Otobüsle Balkan Turu

Otobüsle Balkan turu yapan bir yolcunun hikâyesidir bu. Yorucu, ama gitgide tadına doyulmaz anılar bırakır bünyede. "Nasıl güzel, nasıl bakir ve nasıl masum hâlâ bu topraklar" cümlesiyle bitecek bir yolculuğun ilk sabahındayız. 7 gün 7 ülke... Kolay olmayacak tabii. Zaten kimse bize bir gül bahçesi vadetmemişti.

Akşam 21.00 gibi Kadıköy'den kalkan otobüs, sabah 10.00 civarı Selanik'e varıyor.

Schengen Bölgesi'ne Giriş İpsala'dan. Kendi aracınızla gidiyorsanız trafik sigortası ve uluslararası ehliyet şart.

Yunanistan sınırından geçiş biraz sıkıntılı. Sınır çıkışında gece yarısı otobüsten inip "gişede sıra olun, parmak izi alacağız" diyor gümrük görevlileri. Malum Schengen bölgesi...
Bu turda  bordo pasaport için 'Çok Girişli Schengen Vizesi' almanız şart. Eğer yeşil pasaportlu şanslı azınlıktansanız sorun yok. Yeşil pasaportlular vizesiz seyahat edebiliyor bu turda.


Siz bakmayın Google Amcanın 6 saat demesine; gümrüğüydü, trafiği, molasıydı derken en az 10 saat sürüyor bu yol.

Bütün gece yol gitmişseniz sabahın patlamamış afyonuyla şehir, pek güzel gözükmeyebilir göze. Mahalle arasında kaybolmuş tarihi camiler, surlar, biraz hayal kırıklığıdır. Yıllardır görmeyi merakla beklediğiniz Atatürk'ün doğduğu ev bile yeterince bakımlı ve ihtişamlı olmayabilir. 2016 Türkiye'sinde çok daha iyi müzecilik örnekleri var aslında. Birkaç balmumu heykel ve birkaç duvar resminden fazlası yapılabilirdi belki de.

Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evdeyiz.


Mustafa Kemal Atatürk henüz 7 yaşındayken bu evden dayısının yanına taşınıyor. Sebep, babası vefat etmiştir ve annesi kirayı ödeyememekte :(

Neyse ben tersten kalktım herhalde. Belki de hiç yatmadım :) Mis gibi Ege kokusu iyi gelir neyse ki... Beyaz Kule'nin acıklı hikâyesini görmezden gelip yüzünüzü denize dönün. İskender'in Kordon'daki heykeline kadar yürüyüverin sahilde.
Yunanlar, Beyaz Kule'nin Kanuni döneminde zindan olarak kullanıldığı için duvarlarından sızan kanları örtmek için beyaza boyandığını düşünüyor. Türklere göre ise içinde katledilen Osmanlı askerlerini unutturmak için vaftiz edilip boyatılmış. Rivayet muhtelif. Yalan söyleyen tarih utansın. Sahilde yürürken henüz gelmiş simitçiye mutlaka uğrayın. Tadı damağınızda kalacak bu Selanik simidinin.


Burası Avrupa Birliği toprakları: Gülümseyin, çekiyorum...

Bir sonraki durak: Üsküp

Rahibe Teresa'nın Doğum Yerindeyiz

Selanik'ten çıkıp Makedonya'ya geçiyoruz. Makedonya girişinde yine bir sınır geçişi yapacaksınız; ama bu sefer pasaportları rehberin toplayıp göstermesi yeterli. Makedonyavizesiz gidilebilen ülkeler listesinde. Şükür ki henüz icat etmemişler. İki saat de mola ve gümrük geçme vb. süreleri eklemeyi unutmayalım

Üsküp'e varınca önce tarihi camileri ve eski Bursa sokaklarını andıran Arnavut kaldırımlı çarşılarda dolaşıyoruz. Enfes köfte kokularına dayanamıyoruz tabii. Burada mangalda pişen iki tür köfte var: Biri bizim İnegöl köfte gibi; diğeri içinde kaşar şelaleleri barındıran kocaman lezzet patlaması. Balkanlar deyince "aman cevapcici yemeden dönmeyin" tembihlerini yerine getiriyoruz hemen. Sakın Üsküp'ü bu mahsun, hüzünlü ve güzeller güzeli dar sokaklardan ibaret sanmayın ama.


