Google+

Arama formu

Sivas Gezilecek Yerler

Sivas Gezilecek Yerler

Sivas, Anadolu'daki tarihî İpek Yolu güzergâhlarının kesiştiği bir yerde konumlanmış olması ve ünlü Kral Yolu’nun da geçtiği Türkiye’nin yüzölçümü açısından Konya’dan sonraki ikinci büyük şehridir. Bu nedenle Sivas tarihî zenginliklerinin yanında, doğal güzellikleri ve kaplıcalarıyla ziyaretçilerine farklı tatil olanakları sunmaktadır. Sivas tarih boyunca Anadolu’nun en önemli şehirlerinden biri olması nedeniyle kentin merkezinde yer alan tarihî eserleri mutlaka görmek gerekir. Günümüzde de tarihin izlerini taşımaya devam eden bu şehir, özellikle Selçuklular dönemine ait önemli eserlere ev sahipliği yapmaktadır. Siz de Sivas geziniz için 2 gün ayırırsanız gezinizin ilk gününde bu eserleri ziyaret edebilirsiniz. İkinci gününde de Sivas’ın doğal güzellikleriyle baş başa kalıp dinlenebilirsiniz.

Sivas Gezilecek Yerler

Doğayla ve tarihle buluşacağınız Sivas’ta ziyaret edilecek çok yer var. Ancak hem şehir merkezinde hem de yakın çevrede görülecek yerlerin birbirine çok uzak olmaması Sivas’ı kolayca gezilebilir hale getirmektedir. Sivas’a geldiğinizde, görmeden dönmemeniz gereken yerlerin başında Divriği Ulu Camii geliyor. Şifaiye Medresesi, Buruciye Medresesi, Çifte Minareli Medrese, Gök Medrese, Taşhan, Sivas Kongre Binası Atatürk ve Etnografya Müzesi de Sivas’ın merkezinde yer alan önemli yerlerdir. Sivas’ın doğal güzelliklerini yaşamak için görmeniz gereken yerler ise; Sivas Eğri Köprü, Gürün Gökpınar Gölü, Kangal Balıklı Kaplıca, Zara Tödürge Gölü, Hafik Gölü’dür.

Adı geçen yerlerle ilgili bilgiler aşağıda mevcuttur.

Divriği Ulu Camii

Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiş olan Divriği Ulu Camii, 1985 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir. Baş mimarı Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah olan Camii ve Darüşşifası’nın yapımına 1228 yılında başlanıp 1243’te tamamlanmıştır. Sivas’ta bulunan Ulu Camii, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır.

Sanat tarihçileri tarafından “Divriği mucizesi”, “Anadolu’nun Elhamrası” gibi söylemlerle nitelenen yapı taş işçiliğinin muazzam bir örneğidir. Başta sütunlar ve kapılar olmak üzere birçok yerde bulunan taş işçiliği, Ahlatlı ve Tiflisli ustaların şaheserleridir. Taşların üzerindeki asimetrik binlerce motifin hiçbiri kendini tekrar etmemektedir. Dünya çapında öneme sahip bir eser olan bu mimari yapı, üslubu, süslemeleri ve örtü sistemleri ile tam bir ahenk içindedir. Evliya Çelebi, bu muazzam eseri anlatabilmek için “Methinde diller kısır, kalem kırıktır.” ifadesini kullanmıştır.

Divriği Ulu Camii

Ulu Camii, tümüyle kesme taşlardan inşa edilmiştir. Yapı, kuzey - güney doğrultusunda dikdörtgen bir plana sahiptir. Kuzey, batı ve doğu yönlerine yerleştirilmiş anıtsal kapılar, camiye giriş çıkışı sağlamaktadır. İbadet eden insanların dikkatini dağıtmamak, huzur içinde ibadetlerini gerçekleştirmelerini sağlamak üzere yapının iç kısmı, anıtsal kapılara göre daha sadedir.

İnsanların bir yere giderken değerli eşya ve ziynetlerini bıraktığı iki adet emanet sandığı, tek parça taştan oyularak yapılmıştır ve caminin iç kısmında yer almaktadır. Bu sandıklara bıraktıkları eşyaları sahipleri, döndükleri zaman aynı şekilde bulurlardı. Emanet sandıklarının yanı sıra sadaka taşı da bulunmaktadır. İhtiyaç sahipleri, kendilerine gerektiği kadarını buradan alırlarmış.

