Komple Bir Yaz Tatili: Rodos ve Symi

Bu kez rotamızda Rodos ve Simi Adaları var. Yunan lezzetlerini ne kadar sevdiğimi düşününce bu rotanın tam benlik olduğu da ortada.

Bengi Bodrum'dan Rodos'a geleceği için ulaşımı feribotla olacaktı ve kolay sayılırdı. Ben ise Dalaman'a uçakla geçip ardından Marmaris'te 20 yıllık arkadaşım Doruk'un ailesinin de payının olduğu Sediz Club'da bir gece konaklayıp ertesi sabah Yeşil Marmaris ile adaya ulaşacaktım.

Marmaris'te bir geceden sonra Netsel Marina'nın yanındaki limana doğru yürüyerek yola çıktım. Haritadan daha kısa gözüküyordu, yanılmışım. Bavulla yaklaşık 35 dakikalık bir yürüyüş oldu. Neticede 09.00'daki feribot için boarding card kuyruğuna girerek beklemeye başladım. Yeşil Marmaris ile gidiş-dönüş yolculuk, eğer dönüşünüz gidiş gününüzden farklıysa 54 Euro civarına tekabül ediyor. Sonradan yaptığım araştırmalarda Yunanistan'a ait Dodekanisos Seaways'in bir nebze daha yavaş gemisiyle fiyatın 30 Euro civarına dek düşebildiğini gördüm. Sizlerin de aklında olsun.

Yaklaşık 40 dakikalık kuyruktan sonra daha önceden satın aldığım iki bileti de bastırıp, pasaport kontrolünden geçip gemiye adımımı attım. Feribotta nasıl olsa yiyecek bulurum diye aç gelmiştim ama bisküvi ve gofretten başka yiyecek bir şey olmadığını acıyla tecrübe ettim.

20 dakikalık bir rötardan sonra hızlı katamaranımız hareket etti. Bu esnada saat 08.45’te kalkması gereken Bengi'nin feribotu, Bodrum'dan hala kalkmamıştı. Saat 10.15 civarına dek de hareket etmeyerek sonsuz bir rötara sebebiyet verdi.

Marmaris'in kirlenmemiş yan koylarının arasından geçerek adaya yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra ulaştım. Bengi'nin adaya ulaşmasına daha 2 saat kadar daha olduğunu düşünerek Old Town'da yeni açılan Medieval Inn'i aramaya koyuldum.

1. GÜN

Katamaran daha önce cruise ile yanaştığımız turist limanına yanaştı. Bu limandan inince hemen karşınızda 3-4 tane “Türkçe konuşuyoruz” da yazan araç kiralama şirketi göreceksiniz, araç kiralamak isteyenler bunlardan kiralama yapmayın. Normal ücretten en az % 50 daha pahalı fiyat çekiyorlar. Araç kiralamayla ilgili ayrıntılı bilgiyi zaten sonra da vereceğim. Otomatik bir Smart'a günlük 75 € fiyat aldıktan sonra yanında yunus heykelleri olan minik plajın yanından geçip Old Town'a giriş yaptım.

Old Town bana kalırsa Rodos merkezin en güzel yeri… Kültür Mirası Koruma Programı'na kabul edilen kale içindeki çoğu bina Ortaçağ'dan kalma ve olduğu gibi korunmuş; insanlar evlerini ve dükkânlarını bu binalar içine açmışlar.

Çoğu ara sokağa çakıl döşenmiş olduğundan sürükleyerek götürdüğüm bavulum bazen insanların kulağını tırmalasa da rahatlıkla buluyorum pansiyonu. İçerdeki avluya kafamı uzattığımda 60 yaşlarındaki Dimitros'u televizyon izlerken buluyorum. “Gel bir soluklan” diyor, buyur ediyor. Öncesinde 11.30 gibi otelde olacağımızı söylemiştim, öyle de oldu ancak oda henüz hazır değilmiş, boşalacak odadaki arkadaş saat 12.00’den önce check out yapmamış. Ne iş yaptığımı, nereden geldiğimi soruyor. Adanın gediklisi olarak Türkiye'den gelen feribot kaptanlarını isimlerine dek biliyor. Rötarı duyunca üzülüyor, 13.00 gibi Bengi'nin geleceğini tahmin ediyor.

Dimitros ile 5 dakika konuşmadan içeri Lilly giriyor. Daha önce mailleştiğimiz Lilly, Manos  ile birlikte Medieval Inn'in sahiplerinden… Hemen bir şeyler ikram etmek istiyor, yolda bol su vb. şeyler içtiğim için kabul etmiyorum. Pasaportumu alıp kaydımı yaparken Manos ile aynı burç olduğumuzu; konuşmamın, bakışlarımın da  kendisini andırdığımı heyecanla tanıştırmak istediğini söylüyor. Akşam saatlerinde uğruyormuş genelde Manos, akşamı bekleyeceğiz. Kendisinin burcu da Bengi ile aynı çıkınca sohbet koyulaşıyor. Lilly 35-36 yaşlarında, Avustralya'da doğmuş Yunan göçmeni bir ailenin kızı. Yaklaşık 20 yıl orada kaldıktan sonra Yunanistan'a dönüp İngilizce öğretmenliği yapmaya başlıyor. Manos ile 3 yıldır birlikteler… Otelde müşterilerin yarı yarıya Türk olduğunu, en sevdiği müşterilerin de Türkler olduğunu, çünkü temiz ve genelde organize olduğumuzu söylüyor. Bu arada dışarı çıkan Dimitros motosikletle beni limana bırakmayı teklif ediyor ama Bengi'nin gelişine daha olduğu ve oda henüz hazır olmadığı için bu kibar teklifi reddediyorum.

