Umman'ın Beyaz Kenti Muskat

Umman’ın başkenti Muskat, bembeyaz ve az katlı evleriyle dikkat çeken bir şehir. Şehrin abartılı şıklıktan uzak, sade yapısı ziyaretçiler tarafından çok beğeniliyor.

Umman seyahatini özetleyen üç şey var aslında: İnanılmaz bir coğrafya, sıcakkanlı insanlar ve tabii ki geniş mi geniş yollar! Bakın bu son söylediğime gülüp geçmeyin. Seyahat ederken öyle bir rahatlık sunuyor ki insana, kilometrelerce yol gitseniz de bana mısın demiyor. Tabii bunda içinden geçtiğiniz coğrafyanın payı yabana atılacak türden değil. Nitekim camdan gözlerinizi alamayacağınız bir arka plan vadediyor bu şahane yollar. Hal böyle olunca da bir yerden bir yere ulaşmak tüm zorluklarından arınıyor, hatta dürüst olmak gerekirse seyahatin en önemli kısmı haline geliyor.

Pek çok Umman seyahati gibi benim de bu topraklardaki yolculuğum başkent Muskat’tan başladı. THY’nın İstanbul-Muskat arasında her gün karşılıklı olarak uçuşları bulunmakta. Havaalanından şehir merkezine ulaşmak için tercihimiz taksiden yana oldu. Zaten petrol zengini Umman’da toplu taşıma yok denecek kadar az. Herkes kendi aracıyla seyahat etmeyi tercih ediyor. Dolayısıyla herhangi bir tura katılmayacaksanız havaalanından araba kiralamayı tercih edebilirsiniz. Nitekim Umman’da araç sadece şehirden şehre geçmek için değil; şehir içinde seyahat etmek için bile gerekli. Biz oradaki seyahatimiz süresince Tour Oman’ın düzenlediği bir tura katılacağımız için şehir merkezinde bulunan otelimize taksiyle gittik ve yaklaşık 10 Umman Riyali ödedik. 

Bu arada söylemeden geçmeyeyim: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ülkeye girmeden önce kapıda vize almaları gerekiyor. Vize için talep edilen herhangi bir belge yok; sadece ödeme yapmanız gerekiyor. Vezneler pasaport kontrolünün hemen yanında. Ödeme yapmanız gereken miktar ise 5 Umman Riyali

Biz Muskat’ta Grand Hyatt Hotel’de kaldık. Umman zenginliğine yarışır bir atmosferi var Grand Hyatt Muscat’ın. Her şey en ince ayrıntısına dek düşünülmüş. Konforuna düşkünler için doğru seçenek olacaktır. Kahvaltısı da mükemmel. 

İlk durak: Sultan Kâbus Camii 

Sabah 9.00 gibi Tour Oman’ın eğlenceli rehberi Ramazan bizi otelden alıyor. “Güzel Umman’a hoş geldiniz” diyerek şehir turunu başlatıyor. Bu sözünü sık sık hatırlatacak gezimiz boyunca, özellikle de ülkenin hayranlık uyandıran doğal güzelliklerini ilk gördüğümüz anlarda… Gece geç vakitte vardığımız için etrafı gözlemleme şansımız olmamıştı. Dolayısıyla merak dolu gözlerle cam kenarlarına kuruluyoruz. Tüm zenginliğine rağmen abartılı şıklıktan uzak bir şehir Muskat. Binalar iki ya da üç katlı. Üstelik beyaz ya da bej dışında bir binanın inşa edilmesine de izin verilmiyor. Dolayısıyla minimalist bir duruşu var sokakların.