İnce taş işlemeciliğinin zirve noktasına ulaştığı Batı Kapı veya Gölgeli Kapı, son zamanlarda Tekstil Kapı olarak da anılmaktadır. Kilim veya seccadeyi andıran işlemesinden dolayı kapıya bu ad verilmiştir. Dışa doğru çıkıntılı olan kilit taşı, kapının en dikkat çekici unsurudur. Mimar, taşların birbirine geçme ve tutma şekli olan kilit taşı tekniğini kullanmıştır. Tasavvufta Allah’ı temsil eden lale, bu kapıdaki motiflerde sıkça yer bulmuştur. Batı Kapı’da mayıs ve eylül ayları arasında ikindi namazından 45 dakika önce insan siluetinde bir gölge meydana gelmektedir. Önce Kur’an okuyan bu siluet, namaz saati yaklaşırken ellerini bağlayıp kıyamda duran insan gölgesi şekline dönüşmektedir. Hala sırrı çözülemeyen bu ışık ve gölge oyunu, Batı Kapı ile birlikte diğer kapılarda da yer almaktadır.

Divriği Ulu Camii-1

En ihtişamlı kapı olan Cennet Kapı, üzerindeki cennet tasviri dolayısıyla bu adı almıştır. Kur’an’da cenneti anlatan ayetlerdeki cennet nimetleri bu kapıya işlenmiştir. Hayat ağacı motifleri, sonsuzluğu ifade eden rozetler kapıyı süslemektedir. Ateşler üzerindeki kazanların da yer aldığı motiflerde az da olsa cehenneme de hatırlatma yapılmaktadır.

Klasik Selçuklu üslubuna sahip Şah Kapısı ise mütevazı bir görünüme sahiptir. İnsan boyundan küçük yapıdaki kapı, insanda kulluk ve tevazuyu ön plana çıkarmak ve Şah’ın yalnızca Allah’ın huzurunda eğileceğini vurgulama amacı gütmektedir.

Her birinin kendine has özelliği bulunan, yapının diğer öğeleri ise Darüşşifa, Darüşşifa Taç Kapı, türbe, minber ve mihraptır.

Türkiye’nin İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan Sivas ilinin Divriği ilçesine yer alan Divriği Ulu Camii, Iğımbat Dağı’nın eteğinde konumlanmaktadır. Divriği, Sivas iline 185 kilometre mesafededir.

Sivas’a hava yolu, demir yolu ve kara yolu ile ulaşım sağlamak mümkündür. Sivas’tan Divriği’ye ulaşmak için ise minibüsler kullanılmaktadır.

Divriği’ye bir diğer ulaşım seçeneği ise Raybüs’tür. Raybüs ile Divriği-Sivas arası yaklaşık 2 saat 15 dakika sürmektedir.

Şifaiye Medresesi (Sivas Darüşşifası)

Şifaiye Medresesi (Sivas Darüşşifası)

Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus tarafından 1217 yılında şifahane olarak yaptırılan Şifaiye Medresesi Osmanlı devrinde de medrese olarak kullanılmıştır. Ayrıca medrese dünyanın günümüze kadar varlığını koruyabilen en eski hastanelerinden biri olmasıyla da ünlüdür. Çifte Minareli Medrese’nin tam karşısında bulunan yapı 3.400 metrekarelik alanıyla Selçuklu dönemi hastanelerinin en büyüğüdür.

Tuğla işçiliği, kitabeleri, süsleme ve kabartma figürleriyle mimari alanında sergilediği yenilikler medreseyi en önemli Anadolu Selçuklu eserlerinden biri haline getirmektedir. Binada taş ve tuğla malzemeler birlikte kullanılmıştır. Diğer Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç kapı, pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde süslemelere önem verilmiştir.

Yapının dört eyvanlı bulunmaktadır. Yapının güney evyanı I. İzzeddin Keykavus’un türbesini oluşturmaktadır. Şifahanenin çini süslemelerle kaplı türbe cephesi en önemli bölümüdür. Şifahane, 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yapı I. Dünya Savaşı esnasında levazım ambarı olarak kullanılmıştır.

Buruciye Medresesi

Buruciye Medresesi

Buruciye Medresesi, Anadolu’da Selçuklu döneminden kalmış ve varlığını sürdüren en önemli yapılar arasında yer almaktadır. Ayakta kalmış muhteşem taç kapısıyla görenleri kendine hayran bırakan yapı 1271 yılında Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından yaptırılmıştır. Hamedan (İran) yakınlarındaki Burucerd'den gelen Muzaffer Burucerdî tarafından çeşitli konularda öğretim yapılmak amacıyla yaptırılan medresenin mimarı bilinmemektedir. Burada zamanında fizikten astronomiye öğretimler yapılmıştır. Buruciye Medresesi’nin Anadolu'da simetrisi en düzgün medrese planına sahip olduğu kabul edilmektedir.

Sarıya dönük renkteki renkli taşların oyma olarak yapılan giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe, dönemin Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerini yansıtmaktadır. Açık avlulu medrese, kesme taştan örülmüştür. Yapı kareye yakın dikdörtgen planlıdır ve üzeri açık avlusunun etrafında sütunlu revaklar yer almaktadır. Mavi ve siyah çinilerle süslü türbede medrese binasını yaptıran Burucerdioğlu Muzaffer ve çocuklarının türbeleri de yer almaktadır. Medrese günümüzde Sivas Müftülüğü tarafından çeşitli eğitim faaliyetleri için kullanılmaktadır.

Çifte Minareli Medrese

Çifte Minareli Medrese

Sivas’ın bir diğer önemli tarihi yapısı olan Çifte Minareli Medrese, İlhanlılar Veziri Şemseddin Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Süslemeli taç kapısı, tuğla ve çininin birlikte kullanıldığı ünlü iki minaresi ile dikkatleri çeken Medrese’nin büyük bir bölümü yıkılmış olup yapının günümüze ulaşan tek özgün kalıntısı Anadolu'nun en yüksek taç kapısına sahip olan ve minarelerinin yer aldığı görkemli ön cephesidir. Bu minareler günümüzde Sivas’ın simgesi haline gelmiştir. Çifte Minareli Medrese Şifaiye Medresesi'nin tam karşısında yer almaktadır.

Anadolu'da yapılmış anıt niteliğindeki medreselerden biri olan, Çifte Minareli Medrese tarihte Dârü'l-hadis adıyla da anılmıştır. İki katlı, dört eyvanlı bir yapısı olan Medrese’nin bitki ve geometri motifleriyle süslü taş kapısı Selçuklu mimarisini yansıtmaktadır. Medrese’nin bu bölümleri halen sağlam durumda olup ziyarete açık konumdadır.

Gök Medrese

Gök Medrese

Asıl adı Sahibiye Medresesi olan Gök Medrese Anadolu Selçuklu Devleti’nin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yapı, ana büyük kapı üzerindeki kitabesinden anlaşıldığına göre 1271 yılında Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından Mimar Kaluytan'a yaptırılmıştır. Türk mimarisinin ve süsleme sanatının birlikte görülebildiği en önemli yapılardan biri olan Gök Medrese; mermer ve taş kapısıyla zengin bir görünüme sahiptir. Yapı, açık avlulu, dört eyvanlı, iki katlıdır. Dini ilimlerin öğretildiği bir medrese olarak hizmet veren bina 1926 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Evliya Çelebi’nin “Bir benzeri daha yapılamaz” dediği Gök Medrese’ye ilişkin üzücü bir ayrıntı da restorasyon sırasında asitle silindiği için rengini kaybeden çinilerin tekrar boyandığına ilişkin tespitlerin yapıldığıdır.

Taşhan

Taşhan

19. yüzyılın ikinci yarısında kesme taştan yapılmış olan yapı açık avlusu olan ve iki katlı bir handır. Dikdörtgen planlı olan yapının üç adet girişi bulunmaktadır. Bunlar doğu, güney ve kuzey cephelerindeki girişlerdir. Avlusunun tabanı taş döşemeden oluşmaktadır. Orta avlunun güney ve kuzey yönünde, dükkânlar sıralanmıştır. Hanın dış yapısı ise kırma çatılı ve kiremit kaplıdır.

Taşhan’ın alt katında bulunan dükkânlar boydan boya camekânlı, kuzeyindeki dükkânlar ise hem avluya hem de dışarıya dönüktür. Üst kat odaları ise dikdörtgen demir parmaklıklı pencerelere sahiptir. Günümüzde alt katında çoğunlukla çanta ve bavul satan dükkânlar üst katında ise kafeler bulunmaktadır.

Sivas Kongre Binası Atatürk ve Etnografya Müzesi

Sivas Kongre Binası Atatürk ve Etnografya Müzesi

Sivas şehir merkezinde bulunan Etnografya Müzesi binası Mustafa Kemal Atatürk ve Temsil Heyeti tarafından 2 Eylül–18 Aralık 1919 tarihleri arasında “Milli Mücadele Karargâhı” olarak kullanılmış olduğu için Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu yüzden binanın bir bölümü kongre binası bir bölümü de etnografik eserlere ayrılmış bir müze olarak varlığını sürdürmektedir.

19. yüzyıl Geç Osmanlı Dönemi Sivil Mimarlık örneklerinden biri olan yapı, dikdörtgen planlı, doğu yönde üç, batı yönde iki katlıdır ve bir de iç avlusu bulunmaktadır. Malzeme olarak yapının dış cephelerinde taş, iç cephelerinde ise ahşap kullanılmıştır. Binanın dört yönden girişi bulunmaktadır. 1980 yılına kadar “Kongre Lisesi” adıyla hizmet veren binanın zemin katında etnografik eserler yer alır. Birinci katında ise Atatürk ve Sivas Kongresi ile ilgili tarihimize ışık tutacak belgeler yer almaktadır.

Tarihî Kongre Salonu, Atatürk'ün çalışma ve dinlenme odası, Kongre'nin yapıldığı günlerdeki haliyle korunmayı başarmıştır. Aynı katta kongre ile ilgili çeşitli belgelerin sergilendiği bölümler de bulunmaktadır. Binanın zemin katında ise etnografik eserler bulunmaktadır.

Sivas Eğri Köprü

Sivas Eğri Köprü

Sivas’a gelenlerin görmeden ayrılmadığı Eğri Köprü, Sivas’ın güneyinde yer almaktadır. Kızılırmak üzerinde bulunan köprü Selçuklular tarafından 12. yüzyılda yapmıştır. Sivas'a giriş yönündeki araziden biraz yüksekte olan köprünün uzunluğu yaklaşık 180 yüksekliği ise 5 metredir. Köprü başlangıç noktasından sonra hafif yükselerek devam eder ve en yüksek noktasına ulaştığında yaklaşık 130 derecelik bir açıyla sola döner. Üzerinde 18 kemer bulunan köprü aynı doğrultuda gitmediği için Eğri Köprü adını almıştır. 800 yıldır varlığını sürdüren köprü hala Sivas ile Karayün Bucağı arasındaki önemli bir ulaşım noktasıdır. Kızılırmak’ın üzerinde yüzyıllardır varlığını sürdüren köprü bugüne kadar herhangi bir restorasyon görmemiştir. Sivas’a gelen ziyaretçilerin fotoğraf çekmek için mutlaka uğradığı bu yeri siz de görülecek yerler listenize ekleyebilirsiniz.

Gürün Gökpınar Gölü

Gürün Gökpınar Gölü

Sivas önemli tarihi eserlerinin yanı sıra doğal güzellikleriyle de görülmeye değer şehirlerimizden bir tanesi. Sivas’ın Gürün ilçesinde yer alan Gökpınar Gölü de, ülkemizde ender olarak görülen tabiat harikalarından biri olarak kabul edilmektedir. Derinliği 20 metreyi bulan göl, tabanının görülmesini sağlayacak kadar temiz ve berrak bir görünümü ve güneşin konumuna göre renk değiştirmesi nedeniyle ziyaretçilerine görsel bir şölen sunmaktadır. Göl ismini gökyüzünün göl üzerine yansıyan renginden almaktadır.

Gökpınar genel olarak iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm Küçük Göl olarak adlandırılır ve bu bölümde alabalık üretimi yapılmaktadır. Büyük Göl olarak adlandırılan diğer bölümde ise ziyaretçilerin dolaşımına açık bulunan mesire yeri bulunmaktadır. 3000 metrekarelik bir alana sahip olan Gökpınar Gölü oldukça temiz ve berraktır. Dev bir akvaryumu andıran görünümüyle özellikle dalış sporları ile ilgilenenlere unutulmaz güzellikler sunmaktadır. Siz de gittiğinizde gölün tabanını gördüğünüzde neden akvaryuma benzettiğimizi anlayacaksınız. Bölge bireysel dalış yapan sporcuların yanında dalış eğitimi almak isteyenler için de son derece uygun bir alandır. Bu bölgede ayrıca rafting sporu ile ilgilenenlerin de uğrak noktalarından biridir.

Kangal Balıklı Kaplıca

Kangal Balıklı Kaplıca

Sivas’ın Kangal ilçesinde bulunan Balıklı Kaplıca ülkemizin en ünlü kaplıcaları arasında yer almaktadır. Tedavi özelliği nedeniyle dünyada tek olan ve bu yüzden ünü sınırlarımızı aşmış olan kaplıcalar özellikle sedef hastalığını tedavi eden balıklarıyla bilinmektedir.

36 - 37 derece sıcaklıktaki kaplıca suyunda yaşayan balıkların tahriş olmuş durumdaki cilt bölgelerini, enfeksiyondan oluşmuş cilt dokusundaki yaraları, egzama, iltihaplı sivilceler ve hatta tıpta tedavisinin imkânsız olduğu bilinen sedef hastalığı gibi cilt hastalıkları iyileştirdiği düşünülmektedir.

Kangal Balıklı Kaplıcası’ndaki suda ayrıca kalsiyum, magnezyum, selenyum ve bikarbonat gibi iyonlar çok miktarda bulunmaktadır. Bu nedenle romatizma ile ilgili hastalıklara, sinir hastalıklarına, kırık, çıkık, ezik ve bazı durumlarda kireçlenmeye iyi geldiği, kaplıca suyunu içmenin de başta ülser olmak üzere böbrek hastalıklarına tedavi sağladığı bilinmektedir.

Kaplıcanın bulunduğu alan yeşil bir vadi içerisinde yer almaktadır. İki adet açık ve iki adet kapalı havuz ile hizmet veren kaplıca da ayrıca iki adet yüzme havuzu da bulunmaktadır. Balıklı Kaplıca Sivas merkeze 105 kilometre uzaklıktadır.

Zara Tödürge Gölü

Zara Tödürge Gölü

Sivas’ın merkezine 70, Zara'ya 26 kilometre uzaklıktaki Tödürge Gölü, Sivas’ta doğayla baş başa zaman geçirmek isteyenlerin uğrak yerlerinden biridir. Ziyaretçilerin gölde kayıkla gezi yaptığı bu alanda dinlenme tesisleri de bulunmaktadır. Göl ayrıca dalış sporu için de uygundur. Gölün yüzölçümü yaklaşık 5 kilometrekaredir. Geniş yüzölçümü nedeniyle Sivas'ın en büyük gölüdür ve içinde iki ada bulunmaktadır. Göl hem dibindeki kaynaklardan hem de yöredeki sulardan beslenmektedir. Bu zengin sualtı kaynakları gölde balık yetişmesini sağlamaktadır. Gölün en önemli özelliklerinden biri de birçok kuş türüne ev sahipliği yapmasıdır. Tepeli batağan, angıt yeşilbaş ve küçükkarabatak gölde, turna, kızılbacak ve uzunbacak kuşları da göl çevresinde kuluçkaya yatmaktadır. Bunların dışında, leylek, deniz kartalı, saz delicesi, sumru, macar ördeği, sarı başlı kuyruksallayan gibi pek çok kuş türü göl etrafında yaşamaktadır.

Hafik Gölü

Hafik Gölü

Hafik Gölü Sivas’ın Hafik ilçesine bağlı küçük bir göldür. Gölün alanı yaklaşık 1 kilometrekaredir. Küçük bir göl olmasına rağmen Türkiye’nin çok az yerinde karşılaşılan jips karstı gölü olması nedeniyle önemli bir yerdir. Gölün oluşumu kalker gibi kolay eriyen bir kayaç türü olan ve göl çevresinde yaygın olarak bulunan jipsli alandaki çukurda biriken sularla meydana gelmiştir. Derinliği ortalama 6 metre olan göl, dipteki kaynak sularıyla beslenmektedir. Bölgede yapılan arkeolojik kazılar sırasında, göl tabanına çakılmış ahşap direkler üzerinde göl evlerinin varlığı tespit edilmiştir. Bu kalıntılar bölgede yerleşmenin Neolitik, Kalkolitik ve İlk Tunç Çağı'na kadar uzandığını göstermektedir.