Barış Kenti : Hatay

Hatay öyle bir şehir ki... Her köşesinde ayrı bir tarih, ayrı bir efsane barındırıyor. Bir yanda kilise çanları duyarken, diğer yanda ezan sesleri yükseliyor...

Hatay (Antakya ve İskenderun), İpekyol’unun (Asya’nın ve Hindistan’ın) Akdeniz’e açılan kapısıdır. Hatay binlerce yıldır, ticaret yolları ve enerji yolları üzerinde bulunmuş, adeta Asya, Avrupa, Afrika kıtalarının kesişme yerinde bulunan dünyanın merkezi konumunda bir yerdir.

Hatay, yalnız Türkiye’nin değil dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden birisidir. Bölgede çeşitli yerlerde yapılan kazılar ve araştırmalardan elde edilen buluntular bu yörenin neolitik, kalkolitik dönemlerde ve tunç çağında (11,000 – 4,000 yılları) yaygın ve hareketli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir.

M.Ö. 64’te Roma İmparatorluğu’na katılan Antakya, Suriye eyaletinin başkenti olmuştur. M.S. 1. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Hıristiyanlık, Kudüs dışında ilk defa Antakya’da yayılmıştır.

M.Ö. 333’ten sonra Antakya, Büyük İskender’in eline geçmiştir. 1. SeleukosNikator, M.Ö. 300’de Seleukeia (Çevlik), ardından Antiokheia (Ana-ti- ok-ya = Antakya = Ana Tanrı Göl/Deniz yeri – Yani “Cennet” Eski Türkçe bir kelimedir.) kentlerini kurmuştur. M.Ö. 64’te Roma İmparatorluğu’na katılan Antakya, Suriye eyaletinin başkenti olmuştur.

Son olarak,  29 Haziran 1939’da Hatay Millet Meclisi son toplantısını yaparak kendini fes etmiş ve Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmasına karar verilmiştir. 23 Temmuz 1939’da Antakya’da Kışlaya Türk Bayrağı çekilmiş, devir teslim töreni yapılmış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 67. vilayeti olarak Hatay Türkiye’ye katılmıştır.

Gelelim bu muhteşem şehirde nereleri gezeceğiz ?

Hatay ilkler ve enlerle dolu bir şehir. Örnek verecek olursam;

  • Anadolu’da yapılan ilk cami : Habib-i Neccar
  • Dünya’nın en büyük mozaik müzesi : Hatay Arkeoloji Müzesi
  • Dünyanın ilk mağara kilisesi : Saint Pierre Kilisesi
  • Dünya’nın elle yapılan en büyük tüneli : Titus Tüneli

  • Dünya’nın meşalelerle aydınlatılan ilk caddesi : Kurtuluş Caddesi
  • Dünya’nın en uzun kumsallarından biri : Samandağ Çevlik Plajı
  • Türkiye’nin tek Ermeni Köyü : Vakıflı Köyü

Biz ilk gün Antakya ve çevresini, ikinci gün ise Samandağ bölgesini gezmeyi tercih ettik. 

O zaman başlayalım :)

09:30 gibi aracımızı alıp yola koyuluyoruz. Havalimanı ile şehir merkezi arası yaklaşık 20 dakika sürüyor. Bahar ve yaz döneminde turist ziyaretleri açısından da oldukça yoğun olacağından önceden otelinizi ayarlamanızı tavsiye ederim. Biz booking.com üzerinden Kavinn Butik Otel'de kalmaya karar verdik.

. Hem fiyatları uygun, hem de Antakya ruhunu yaşatan bir otel. Otelimize varıp bir kahve molası veriyoruz. 

Eminim çok acıktık ! İlk durağımız Antakya Sultan Sofrası Kahvaltı Evi. Muhteşem bir yöresel kahvaltıyla başlamak, bizi daha çok heyecanlandırdı. Tuzlu yoğurdundan, külçesine, çeşit çeşit peynirlerin olduğu serpme kahvaltı için ise iki kişi sadece 80 TL ödedik.

Kahvaltının ardından hemen yanı başında bulunan Habib-i Neccar Camii'ni gezebilirsiniz.

Habib-i Neccar Camisi, Antakya’nın 638 yılında Müslüman Arapların eline geçtiği dönemde inşa edilmiştir. Bugünkü Türkiye sınırları içerisinde inşa edilen ilk cami olduğu kabul edilmektedir. Kurtuluş Caddesi'nde bulunan cami Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalı'nın adını taşımaktadır. Bu olay Kur’an-ı Kerim’de Yasin Suresi’nde geçmektedir.

Daha sonra dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Hatay Arkeoloji Müzesi'ne gidiyoruz. Müzede Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağı, Hitit, Hellenistik, Roma, Selçuklu ve Osmanlı döneminden çok önemli eserler olup, sergilenen mozaiklerin 3250 m2 yi bulması nedeniyle dünyanın en büyük mozaik müzesi ünvanına da sahip olmuştur.

Müze ve tüm Hatay ile ilgili bilgileri https://www.instagram.com/guzelsevim/ adresimde sabitledim :) Mutlaka gözatın...

Mozaik müzesinin ardından devamı niteliğinde olan bir sanat harikası The Museum Hotel'e geçiyoruz. Otel dünyanın en büyük tek parça zemin mozaiği üzerine kurulmuş bir başyapıt. Tarihi dokusu bozulmadan bu kadar eşsiz bir mimari emeğini görmeden dönmemelisiniz. Necmi Asfuroğlu Müzesi'ni yine müze kart ile gezebilirsiniz. Eğer isterseniz de otelin içerisinde bulunan farklı konseptli restoran ve barlarda bu manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. 

Biz bir kahve molası vermek istedik ve mozaiklerin tam üstündeki Birdy Bar'da Antakya kahvesi içtik, hem de süvari :)

Molanın ardından Hıristiyanlık kelimesinin ilk kez anıldığı St.Pierre Kilisesi'ne çıkıyoruz. 1983 yılında Papa VI.Paul tarafından Hıristiyanlar için Hac yeri ilan edilen kilisede, her yıl 29 Haziran’da Katolik Kilisesi tarafından burada ayin düzenlenir. 

Müze marketlerinden magnet, hediyelik eşya alışverişlerimizi yaptıktan sonra yorgunluk kahvesi içmeye meşhur Affan Kahvesi'ne gidiyoruz. Eminim duymayan yoktur; Affan Kahvesi "Haytalı" adı verilen muhallebili tatlısıyla meşhur. Süvari kahvemiz ve haytalımızın tadını çıkardıktan sonra, bir kaç saat otelde dinlemeye uğruyoruz. 

Akşam yemeği öncesi Hatay mezelerini biraz tatmak istedik ve Humusçu Nedim Usta'da soluğu aldık. Humus, sıcak bakla, tarator, yoğurtlu biber, babagannuş... Hepsinden yarım yarım söyleyin yoksa yemeğe yer kalmıyor :(

Akşam yemeği içinse Hatay'ın en iyi restoranlarından 'a gidiyoruz. Akşamları çok yoğun olduğu için mutlaka rezervasyon yaptırın. İsterseniz mezeleri burada da tadabilir, rakınızın keyfini sürebilirsiniz. Saç oruğu, tepsi kebabı bizim favorilerimiz oldu. Fiyatlar oldukça uygun.

Bitti mi  ? Hayır !

Tatlı yemeye Tarihi Bizim Künefeci'ye gidiyoruz. Künefeler efsane, başka yerdekileri unutun. İsterseniz paket olarak da getirip evinizde yemelere devam edebilirsiniz.

Bu kadar yeme içmenin üzerine kahve için Antakya'nın en tatlı cafesi Geyik Cafe'ye uğruyoruz. Sütlü Türk kahvesi ve nargileleri çok başarılı.

Belirtmek isterim ki Antakya'da maalesef gece hayat duruyor. Bu konuda beklentilerimizin çok altında kaldı.

Güzel bir uykunun ardından sabah erkenden otelde kahvaltımızı ediyoruz ve çıkış işlemlerimizi yapıyoruz.

İkinci günü tamamen Samandağ bölgesine ayırıyoruz. Bugün dünyanın elle yapılan en büyük tüneli olma özelliğine sahip Titus Tüneli'ni ve Beşikli Mağara'yı gezeceğiz. 

Dağlardan inerek yaşamı tehdit eden sel ve taşkınlardan korunmak amacıyla Roma İmparatoru Vespasian şehrin etrafını dolanacak, böylece akıntıların yönünü değiştirecek bir tünelin yapımını emretmiştir. İnşaat İ.S.69 yılında başlamış, İ.S.81 yılında halefi ve oğlu Titus tarafından bitirilmiştir. Tünel inşasında Roma lejyonları ve köleler çalışmıştır. Tümüyle dağ içine oyulan tünel bin 380 metre uzunluğunda, 7 metre yüksekliğinde ve 6 metre genişliğindedir. Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta 100 metre kadar uzaklıkta bulunan Beşikli Mağara, kaya mezarlarının en geniş ve en ünlülerinden olup, içerisinde bölümler halinde on iki mezar vardır.

Titus Tüneli'nin ardından Hıdırbey köyündeki Musa Ağacı'na gidiyoruz. 

Rivayete göre, Samandağ Sahili'nde buluşan Hz. Hızır ile Hz. Musa birlikte dağa çıkarlar. Bu ağacın bulunduğu noktaya geldiklerinde Hz. Musa elindeki asayı toprağa saplar ve eğilip su içer. Tekrar dönüp baktığında asanın yeşerip fidana dönüştüğünü görür. Halk arasında ab-ı hayat suyundan can bulan fidanın binlerce yılda gelişerek bugünkü halini aldığına inanılmaktadır.

Ölümsüzlük suyumuzu içtikten sonra derenin üstündeki restoranda katıklı ekmek, ayran molası veriyoruz.

Son olarak Türkiye'nin tek Ermeni köyü Vakıflı Köyü'ne gidiyoruz. Bütün nüfusu Ermeniler'den oluşan köyde, gelenekler hiç bozulmadan devam ettiriliyor. Gezmek isterseniz köyde bir müze ve kilise var. Aynı zamanda her yaz Meryem Ana Yortusu törenine Vakıflı köyü ev sahipliği yapıyor.

Köyün meydanında küçük bir kooperatif marketi bulunuyor. Buradan yapılan alışverişlerle toplanan bağışlar, ihtiyacı olan öğrencilere eğitim bursu olarak veriliyormuş. O yüzden biz de yöresel ihtiyaçlarımızın tümünü buradan alıyoruz. 

Öğleden sonra uçağa yetişeceğimiz için merkeze uğrayıp son bir tepsi kebabı keyfi yapıyoruz. Tabii ki hedefimiz Uzun Çarşı'daki Pöç Kasabı. Yiyebileceğiniz en iyi tepsi kebabı burada yapılıyor bence, ama lahmacunları da ayrı bir efsane. 

Buraya kadar gelmişken çarşının içindeki fırınlardan biberli ekmek, katıklı ekmek, külçe almayı unutmayın Çünkü döndükten sonra bu kahvaltılıkları çok özleyeceksiniz :(

Sipariş verdiğimiz tatlılarımızı da alıp havalimanına doğru yola koyuluyoruz.

Bir Anadolu serüveninin daha sonuna gelirken haftaya nereye gitsek diye düşünmeden kendimizi alamadık. Eğer sizinde mutlaka burayı gör dediğiniz yerler varsa lütfen yazın.

Umarım benim kadar keyif almışsınızdır :)

https://www.instagram.com/guzelsevim/ instagrama tık tık, sevgiyle kalın...