Bir müddet sohbetten sonra oda hazırlanıyor. Avluya bakan, ufak, ancak Medieval Inn'in hemen her köşesi gibi ince bir zevkin hissedildiği şirin bir oda… Old Town'da çoğu otelde klima yok (elektrik sisteminin de etkisi olabilir), dolayısıyla çareyi duvara büyük bir dönen fan koymakta bulmuşlar. Oda fiyatının Ağustos için kişi başı 27 Euro civarında olduğunu söylemeliyim; Old Town'da bu kalitede bir yer için inanılmaz ucuz bir fiyat.

Bavulu boşaltıp feribot sonrası açlığı gidermek adına, Old Town giriş kapısından limanın da izlenebildiği bir sandviççiye uğruyorum. Self servis bu sandviççi limandan Old Town'a girer girmez sağda yer alıyor. 3 €'ya sandviç, 1 € civarına unlu mamuller satın alabilirsiniz. Bahçesinde bekleyip Bengi'nin inişini bekliyorum bir yandan.

Baktım gelen giden yok, 5 dakika daha yürüyüp limanın önüne geliyorum. Tam o esnada yanaşıyor katamaran… İçeri biletsiz kimseyi almayan güvenlik görevlisine rica ediyorum, gölgede beklememe izin veriyor. 

Pasaport kontrolünden sonra Bengi ile buluşup bavulunu otele bırakıyoruz (Otel-liman arası yürüyerek 7-8 dakika). Bengi fotoğraf makinemizi Bodrum'da unutmuş, bundan dolayı çok üzüntülü. Çekimlerimizi telefonla yapmak zorunda kaldık, bizi idare edin (:

Ardından Rodos limanının hemen yanında bulunan ve pırıl pırıl bir çakıl plaj olan Elli Beach'in yolunu tutuyoruz. Old Town'dan çıkıp modern Rodos'un sınırlarına giriyoruz. Birçok restoranın sıralandığı ve hemen arkasında otobüslerin kalktığı New Market'ta, Bengi de çok acıkmış olduğu için bir atıştırma olarak midye ve saganaki söylüyoruz.  Yanında da tabii ki iki adet Mythos…

Saganaki (kökeni büyük ihtimal sahandan gelen) sahanda özel peynirlerin kızartılmasıyla oluşturulan bir Yunan atıştırmalığı. Yanında söylediğimiz haşlanmış midye ise önceki yolculuklardan da aşina olduğunuz; şarap, sarımsak ve taze soğanla haşlanan midye.

New Market'ın önündeki restoranlar tahmin ettiğimiz gibi biraz pahalıydı. Ama asıl problem olan yediğimiz şeylerin orijinaline göre oldukça lezzetsiz olmasıydı. Toplam 23 € civarı bir para ödeyerek kalkıyoruz ve plaja yöneliyoruz.

Rodos'ta plaj girişleri genel olarak standart: iki şezlong, bir şemsiye 8 €.

Ücretimizi ödediğimizde biletin arkasında Big Brother Bar'ın plaj partisine giriş hakkı kazandığımızı da görüyoruz. İlk günden çok ilgimizi çekmiyor. 
Kendimizi mavi sulara atıp denizin tadını çıkarıyor, ara ara da şezlonglarda sızıyoruz. Rodos'un denizinin en güzel yanı; hem hemen hemen her yerde inanılmaz berrak olması hem de “alışma yapmadan” rahatlıkla denize girilebilir olması. Ölüdeniz gibi kaynar su da değil, hem serinletiyor hem de rahat giriliyor.

Gençlerin atlama tahtasına heves edip yöneliyoruz ancak üst katın göründüğünden daha da yüksek olduğunu görüp tırım tırım en alttan atlıyoruz.

Aşağı yukarı saat 19.30'a kadar denizde kalıp otelimize dönüyoruz.

Dönüşte Lilly'nin bahsettiği Manos ile tanışıyoruz. Hem Lilly hem Manos çok sıcak ve sempatik insanlar… Geniş alınlı, benden daha çok saçlı ama sakalsız bir arkadaş olan Manos ile hakikaten birbirimizi andırdığımız noktalar var.

İçinde kaldığımız bina 1300'lü yıllardan kalma… Manos'un anneannesi bu binada adanın ilk pansiyonlarından birini açmış zamanında. Sonra bir ara İtalyanlara kiralanmış ve en sonunda Manos aile geleneğine uyarak içini restore edip 2013 Haziran ayı sonunda hizmete açmış. Açılıştan kısa bir süre önce babasını kaybeden Manos ile sonra yaptığımız sohbetlerde de bunun acısını halen yaşadığını fark ediyoruz.

Odada akşam için hazırlanıp, Manos'tan meze ağırlıklı restoran tavsiyeleri alıp yola koyuluyoruz.

İlk durak; sıra sıra restoranların yan yana dizildiği Menekleous Street.
 
