Bir Adadan Daha Fazlası: Malta

Gezmeye başladığım ilk günlerden itibaren hayallerimi süsleyen başlıca lokasyonlardan biriydi Malta benim için. Hem bir ada ülkesi olması, hem Avrupa’da bulunması ve böylelikle ulaşımın nispeten ucuz ve rahat olması, hem de Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olması Malta’yı benim için özel kılan özelliklerden başlıcalarıydı (Adının memleketim Malatya’ya olan benzerliğini ise bonus olarak eklemem gerekiyor). 
Yazıma başlamadan önce Malta hakkında bazı olmazsa olmaz, birkaç nefeste okuyacağınız hap bilgiler vermem gerekiyor. Malta aslında 3 büyük 2 küçük adadan oluşan bir takımada. En büyük ada Malta Adası olduğundan ülkenin kendisi de bu ismi almış. Diğer büyük adalar ise Gozo ve Comino. Dünyanın en küçük ülkelerinden biri olan Malta’nın nüfusu 500 bin bile değil. Bir şehirden diğerine yürüyerek geçmek mümkün. Çünkü onların şehir dediği yerleşim yerleri, normal bir ülkede bir ilçe büyüklüğünde bile değil. Tüm ülkeyi baştan başa giden otobüs hattının yolculuğu neredeyse 1 saati geçmiyor. Ülkenin başkenti Valletta, gece hayatıyla ünlü -ve öğrenci- şehri St. Julian, eski başkenti ise tarih kokan şehir Mdina. Resmi dilleri Maltaca ve İngilizce, trafik ise soldan akıyor. Ülkede tek bir havalimanı var. Bir de gereksiz bilgi vereyim, Maltaca’da “Merhba” “hoşgeldiniz” demek (İtiraf edeyim bu kelimeyi tabelada gördüğümde “merhaba” demek olduğunu sanmıştım, “hoşgeldiniz” demek olduğunu yazımı yazarken öğrendim).

Polonya’da yaşadığım 5 aylık süreçte karar verdim Malta’ya gitmeye. Çıkış noktamız Krakow’du ve kullandığımız havayolu şirketi ise Avrupa gezginlerinin yakından tanıdığı bedavadan biraz pahalıya uçuran Ryanair’di (Ancak Türkiye’den Malta’ya uçacaklar için gerek Malta Havayolları’nın gerekse Türk Hava Yolları’nın karşılıklı tarifeli uçuşları var ve fiyatlar makul seviyede).

Benimle Malta macerama ortak olan bir arkadaşım daha var. Krakow’dan bindiğimiz uçağımız Malta’ya indikten sonra kalacağımız hostele gitmek için binmemiz gereken otobüse biniyoruz. Hemen belirtmem gerekirse Malta’da şehir içi ulaşım (yoksa ülke içi mi demeliydim?) için tek bir alternatif var taksi haricinde, o da otobüsler. Otobüslere binmek için aldığınız biletler 2 saatlik, 1 günlük, 7 günlük, 30 ve 90 günlük seçenekleriyle size sunuluyor. Otobüs şoföründen de direkt satın alabileceğiniz bir bileti o süre içinde sınırsız kullanabiliyorsunuz ve fiyatlar ise 1,30 Euro'dan başlıyor.

Kalacağımız hostel Sliema adlı şehirde. Kafe, restoran ve marketleriyle ünlü Sliema, gece hayatıyla ön plana çıkan St. Julian’a yürüyerek 15 dakika mesafede. Evet yanlış duymadınız. Bir şehrinden diğerine yürüyerek 15 dakikada gidebildiğiniz bir ülke Malta. Havalimanından bindiğimiz otobüsten iner inmez bir Türk lokantası "Mrhba" diyor bize. O sıralarda oynanan Türkiye-Portekiz hazırlık maçını izleyerek başlıyoruz Malta gezimize; 3-1 kazanıyor Türkiye.