Cevapcici, yani ızgara köfte. Boşnak köftesi... Tadı damak çatlatıyor; yemeden dönmeyin.

Biraz yürüyüp Makedonya Meydanı'na vardığınızda birbirinden muhteşem onlarca heykel karşılayacak sizi. Pek çoğu henüz inşa halindeki bu şahane heykeller ve meydanlar Üsküp'ün üstüne giymeye çalıştığı yeni bir elbise sanki. Nehrin iki yakasına yayılmış, Müslüman ve Hıristiyanların savaşlarından çok yara almış bu başkent, şimdilerde UNESCO 'dan ve Avrupa Birliği'nden aldığı fonlarla yeni bir kimlik yaratıyor gibi.


Ufak bir hatırlatma: Yunanistan'dan Üsküp'e geçerken olur da Yunan polisi "Nereye?" diye sorarsa yalnızca "Üsküp" deyin. "Makedonya" kelimesini kullanmayın, zıplatmayın adamın sinirlerini.

Vardar'ın bir yakasından diğerini selamlayan devasa Büyük İskender heykeli, havuzlar, müzeler ve köprüler gece ışıklandırmalarıyla muhteşem görünüyor. Bütün bu olup bitene kıyıdan diş gıcırdatıp "En bi hakiki Makedon biziz, İskender de bizim, baklava da" diyen Yunanistan'a bir gülesim geliyor. Avrupa'nın şımarık çocuğuna kardeş gelmiş, siesta uykularının tadı kaçmış sanırım. Canlarım ya!

Buraya kadar gitmişken ömrünü insanlığa yardım için vakfetmiş ve bir zamanlar burada yaşamış Rahibe Teresa'nın evine, şehri tepeden seyredebileceğiniz Üsküp Kalesi'ne, Mustafa Paşa Camisi'ne de uğrayabilirsiniz. Yahya Kemal Beyatlı'nın da doğum yeri olan Üsküp (Skopje) bu haliyle bile çok güzel.

"Dünyayı sadece sevgi kurtarır. Sevgi için çalışalım," demiş Rahibe Teressa. İşte bu evde doğmuş ve büyümüş.

Birkaç yıl sonra inşaatlar bittiğinde eminim muhteşem bir Avrupa başkenti olacaktır. Hazır THY ve Pegasus'un oldukça ucuz seferleri varken vizesiz Makedonya'nın başkenti Üsküp'ü doya doya gezmenin tam sırası.

Bu gece 48 saat yatak görmemiş sırtlarımız için dünyanın en rahat uykusunu uyuyabiliriz sanırım Üsküp'te. Yarın yolculuk Belgrad'a...

Tuna ve Sava'nın Birleştiği Noktadayız

Sabah 6.00'da sevgili rehberimiz "kalk" talimatı verdi. Üsküp-Belgrad arası 435 kilometre. Otobüsün konforu, şoförlerimizin ustalığı ve şu otobüs konserleri olmasa sıkılırdık belki de; ama molalarla toplam altı saatlik yol, nasıl geçti anlamadık.


Yolda verilen yemek molalarında satıcı teyzelerle hoşbeş etmeyi, alışveriş yapmayı ihmal etmiyoruz. El emeği, hepsi organik bunların. Gel vatandaş gel! Organik ceviz yalnızca 5 Euro!

Sırbistan sınırından kolayca geçerek yeni bir ülkeye varmış olduk bile. Üstelik en sevdiğimiz vizesiz gidilen ülkeler listesine Sırbistan'ı da eklemiş olmanın mutluluğuyla Belgrad'a varıyoruz. Eski Yugoslavya'nın başkenti, şimdilerde Sırbistan'ın başkenti olmuş. "Bu şehrin parkları var," demek yanlış olur belki de. Çünkü resmen parkların bir şehri var! Belgrad öyle yeşil, öyle doğal ve güzel parklar içinde ki daha girer girmez hayran oluyoruz. Belgrad Kalesi ise şehre nasıl tepeden bakıyor zarifçe.