Fotis grubuna ait iki restorandan daha salaş olanı Fotis, bu sokağa girip köşeyi döndüğünüzde hemen sağda, Romeo'nun karşısında yer alıyor.

Fotis'te yaklaşık 15 çeşit meze var ve hepsi sadece 3,80 €. Bu seçenekler içinden mini bebek kalamarlar, zeytin, denizkestanesi salatası, sübyeli risotto, sarımsakta pişirilmiş yaban mantarı ve deniz mahsulleri böreğini seçerek geceyi açıyoruz. Bunların yanına da Bengi'nin tavsiyesiyle Barbayanni'nin mavi etiketlisini söylüyoruz ki % 46'lık alkol oranına sahip bu ouzo, rakıya en yakın tadı veren markalardan biri.

Ardından ızgara ahtapotla taçlandırdığımız bu akşamı;

5 yıldızlı bebek kalamar (koca bir kâse çıtır çıtır, nefis!)
5 yıldızlı denizkestanesi (deniz tadı ağzınızda)
5 yıldızlı mantar (her tat çok dengeliydi, birinci sınıf)
3 yıldızlı ahtapot (fazla limonlanmış dolayısıyla ızgara tadını kaybetmiş)
3 yıldızlı risotto (sübyesi iyiydi de risottosu oldukça başarısızdı)
3 yıldızlı deniz mahsulleri böreği (pita ekmeğinden yapılmış ama mahsulden çok peynir geliyor)
performansıyla kapatıp, yaklaşık 45 € civarı bir hesap ödeyip (bu masanın Bodrum karşılığı minimum 100 €'dur) sokaktan yukarı doğru çıkmaya devam ediyoruz.


Bir kısım denizkestanesi salatası


Bebek kalamar kızartması - nefis


Sübye ve mürekkepte risotto

Rodos gece hayatıyla da oldukça hareketli… Old Town'ın içindeki barlar sokağı ve Menekleous'tan yukarı çıktığınızda karşılaştığınız mekânlar haricinde, yeni Rodos'ta da onlarca bar ve kulüp mevcut. Bunlardan en ünlüsü olan Colorado'ya bu gidişimizde gitme fırsatı bulamadık (Yeni Rodos'ta). Siz giderseniz uğrayın derim çok tavsiye edildi.

Gece hayatındaki en önemli fark, ipsiz sapsız nüfusunun hemen hemen sıfır olması… Özellikle Old Town'ın içinde belli bir kalite turistin de bulunduğunu göz önüne alırsak, çöp İngiliz ekibi de genelde mekânlarda değil. Bu durum, oldukça nezih ve güzel bir atmosfere yol açıyor.

Bunlardan Macao Lounge Bar; lounge müzik çalınan, piyasanın kuvvetli olduğu son derece şık mekânlardan biri… Alışılagelmiş kokteyllerden çok, kendi özel kokteyllerini yapıyorlar. Bira ve sadece 10-15 çeşit kokteylleri var. Ortalama fiyatları 7 €, en premium kokteylleri 9 €. Bundan daha pahalı herhangi bir şey yok.

Yorgunluk da bastırınca Macao'dan çıkıp barlar sokağına hiç uğramadan otele dönüyoruz. Sabah istikametimiz, adanın en özel ve turistik yerlerinden Lindos olacak.

2. GÜN

Sabah erken kalkma planlarımız, uyuyakalarak yaklaşık 10.00 civarı uyanmamızla sonuçlanıyor. 27 €'luk fiyatımıza kahvaltı dâhil değil, sağda solda yiyelim diye özellikle de dâhil ettirmedik. Sabahları kahvaltı isterseniz kişi başı günlük 5 € ekstra ücret ödüyorsunuz.

Hazırlanıp kendimizi dışarı attık. Şunu öncelikle söylemeliyim; ne yapıp edip Old Town'da kalın. Sabah o eski sokakların içinde uyanmak, o atmosferi solumak kadar insanı güne güzel başlatan başka bir şey yok.

Bir mekâna oturup 2 baget sandviç, bir ice tea, bir de frappe söylüyoruz. Baget sandviçler devasa boyutta geliyor, 2 kişi bir tane de söylesek olurmuş. Gelen hesap 12 € civarı. Bu arada yan masalar saat 11.00'de bira içmeye başlamışlar bile. Sabah sabah bira nasıl içebiliyorlar, anlayamıyorum. 

Kahvaltıdan sonra döne dolaşa New Market'in arkasında Lindos otobüsüne bilet alıyoruz (kişi başı 5 €). Yaklaşık 1 saat 15 dakikalık bir yolculuktan sonra Lindos'a varıyoruz. Bengi fotoğraf makinesi dışında, şapkasını da unutmuş o yüzden onu çok sıcakta yürütmemeye çalışıyoruz. Ancak daha önce ünlü St. Paul's Bay'i görmediğinden, ilk yüzme molamızı orada veriyoruz.

Klasik 8 Euro’muzu verip şezlong ve şemsiyemize kavuşuyoruz. Ben Marmaris'ten aldığım deniz gözlüğünü randımanlı olarak ilk burada kullanıyorum.


Hiçbir fotoğrafta gülmeyen annem geçen gelişimizde uğradığımız St. Paul's Bay'de

St. Pauls's Bay; efsaneye göre Aziz Paul'un Hristiyanlığı yaymak için Rodos'a çıktığı ilk sahil. Hatta gemisi buradaki kayalıklarda parçalanmış. Doğal bir havuz olan bu koyu, bir önceki gelişimizde annem de çok beğenmişti.
 
