Orta Karadeniz'in İncisi Kastamonu

Mart ayının son günlerindeyiz ama bahar biraz erken geldi bu sene, ağaçlar tomurcuklanmaya başlarken benim içimdeki gezme tohumları da hızla çiçek açıyor sanki. Güzel ülkemin gitmediğim, görmediğim yörelerini gezmeye devam ediyorum. Uzun bir hafta sonu geçirmek üzere, İstanbul'un gürültüsünü, trafiğini arkamıza alarak rotamı tarihi şehir, kültürel zenginliği ve doğal güzellikleri ile ünlü Kastamonu'ya çeviriyoruz.  

Tarihte Kastamonu

Karadeniz’in bu tarihi kentine ayrı bir özellik katan birçok unsur var, ilk kurucularının Türkler olması, İstiklal Savaşı’nda topraklarının işgal edilmemesine rağmen en çok şehit veren illerden biri olması, Çanakkale Destanı’nda Milletçe verdiğimiz 253.000 şehitten 93.000’nin Kastamonulu olması bunlardan sadece bir kaçı. Şehrin en önemli özelliği de belki Mustafa Kemal Atatürk’ün 1925 yılında, Kastamonu ve İnebolu’da şapkasını halka göstererek, “Medeni ve beynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimize layık bir kıyafettir.” diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin kabulü gerekliliğini belirterek kıyafet ve şapka devriminin ilk işaretini burada vermiş.

Kastamonu, Osmanlı döneminde de önemli bir kent olmuş, Fatih Sultan Mehmet Han’ın annesi Kastamonu’nun Devrekani ilçesinden, oğlu Şehzade Cem Sultan da Kastamonu’da valilik yapar ve bu dönemde Kastamonu Sancakbeyliğinin sınırları Üsküdar hudutlarına dek uzanır. Osmanlı ile Rusya arasında geçen Prut Savaşı'na katılan Baltacı Mehmet Paşa da Kastamonulu. İstanbul' un fethi sırasında dökülen şahi adındaki topların dökümünde kullanılan demir ve bakır madenleri Küre ilçemizden getirilmiş. Anadolu’da kurulan ilk lise de Kastamonu Lisesi.

Kastamonu'da bir Antik Kent: Zımbıllı Tepe Höyüğü -  Pompeipolis

Taşköprü ilçe merkezi yakınlarında bulunan antik kent M.Ö. 64 yılında Romalılar tarafından Paphlagonia eyaletinin merkezi olarak kurulmuş. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan birçok eser ve mozaiklerin yanı sıra Selçuklulardan, beyliklerden ya da Osmanlı döneminden kalan pek çok cami bulunmakta. Kazı çalışmaları devam etmekte olan kentte çıkarılan mozaikler Kastamonu Arkeoloji Müzesinde (müze gezimizi daha sonraki bölümlerde anlatacağım). Antik kent Efes'e eş değer güzellikte.  

Kastamonu Adının Efsanesi

Bu arada şehrin adıyla ilgili de bazı kent efsaneleri var, mesela“Kastın ne idi Moni” olur Kastamonu. Nasıl mı? Efsane bu ya… “Türkler tarafından Kastamonu Kalesinin fethi sırasında; Bizans Tekfur'unun “Moni” adında güzeller güzeli bir de kızı varmış. Moni, yakışıklı Türk Kumandana olan aşkı ile kale kapısının anahtarını verir. Uzun süre kaleye girmeyi başaramayan  Türk askerlerinin aniden kaleye girdiğini görünce, durumu anlayan Tekfur güzel kızı Moni’yi kale burcundan aşağıya atar, kızını atarken de arkasından seslenir “Kastın ne idi Moni”. Bu söz daha sonra da Halk dilinde Kastamoni şeklini alır. Bir başka rivayete göre de Moni zindana atılan ve gönlünü kaptırdığı Türk askerine kalenin anahtarını vererek, kaçmasına yardım etmiş. Bu hikayenin devamı da var, onu da  Kale’yi gezerken dinlemeye ne dersiniz? 

Biraz daha bilimsel bir hikaye ise 'Domanitis' adının yanlış telaffuz edilerek “Gas Timonion” olması. Gerçek şu ki Anadolu’daki birçok kentin isimleri zaman içinde  kısmen değiştirilerek bugünkü hallerini almışlar.