Belgrad Kale kapısı

Rehberimiz kale kapısında bilgiler verirken; ben yine yaramazlıklar peşindeyim. Fakat bu noktadaki ilginç ayrıntıyı kaçırmıyorum elbette. Tüm kale taş olduğu halde devasa kale kapısı ahşap. Neden dersiniz? Sebebi müthiş: Savaş sırasında kalenin etrafına içeriden yağlı kütükler atılıyor ve iş zora geldiğinde bu kütükler ateşe veriliyormuş. Böylelikle son savunma kalkanı olarak kale ateşten bir gömlekle sarılmış oluyor. Kale kapısı da bu arada yandığı için kaleye ulaşmak imkansızlaşıyormuş. Çok ilginç değil mi? Belgrad hakkında soracağınız her şey için halen orada yaşayan sevgili gezgin arkadaşım Güneş Akdoğan'ın bloğuna mutlaka bir göz atın derim.

Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği noktayı en iyi kale içindeki parktan görebiliyorsunuz. İki nehir batan güneşin altında öyle ahenkle birleşip kocaman bir ırmak oluşturuyor ki sanki ayrılmanın değil birleşmenin gücünü anlatmak istiyor insanoğluna.


Tuna ve Sava'nın birleştiği noktada kurulmuş Belgrad. "Birlikten kuvvet doğar," diyor. Daha ne desin?

Belgrad'da gezilecek yerler arasında ilk sırada  Nikola Tesla Müzesi geliyor. "Nefretiniz elektriğe dönüşebilseydi tüm dünyayı aydınlatırdı," diyen Nikola Tesla, Belgrad doğumlu. Şimdilerde kıymeti ancak anlaşılan Tesla'nın patentini alabildiği 700 icadı var. Elektriğin kablosuz iletilebilmesinden tutun da ampulden radyoya, Ford motorundan, uzay haberleme cihazlarına, başkalarının sahiplendiği belki daha binlerce icad... Hayatı boyunca haksızlıklara uğramış bilim adamının kadrini kıymetini bilmiş neyse ki Belgradlılar. Şehrin tek havaalanının adı da Nikola Tesla'nınismini taşıyor. Türkiye'den oldukça ekonomik uçuşlarla buraya gelivermek mümkün.


Adalet ağır işitir, ama asla sağır değildir. Kıymeti çok geç anlaşılmış bir bilim adamı Nikola Tesla. (Ha bir de "Geç gelen adalet adaletsizliktir," derler. Bu da bir bakış açısı tabii...)

Belgrad'ta gezilecek yerler arasında bizim İstiklal Caddesi'ni andıran Knez Mihajlova Caddesi'ni es geçmemek gerek. Her ne kadar şehrin meşhur gece hayatını ve güzeller güzeli kızlarını kısacık zamanda göremesek de caddenin sonundaki Moskova Oteli'nin muhteşem yaş pastalarını tatmadan şehirden ayrılmadık elbette ki.


Belgrad Moskova Pastanesi. 4 Kişi girdik. "Şefim bize en iyi dört pastanı getir," dedik; dördüne de bayıldık. Kahve dahil kişi başı 7 Euro ödedik. Prensesler gibi ağırlanmak da cabası oldu!

Akşam Belgrad'daki otelimizde geceledik. Otobüsle Balkan Turu yapıyorsanız en önemli püf noktası neydi?Her gece ayrı bir otelde kalınacaksa doldurmayacaksın o koca bavulu öyle. Her otelde bavul aç, bavul kapa, üst katlara indir, bindir... Sana da yazık. Bu tür gezilerde altın kuralı açıklıyorum: Minimum eşya, maksimum zevk!


Belgrad'ın renkli gece hayatı derken bunu kastetmemişlerdi herhalde :)

Sabah yine 6.00'da uyandırma verdi rehberimiz. Kulakları çınlasın Tayfun Tabipoğlu söylerdi ya her programın sonunda:
"Yol uzun, hava şartları çetin."

Haydi bize eyvallah, ver elini Saraybosna...

 

Pınar Bulut

Yazar Hakkında

Pınar Bulut

Gezmeye bahane arayan, sebep yoksa icat çıkartan, yol olmazsa gökyüzüne merdiven dayayan, sineğin yağını hesaplayıp sırf gezme olsun diye öküz altında buzağı arayanların sayfası.