Hostele yerleştikten sonra çıkıp St. Julian’a şöyle bir göz atmaya gidiyoruz. Mekanların içi/dışı 15-16 yaş grubu gençlerle dolu, etraf cıvıl cıvıl, çok hareketli. Her yer deniz. Canınız sıkıldığında şöyle bir tur atmaya çıksanız sahil boyunca, tüm ülkeyi gezip bitirebilirsiniz neredeyse.

Ertesi gün başkent Valletta’ya doğru yola çıkıyoruz. Sliema’ya biraz uzak, zannediyorum 40 dakika falan sürüyor otobüsle. Beni bu zamana kadar en fazla etkileyen şehirlerden biri. Muhteşem bir mimarisi, ciddi bir tarihi var. Valletta Kalesi karşılıyor bizi ya da tam adıyla Saint Elmo Kalesi. Osmanlı’dan korunmak için inşa ettikleri bu kale, dile kolay tam 450 yıldır ayakta. Denize nazır bir tepede konuşlanmış bu kale gerçekten görülmeye değer. Valletta’nın İspanya’dakileri andıran dar, şirin sokaklarını ve geneli saman sarısı renkteki mimari yapılarını da görmelisiniz.
 
 

Valletta’dan otobüse binip rastgele bir yerde iniyoruz. İndiğimiz yer tesadüf eseri bizi eski başkent, “sessiz şehir” olarak bilinen “Mdina” şehrine götürüyor. Dar ve şirin sokaklar bizi Mdina’da yalnız bırakmıyor, Mdina her köşesiyle tarih kokan bir yerleşim yeri. Yürüyerek şehirden şehire geçiyor ve 1 günde 5 şehir görmüş oluyoruz Malta’da. Bu bir gezgin için rekor sayılabilecek bir rakam.
 
Malta takımadalarının 2. büyük adası Gozo ile ilgili söyleyeceklerime geçmeden önce şunu üzülerek belirteyim ki Malta, bir ada ülkesi olmasına rağmen ne yazık ki güzel plajlara sahip değil. Sahip olduğu doğal plajların çok büyük çoğunluğu taş plajlardan oluşuyor. Maltalılar için üzücü bir durum tabii...
 
Ertesi gün Gozo’dayız. Gozo’ya feribotla 20 dakikada ulaşıyoruz. Ücret ise gidiş-dönüş 9 Euro civarında. Gozo’nun başkenti Victoria (Rabat)’da birkaç saat zaman geçirip, çarşıda gezinip dönüyoruz.
 Otobüsle dönerken birden ani bir kararla hiç bilmediğimiz bir durakta, hiç bilmediğimiz bir yerde iniyor ve plaja gidiyoruz. Şans eseri bulduğumuz bu plaj sanırım Malta’nın en mükemmel plajı. Pırıl pırıl kumlar ve enfes bir deniz. Bugibba şehrinde olduğumuzu dönerken öğreniyoruz.

Yazımı sonlandırmadan önce Malta ile ilgili çarpıcı bir bilgi vermek istiyorum bilmeyenler için. Malta koyu Katolik bir ülke ve aile değerlerine çok bağlı bir toplum. Öyle ki Malta’da 2011 yılına kadar boşanmak yasal değildi. Her metrekareye neredeyse 1 kilise düşen ve halkının % 95’i Katolik olan Malta’da ancak 2011 yılında yapılan ve % 52 evet oyu çıkan referandumla birlikte boşanmak yasal hale geldi. Bu referandumun öncesinde çiftler ayrılabiliyor ancak evliliklerini sonlandıramadıkları için yeniden evlenmeleri oldukça güç oluyordu.

Evet, birkaç günlük kısa Malta gezimiz boyunca 10 farklı şehir görmüş olduk. Malta size bu imkanı sunuyor. Biz düşük bütçeli gezginler olarak ancak böyle sınırlı aktivitelerde bulunabildik. Fazlasına sahip olanlar için Malta daha fazlasını vaat ediyor. Gidin!

Etiketler

eyubozkaya

Yazar Hakkında

eyubozkaya

Erasmus programı sayesinde ilk yurtdışı deneyimimi 22 yaşında Polonya'ya giderek yaşadım.