Kastamonu'nun Zirvesi: Hacet Tepesi

Kastamonu'nun en yüksek noktası Ilgaz Dağları üzerindeki 2.565 m. ile Hacet Tepesi. Zirvesi halen bembeyaz karlar içinde olan tepe tüm heybetiyle bize çok güzel görüntüler veriyor. Karlı yollardan dağları aşarken arabada bir şarkı mırıldanıyorum...

Ilgaz Anadolu'nun / Sen yüce bir dağısın / Baharda yeryüzünde / O cennetin bağısın
Yalçın kayalıklar/ Göklere yükseliyor / Senin dumanlı başın /Bulutları deliyor
Yükseklerden akıyor / Ne güzel berrak sular / Eteklerinde otlar /Sürülerle kuzular
Ne güzeldir Anadolu’m, ne güzeldir her yörenin bir türküsü bir şiiri, bir hikayesi olması yurdumun.

Kastamonu'da Konaklama

Kastamonu otellerinden konaklamak için tarihi bir han seçtik. Kurşunluhan, şehrin merkezi Nasrullah meydanına yürüme mesafesindeki bu tarihi han, Candaroğulları Beyliğinin son hükümdarı ve Fatih Sultan Mehmet’in dayısı Kemalettin İsmail bey tarafından 15. yüzyılda yaptırılmış. Han şimdilerde restore edilmiş, otantik bir butik otel olarak turizme hizmet vermekte. Otelin iki giriş kapısı var, ana kapı iki kanatlı, oldukça büyük müthiş bir kapı. Dışarıdan baktığınızda tüm kapının kurşun kaplı olduğunu göreceksiniz, bu gerçek kurşun ve o yıllarda yapılmış el işçiliğinin çok güzel bir örneği. 'İsmail Bey Hanı - Kurşunlu Han'  Osmanlı ve Selçuklu mimarisi karışımı bir mimari sergiliyor, örneğin odaların bulunduğu üst kat balkona çıkan merdivenlerden biri Osmanlı diğeri Selçuklu mimarisi.  


Otele girdiğinizde büyük bir avluda buluyorsunuz kendinizi, tam bir han mimarisi, avluda çepeçevre revaklı koridor üzerinde, resepsiyon, lobby odası, restoran ve çepeçevre dizilmiş odalar, sağlı sollu iki merdivenle çıkılan üst balkon koridor, yine çepeçevre odalar. 

Bize üst kattan oda vermişler, oda kapıları muhtemelen orijinaline benzetilerek, çok güzel bir ahşap işçiliği sergiliyor, ama o da ne? Odaya girmek için bir tonoz içinden açılan kapılar birer "cüce kapısı", eğilerek girmek zorundayız :) Çok ilginç... Ama bu kapının ardında çok güzel bir odayla karşılaşıyorum, her oda daha büyük birer tonoz içinde, pencereler ufacık ama denizlikleri içine oturacak kadar derin. Tertemiz, hoş, şık mobilyaların tamamı ahşap ve işçilikleri de kapılar kadar müthiş. Böyle tarihi bir oteli tercih ettiğimiz için çok isabetli bir karar verdiğimizi düşünüyorum, ayrıca ilk kez böyle han tipi bir otelde kalıyorum. Tavsiye ederim.  

Kastamonu Gezilecek Yerler

İlkçağlardan beri  bölgenin kültürel başkenti olma özelliğini koruyan tarihi şehri gezmeye çıkıyoruz. En çok da otele gelirken yol boyu sağlı sollu gördüğüm tarihi Kastamonu evlerini merak ediyorum. Otelden çıktığımızda hemen karşıdaki dükkanlarda ve yol kenarındaki tezgahlardaki cana yakın, güleç yüzlü bayanlar yörenin ünlü dokumaları ve kumaşlarından yapılmış masa örtüsü, perde, yazma ve daha birçok ürünler, hediyelikler dikkatimizi çekiyor, bayanlar için alış veriş vazgeçilmezdir bilirsiniz J Otelimize dönerken bu el emeği el sanatları yöresel ürünlerden alarak bu sevimli insanların ekonomilerine katkıda bulunmalıyız… Hem de sevdiklerimize armağanlar almış oluruz.