St. Paul's Bay'e ulaşmak için otobüsten iner inmez yokuştan aşağı inmek yerine, yolu takip ederek bir 7-8 dakika kadar yürüyorsunuz. Bir otopark alanı solunuza gelince o alandan yokuş aşağı sokakları takip ederek koya çıkıyorsunuz. Bu girişten 5-10 dakika ötede ikinci bir girişi daha var, koyun ters tarafına çıkıyor. İsterseniz orayı da tercih edebilirsiniz.

Koyun ilk metresi biraz bulanık, sonraki metreler ise son derece berrak. Altta kayalıklar olduğundan deniz gözlüğüyle dolaşan balıkları, enteresan kayalıkları saatlerce izleyebilirsiniz.

Zaman zaman koya; altı cam kaplı, 1 saatlik mini geziler yapan tekneler de yanaşıyor. Lindos'a gelirseniz ve araba kiralamayı düşünmüyorsanız bu turlara da katılabilirsiniz; Lindos etrafındaki 4-5 koya girip 10-15 dakika yüzme şansı tanıyor size. Fiyatlarını net bilmiyorum ama 5-10 €'dan fazla olacağını sanmıyorum.

2-3 saat St. Paul'de kaldıktan sonra bir şeyler atıştırmak için yola koyuluyoruz. Dükkânlara gire çıka, (araç kiralamaya yine 60 € fiyat ala ala) Stefany's'de yeme kararı kılıyoruz.

Güler yüzlü servisi olan bu şık mekânın terasında Todori (Mykonos) ile birlikte şimdiye dek yediğim en lezzetli haşlanmış midyeyi yiyorum. Sosu o kadar başarılıydı ki midye sonrası kaşık kaşık içtim. Yine ahtapot da tam istediğimiz gibiydi.

Bu iki lezzeti, iki de Mythos'la taçlandırıp 23 € civarı bir hesap ödeyip çıkıyoruz. Mythos en beğendiğim biralardan biri… Yudumladığınızda dilinizin üst tarafında herhangi bir iz bırakmadan direkt dilinizin yanlarına ve altına çalışıyor, kabarcıklanmasını da dilaltında yapıyor. Ağızda leş gibi bir tat bırakmadan usulca kayıp gidiyor. Çok şık…

Bengi'nin canı krep çektiğinden tatlı olarak civardaki bir krepçiye gidip oturuyoruz. Oldukça kalabalık küçük dükkân, televizyonda da Yunanca altyazılı Karadayı isimli Türk dizisi var.

Benim krepime ek olarak istediğim bisküvi kırıntılarına tercih Oreo olunca, daha da zevk alıyorum. İki krep, bir taze sıkma portakal suyu için 8 € civarı bir para ödüyoruz.

Dükkânlara gire çıka zaman çabuk geçiyor. Aslında niyetimiz ana plajda yüzmek ama yokuş gözümüzde büyüyor. Saat 18.00 otobüsünü yakalamak adına Mercedes taksiye 4 € verip diğer bir dik yokuşu atlatıyoruz. Biletimizi alıp geri dönüş yolculuğuna çıkıyoruz.

Otobüs bu sefer transit Rodos'a gidince, aşağı yukarı 50 dakikada merkeze varıyoruz. Tourist Info'ya nereden ucuza araç kiralayabileceğimizi soruyoruz. Bize Yeni Rodos'tan bir yer öneriyor. Diğer oto kiralamacıların da yine civarda olacağını düşünerek oraya doğru yürüyoruz. Burada fiyatlar daha ucuz. Düz vitesleri 35-40 € civarına kiralayabiliyorsunuz. Otomatik vites araç bulmak ise talepten dolayı biraz sıkıntı… Neticede iki şubeli Margaritis'ten otomatik Smart fiyatına, otomatik Volkswagen Polo kiralayıp çıkıyoruz (50 €). Amacımız Rodos plajlarını ve görülmesi gereken yerleri görmek. Geri yürürken klasik olarak Smirnoff Ice'lanıp Old Town girişinde Bengi'nin abone olduğu ve topunu 1€'dan satan araba dondurmacısı amcaya uğruyoruz.

Otele dönmeden önce Old Town sokaklarında dükkân geziyoruz. Özellikle fantastik romanların kahramanlarının replika kılıçlarının ve asalarının satıldığı dükkân çok ilgi çekici. Sokrates Street'te kesinlikle karşılaşırsınız.

Otele dönüp akşam için hazırlanıp Manos'tan plaj tavsiyelerini aldıktan sonra ilgiyle takip ettiğim Löplöpçüler'in tavsiye ettiği Sea Star Tavern'e yola çıkıyoruz. Bir tek iki kişilik masa kalmış, onu kapıyoruz. Dimitris masaların yanındaki mangala kâh balık atıyor, kâh kalamar, kâh ahtapot… Arı gibi çalışıyorlar ama bizden sipariş almaları 15 dakikayı buluyor. Garson Yannis'i biraz sıkıştırınca Dimitris'ten de tatlı fırçayı yiyoruz ; ) “Az sabır”.

Yemekler gecikiyor ama bunda anlaşılmayacak bir şey yok, mekân full. Bilahare ucunda bozuk para atılabilecek demir bir kâse sallanan bir gitarist masaları geziyor. Bizim Türkçe konuştuğumuzu duyunca Yunanca parçanın Türkçe versiyonunu söylemeye başlıyor.

Yannis yemekler geciktiği için özür diliyor; sempatik ve düzgün bir çocuk.

Sea Star'da;

5 yıldızlı zeytin ve caper (salamura edilmiş bir ot Barba Reyiz ile çok iyi gidiyor)
5 yıldızlı sea shell mix (kabukluları çıkarıp yosunumsu bir şeyle karışık olarak servis ediyorlar, inanılmaz lezzetli)
5 yıldızlı bebek kalamar tava (kalamarsa bebek kalamar olacak arkadaş)
5 yıldızlı bir saganaki (Yediğim en güzel saganakiydi. Sarı bir peynir olan ve gravyer-İzmir tulumu karışımı bir tadı olan Kefalogravieri, domateslenip biberlenip fırınlanmış ve altına da bir şekilde feta peyniri sürülmüş.)
4,5 yıldız bir ahtapot (Limonsuz, sossuz, olduğu gibi getiriyorlar yani tam istediğimiz gibi. Ama biraz fazla yanmıştı kimi kısımları, halen ahtapotta lider Todori bana kalırsa)
yanında tabii Barbayanni ile 43 € gibi komedi bir fiyat ödeyip mutlu bir şekilde ayrılıyoruz.

Saat 01.00 gibi sofradan kalktığımızdan ve sabah 10.00 gibi arabayı teslim almamız gerektiğinden Rodos gece hayatına pek takılmayıp otele atıyoruz kendimizi.

3. GÜN

Sabah erken kalkıp Yeni Rodos'a doğru yola çıktık. Yolda gördüğümüz bir pastaneden 2 çıtır çıtır zeytinli simit, iki tane de su aldık (2,60 €).

Margaritis'in AB'den bıkmış sahibiyle AB'ye bir güzel giydirdikten sonra aracımızı teslim aldık. Bu arada hatırlatmadan geçmeyeyim; bazı Rent a Car firmaları Türk ehliyetini AB'ye üye olmadığı için kabul etmiyorlar. Doğal olarak Margaritis bunlardan biri değil.

Smart'a göre çok daha kullanışlı olacağını düşündüğümüz VW Polo'muz oldukça yorulmuş. 60'ın üzerinde hızda olduğumuzda uçak gibi ses çıkarmaya başlıyor. Neticede ayağımızı yerden kesiyor ya olsun.

20 €'luk benzinle deponun hemen hemen yarısını dolduruyoruz (evet şaşılacak şey). Gün boyu aşağı yukarı 100 km civarı yol yaptığımızı düşünürsek bu benzinin fazla bile geldiğini söyleyebilirim. Rodos'ta benzinci bulur muyum telaşı yapmayın, sıklıkla benzinci var.

Biz en yakın plajdan başlamak yerine Manos'un bize önerdiği, en uzak plajdan geriye gelerek yolculuk yapmayı tercih ettik. Manos'a göre Lindos'un altında bulunan 2-3 plaja ilk planda uğramaya gerek yok. Eğer windsurfle uğraşmıyorsanız, adanın en ucundaki plaja da gitmenize gerek yok. Lindos-Rodos arasında aşağı yukarı 10-11 tane büyük plaj var. Bizim gideceklerimiz; Agia Agathi - Tsambika - Anthony Quinn Bay - Kalithea Springs.

Agia Agathi, Lindos'a kısa süre kala Charaki Köyü yoluna girdiğinizde solda kalan ufak bir koy. Charaki'de de plaj var, ufak bir kasaba ama asıl güzellik bu pek kimsenin bilmediği saklı Agia Agathi koyu…

Denizin inanılmaz bir rengi olduğunu söylemeliyim. Lilly'nin de favori koyu olan bu plajı çok beğendik. Koya adını veren Agia Agathi ise 1300'lü yıllarda koyun yanındaki mağaralara oyularak yapılmış kilise; önünde çanı bulunuyor ama ziyarete kapalıydı.

Biz 8 €'luk tarifeye girmektense ağaçların altına havlularımızı atarak girdik denize.

Burada 1- 1,5 saat kadar kaldıktan sonra 10 dakika uzaklıktaki Tsambika Beach'e doğru yola koyulduk. Tsambika Beach, oldukça uzun bir kum şeridine sahip, popüler plajlardan biri. Üzerinde aşağı yukarı 7-8 tane kafeterya var. Her kafeteryada duş ve arkalarında belediyenin yaptırdığı tertemiz tuvaletler var. Bunlar arasında engelliler için özel tasarlanmış olanlar da mevcut.

Plajın en sonundaki mekânda son derece uygun fiyatlara yiyip içebildiğinizi söyleyebilirim. Plajda Mojito 5 €'ya içilebiliyor diyeyim, siz anlayın. Biz 2 adet yerel Zythos birası ve bir Pita Gyros (bizim dürüm dönerin benzeri) söyledik (toplamda 6-7 € gibi bir şey ödedik sanırım).

Burada 45 dakika kadar oturduktan sonra Bengi'nin aklı Jet Ski'ye kayınca fiyat sormaya gittik. 10 dakika iki kişi 30 €'ya anlaştık. Bengi'nin söylediğine göre bu fiyat bize göre çok ucuzmuş.

