Muş Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Çavuş Dağı’nın kuzeydoğu eteklerine kurulmuş, Doğu Anadolu’nun tarihî ve doğal güzelliklerini bir arada sunan Muş, Anadolu’nun kapısını Türklere açan Malazgirt Savaşı’nın kazanıldığı topraklara ev sahipliği yapmaktadır. Ağrı, Bitlis, Erzurum, Bingöl, Diyarbakır illeri ile komşu olan Muş’un yüzölçümü 8.196 kilometrekaredir. Yukarı Murat Van Bölümü’nde yer alan ilde 2017 itibari ile yaklaşık 404.544 kişi yaşamaktadır. Merkez ilçe başta olmak üzere Bulanık, Malazgirt, Varto, Hasköy ve Korkut Muş’un ilçeleri arasındadır. Nüfusun büyük bir kısmı merkez ilçede ikamet ederken Korkut ilçesi en az nüfusa sahip olan yerdir. Muş’un tarihî geçmişi Urartular’a kadar uzanmaktadır. MÖ 2000 yılına ait yerleşimler yeterince gün yüzüne çıkartılamadığı için Asur kaynakları doğrultusunda Muş yöresinin Urartular’a bağlı olan Nairi Konfederasyonu’nun sınırları içerisinde olduğu bilinmektedir. Daha sonra yöre sırasıyla İskitler, Med, Pers ve Makedonların hâkimiyetine girmiştir. Muş ve çevresi uzun yıllar boyunca Romalıların ve Partların mücadelelerine sahne olmuş, devletler arasında sıkça el değiştirmiştir. Roma İmparatorluğu’nun kalıcı bir üstünlük kuramadığı Muş yöresi yaklaşık 400 yıl boyunca Sasanilerin yönetimine geçti. Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra Bizans’ın sıkça akınlar düzenlediği Muş toprakları Türklerin Bizans’ı bozguna uğrattıkları Malazgirt Savaşı ile özgürlüğüne kavuştu. Bu savaşla birlikte Anadolu Türkleşmeye başladı. Muş ve çevresi Selçuklu toprağına katıldıktan sonra şehir 13. yüzyılda Anadolu Selçukluları tarafından imar edildi. Alaeddin Keykubat’ın ölümünden sonra Moğollar, Karakoyunlu ve Akkoyunlu egemenliğine giren Muş, 1514 Çaldıran Savaşı ile Osmanlı Devleti topraklarına katıldı. 19. yüzyıl sonlarında Bitlisvilayetine bağlanan şehir 1929 yılında il merkezi oldu.

Muş isminin kaynağına dair çeşitli rivayetler bulunmaktadır. İlk rivayet Asurlulardan kaçarak şehre gelen İbrani kabileleri tarafından şehre Muş adının verildiği yönündedir. Muş ismi İbranice “sulak ve otlak” anlamına gelen “Muşa” sözcüğünden türetilmiştir. Bir diğer rivayet ise şehrin isminin İÖ 12. yüzyılda Yukarı Dicle Vadisi’ne yerleşen Muşkiler’den geldiği yönündedir. Muş’u içine alan bölgenin adı ilk çağlarda Taronitit olarak geçerken İslam çağlarında da ilin ismi Taron olarak geçmektedir.

Muş’un %35’i dağlarla çevrilidir. Güneydoğu Toros Dağları’nın uzantıları olan dağların yanı sıra platolar da ilde geniş bir yer kaplar. Bol sulu ve otlu olan platolar sayesinde Muş’ta hayvancılık oldukça gelişmiştir. Muş ülkemizin en büyük ovalarından birine de ev sahipliği yapmaktadır. Muş Ovası 1.652 kilometrekarelik alana yayılmıştır. Tarım ve hayvancılık ilin temel geçim kaynaklarıdır ancak her ikisi de geleneksel yöntemlerle yapıldığı için verim istenen düzeyde değildir. İlde en çok tahıl yetiştirilir. Muş Ovası’nda şeker pancarı, nohut ve tütün üretimi de yapılmaktadır. Karasal ve sert bir iklime sahip olan Muş’ta sebze yetiştiriciliği az olsa da Muş’u çevreleyen bağlarda üzüm yetiştirilmektedir. 1800’lü yılların başından bu yana devam eden bağcılık geleneği Muş’un önemli gelir kaynaklarından biridir. Geçmişte daha aktif olarak devam etse de günümüzde Mongok, İncebel ve Mehmetcan bağlarında yetişen üzümler sonbahar aylarında pazar tezgâhlarını süslemektedir. Muş üzümü kendine has rengi ve tadı ile denemeniz gereken bir lezzettir.

Muş’un yayla ve platoları hayvancılık için oldukça müsaittir. Sığır, koyun, kıl keçisi besiciliği ile birlikte ilde arıcılık da gelişmiştir. Muş ili sanayileşme bakımından alt sıralarda yer almaktadır. Yer altı kaynaklarının kısıtlı olması, iklim şartları ve sermaye birikiminin olmaması Muş’ta sanayinin gelişememesine yol açmıştır. İlde küçük ve orta ölçekte tuğla, mermer, tekstil, metal eşya fabrikaları bulunmaktadır.

Muş’a ulaşım kara yolu, demir yolu ve hava yolu ile sağlanmaktadır. İstanbul ve Ankara’dan direkt uçuşlar ile 2 saatte ulaşabileceğiniz şehre son yılların favori tren yolculuklarından biri olan Vangölü Ekspresi ile de gelebilirsiniz. Geleneksel Muş evlerini ziyaret ederek gezinize başlayabileceğiniz Muş’ta Murat Köprüsü, Ulu Camii ve Yıldız Han tarihî değere sahip yerlerin başında gelmektedir. Akdoğan Gölü’nün büyüleyici manzarasında onlarca farklı kuş türünü yakından inceleyebilir, Varto Kayalıdere Örenyeri’nde Urartu kaya mezarlarını ziyaret edebilirsiniz. Muş’a gelmek için en güzel dönem hiç şüphesiz nisan ayı sonlarıdır. Muş Ovası’nın laleler ile kaplandığı 15 günlük dönem seyrine doyulmaz bir manzaraya sahne olmaktadır. Bu görsel şölene yakından tanık olmak ve Muş laleleri arasında fotoğraf çekmek isterseniz nisan sonu - mayıs başında yolunuzu bu güzel şehre düşürmenizi tavsiye ederiz.

Tanıtım Videosu