Hava kararmadan şehri gezmek için sadece birkaç saatimiz var, bu güzel ve tarihi şehirdeki gezimizi, ilginç hikaye ve rivayetleri yarın anlatacağım, sonrasında ise şehrin en ünlü yöresel yemekleri restoranına gidiyoruz. 812 çeşit yöresel yemeği olan ve Kastamonu'nun, yöresel yemekler denince de ilk akla gelen isim "Münire Sultan Sofrası" bilgisini gelmeden önce bir dostumdan almıştım. Bu müthiş yemekleri sakın kaçırmayın.  

Nasrullah Meydanı

Şehrin merkezi olan Cumhuriyet Meydanı ve adını,  içerisindeki Nasrullah Camii'nden alan Nasrullah meydanına çıkıyoruz. Geniş, ferah, asırlık büyük ağaçlarla yemyeşil ve ne tarafa baksanız kimi devlet dairesi kimi köşk, restoran gibi tarihi binalar, bahçelerinde açmış bahar ağaçlarıyla muhteşem bir görüntü içindeler.

Şerife Bacı Anıtı

Tam karşımızdaki güzel ve anlamlı bir yaşanmışı anlatan, Şerife Bacı Anıtı hemen dikkat çekiyor. Kurtuluş Savaşımız sırasında cephane taşıyan binlerce kahraman Türk kadınını temsil eden, kurtuluş mücadelesini simgeleyen, duygusal güzel bir anıt. İnebolu'dan Ankara'ya kağnıyla mermi taşırken zorlu kış şartlarına dayanamayarak sırtında çocuğu, önünde kağnısı ile Kastamonu kışlası önünde donarak şehit olan Şerife Bacı, anıtın yanı sıra Kastamonu Öğretmen Evi ve bazı kurumlara ismi verilerek ölümsüzleşmiş, benzeri bir anıtı da İnebolu'da. Doğum yeri olan Seydiler'de de bir rölyefi bulunan Şerife Bacı’nın ismi bir caddeye verilerek doğduğu şehirde de artık ölümsüz bu cefakar Türk kadını. Ankara Ulus Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’nın çevresinde yer alan ve mermi taşıyan kadın heykelinin de Şerife Bacı’ ya ait olduğunu biliyor muydunuz? Biz bu vatanı, bağımsızlığımızı Atatürk ve silah arkadaşlarına ve elbette bu vatanseverlere borçluyuz.    

Kastamonu Hükümet Konağı

Bu anıtın hemen arkasında heybetle yükselen muazzam bina, ulusal mimari akımının kurucusu Mimar Vedat Tek eseri olan Hükümet Konağı, duvar süslemeleri batı klasizmi, pencere şekilleri ise Osmanlı oryantalizmi izlerini taşıyan yapı 102 senedir ciddi bir restorasy­on geçirmese de hala Kastamonu'nun yaşayan sembollerinden biri.  

Saray Camii

Çevrede ise kimi restore edilmiş kimi tarih yorgunu, yıkılmak üzere olan konaklar, ahşap kapıları harap görünse de bir zamanlar çok güzel olduklarını anlatırcasına güzelliklerini korumuş. Yolda çok sayıda külliyeler ve sarıklı mezar taşlarına rastlayacaksınız.1575 yapımı Saray Camii  ve minaresi yıllara dayanmış yapılardan.  

Kastamonu Saat Kulesi

Küçük bir meydana geldiğimizde Saat Kulesi’nin merdivenlerinin önünde buluyoruz kendimizi şehrin doğusundaki yamaç üzerine kurulmuş ve tüm şehre hakim olduğu belli, çıkacağız elbette, kaç basamak bilmiyorum ama bir hayli merdiven çıkıyoruz. Kare bir kaide üzerinde 12 m. yüksekliğinde, kesme taşlardan yapılmış kare bir yapı Kastamonu Saat Kulesi, Sultan II. Abdülhamit zamanında, Kastamonu Valilerinden Abdurrahman Nureddin Paşa tarafından 1884-1885 yıllarında yaptırılan Kulenin saati de Avrupa'dan getirtilmiş.  
Saatin Avrupa’dan getirtildiği bilinse de, bilmeyenler ziyaretçilere anlatılmak için saatle ilgili garip bir kaç hikaye bulunmuş (her şehir de her tarihi yerde olduğu gibi). Bir zamanlar İstanbul’da bulunan kulenin çanı, zamansız çalarak, yakınlarda oturan bir Paşa’nın hamile hanımının düşük yapmasına neden olur ve Paşa tarafından buraya "sürgün" edilir. Bir başka rivayet ise, saat İstanbul’da Sarayburnu’nda saraya yakın bir yerde bulunuyor ana hep yanlış olduğu için yine zamansız çalması sonucu sarayı kızdırır ve II. Abdülhamit tarafından cezalandırılarak Kastamonu’ya sürgün edilir.