Ben daha önce binmediğimden biraz temkinli yaklaşsam da oldukça zevk aldım.
 Jet Ski sonrası denize atlayıp bu müthiş plajda da yüzdükten sonra 20 dakika uzaklıktaki meşhur Anthony Quinn Bay'e doğru yola çıktık.

Ünlü klasik “Guns of Navarone” (http://www.imdb.com/title/tt0054953/) filminin çekimleri Rodos'ta yapılırken Anthony Quinn adaya hayran kalıyor ve daha sonra kendi adını alacağı koyda bir arsa alıyor kendine. Buraya Anthony Quinn Koyu denmesinin sebebi de bu.

Koy oldukça kalabalıktı. Bir kısmı kumluk, diğer bir kısmı Kaş usulü kayaların üzerinden  girilebilen koya; hem Rodos'tan kalkan tekneler hem İngiliz köyü Faliraki'den kalkan tekneler nadiren de Lindos'tan kalkan tekneler yanaşıyor. Bu durum suyu biraz kirletmiş bana kalırsa… 4 plaj arasından en az keyif aldığımız burası olsa da görülmeye değer bir güzellik.

Burada da 45 dakika kadar durduktan sonra ve ilk kez 8 €'luk ücreti bayıldıktan sonra saat 16.30 gibi 15 dakika uzaklıktaki Kalithea'ya doğru yol çıktık.

Kalithea; Rodos'un hemen dibinde, 3-4 tane halk plajına da ev sahipliği yapan ama Manos'un bize önerdiği kadarıyla Terme Kalithea, yani Kalithea Termal'in de bulunduğu alan.

Giriş ücreti 3 € olan tesislerde ücretsiz şezlong ve şemsiye olanağından faydalanıp, içindeki sergiyi ve kalıntıları gezebiliyorsunuz. “Guns of Navarone” filminin birçok sahnesi de bu koyda çekilmiş.

İçerdeki Antik Yunan kalıntıları da restore edilerek farklı bir hava katılmış tesise. İçeride aynı zamanda bir İtalyan kafesi de yer alıyor.

İçerde aynı zamanda termal su da var, isterseniz yararlanabilirsiniz. Tüm bu tesisin ücretinin 3 € olması bence şaşırtıcı. Türkiye'de olsa 30 liradan aşağı giremezdik içeri.

Aracımızı bırakmadan önce (istesek sabaha kadar da tutabilirdik ama ihtiyacımız olmadığı için akşam 8'de bırakmak üzere anlaşmıştık) ısrarım üzerine büyük bir süpermarkete uğrayıp eşe dosta alınacak içki, çikolata, bisküvi vb. malzemeleri aldık.

Aracımızı bıraktıktan sonra ertesi sabah günübirlik bir gezi yapma amacıyla Symi biletlerini satan Dodekanisos'un Kolona Port'taki kioskuna uğradık (turist limanıyla ana liman arasında kalan liman).

Sabah 8.30 katamaranla ulaşım, akşamüstü 16.30 Panagia Skiadeni gemisiyle dönüş olmak üzere gidiş-dönüş 27,50 €'ya biletlerimizi alıyoruz.

Limandaki tur teknelerinden daha ucuza Symi'ye ulaşabilirsiniz, ancak hem yolculuk çok daha uzun sürüyor hem de programı bize pek uymuyor. Adanın güney ucundaki Panormitis'teki kiliseye uğrayıp (hacı olunuyormuş sanırım) orada 1 saat kaldıktan sonra 3 saat Symi'de durup geri dönüyorlar. Bizim hacı olmak gibi bir derdimiz olmadığı için toplam 8 saat kalma süresi tanıyan normal deniz yolu şirketiyle gitmeyi tercih ettik.

Otele dönüp üst baş değişikliğinden sonra akşam yemeğini yemek üzere Platon üzerindeki Yannis'e uğruyoruz.

Yine tıklım tıklım dolu olan bu restoranda ikram olarak patlıcan yemeği geliyor. Güzel bir patlıcan-kabak yemeğinden sonra; Greek Salad, patlıcan-kabak kızartma, saganaki, 2 adet Mythos, kılıç balığı ve ahtapot söylüyoruz.

Burayı pek öneremeyeceğim, beklentilerimizin çok altında yemekler geldi. Özellikle fasulye ve patates kızartmasıyla beraber servis edilen ahtapot, hayvanın kendisine ihanetti.

Tek beğendiğimiz şeylerin, patlıcanlı kabaklı klasik ev yemekleri olduğunu söyleyebilirim. Neyse ki bu restoranda oturmamız hayırlı bir şeye sebep oldu.

Biz Rodos'a gelmeden Facebook’tan mesaj atıp Rodos ile ilgili tavsiyelerimizi isteyen lise arkadaşım Derya, o günden bugüne Facebook’una bakmamasına rağmen bir anda restoranın yanındaki sokaktan tek başına yürürken karşımıza çıktı.

Hep beraber hasret giderdikten sonra kendisinin de bizim gibi Pazar günü Rodos'a geldiğini, Berlin'den sonra İstanbul'a dönüşü Rodos-Datça vb. derken tatil yapa yapa gerçekleştirme planıyla yola çıktığını öğrendik.

