aradım, nafile onlar bizim gibi bayramda seyranda çalışan insanlar değil haliyle her yer kapalı nöbetçi eczane falan var ama market tekel yok. Baktım konser alanından duman tütüyor, dedim aha duman varsa et var, et varsa pivo var, haj de mo. Güvenlikleri vatandaşları atlata atlata gittim aldım mühimmatı pek turist yoktu gene olan da o yüzden ilgi odağıydım çağıranlar ülke soranlar bardaklarda alkol uzatanlar, atmosfer müthiş e Sırp kadınlarına da diyecek yok. Ann’e olan sadakatimi yitirmeyerek gözümü kulağımı kapayıp hemen eve geri döndüm. Zaten 30-40 dakika içerisinde biraları içerken patlayan hava fişekleri izleyip konser alanından gelen müziği dinleyip Ann ile birbirimizi sarıldık. Gece çok içmemiş olmamıza rağmen ertesi gün geç kalktık Ann çok sever uymayı ben de ona eşlik etmeyi.

Tekrar dedik Knez Mihailova’daki kafeye gidip Joghurt Crunch yiyelim, peşine de kuvana vino… Yedik içtik baktık saat olmuş 14.00. Ann caddede kestane tezgahlarını görünce şaşırdı onların memlekette yokmuş böyle kavurup caddede satma olayı, zaten doğru düzgün kestanede yokmuş. Tam kestaneyi alırken arkadan duyduğum bir sesi aynen şöyle aktarıyorum: ''İrfaaaaaaan, koşşşş la koşşş anaaa bakk kestane var burda da bak bak kestane''. Şaşırdım o ana kadar gördüğüm ilk Türklerdi (taksi macerası hariç).

Daha sonra Ann kestaneleri kendisi soymaya çalıştığında ellerin üşümesin bırak ben yapayım dedim. E delikanlıyız! 2. kestanede ellerimdeki kan donuyordu resmen, fonksiyonlarımı yitirir gibi oldum. Soğuğun tarifi yok benim lügatimde. Peşi sıra herkese şiddet ile tavsiye edeceğim Dorcol bölgesindeki (diğer bir tarif ile Studentski parkın arka tarafı ve Knez'in sağ en sondan 1. sokağı) barlar ve restoranlar caddesine daldık. Etrafta tur attıktan sonra saat oldu 15.30, e dedik şu Bar Central (bizce en iyisi) isimli mekâna girip birer cintonik yuvarlayalım (favorimizdir). Yuvarlardık mekân biraz pahalıydı, ama benden kaçmaz 2’ye gelirsek taktiğimi biliyorum.

Belgrad-4

Oradan çıktık restoran bakınırken karşı köşede Kosava isimli canlı müzikli şık mekânı gördük dedik buraya gelelim yemeğe. Ama sırada yerel mekânlarda yerel alkolleri tatmak var önce. Önümüze gelen her mekana girdik hepsinin yerel içkisini içtik, daha saat 19.30 biz Ay’a koşuyoruz. Mevzu bahis caddenin ortalarında yer alan The Passenger isimli bar, yaz zamanlarında 1 numaradır eminim. Bahçesi gündüz kafe akşam club. İç dış fark etmeksizin 22.00’den sonra DJ, insanları güzel personeli güzel fiyatı da uygun. Velhasıl saati ettik 20.00. Dedik hadi geçelim Kosava Restoran’a, canlı müzik söylenenden… 85 dakika geç başladı oradan bir ofsaytı var, tuvaletin binanın dışında 4 bir yani rüzgâr çeken derme çatma bir yer olması da cabası. Velhasıl siparişleri verme faslındayız Ann domuz yemediğimi bilir ama anlamsızca yememde ısrar eder o gecede bunu yapıp canımı sıkınca kalkıp lavaboya gittim sinirli bir şekilde. Döndüğümde, masaya ilk oturduğumuzda kenarda gözüme çarpan Noel baba desenli çikolatayı bildiğiniz çalmış elinde saklıyor ''Senin için bir şey çaldım'' deyip pis pis sırıtıyordu. Sevindirdi gönlümü aldı tekrardan. Nasıl telafi edeceğini biliyor. Ben devasa porsiyonda gelen mantar soslu tavuk, Ann 1 balık, 6 bira, 1 mantar tabağı ve 3 tane şirketten olduğu söylenen yerel içki Sjlivovitca (Rakija ) shot attık. Totalde 2300 RSD gibi bir rakam ödedik, o mekan için çok olduğu acı bir gerçekti. Garson bizimle çok ilgilendiği için Ann bahşiş vermek istedi bende önden restoran ismini Kosava görünce mekanı Arnavut sanıp garsondan ''Nooo, we are Serbian, we are Orthodox, Not Kosovian'' sözlerini duyduğum için pek haz etmemiştim. Yine de Ann'i kırmamak için masaya 600 RSD bahşiş bıraktık. Mekandan ayrılmak için aşağıya doğru inerken peşimizden gelen garson bahşişi fark etmiş olacak ki o an o adamın yüzünde ''mutluluğu, gerçek mutluluğu'' gördük. Ne bizim ne de onların ekonomisine göre pek bir şey etmeyen bu rakamın o adamı o denli mutlu ettiğini görmek gecemize ayrı bir neşe kattı.