Şehir turunda ilk durağımız Sultan Kâbus Camii. ‘Büyük Cami’ olarak da anılan bu yapı, şehrin en ihtişamlı binalarından. Hatta açık ara en ihtişamlısı da diyebilirim. Cami tam 20 bin kişi kapasiteli. Bulunduğu arazi ise yaklaşık 415 bin metrekare genişliğinde. İnşaatı 1995 yılında başlamış, 2001 yılında anca tamamlanmış. İsmini ise Umman Sultanı Kâbus bin Seyd El Ebu Seyd’den alıyor. Caminin tabanına yerleştirilmiş tek parça İran halısı, en az binanın kendisi kadar dikkat çekiyor. Nedeniyse yaklaşık 4 bin 300 metrekarelik yüzölçümüyle dünyanın en büyük ikinci halısı olması. Ağırlığı 21 ton. Yapımının ise yaklaşık 4 yılda tamamlandığı söyleniyor. Dokuma sırasında 28 farklı renk kullanılmış. Ayaklarınızın altında böylesi bir işçiliğin yatması inanılmaz etkileyici. Tavandaki binlerce ampülün aydınlattığı avize de tüm bu ihtişama ayak uyduruyor. Avize yaklaşık 14 metre gibi bir uzunluğa sahip. 

Kraliyet Opera Sarayı

Camiden ayrılıp rotamızı Shati Al-Quem bölgesinde bulunan Kraliyet Opera Sarayı’na çeviriyoruz. Burası da yine sade şıklığıyla dikkat çeken bir yapı. Aslında bir tür kompleks de denebilir. Zira içerisinde konser salonunun dışında oditoryum, sanat merkezi, farklı konseptlerde bahçeler ve restoranlar da bulunuyor. Opera Sarayı için sultan Kâbus bin Seyd El Ebu Seyd’in sanata düşkün karakterinin bir tür yansıması diyebiliriz. Açılışını 2011 yılında yapan sarayın ortalama bin kişilik bir seyirci kapasitesi var. Konser alanında yalnızca sultanın kullandığı özel bir bölüm de yer alıyor. Açılışından bu yana aralarında Plácido Domingo, Andrea Bocelli, Renée Fleming’in de bulunduğu dünyaca ünlü pek çok müzisyen burada sahne almış. Bu anlamda ülkenin en önemli sanatsal faaliyetlerinin yürütüldüğü alan olarak gösteriliyor. 


Opera Sarayı

Opera Sarayı’ndan çıktıktan sonra arabayla yaptığımız şehir turuna devam ediyoruz. Biz gittiğimizde hava oldukça sıcak olduğu için yürüyerek gezmek yerine arabayla dura kalka hareket etmek çok daha cazip geldi. Ancak Umman’ı ziyaret etmek için en uygun sezonun aralık ayı itibariyle başladığını belirtmeliyim. Dolayısıyla siz de bu dönemlerde giderseniz belki çok daha rahat hareket edebileceğiniz bir program hazırlayabilirsiniz. 

Renkli tezgahların adresi: Mutrah Souq

Şehrin farklı bölgelerinden geçerek bu kez Cornishe adıyla anılan Kordon’a ulaşıyoruz. Ana limanın da bulunduğu bu bölgede sizi büyük bir gemi karşılıyor. Gördüğünüz bu gemi tabii ki sultana ait :) Etrafta biraz dolaşıp bölgeye tepeden bakan, Portekizlilerden kalma Al Jalali ve Al Mirani kalelerini fotoğraflıyoruz.


Cornishe 

Mutrah Souq

Ardından da kendimizi Mutrah Souq adındaki kapalı çarşıya atıyoruz. Souq, sizin de anlayabileceğiniz üzere, çarşı demek. Burası da rengarenk tezgahlarıyla hakikaten görülmeye değer bir yer. Biz Kurban Bayramı’ndan hemen önce Muskat’ta olduğumuz için çarşı oldukça kalabalık ve telaşlıydı. Yerel halkın bayram hazırlıklarını böyle bir yerde gözlemleyebilmek de harika oldu doğrusu. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim: Çarşının içinde altıncıların olduğu bölümü mutlaka ziyaret etmelisiniz. İhtişamlı vitrinleriyle bu dükkanlar harika fotoğraflar veriyor. 

Bu arada hazır buralardayken karnınız acıkmışsa balık pazarının hemen karşısındaki Bait Al Luban’ı tercih edebilirsiniz. Geleneksel Umman mutfağının servis edildiği bu restoranı biz çok beğendik. Lamb Schwa adını verdikleri kuzu etinden hazırlanan ve biraz da tandırı andıran et yemeğini mutlaka denemelisiniz. 

