Yolların Kavuştuğu Yer: Harran

Harran, Şanlıurfa’nın merkezine 44 kilometre uzaklıkta yer alan üç semavi dinin de kabul ettiği Hz. İbrahim’in ata vatanıdır. Harran kelime anlamı olarak eski uygarlıklarda “yolların kavuştuğu yer”, “kavşak” anlamına geliyor. Bir Ön Asya dili olan Akatça’daki anlamı ise “Seyahat ve Kervan”.

Tarihi M.Ö 7.000 yılına kadar uzanan Harran, tarih boyunca Mezopotamya’nın ve Ön Asya’nın en önemli Sin Tapınağı Elhulhul ile Babiller’e, Asurlular’a ve Emeviler’e başkentlik etmiştir.

Biz Şanlıurfa’dan sabah erken saatlerde Harran’a doğru kiraladığımız araç ile yola çıktık. Yollar dümdüz, ne de olsa uçsuz bucaksız Harran Ovası’ndayız.

Sağa baksan ova, sola baksan ova, tabii bu kadar ovaya bakınca sapağı kaçırdık ve Akçakoca Suriye sınır kapısına kadar gittik.

Buradaki çadır kampları ve yaşam mücadelesini de görmüş olduk. İşin ilginci nereden döneceğiz diye sormak için bir benzinliğe girdik. Soruyoruz ama bizi kimse anlamıyor. Çünkü Türkçe bilen yok. Herkes Arapça konuşuyor. Ama dönmemiz lazım, yoksa rota Suriye’yi gösteriyor.

 
Bir yol üstü restoranına giriyoruz. Burada da durum aynı. Türkçe konuşan yok. Sanki gerçekten Suriye’deyiz. Hatta arkadaşımla aramızda şakalaşıyoruz. “Ya acaba sınırı mı geçtik fark etmeden” derken neyse bir yerden trafik kurallarını mecburen ihlal ederek dönüyoruz.
 
Evet nihayet Harran tabelası… Ve artık doğru yoldayız. Ancak biraz yolu karıştırmanın verdiği zaman kaybı, öğle saatlerini bulmamıza neden oldu. Yol üzerinde Çamlık Restoran isimli bir Açıkhava restoranı görüyor ve Harran merkezi içine girmeden bir şeyler yemeğe karar veriyoruz.

 
Burayı işleten kişi dışında da Türkçe bilen pek kimse yok. Bölge halkı toplanmış masalarda okey ve iskambil oynuyorlar. Biz ise çevreyi gözlemliyoruz.

 
Burada Harran’a özgü kebap söylemiştik yanında da salata ve ayran. Biz iki kişiyiz sadece ama yemek bir geldi sanki ordu doyacak. Porsiyonlar o kadar büyük ki… Ancak gelen tabağın üçte birini bitirebiliyoruz. Közde patlıcanın tadı hala damağımda.

 
Bu yemeğe toplam ne kadar mı ödedik? Sadece 25 TL. Aynı porsiyonu İstanbul’da ortalama bir restoranda söylemiş olsak en azından 150 TL öderdik. Artık karnımız tok, yola devam ediyoruz. Harran üniversitesi, höyüğü, camisi, konik kümbet evleri, üç katlı kalesi ve şehri çepeçevre saran içinde burçları ve gözetleme kuleleri olan uzunluğu ise 4 kilometreyi bulan surları ile kesinlikle görülmeye değer.

İlk olarak buraya özgü olan Geleneksel Harran evlerini yani konik kümbet evleri görelim diyoruz.

Şehrin surları boyunca ilerlerken bu evler gözümüze çarpmaya başlıyor. Nereden gireceğiz diye düşünürken 8-9 yaşlarındaki, daha sonradan adının Hasan olduğunu öğrendiğimiz bir çocuk bisikleti ile arabaya yanaşıyor. “Karınca evlere mi gideceksiniz?” diye soruyor. Bu sayede bu evlere aynı zamanda karınca evler dendiğini de öğrenmiş oluyoruz.
 
“Evet” diyoruz. Ve Hasan bize rehberlik edeceğini söyleyerek düşüyor önümüze. Hasan önde biz arkada oldukça bozuk yollardan ve oldukça bakımsız evler arasından geçerek ziyarete açık olan Konik kümbet eve ulaşıyoruz.

Girişte Hasan bize anlatmaya başlıyor bu evlerde nasıl yaşadıklarını. Bu evler ören yerinden toplanan tuğlalar ile 150 – 200 sene önce yapılmış.

Kare ya da kareye benzer prizmatik bir temel üzerine indirme tekniği kullanılarak oluşturulmuşlar. En fazla 5 metre yüksekliğindeki kubbeler 30-40 tuğla dizisiyle örülüyormuş. Her kubbe kemerlerle bir diğer kubbeye bağlanarak içeride geniş mekanlar oluşturuluyormuş.