Neyse, tekrar döndük Bar Central'a son gecemiz sarhoş olmamız lazım. Geçtik arka taraftaki VIP tarzı olan bara, tek boş yer orasıydı. Başladık cin toniklerle içmeye, kokteyllerin biri geliyor biri gidiyor. Olurda yolunuz düşerse ''Miroslav ve Milos'' isimli 2 usta barmenle tanışmanızı tavsiye ederim. Bir de adını benim koyduğum ''Red Feel'' isimli kokteyli deneyin ve Miroslav’dan hikâyesini dinleyin, şaşıracaksınız. Velhasıl mekânın pahalı olduğunu önden bildiğim için Ann lavaboya gittiğinde ya da her fırsatta bu 2 güzel arkadaşa totalde 3500 RSD civarı bahşiş verip 20 cintonik ve 6 tane rakija shot için 8000 RSD civarı hesap gelmesi gerekirken 2300 RSD geldi. Çünkü arkadaşlar sadece 6 tane cintonik yazmışlardı. Maalesef bu noktalardan sonrasını hayal meyal hatırlıyorum zira başımıza bir şey gelmediğine ya da alkol komasına girmediğime şükrediyorum.

Ertesi öğlen olan uçuşumu yakalamak için 1-2 saatlik uyku ile saat 08.00 civarı uyanıyorum ama Ann ile ayrılmak epey zor, klasiğimizdir 5 dakika daha deriz hep, uyuruz ağzımız burnumuz şişene kadar. Gene aynısını yaptık gözümü bir açtım ki saat olmuş 10.30 uçuşa var 1 saat 50 dakika. Hangi ara bavul toparlanacak vedalaşılacak taksi bulunacak da gidilecek. Sarhoş kafa ile kaç dakikada ve nasıl yaptım ettim bilmiyorum ama güç bela uçuşu yakaladım ve havalimanında tek tük yakaladığım kadarı ile etraftaki insanların neden ayaklarıma doğru baktığını ancak güvenlik noktasına ayakkabılarımı çıkarırken fark edebildim ve bu alkolü azaltmada gayet etkili bir neden oldu benim için.

Belgrad-5

Belgrad'da siz kimseye bulaşmazsanız kimsede size bulaşmıyor ola ki biri direkt bulaşıyorsa gerçekten tehlikeli olabiliyor ve yerlilerinin hepsi çok uyanık tıpkı bizim Beyazıt-Sultanahmet esnafı gibi.

Tren garının olduğu yerler akşam saatlerinden sonra hiç güvenli değil.

Fazla nakit taşımak güvenli olmayabilir, kart şüphesiz en iyisi ve bahsedildiği gibi değil birçok mekanda kart geçiyor artık Belgrad’da.

Hayat gerçekten de ucuz Belgrad’da günlük 2000 RSD’ye iyi zaman geçirebilirsiniz.

4 Star/Lux taksilere kesinlikle binmeyi tavsiye etmem, zira öbürlerine de binilirse taksi metreyi kaça açtıklarını sorunuz, sahte taksi metre kullanımı bol.

Herhangi bir barda mekânda maç muhabbetine siz girmeseniz bile size gelip sorulma ihtimali yüksek olabilir, en nihayetinde bar alkol falan derken. Vereceğiniz cevaba hazırlıklı olmakta fayda vardır elbet.

Konaklama için Studentski Grad, Dorcol, Knez Mihailova, Stari Grad, bölgeleri gayet iyidir. Nehrin karşı tarafında bir yerde kalmak bütün ana heyecana uzak olmak demek, ulaşım sorunu demek.

Havalimanından taksi ile şehir merkezine ortalama 1300 RSD. Konaklamanızı sağlayan host/hotel 18-20 €’luk pick-up tekliflerinde bulunur ve kendilerine komisyon alırlar.

Belgrad şehrini rahat ve hızlı gezmenin yolu yerel turlara ve turistik noktalarda önceden yerinizi ayırtmak. Bu şehir için önerdiğimiz deneyimler şöyle; Şarap tadımı ile Novi Sad & Sremski Karlovci Turu (49 €), Belgrad: Tam Gün Novi Sad Gezi (46 €), Belgrad Havaalanı 1-Way Özel Transferler (38 €), Belgrad: Nikola Tesla Havaalanı özel transfer (30 €). Bu şehirdeki tüm turları görmek için tıklayın.
-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar