BENİM KÜÇÜK VENEDİK'İM: ESKİŞEHİR

"Yalnızlığım, benim pasaklı kontesim..." demiş yazıcı. Hak vermemek içten değil. Yalnızlıktan değil ama bir şehir için değiştireceğim bu cümleyi. Eskişehir benim pasaklı Venedik'im...

Eskişehir'e gidip bu şehri sahiplenmemek imkansız. Banklarıyla, renkli tabelalarıyla, Cam ve Lüle Taşı müzeleriyle, Odunpazarı Evleri'yle, rengarenk Porsuk köprüleriyle, heykelleriyle, parklarıyla ve tabi ki sonradan gelen meşhur deniziyle adeta "kentiniz" oluyor burası. Şehrin çekiciliğine kapılmamak imkansız. Hele bir de öğrenciyseniz... Cebinizde kuruş paranız olmasa da, Barlar Sokağı'ndan şöyle bir geçiverseniz, Porsuk'ta Romantik Gondolları izleseniz, heykellerle konuşup, Kentpark'ın renkli balıklarına bakarak kuru hayaller bile kursanız mutluluk kapınızda bitiveriyor.

Ankara'da yaşıyor ve Eskişehir'i keşfetmek istiyorsanız, çok şanslısınız. Çünkü Ankara-Eskişehir arası hizmet veren Yüksek Hızlı Tren ile neredeyse 1 saatte Eskişehir'e varıyorsunuz. Üstelik yüksek hızda uçuyor mu, çuf çuf'luyor musunuz; anlayamıyorsunuz. Ekonomik Sınıf Vagon'da bile yolculuk etseniz, VIP Vagonu'ndaymışçasına seyreyliyorsunuz. İstanbul'dan Eskişehir'e ise -yine trenle- 4,5 saatte varmanız mümkün. Tabi karayolu seçeneğiniz de mevcut ancak süre ve rahatlık açısından treni tavsiye ediyorum.

Eskişehir Tren Garı'ndan sonra, gideceğiniz ilk durak Espark oluyor. Çok eskiden Kiremit Fabrikası olarak işletilen bu küçük ve şirin alışveriş merkezinde -her şey olmasa da- aradığınız çoğu şeyi bulabiliyorsunuz. Sonrasında, renkli tabelalarla ilerliyorsunuz şehrin içinde. Yılmaz Büyükerşen'in zevkiyle ve tabi ki emekleriyle canlanan Tarihi Sebze Hali olarak hizmet veren şimdilerdeki adıyla Haller'e uğramadan olmaz. Yemek sonrası, dost sohbetleri için tatlı ya da çay kahvenizi mutlaka burada alın.

Adı her ne kadar 'Eski' olsa da kadim zamandan derin hızlar taşısa da azıcık tozlanıp paslansa da kendini her geçen gün bitmek bilmez bir aşkla yeniliyor bu şehir. Batı harmonisiyle birleştirilen ve Türk Kültürü'nden izler taşıyan konseptler, (Venedik Köprüleri'ni andıran Türk işi motifli köprüler mesela) İstiklal Caddesi'ne benzeyen ve ona göre çok daha az kalabalık ve yine bir o kadar ferah (Tramvay) Caddesi, Odunpazarı'ndaki Tarihi Evler ve tabi ki o hafif küf kokusu Eskişehir'in Türkiye'de olduğunu hatırlatan detaylar arasında yer alıyor.

Şehrin adı, Yılmaz Büyükerşen'le bütünleşiyor adeta. Denizi şehre taşımaktaki inatçılığını ve kararlılığını kanıtlayan Başkan, Porsuk'u da vatandaşına kazandırmasıyla biliniyor. Her türlü sosyal faaliyeti desteklemesi, turizm ve tanıtım etkinliklerine sonsuz emek harcaması da cabası. Halk ona çok şey borçlu, sanırım. 

Canınız çok sıkkınsa ve cebinizde azıcık paranız varsa, Barlar Sokağı'nda demlenebilirsiniz. Her biri birbirinden renkli mimarilerle süslenmiş bu sokakta gerçekten hayat var.* En samimisinden dost muhabbetleri, en koyusundan aşk nağmeleri ve en güzelinden veda partileri bu sokakta hayat bulur, eminim. Bir yerlerden tanıdık geliyor, Barlar Sokağı. Taksim mi, yoksa Batı'da küçük bir kasaba mı, karar veremiyorsunuz.

Daha entellektüel takılanlar için, Eskişehir Leman Kültür'ü de tavsiye edebiliriz elbette. Konseptini bilmeyenler için anlatmış olursak; kapısında Bezgin Bekir Vosvosu, içerisinde hasırdan salıncak oturakları, eşsiz WC'leri ve yemekleriyle şehre ayrı bir hava katıyor bu mekan. Eğer misafirseniz ya da öğrenci bir tanıdığınız varsa mutlaka Leman Kültür'e getirir sizi. Bambaşka bir dünya bu mekan da.

Eskişehir'de en büyük avantajınız en iyisinden bir dosta sahip olmak olsa da sevgilisiz de olmuyor o güzelim gondollarda. Porsuk Çayı boylu boyunca yüzdürürken rengarenk gondolları, incecik uzun boylu gondolların neden çift kişilik olması gerektiğini nehrin güzelliğine bakınca anlıyorsunuz. O yüzden mutlaka bir eş bulup, onunla birlikte Porsuk Gondolları'nda aşk-ı sefanızı çatıyorsunuz. Yoksa, Eskişehir'de bir şeyler yarım kalabiliyor.

Ekişehir'de Mutlaka:

- Haller Çarşısı'nda tatlı yiyin.- Cam Sanatları Merkezi ve Lületaşı Müzesi'ni gezin.
- Gondolla Porsuk Çayı'nın sefasını sürün.
- Kentpark'a uğrayın ve orada çeşitli ülkelerden hediye edilen anıt ve sembolleri görün.
- Vosvos Hastanesi'ne uğrayın. Hangi Vosvos'un kaça satıldığını ve ne evrelerden geçtiğini izleyin.
- Barlar Sokağı'nda bir dem geçirin.
- Eskişehir'in en tepesine çıkın, şehri bir de oradan izleyin ve tabi ki şelalesinin önünde hatıra fotoğrafı çektirin.
- Odunpazarı Evleri'ni, Osmanlı Evi'ni gezin ve mümkünse öğleden sonra kahvenizi burada yudumlayın.
- Tramvay Yolu'nda yürüyün ve oradaki heykellerle fotoğraf çektirmeyi unutmayın.
- Kahvaltı için çok uygun ve zengin menülü yerler de mevcut, Porsuk kenarında, iyi bir kahvaltı için buradaki mekanlara uğrayabilirsiniz.- Şehirde mutlaka gece olunca dışarıda olmayı denemek de fayda var. Hava kararınca Eskişehir farklı bir yer oluyor sanki. Şehrin ışıkları, mekanların parıltıları gözlerinizi kamaştırıyor.

Etiketler