Cruise ile Dünyanın Keşfi (Karayip Adaları) 7. Bölüm - San Juan/Porto Riko

Sabah uyandığımızda gemide hala kara göründü işaretini veren yok. Öyleyse rahat rahat kahvaltımızı yapabiliriz. Omletlerimizi yaptırıyoruz. Meyvelere ise laf yok. En çok ananas ve papayayı seviyoruz. Zaten bizim masaya meyve, ceviz ve tatlı almamıza gerek yok. Sağ olsun Haluk kardeşim, siz de yersiniz diyerek bol bol alıyor. Eşinin tüm ikazlarına rağmen çoğunu da kendisi yiyor, ama buradan hakkını vermemiz lazım sporunu da ihmal etmiyor. Hatta Hacer peşinden tek tek adımlarını sayıyor. Bugün 7000 adım attık, yarın 10000 adım atmamız lazım diyerekten adımlarımız hep sayımda.

Geminin programına göre öğleden sonra 3 civarında San Juan limanına yanaşmamız lazım ve öyle de oluyor. Program hiç şaşmıyor. Hava sıcaklığı 27 derece ve gece saat 9.30 da gemiye dönmemiz lazım. Yuppiii akşama, kafaları karada çekeceğiz. Haydi bakalım öyleyse öğle yemeğimizi de sıkı bir şekilde yedikten sonra, hatta yanımıza birer sandviç, elma, muzdan oluşan kumanyamızı da aldıktan sonra karaya ayak basıyoruz.

Gemiden çıkınca bizi Kristof Kolomb'un gemisi karşılıyor. Hemen burasının tarihini anlatıyorum bakın dinleyin.1508 yılında Kristof Kolomb tarafından keşfedilen Karayipler’in en büyük adalarından biri olan Porto Riko, Atlantik Okyanusu’ndan gelen sıcak su akıntılarının sayesinde gemilerin Avrupa ve Afrika kıyılarından buralara kolaylıkla ulaşılmasını sağlıyormuş. Bu nedenle Karayipler’in de giriş kapısı olarak adlandırılan Porto Riko, keşfinden itibaren Avrupalıların, bilhassa İspanyol ve İngilizlerin gözlerini diktikleri ve uğruna birçok savaşlar yaptığı bir adadır. 1898 yılında ise en son savaşta Amerikalıların eline geçmiş ve daha sonra da 1983 yılında dünya mirası koruma listesine alınmıştır. İşte şimdi gezeceğimiz San Cristobal ve El Moro kaleleri bu savaşlardaki en önemli savunma kaleleridir. Bu kaleler sayesinde İspanyollar 10 nesil boyunca buralara sahiplenmişler, ticaret yapmışlar ve buraların zenginliklerini kendi ülkelerine taşımışlardır. Şimdi, ABD’nin bir eyaleti olan Porto Rio, kendi iç işlerinde bağımsız, Amerikan kongresinde ise 1 üye ile temsil edilmekte ancak oy kullanma hakkı yoktur. İngilizce ve İspanyolca ana lisanlarıdır ve en çok İspanyolca konuşulur. Bu konuda daha önceki ziyaretime ait yazılarımı ve bilgilere ulaşmak isterseniz işte size Gezimanya sitemizde yayımlanan o yazımın linki:   https://gezimanya.com/GeziNotlari/cruise-ile-dunyanin-kesfi-8-bolum-san-juan-puerto-rico-1 
Şimdi ilk olarak ücretsiz eski şehir turu yapan turistik trolleylerin ilk durağına doğru yürüyoruz. Bugün bayram olduğundan, şanssızlığımızdan tek bir araç çalışıyor ve dolayısıyla da kuyruk var. Gelen araç da dolu olunca bize tabanvayı kullanmak kalıyor. Yani yürüyerek gezimize başlıyoruz. İlk olarak San Cristobal Kalesi’ne çıkıyoruz. Kapı girişinde nöbet tutan İspanyol askerleri ile sohbet ediyor ve hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. Daha sonra da kalenin gözetleme kulelerinde sevgililer bu sevgi pozunu veriyor ve bu el ele pozlarını çekmem konusunda bayağı ısrar ediyorlar. Ne dersiniz bu ikisinin aşkları bu tarihi alanlarda depreşti galiba! 