Anlaşılan şimdilerde düzgün çalışıyor saat ama sadece 24 saat, eğer her gün kurulmazsa duruyormuş. Hikaye dinlemek, Saat Kulesi'nden ayaklarımızın altında uzanan tipik evleriyle ünlü tarihi şehri izlemek, tam karşı tepedeki Kale'yi fotoğraflamak, hele kule dibindeki kafede Dibek Kahvesi içmek çok keyifli. Ama hava kararmak üzere, gezmeye devam, şehrin ana caddesine ara sokaklara da girerek yürümeye devam ediyoruz.  
Tuğrul arkadaşım, ilerde  binaların arkasında büyük bir minare gördüğünü, sanki külliyeye benzer yapılar var deyince Mahallenin arka sokaklarına dalıyoruz. Ünlü Kastamonu evleri arasından yürüyoruz ve gerçekten de karşımıza büyük bir cami çıkıyor, ancak epey bir merdiven çıkmamız gerekiyor, bir tepe üzerinde, çokça basamakla çıkılan bir tepede. (İsmail Bey Mahallesi’nde, Şeyhinşah kayası olarak tanınan bir tepe üzerinde, meyilli bir arazide) Tırmanmamıza değiyor, karşımıza birçok yapıdan oluşan muazzam bir külliye çıkıyor, gezi listemizde olan 15. yüzyılda erken Osmanlı mimarisi tarzında yapılmış Cami, İmaret, Medrese, Türbe, Sübyan Mektebi, Deve Hanı’ndan oluşmakta, hamamı ise avlu dışında yapılmış. Ayrıca kütüphane, ambar, mutfak ve fırın gibi yapıların da bulunduğu bir vakıf, Külliye Candaroğulları beylerinden İsmail Bey tarafından 15. yüzyılda yapılmış.   
Cami, sekizgen tuğla kasnaklar, sivri kemerlerle süslenmiş tonozlu mekanlardan oluşan müthiş bir cami. Önündeki, dört sütun ise blok sütunlar ve iki paye üzerine sivri kemerlerle oturtulmuş beş kubbesi ile muazzam görünüyor. Tek şerefeli, sekizgen gövdeli, yukarı çıktıkça çokgen olan silindir minare, gün batımı saatlerinde ışıklandırıldığında müthiş bir görüntü vererek yükselmekteydi.
 
Türbe - İsmail Bey'in adına kendisi ve yakınları için yaptırılmış, ancak Fatih Sultan Mehmet tarafından gönderildiği Filibe'de öldüğünden gömülememiş. Bu nedenle de kapısı üzerindeki kitabe yeri boş. Kesme taşlardan yapılmış, üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüş kare çok güzel bir yapı.   
(Namaza gelmiş iki bey heyecanla fotoğraf çeken bizlere hoş geldiniz diyor ve külliye hakkında bilgiler veriyor, ardından da hemen efsanesini anlatıyor. İsmail bey karşıki tepede bulunan kaleden atı ile şahlanarak uçuyor ve 'atım her nereye inerse şehrin merkezi orası ola' diyor, at bu tepenin üzerine konunca da bu muazzam külliye inşa edilmeye başlanıyor.)    
Bugüne çok şey sığdırdık, yoldaki zengin kahvaltımızdan sonra öğlen yemeğini pas geçtiğiniz için güzel bir akşam yemeğini de hak ettik doğrusu. Yöresel yemek denince de herkes tarafından tavsiye edilen isim "Münire Sultan Sofrası". Otelimizin de hemen yakınında, eski, tarihi bir binada, yaz ayları için bahçesi de var. Üst kata çıkmadan önce yörenin ünlü “etli ekmek” hamurunu açan yerli bayanları izlerken iştahımız biraz daha artıyor. Tonoz tavanlı salonun perdeleri yöresel kumaştan üzeri çok hoş bir desen baskılı, objeler eskilerden, antika olmuş, atmosfer oldukça nostaljik. Zengin menüden bir kaçını deniyoruz. Etli ekmek, yaprak sarma, ekşili pilav, banduma, hepsi de son derece lezzetli, tavsiye ederim. Hemen arkasında bulunan yine yöresel el ürünleri satılan pazar yerine de uğrayabilirsiniz.