Bu evlerin benzerlerine, Şanlıurfa’ya bağlı Suruç ve Birecik çevresindeki köylerde de rastlanabiliyor. Ancak, Harran geleneksel evlerinin diğerlerinden farkı kubbelerinde tuğla kullanılması. Çünkü Harran’da ağaç malzeme yok. Her sene bakımı yapılan evlerin neredeyse hiç penceresi yok. Sadece evin içerisinde mutfak olarak kullanılan bölümün tepesinde havalandırma alanı var. Topraktan yapılan bu evler ne kışın çok soğuktan ne de yazın çok sıcaktan etkileniyormuş.

Tabii bizim gezdiğimiz turistik olanı olduğundan içerisinde eşarp ya da yöresel kıyafetler de satılıyor.

Bu yöresel kıyafetlerden almasanız bile giyip fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Kıyafetler rengarenk gösterişli, süslü püslü. Harran kadınları bu kıyafetlerini özel günlerde giyiyorlarmış.

Harran, tarih boyunca din, kültür, sanat, edebiyat, felsefe, astroloji gibi alanlarda önemli bir merkez olmuş. Eee tarihteki önemli alimlerin yetiştiği Harran üniversitesini görmeden olmaz. Hasan yine önümüze düşüyor ve bizi üniversiteye götürüyor. Günümüzde sadece kalıntılarını görüyoruz.

2.yüzyıl ile 5.yüzyıl arasında Yahudi, Hıristiyan, Müslüman ve Sabii âlimlerin ders verdiği okul 6.yüzyıl – 13.yüzyıl arasında önemli bir ilim ve bilim merkezi olarak dünya çapında bilinir hale gelmiş. Hatta burada 20’si kadın olmak üzere yaklaşık 200 alim yetişmiş. Söylenene göre Harran’da yetişen âlimlere ait eserler ve çevirileri (Latince ve Süryanice’den Arapça’ya), Avrupa medeniyetinin oluşmasına da önemli katkı sağlamış. Harran Süryani dili, yazısı ve edebiyatının doğduğu şehir olarak da biliniyor. Hatta atomun parçalanabileceği fikri ilk kez fizikçi Cabir bin Hayyan tarafından Harran’da ortaya atılmış. Cebir, Harran’dan dünyaya yayılmış.

Yine aynı bölgede Harran Ulu Camiini görüyoruz. Harran, 640 yıllarında Halife Hz. Ömer zamanında İslamiyete geçmiş. Hatta, Emeviler döneminde son halife 2. Mervan zamanında çok kısa bir süre başkent olmuş. Ulu Cami diğer adı ile Cennet Camii de bu dönemden günümüze ulaşan bir yapı. 744-750 tarihleri arasında Halife 2. Mervan tarafından yaptırılmış.
 
Üniversiteye baktığımız aynı tepeden konik kümbet evlerin manzarası müthiş.

Ancak mevsim Eylül olmasına rağmen hava o kadar sıcak ki. Biz off bu ne sıcak diye hayıflanırken Hasan diyor ki: “Abla siz geçen hafta gelseydiniz yanmıştınız. Asfaltta yumurta kırsak pişerdi. Şimdi hava serinledi.” İnanıyoruz.
 
Bunun dışında Harran girişinde Şeyh Hayat El-Harrani Türbesi, Hz. Yakub Kuyusu ve şehrin çıkışındaki İmam Bakır Türbesi görülebilecekler arasında.
 
Elbette ki sadece bunlarla sınırlı değil Harran’da görülecekler. Harran - Eyyubnebi yolu üzerindeki Hanel Barur Kervansarayı, Bazda Mağaraları, Çoban Mağaraları, Güneydoğu’nun Efes’i olarak nam salmış Şuayb Antik kenti, gök cisimlerine tapınmanın yaşandığı Soğmata Antik kenti görülmeli.
 
Biz Bazda mağaralarını çok merak etmemize rağmen vakit sıkıntısı nedeniyle Hasan’a veda ederek burayı bir sonraki Harran gezimize bıraktık.
 Harran kendine özgü dokusu, tarihi ve kültürel zenginlikleri ile mutlaka görülmesi gereken bir bölgemiz. Şimdiden iyi seyahatler…

Etiketler

TUĞÇE YILMAZ

Yazar Hakkında

TUĞÇE YILMAZ

 Yaklaşık 15 sene Medya satın alma ve Planlama sektöründe çok uluslu şirketler ile çalıştıktan sonra kendi tutkusu olan gezi ve seyahate yönelerek Gezimanya.com’u kurmuştur.1997 - 1999 İstanbul Üni