3 gündür aynı adadaydık, aynı gün dönüş gerçekleştiriyorduk ve açıkçası görüşemeyebilirdik bile. Ertesi gün Symi yolcuğumuza Derya da katılmaya karar verdi.

Yemek sonrası Macao'ya gidip 1-2 kokteyl yuvarladıktan sonra Derya'nın her seferinde yolunu karıştırdığı otelini aramaya başladık.

Tesadüf ki oteli bir sokak altımızda! Son derece mütevazı ve temiz bu otelde, geceliği tek başına 25 €'ya kalmış Derya. Evden çevirme olduğu için tuvaleti ortak ama oldukça temizmiş. Bütçesine dikkat eden okuyucular, 2 kişi toplam 30 Euro civarına Old Town'daki Hotel Stathis'te kalabilirler (evet sudan ucuz).

Sabahın köründe kalkmak planıyla geceyi sonlandırıyoruz.

4. GÜN

Herkesin son derece uykulu olduğu bir ruh haliyle limana yöneliyoruz. Derya için bilet var, satın alıyor. Hep beraber feribota girip bizimkinin aksine, çeşit çeşit yiyecek olan kafesine uğruyoruz.

2,50 €'luk baget sandviçi Bengi ile paylaşıp 50 cent’e 0,75 ml'lik sulardan alıyoruz. 50 dakika sürecek yolculuğumuz boyunca üçümüz de uyuyoruz.

Symi, kartpostal gibi bir ada… Çok fazla Türk turist mevcut, 10 kişiden en az 4'ü Türk.

Manos'un bizi uyardığı gibi çok sıcak olan ve pek rüzgâr almayan adanın, en yakın plajını öğrenmek ve biraz serinlemek için Eva Cafe'ye oturuyoruz.

Aslında limandan adanın güzel 4-5 plajına giden tekneler mevcut. Ancak dönüş saatleri bizim dönüş saatimize pek uymuyor. Dolayısıyla Town Beach olarak geçen ve yürüyerek 10 dakika uzaklıktaki NOS Beach'e doğru harekete geçiyoruz.

Nos Beach, açık denize taş dökülerek oluşturulmuş bir plaj. Çakıl taşı olan plajda 4-5 metre ilerledikten sonra doldurma alan bitiyor ve yaklaşık 7-8 metrelik bir derinliğe erişiliyor.

Pırıl pırıl bu berrak plaja giriş ücreti kişi başı 3 €.  Duş kullanmak için de otomata ek olarak 50 cent atıyorsunuz.

Günün büyük bölümünü burada geçirip, plajın kendi tavernasında saganaki ve meşhur Symi karidesi söylüyoruz. Tabii ki Mythos ile birlikte… Symi karidesi; oldukça ufak, tatlı, kabuğu ayıklanmaksızın bile tüketilebilecek çerez gibi bir karides… Bir tabakta 50-60'a yakın karides bulunuyor. Bizim çimçimi andırıyor, ancak çok daha lezzetli.

Saat 15.00'e kadar burada oyalanıp son bir atıştırma yapma amaçlı feribotun hemen karşısındaki Catherinette'e oturuyoruz. Türklerin methede ede bitiremediği Manos'a oturmaktansa (Tripadvisor'da son sıralarda ve çok kazıkçı olduğunu duyduk) başka bir yeri seçmemiz şaşırtıcı değil. Nerede kazık yiyorsak, orayı tercih etmemiz bize özgü bir şey herhalde zira Manos bizimkiler dışında diğer halklarca pek tercih edilen bir yer değil. Ben de önermiyorum açıkçası.

Hemen biraz üzerindeki Catherinette, biraz pahalı fiyatlarına rağmen güzel yiyecekler getiriyor. Aslında bizim amacımız çok övülen Pandelis'e gitmekti ama limanın öbür yanında kaldığından, feribota da yetişmemiz gerektiğinden üşendik.

4,5 yıldızlı bir saganaki
4,5 yıldızlı bir ızgara kalamar (porsiyonu oldukça boldu)
4 yıldızlı bir souvlaki (ben artık bir değişiklik olarak et şiş yedim her dakika deniz mahsulü yemeyeyim diye)
4 yıldızlı bir musakka (Bengi'nin hal ve tavırlarından 4 yıldız olduğunu varsayıyorum)
2 bira
1 kadeh ouzo

menüsüne kişi başı 17 Euro ödüyoruz.

Hesabı ödeyip, üzerine ben bir de dondurma patlattıktan sonra (kaşığı 1,5 €) 20 dakika öncesinden Panagia Skiadeni'ye biniyoruz. Ne var ki koca gemide oturacak yer yok.

Derya'yı güneşteki banklarda uzanıp kitap okurken bırakıp, kendimiz sağdan soldan boş koltuk denkleştirerek feribotta uyuyoruz. Hatta ben bir ara bayağı horlamışım.

Koloni Port'un uygun olmaması durumunda kullanılan en sondaki limana gemi gelince Old Town'a yürümek için taksi tutma gereği ortaya çıkıyor. Bu limandan Koloni Port 2,20 Euro civarı bir şey yazıyor. Derya daha denize girmek istediğini söyleyerek taksiyle Elli Beach'e devam ediyor. Bu esnada otele dönmeden Kolona Port girişindeki içki dükkânından babama 70'lik bir Barbayanni sardırıyorum.