Kastamonu Yöresel Yemekler

Kaynaklara göre Kastamonu ve çevresinde 812 çeşit yemek varmış. Türkiye'de en zengin mantar çeşidinin bulunduğu Kastamonu’da elbette mantar yemekleri de çok ünlü. Kuzu kulağı, kanlıca, ayı mıcığı, tavuk ayağı, saçak, içi kızıl, cincile, kavak, meşe, kömüş memesi, söbelek, gelincik, teltelli, kırağı, mıkcık, kum mantarı... bunlardan bazıları. . 2010 Yılında gittiğim Fethiye'nin dağ köyü Yeşil Üzümlü köyündeki Mantar Festivalinde o yörenin zengin mantar kültürünü de anlatmıştım.

https://gezimanya.com/GeziNotlari/orkide-cenneti-ve-mantar-lezzetli-yesiluzumlu# )

Kastamonu'dan alabileceğiniz birçok gıda ürünü var, bu organik gıdalarının ününü de İstanbul’da duyduk, giderken elbette hepsinden alacağız - Osmancık'ın pirinci, bal, tereyağ, kızılcık tarhanası, tirit için çıplak simit, çeşit çeşit mantar, üryani eriği, kızılcık ekşisi, pestil, siyez unu ve bulguru, belki de daha bilmediğimiz birçok ürün. Ülkenin hatta dünyanın en kaliteli sarımsağı burada yetişirmiş, peki hep Kayseri pastırması deriz de Kastamonu pastırmasının daha ünlü olduğunu biliyor musunuz?  
Ünlü yemekleri çok, ya Dibek kahvesi, yanına da çekme helva almadan da olmaz elbette. Kaşık helva da restoranlarda ikram edilen bir tatlı, ama geçen hafta Kars’ta yediğim helvanın tadı hala damağımda.  
Börekleri de çok meşhur, Çullama Börek, Küre Böreği, Delioğlan Sarığı, Lahana Böreği, Mantar Böreği, Burmalı Çörek.  

Kastamonu Kalesi

Kaleye yürüyerek çıkalım hem de yürüyüş yapmış oluruz diye düşündük ancak otelden kaleye yürüyerek gitmenin hayli zorlu olacağı bilgisini alıyoruz, gerçekten de oldukça dik bir tepede Kastamonu Kalesi. Arabayla belli bir noktaya kadar çıkıp küçük bir meydanda arabamızı park ediyor sonra yine dik parke taşlı bir yoldan yürüyerek kale kapısına geliyoruz. Kalenin harika ahşap işçiliği olan çift kanatlı kapısı ardına kadar açık bizi içeri buyur ediyor. Biz de birer kraliçe ve kral edasıyla bu daveti kabul ederek kaleye doğru ilerliyoruz, önümüzde uzunca taştan bir yol daha var. Taş tonoz bir geçitten de geçtikten sonra artık, dün saat kulesinde kahvelerimizi içerken uzaktan fotoğrafladığımız kalenin avlusundayız. Bugün de çok güzel bir şehir manzarasına sahip, kuş bakışı tüm şehri adeta kontrolü altında tutan kaleden karşı tepedeki Saat Kulesi’ni fotoğraflıyoruz.  

Saat Kulesi’ni anlattığım bölümde sizlere Kastamonu adı nereden geldiğinden bahsetmiştim. “Kral, kızı Moni' ye kızıp kalenin burçlarından aşağı atmıştı hatırlarsanız, işte kralın güya kızını aşağıya attığı yer günümüzde "Kırk Kız" türbesi olarak bilinmekte ve halk tarafından saygı görmekte. Kırk kız denmesinin nedeni de düştüğünde “Kırk parçaya ayrıldı" sözünden olsa gerek.

