İğneada Longoz Ormanları'nda

Issız ve karanlık sokaklarda bir gece vakti İğneada’ya doğru yola çıktık. 41 çılgınla… Şehrin gürültülü ve kirli atmosferinden bir süreliğine uzaklaşmak için... Daha Ankara gezisinin yorgunluğunu üzerimden atamadan rotamı İğneada Longoz Ormanları’na çevirdim.

Sabah vakti, günümüze “Merhaba” dercesine ufuktan bir anda doğuverdi, sevgili Güneş. Koltuklarda uyanmanın vermiş olduğu rahatsız durumdan ayılma çalışmaları yaparken, güneşin doğuşu iyi gelmişti. Bir de deniz, “yaramaz çocuk” misali çılgınca karaya vurmaktaydı. Sessizliği bozarcasına… 

Sabah müşterilerini ağırlamak için açılan bir fırına sıcak bir çay içmek, simit yemek, kısaca açlığı kırmak için uğradık… Temiz hava, güneş, deniz… Daha ne olsun!

Günün geri kalan zamanını yürümek için otobüsümüzü geride bırakarak, Longoz Ormanları’na doğru ilerledik. Araç yolunun bittiği yerde, bir dere karşıladı bizi. Ormana girebilmek için bu buz gibi dereyi geçmemiz gerekiyordu. Ayakkabılar atıldı, çoraplar çıkarıldı, yavaş adımlarla buz gibi soğuk suyu hücrelerimize kadar hissederek karşıya geçmeyi başardık. Genelde trekking turlarının başlangıç noktası burası olmasına rağmen aracımızı daha geride bırakarak 8 kilometrelik yolu yürüyerek aştık. Kısaca bu rotada, bir ilki gerçekleştirdik.

Uzun ve keyifli yolculuğumuzun denize kadar olan bölümü muhteşemdi. Ara sıra soluklanma molaları, yeni tanıştığımız arkadaşlarla tarih ve doğa sohbetleri, doğal güzellikleri görselleştirmek adına çekilen fotoğraf kareleri, kuş sesleri, yabani hayvanların izleri, insan sesleri, yemek molaları derken bir de baktık ki deniz göründü. Yaklaşık 14 kilometrelik bölüm yarı tok, yarı yorgun tamamlanmıştı.

Yürüyüşün zor bölümü burada başladı. İğneada’ya kadar zor bir yolculuk bizi bekliyordu. İğneada ile aramızda sadece uzun bir kumsal kalmıştı. Kumda yürümek, ayağınızda demir ayakkabılarla yürümek gibi zor.  Bir taraf Longoz Ormanları, ara sıra oluşan göller, bir tarafta çılgınca karaya vuran dalgalar… Manzara anlatılmayacak kadar güzel, yolculuk zor… Bir tarafım isyan ederken, bir tarafım güzellikler karşısında dingin. Enerjinin tükendiği, çay krizinin tuttuğu an. Uzakta görünen İğneada’ya bir türlü ulaşamamanın vermiş olduğu isyan ve yaklaştıkça, içten yükselen sevinç çığlıkları… Arkada bırakılan yaklaşık 28 kilometre yolculuk, doğal güzellik, yeni arkadaşlıklar…

İçimden tekrar eden ses: “Mutlaka yeniden yapmalıyım. Mutlaka!’”

serap selçuk

Yazar Hakkında

serap selçuk

Yazar Gezgin ve blogger 1968 yılında Niğde'de doğdu 1987-1991Ankara Üniversitesi Fizik Mühendisliği eğitimi gördü.