Otele dönünce Bengi uyumaya çekiliyor. Ben üst baş değiştirip ertesi sabah erken karşılaşamayız diye Manos'a veda etmeye çıkıyorum. Veda diye başladığımız sohbet, 1 saat kadar sürüyor. Politikadan dine, işlerden turizme kadar her konuyu konuşuyoruz. En fazla 30 gösteren Manos'un 38 yaşında olduğunu öğrenince çok şaşırmıştık. Turizm ve otelcilik mezunu Manos Londra'da okumuş, yapı malzemeleri ve ev iç dekorasyon malzemeleri satan bir showroom/dükkân sahibi. Krizden dolayı çok darbe yediği dükkânını kapatıp tüm konsantrasyonunu Medieval Inn'e vermek istiyor.

Bu esnada Lilly de sohbete katılırken Bengi uyanıp hazırlanıyor, vedalaşıp çıkıyoruz. Lilly bu arada diğer müşterilerden gizli, 2 minik hediye veriyor bize. Hediye ettiği Rodos magnetim şu anda buzdolabının üzerinde duruyor. Bizim fotoğraflarımızı çekmişti, evine asacağını söylüyor. Çok iyi anlaşıyoruz Manos ve Lilly ile… Manos'a büyük birader diyorum.

Son gecemizde oldukça romantik bir dekorasyona sahip olan Romios'ta yemeye karar kılıyoruz.

4 yıldızlı bir sarımsaklı-zeytinyağlı-peynirli ekmek
5 yıldızlı bir ahtapot (son derece lezzetliydi)
4,5 yıldızlı karides saganaki (taze domates-taze etli karides)
4,5 yıldızlı buharda midye (gayet güzeldi)
3,5 yıldızlı tarama (standarttı)
Barbayanni mavi

şeklindeki yemeğimiz kahveli ouzo ikramlarıyla 42 € gibi bir fiyata denk geliyor. Bir başka deyişle Rodos'ta akşam yemeklerinizi kişi başı 20-25 € civarına kolaylıkla gerçekleştirebilirsiniz.

Yemeğin sonunda bize katılan arkadaşımız Derya'ya, ikram olarak kahveli ouzo gelmemesi ise mekân adına hoş değildi; yine de tavsiye edebileceğim bir mekân.

Kahveli ouzonun son derece güzel tadını aldıktan sonra mekânın ortaklarından olan Rodoslu içki üreticisi Sifonios'un içki dükkânına uğruyoruz. 5 €'ya 35'lik kahveli ouzo ve 6,5 €'ya 50'lik mastika satın alıyorum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; daha önce 5-6 kez mastika içmiş biri olarak, Rodos yapımı Nikolas Mastika açık ara içtiğim en güzel mastika. Kaymak gibi…

Eşe dosta da hediyelik uzo vb. aldıktan sonra Bengi'nin öncesinde dekorasyonunu çok beğendiği Village Bistro'ya oturuyoruz. Tuvaleti bile tasarım olan, oldukça şık bir mekân…

Ballı bira söylüyorum. Şarap yapım ustası bir Yunanın ödüllü birasıymış. Oldukça hoş… Şarap vb. içecekler söylüyoruz. Bengi aydınlatmanın benzerini yaptırmak ya da yapmak istiyor.

Derya'nın elinden kayan şarap kadehi kırılarak Bengi'nin elinde minik bir sıyrık açıyor. Mekân bu ufacık sıyrık için seferber oluyor; yara bantları, alkol vb. Yakın ilgiye teşekkür eden Bengi'nin keyfi, heba edilen votka sebebiyle kaçıyor. Yarası için getirilmesindense içmesi için ikram edilmesi gereğinden bahsediyor (:

Buradan kalkıp hemen yanındaki shot bor'a geçiyoruz. Viski shotların bile 2 € olduğu barımızın fiyatları gayet uygun.

Ben bir Lila Pause söyledim. Bildiğin Lila Pause’u shot haline sokmuşlar resmen. İçine minik bir çilek ve çikolata parçası bile atmışlar. Standart shotlar ise sadece 1 €.

Banka kartıyla ilgili bir problem yaşayan Derya sorunu çözmek için otele dönüyor. Yeri gelmişken söyleyeyim; Alman banka kartına sahip Derya Rodos'ta bir kere para çektikten sonra bir daha çekemedi. Türkiye'ye dönüp araştırdığımız zaman içerde para bulunduğunu ama bankanın yurtdışı alışverişinden şüphelenerek sizin onayınız da olsa para çektirmediği durumların yaşandığını gördük, aklınızda olsun.

Biz ise Bengi ile barlar sokağındaki ünlü Fiego'ya oturduk. Açık hava club ortamındaki mekân Asmalımescit gibi dar masalar ve sandalyelerle donatılmış vaziyette… Ortada çalan DJ, etraftaki her mekân için çalmış oluyor. Kokteyller yine 7-8 €.

Derya'nın işi uzayınca, kokteyl sonrası sabah Türkiye'ye dönecek ekip olarak otele çekiliyoruz.

Sabah; Bengi Kos üzerinden Turgutreis'e, ben ve Derya ise ayrı gemilerle (Derya Dodekanisos ben Yeşil Marmaris) Marmaris'e geçeceğiz.

Sevgiler…

#Makedonyadan yazılar alanında göster
Kapalı