Eski Şehir

Mutrah Souq’tan ayrıldıktan sonra bu kez Eski Şehir dolaylarına doğru gidiyoruz. Eski Şehir’i yukarıdan fotoğraflıyoruz ve sokaklarından geçerek sultanın çalışma sarayı olan Al Alam Kraliyet Sarayı’na ulaşıyoruz. Saray, yaklaşık 200 yıllık bir geçmişe sahip. Sultanlığın tüm resmi işlerinin yürütüldüğü bir yer olmasına rağmen burası da yine aşırıya kaçmayan çizgileriyle ön plana çıkıyor. Şehrin her bir köşesine sinmiş bu sadelik bir hayli hoşumuza gidiyor doğrusu. Bu arada sarayı gezmek isteyenler için bunun mümkün olmadığını belirtmeliyim. Ancak belli bir noktaya kadar gelip dışarıdan fotoğraflamanıza izin veriliyor. 

Eski Şehir

Şehir turumuzu tamamladıktan sonra Umman’ın bir başka kenti Sur’a doğru yola koyuluyoruz. Yolda harika yerler göreceğiz ve geceyi devasa kaplumbağaların yumurtalarını bıraktığı bir sahilde geçireceğiz!

İstikamet: Sur

Umman'da başkent Muskat'ın çevresinde gidip görebileceğiniz çok sayıda yer bulunuyor. Yalnız buralara doğru yol alırken doğanın yapacağı sürprizlere hazırlıklı olmakta fayda var. Zira çölün ortasında böylesi yerlerle karşılaşmak bir hayli etkileyici.

Muskat’tan yola çıkarak Sur istikametinde ilerliyoruz. Yolumuz uzun ama görecek çok fazla yer olduğu için sorun edilecek türden değil. İlk durağımız Wadi Shab Resort. Burada durmamızın nedeni artık iyiden iyiye acıkmış olmamız. Arabadan inip de önümüze serilen masmavi denizi görünce hayran kalıyoruz. Rehberimiz Ramazan bir kez daha “Güzel Umman’a hoş geldiniz” diyor. Dediğim gibi bu sözünü sık sık hatırlatacak gezi boyunca…

Wadi Shab Resort çok yönlü bir tesis. Dilerseniz konaklama için tercih edebilirsiniz; dilerseniz bizim yaptığımız gibi yemek molası verebilirsiniz; dilerseniz de harika plajında denize girmek üzere burayı ziyaret edebilirsiniz. Biz gittiğimizde hava çok sıcak olduğu için ortalarda kimse yoktu. Neden kimsenin olmadığını sorduğumuzda ise bu dönemde saat 16.00-17.00’den önce insanların güneşin altında keyfi zaman geçirmeyi tercih etmediğini söylediler. Ancak daha önce de dediğim gibi Umman’ın en yüksek sezonu aralıkta başlıyor. Bu yüksek sezon boyunca Wadi Shab Resortun harika plajı da en çok ziyaret edilen yerler arasında. 

Bimmah Sinkhole

Wadi Shab Resort’tan ayrıldıktan sonra bu kez çok yakın mesafedeki Bimmah Sinkhole’e doğru yöneliyoruz. Sinkhole, Türkçede düden, obruk gibi isimlerle anılan bir oluşum, bir tür doğal kuyu da diyebiliriz. Özellikle kireçli bölgelerde yeraltına giren suların taşları eritmesiyle meydana geliyor. Bazıları oldukça derin ve bu alanlara dolan sular göller oluşturuyor. Hawiyat Najm Park’ın içinde bulunan Bimmah Sinkhole de bunlardan biri. Yalnız oluşumuyla ilgili yerel halkın daha başka teorileri var. En genel geçeri ise Bimmah Sinkhole’ün gökyüzünden bir yıldızın düşmesi sonucunda oluştuğu yönünde!