Atlas okyanusu kıyısında ve iki kaleyi birbirine bağlayan surların çevrelediği okyanus manzaralı yoldaki 3 km’lik bir yürüyüşten sonra El Moro Kalesine ulaşıyoruz. Yolumuz üzerindeki filmlere konu olan ve turistik meşhur Santa Maria Magdelena mezarlığını görmeden geçemeyeceğiz.

Tabii sıcaktan ve yürümekten yorulduk ve acıktık. El Moro Kales'ini çevreleyen yeşil çimenlerin üzerine uzanıyor ve Allah ne verdiyse deyip çıkınlarımızı açıyoruz. İşte buna ait belgeler. 

Kalenin kapısına geldiğimizde İspanyol askerler bizi içeriye girmemizi engellediler. Giriş 5$. Bizde taşa toprağa para verecek göz var mı? Var tabii ki. Geçen sefer, içerisini gezdiğim için bu seferimde es geçiyorum. İşte bu pozu da hatıra olarak veriyoruz ve şehrin içerilerine doğru dalıyoruz.

Sokaklar yürümekle aşınmaz. Doğru bir laf. Hele bu deyiş burada, San Juan'da daha da geçerli. Bu sokaklar, bu parke taşları 500 yıldır aşınmamış ve eskimemiş. Niye biliyor musunuz? Bunlar İspanyol gemilerini Avrupa’dan gelirken geminin dengesini sağlamak için kullandıkları “bazalt” safra taşları. Renkleri de bundan dolayı mavi. İspanya'dan gemiler buraya gelirken, bu taşlar sayesinde ağırlık ve denge sağlıyorlar, giderken de bunları burada bırakıp safra olarak, sömürdükleri altın ve gümüşü ülkelerine götürüyorlardı. Bakar mısınız şu taşların tarihine. Haluk yine o yeni Skechers ayakkabıları ile bu taşlarda adeta nispet yapar gibi poz veriyor. Zaten bütün gezi boyunca niye NY’da Woodbury outlet’de 10 tane daha bundan almadım diye bu ayakkabılar konuşuldu.  Kaça aldığını merak ediyorsanız söyleyeyim 65$

Hava hafiften kararmaya başladı ve bir kahve molası daha verelim diyoruz. Ama hem wifi kullanmak hem de dinlenmek için oturduğumuz kafede, buranın meşhur romlarının tadına bakmadan olmaz diyoruz ve hoop birinci kadeh fondip gitti bile. Burası bize pahalıya patlayabilir. Wifi haberleşmemiz bittikten sonra yolumuza devam ediyoruz ve marketten 1 şişe rom gemide tüketilmek üzere zulalanıyor. Sonrasında deniz kıyısında bir parka oturuyoruz ve kola-romlar içilsin, kadehler boşalsın, kahkahalar San Juan’ı inletsin diyerek kafaları buluyoruz. İşte bir keyifli an, keyifli bir akşam daha sona eriyor. Gemiye dönerken yol üzerinde Karayipler’in meşhur barı Senior Frog'lardan birine uğruyoruz. Biraz dans, biraz balon şapkalar ve şamata. Artık gemimize dönelim mi?  ne dersiniz? Yorulduk yahu.

San Juan’a yaptığım bu ikinci seferimde daha çok keyif ve şamata yaparak eğlenme yolunu seçtim. Geçen seferki MSC Divina gemisi ile yaptığım gezimde daha çok yer ve detay anlatmıştım. Bu konuda daha detaylı bir gezi yazısı okumak istiyorsanız yukarıda verdiğim linkden San Juan’ı olumanızı tavsiye ederim. Allah kısmet ederse bir dahaki gelişimde yeni şehri ve yağmur ormanlarına gitmeyi düşünebilirim.

Gelecek bölüm St. Thomas Adası. Byyy                 
  H.Oğuz Esen

 

H. OĞUZ ESEN

Yazar Hakkında

H. OĞUZ ESEN

İş güç ve çoluk çocuk işlerini bitirdikten sonra emeklik günlerimi tadında geçirmek için, sıhhat ve akıl fikir yerinde iken gezmeyi seçenlerdenim.