Şehrin Kalabalığına İnat Bir Diyar: Göynük

Yalnız gezmek güzeldir diye geçirirdim zihnimde hep, Cumartesi günü değerli dostlarımın yalnız gezilmez eleştirilerini dikkate alarak yola koyuluyoruz. Ver elini Göynük dedik dört arkadaş. 7:15'te Gemlik'ten çıktık. Sakarya Taraklı'da mini bir mola verip ana hedefimiz Göynük'e doğru ilerlemeye başladık.

Göynük'ün tarihi Roma, Bizans ve Anadolu tarihi ile içiçe geçmiştir. Bilinen en eski adı KoinonGallicanon’dur. Göynük Anadolu Şelçuklu Devleti'nin yıkılmasıyla kurulan Umurbey Hanlığı'nın da başkentliğini yapmış bir şehirdir. Taraklı'dan yaklaşık yarım saatlik bir yolculukla vardığımız Göynük'te ilk durağımız 19. yüzyılda yapıldığı yazılan Hacıabdi Camii. Küçük şirin bir yapı, hemen aşağı tarafında merdivenlerden aşağı doğru inerken dar yollarda köy tarzı konakların güzelliğine şahit oluyoruz.

Osmanlı'nın kuruluş devrinde Orhan Gazi'nin oğlu, Gazi Süleyman Paşa Göynük'e yerleşerek kendi adında bir camii ve hamam yaptırarak Göynük'e tarihi iki yapı kazandırmıştır. Hamam halen kullanılmakta. Gazi Süleyman Paşa Camii'nin hemen yanında Akşemsettin Hazretlerinin türbesi bulunmakta.

Akşemseddin Hazretleri İstanbul'un fethi öncesinde ve fetih sırasında Sultan Fatih'i cesaretlendirip fethin gerçekleşmesinde önemli bir manevi sorumluluk almış, fetih sonrasında Eba Eyyüp El Ensari'nin mezarını bulup mezarının yapılmasına vesile olmuş. Seyahatim öncesinde ulaştığım bilgi ise şöyledir, Akşemseddin'in Louis Pasteur'in yaklaşık 400 yıl sonra deneyle keşfettiği mikrobu, Maddetü'l-Hayat adlı eserinde yıllar öncesinde dile getirdi:

"Hastalıkların insanlarda teker teker ortaya çıktığını sanmak hatadır. Hastalık, insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma, gözle görülmeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur."

Büyük Velilerden Debbağ Dede Hazretleri ve Ömer Sıkkıni Hz.’nin türbeleri de Göynük’te bulunmaktadır.

Göynük'teki son durağımız Zafer Kulesi. İlçeye hakim bir tepe üzerinde, 1922 yılında yaptırılmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk kaymakamlarından, Hurşit Bey tarafından yaptırılmış olup, dünya tarihinde, Amerika’da bulunan Zafer Anıtından sonraki, ikinci yapılan anıttır. Sakarya Meydan Savaşı anısına yaptırılmıştır. Yapı, ahşap ve 3 katlı ve yalıbaskı tarzındadır.

Zafer Kulesi'nden şehrin manzarası muhteşem. Dönüş yolunda Kaşıkçı İbrahim Usta’nın dükkanını gördük. Buradan kendimize şimşir kaşık alıyoruz. Şimşir kaşığın su geçirmez özelliğini ustadan öğrenip hatıra olarak üç adet kaşık alıyoruz.

Göynük şehir merkezinden sonraki gezi durağımız Çubuk Gölü. Göynük şehir merkezinden 5 km sonra sola dönüşten itibaren 6 km sonra göle varılmakta. Göl gerçekten insana huzur veren bir manzaraya sahip, gölün etrafında ulusal bir kanalımızda 2005 yılında beş bölüm yayınlanan Rüzgarlı Bahçe için yapılan yel değirmenleri mevcut, içlerini de gezme fırsatımız oldu. Fakat terk edilmiş bir yerleşim yeri izlenimini hak edecek derecede bakımsız, halkımınızın ve kurumların değerlerimizi koruyup turizme kazandırmadaki başarısızlığı bir kez daha bizleri üzdü. Değirmenlerin bulunduğu arsa bir üniversitemize ait olduğu söylendi göl kıyısında yaşayanlar tarafından, bizden fikir olsun güzel bir tatil köyü ve yahut apart tarzı turizm mekanı yapılabilir.

Çubuk Gölü 15 hektar büyüklüğünde deniz seviyesinden 1150 metre yüksekliktedir. Gölde olta balıkçılığı yapılmakta gümüş balığı bulunmakta ve gölün etrafı yürüyüş için ideal fakat insanlarımızın gölü kirletmesi sonucunda görüntü kirliliği had safhada. Göl kenarında çay molası verip Çubuk Gölü gezimizi tamamlıyoruz.

Son durağımız Sünnet Gölü. Göynük'ten 24 km uzakta olan gölün büyüklüğü 18 hektar, deniz seviyesinden yüksekliği ise 820 metre. Gölün bulunduğu yerde telefonlar çekmiyor, ahşaptan yapılma bir otel mevcut, faytonla 5 TL karşılığında gölün çevresi gezilebilmekte. Göl, Çubuk Gölü'ne göre daha bakımlı ve temiz bunda milli park olmasının avantajı büyük. Gölün giriş kısmında klasik araba tutkunları için 10'dan fazla çeşitli markalarda araçlar mevcut, gelirken de yolumuz üzerinde ikisiyle karşılaştık bayağı şaşırtıcı bir durum. Fakat itiraf etmemiz gerekir ki Çubuk Gölü yol arkadaşlarımızla her ne kadar etrafı bakımlı ve temiz olmasada Çubuk Gölü, Sünnet Gölü'ne göre daha güzel geldi bizlere.

Göynük hattında Taraklı, Göynük, Mudurnu ve Abant gölünü gezme fırsatımız oldu bizi en çok etkileyen ise Göynük'ün merkezi ve gölleriydi. Göynük kentsel sit alanı olarak koruma altına alınmış, geleneksel sanatların hala yapılageldiği şirin bir kasaba hüviyetinde. Şehrin yıkıcı, itici karmaşasına inat Göynük'te hayat bir o kadar sakin, samimi ve içten. Belki de insanoğlu kaybettiği doğallığını, tekrar doğaya ve hayatın sahiciliğine karışarak bulabilir. Şehir buna uygun olarak Cittaslow Birliği'ne üyeliğe başvuru yapmış.