Her nasıl oluşmuş olursa olsun buralara kadar gelmişken mutlaka görülmesi gereken bir yer. Turkuaz renkli su gerçekten harika bir görüntü sunuyor misafirlere. Üstelik yüzmek de serbest. Farklı bir deneyim arayanlar için iyi bir alternatif olabilir. İçinde bulunduğu parkta da zaman geçirmek mümkün. Biz gittiğimizde sıcağa rağmen kamp kurmuş insanlar vardı. Parkın denize olan yakınlığını da düşününce daha güzel havalarda harika bir deneyim olabilir diye düşündük.

Wadi Tiwi

Buradan da ayrılıp rotamızı Wadi Tiwi’ye çeviriyoruz. Umman’da yaptığımız yolculuklar sırasında gözlerimizi camdan alamadığımızı anlatmaya çalışmıştım. Şimdi de Wadi Tiwi’ye ulaşırken gördüğümüz birkaç manzaranın fotoğrafını paylaşmak isterim:

Wadi Tiwi’ye yaklaşırken çevremizdeki yeşil oranı da artıyor. Derken yükselen palmiyeleri görmeye başlıyoruz ve nihayetinde yeşiller içinde bir vadiye varıyoruz. Sarp dağlar arasında böyle bir yere varmak bizi oldukça etkiliyor. Bol bol fotoğraf çekiyoruz, hatta fotoğraf çekmeye doyamıyoruz :)

Buradan ayrılmak zor olsa da rehberimiz Ramazan yarın daha güzelini göreceğimize dair söz veriyor ve arabaya dönmemizi sağlıyor. Ardından yine yollar ve Sur kentine varıyoruz.

Umman Körfezi’nin kıyısında bulunan Sur, başkent Muskat’ın 150 km güneydoğusunda kalıyor. Küçük bir sahil kasabası gibi. Aslında tekne, gemi üretimiyle meşhur bir kent burası. Ancak Sur Üniversitesi’nin varlığı ve gittikçe artan popülaritesi sayesinde son zamanlarda öğrenci kenti olma yolunda hızla ilerliyor. Öğrencilerin enerjisi şehre ayrı bir hava katmış olacak ki sadece kıyı bölgesinden geçmemize rağmen çok beğeniyoruz bu şehri. 

Ras Al Jinz

Sur’dan geçerek Arap Yarımadası’nın en doğu ucuna, Ras Al Jinz’e doğru gidiyoruz. Bu akşam burada konaklayacağız. Ras Al Jinz’in en önemli özelliği devasa yeşil kaplumbağalara ev sahipliği yapması. Yerel halk arasında Ras Al Hadd ismiyle de biliniyor ve dünyanın en önemli yeşil kaplumbağa yumurtalama alanlarından biri olarak gösteriliyor. Her yıl yaklaşık 20 bin dişi yeşil kaplumbağa sahile gelerek yumurtalarını bırakıyor. Bölge devlet koruması altında ve yalnızca rehberli turlar eşliğinde görülebiliyor.

Biz de sahile hemen yarım saat yürüme mesafesinde bulunan Ras Al Jinz Misafirhanesi’nde kalıyoruz. Burada akşam 21.00’de ve sabah 04.00’te olmak üzere iki ayrı zamanda kaplumbağaların yumurtalarını bırakışını izleyebileceğiniz turlara katılabiliyorsunuz. Kaplumbağaların karaya çıkıp yumurtalarını bırakma dönemi normalde haziranda başlıyor, ağustos sonunda bitiyor. Ancak bu sene oldukça verimli bir yıl olduğunu söylüyor yetkililer. Dişi kaplumbağalar mayıs ayında sahile gelmeye başlamış ve eylül başında biz gittiğimizde hala çok sayıda kaplumbağa yumurtalarını bırakmak üzere sahile geliyordu. 

Bu dönemde kaplumbağaları izlemek çok başka bir deneyim. Ancak bir takım kurallara uymak zorundasınız. Her şeyden önce bu deneyimi yukarıda da belirttiğim saatlerde maksimum 25’er kişilik gruplar halinde yaşayabiliyorsunuz. Rehberin söylediklerini harfi harfine uygulamak önemli; yoksa kaplumbağalara zarar verebilirsiniz. 

Her ne kadar çok heyecanlı olsak da heyecanımızı bastırıp dikkatli olmaya çalışarak misafirhaneden sahile doğru yürümeye başlıyoruz. Yolda süreçle ilgili bilgi veriyor rehberimiz. Kendisinden edindiğimiz bilgilere göre sahile bırakılan yumurtaların sadece yüzde üçü hayatta kalabiliyor, geri kalanı başka hayvanlara yem oluyor. Kaplumbağalar gece vakti sahile çıkıyor, yumurtalarını bırakmak için uygun bir çukur oluşturuyor, sonrasında yumurtaları bırakıp üzerini kumla örtüyorlar. Ardından da denize geri dönüyorlar. İki aylık kuluçka döneminden sonra yavrular, yine bir gece vakti yumurtadan çıkıyorlar. Başka bir hayvana yem olmadan denize ulaşmayı başarabilirlerse yaklaşık üç sene kadar dünyayı dolaşıp sonra yine doğduğu topraklara geri dönerek bu defa kendi yumurtalarını bırakıyorlar. 

Biz tur esnasında yumurtalama sürecinin neredeyse her aşamasını gördük. Yumurtalarını bırakan bir kaplumbağanın usul usul denize geri dönüşünü izlemek harikaydı. Etrafta dolaşan ve denize ulaşmaya çalışan yavru kaplumbağaları da gördük. Bu arada kaplumbağalar yönlerini bulmak için denizin ışığından yararlanıyorlar. Dolayısıyla bu turlar süresince ekstra bir ışık yaratmamak önemli. Fotoğraf makinelerinizin, telefonlarınızın ışığına dikkat etmenizde fayda var. 

Bu deneyimi de yaşadıktan sonra upuzun bir günü arkamızda bırakarak odalarımıza çekiliyoruz. Sabah tüm enerjimizi toplayarak yeniden yollara koyuluyoruz. Bu kez ilk durak Wadi Bani Khalid. 

Wadi Bani Khalid

Wadi Bani Khalid’e ulaşmak için Hajjar Dağları üzerinde inip çıkıyor, zikzaklı yollardan geçiyoruz ama değiyor. Burası hakikaten Ramazan’ın dediği kadar varmış. Yine sarp kayalıkların arasında kendine hayran bırakan bir doğal güzellik çıkıyor karşımıza. Palmiye ve muz ağaçlarının arasından geçerek vadinin içine doğru giriyoruz. 

Umman’da gezerken doğanın yapacağı sürprizlere hazırlıklı olmalısınız. Çünkü çölün ortasında böylesi yerlerle karşılaşmak bir hayli etkileyici. Belki başka bir coğrafyada benzer yerleri gördüğünüzde aynı şekilde etki bırakmayabilir üzerinizde ama bu coğrafyada gerçekten büyüleyici geliyor insana. 

Vadiye giriş yaptığınızda ince uzun bir su birikintisiyle karşılaşacaksınız. Bir tür doğal havuz da diyebiliriz. Suyun derinliği değişiyor. Dahası suda yüzmek serbest. Alanda soluklanabileceğiniz, bir şeyler yiyip içebileceğiniz bir tesis de bulunuyor. Zira vadi, Turizm Bakanlığı denetimi altında. Yüzerken yaşanabilecek aksilikler için de cankurtaranlar bekliyor vadinin farklı yerlerinde. 

Yine bol bol fotoğraf çekip tekrar yola koyuluyoruz. Bu kez istikamet Wahiba Çölleri… 

Wahiba Çölleri

Burası 12 bin 500 kilometre karelik yüzölçümlü bir çöl. Umman seyahatinin olmazsa olmazı. Çölde deve safarisi yapılabiliyor ama bizim tercihimiz araçla yapmaktan yana oldu. Haziran - Eylül ayları arasında ziyaret ediyorsanız çölde Bedevilerin çadırlarını görebilirsiniz. Hatta Bedevi kültürünü tanımak isterseniz rehberinize içlerinden birini ziyaret etmek istediğinizi söyleyebilirsiniz. 

Çölde geçirdiğimiz bir saatin ardından tekrar yollara koyuluyoruz, Muskata geri dönüş yapıyoruz ve ardından da İstanbul’a… 

#Makedonyadan yazılar alanında göster
Kapalı