Gelelim Kale’nin hikayesine, daha doğrusu tarihçesine; 12. yüzyılda, Bizans Kommenler Hanedanı zamanında, Türklerin bölgeye yaptıkları akınlar neticesinde yapılan Kale şehrin en önemli tarihi miraslarından biri. Ortaçağ Son Dönem Bizans mimari özelliğini taşıyan kalenin yüksekliği 112 metre, alt yapısı Orta Çağ Son Dönem Bizans mimari özelliğini taşıyor.
Kastamonu Kalesi Candaroğulları zamanında genişletilmiş, Osmanlı döneminde onarımdan geçmiş, 1943 yılında yaşanan depremde ise büyük hasar görmüş. 2005 yılında Kastamonu Belediye Başkanlığı tarafından restorasyon ve onarımı yapılan kalenin büyük bir kısmı ve dış surlar günümüze kadar ulaşsa iç kısımda çoğu oda, kulenin ve duvarların büyük kısmı yıllara dayanamamış. Kalenin etrafındaki tarihi evlerde ise yaşam devam ediyor, bazı evlerin altında ve meydanda hediyelik dükkanlardan da yöresel ürünler, ya da sevdiklerinize Kastamonu Evlerin maketinden lambalar alabilirsiniz, ben aldım, balkon duvarımda çok hoş görünüyor, ayrıca fiyatlara da inanamayacaksınız.    

Tarihi Kastamonu Evleri

Kastamonu'daki tarihi evler hemen her sokakta, her köşe başında karşınıza çıkacak demiştim, işte kaleden caddeye indiğinizde hemen sağa doğru dönerseniz, Selçuklu, Candaroğulları ve Osmanlı dönemlerine ait yapıların bulunduğu sokaklar içinde bulacaksınız kendinizi. Bu sokaklardaki evlerde hummalı bir restore çalışması var ki bu çok memnun edici. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarihi tescilli yapıların sahiplerine proje ve proje uygulama yardımı da yapmaktaymış ki bu olanağı olmayan ev sahipleri için çok güzel bir olanak, evleri yenilenecek veya turizme hizmet verecek, böylece evler de kaderlerine terk edilip yok olmayacaklar.    Evlerin çoğunluğu bahçeli, kimisinin ön, kimisinin arkaları bahçeli, arka bahçede fırın, kümes veya  kuyu bulunuyor. Kastamonu evlerinin bir özelliği de üçgen biçimli saçak altı katları. İkişer katlı ve geleneksel pederşahi Osmanlı aile tipine uygun evler, çok odalı. Ortada bir yaşam ya da yemek holü ve etrafında, içerisinde yüklükler ve ısınmak için ocaklar bulunan kare veya dikdörtgen planlı, ahşap tavanları oldukça yüksek odalar. Mutfakta da mutlaka büyük bir ocak var, hem ısınma hem yemek pişirme amaçlı.  
Tarihi Kastamonu Evleri, belki konakları demek daha doğru ve hoş, çoğunlukla otel, motel, restoran gibi turizme yönelik işletmeler ya da devlet daireleri. Maddi olanaksızlıklar nedeniyle çok azı halen ev, konak olarak kullanılıyor.  
Sokaktaki sıra sıra tarihi ve restorasyonu tamamlanmış evler o kadar hoş görünüyor ki, hangisini fotoğraflayacağımı bilemiyorum. Umarım şehirdeki diğer harap binalar da en kısa zamanda restore edilirler. Bir de üzerindeki tabela, reklam ve panoları kaldırsalar keşke. Yeni yapılan binalar da betonarme yerine geleneksel mimariye uygun şekilde inşa edilir umarım. Çok şey istemiyorum değil mi? Bu sokaklarda, hatta hemen her sokakta, caddede, mahallede ünlü konaklar kadar sayısız Türbe tabelalarına da rastlayacaksınız. Selçuklu ve Çobanoğulları döneminde yaşamış evliyalara ait türbeler çoğunlukla bir caminin yanında ya da bahçesinde.    
Şehirdeki gezimizi bugünlük tamamlayarak Kastamonu'nun kuzeyinde, Karadeniz sahiline paralel yükselen Küre Dağlarını aşarak, eteklerinde ve Karadeniz’in azgın dalgaları kıyısına kurulmuş İstiklal madalyalı şehir İnebolu'yu görmek için yola çıkıyoruz.

#Makedonyadan yazılar alanında göster
Kapalı
nevinsalman

Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım.