Mimarisi, Gece Hayatı ve Mezeleri ile Yaşayan Kent: Beyrut

Gece yarısı saat 03.15 suları Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Beyrut’a uçuyoruz. 1,5 saatlik bir yolculuğun ardından Lübnan’ın başkenti Beyrut’a varıyoruz. Kent, Müslüman ve (Şiiler, Sünniler, Dürziler) Hristiyan grupların yaşam sahası. Pasaportunuzda İsrail ve Filistin vizesi varsa Lübnan’a giriş yapamıyorsunuz. Bu arada Lübnan, ülkemize vize uygulamıyor. Ülkenin para birimi; Lübnan Pound’u (Livre).

Corniche Al Manara ve Güvercin Kayalıkları

Henüz gün ışımadan havaalanından ayrılarak, otobüsümüze bindik. Gözlerimizi açamıyorduk. Az gittik uz gittik, gözümüzü açtığımızda Güvercin Kayalıkları'ndaydık. Kayalıklar Korniş adı verilen ve Beyrutluların yürüyüş yaptıkları sahil yolundan izlenebiliyor. Beyrut’un simgesi haline gelmiş adeta. Kartpostallarda ve internette sık sık gördüğümüz manzarayı yerinde seyretmek çok hoşumuza gitti. Kayalıklar için çok güzel günbatımı fotoğrafları çekildiği söylenir. Biz günün ışıdığı saatte oradaydık ve gün doğumu fotoğrafları çekmeye çalıştık.

Korniş (Corniche Al Manara); Beyrutluların yürüyüş yaptıkları sahil yolu. Gün boyu hareketli, geniş kaldırımları ve oturma bankları var. Sabah sporu yapmak, balık tutmak ve gece yürüyüşleri için halk soluğu burada alıyor.

Yaklaşık öğlen saat 12.00 sularına kadar şehirde otobüsle gezdikten sonra otele yerleştik. Otelimiz Hamra’da dışarıdan bakıldığında sade görünümlü 3 yıldızlı bir otel. (Bizim ülkedeki standartlara göre 3 yıldızı bile alması mümkün değil. ) Hayatımızda ilk defa rengi beyazdan griye dönmüş perdelerle muhatap oluyor, dokunmaya kıyamıyoruz : ) Ama hiçbir koşulda moralimizi bozmaya niyetli değiliz, kararlıyız eğlenmeye geldik. Akan sifonun sesi bile bize ninni gibi geliyor.

Azıcık dinlendikten sonra kendimizi attık sokaklara. Öncelikle döviz bürosu arayışına girdik, otelin etrafında bir tur atıp başladığımız noktaya dönünce pes edip sahile doğru yürümeye başladık. Ne de olsa yol üzerinde mutlaka bir döviz bürosuna rastlayacaktık. Sokaklar çok karışık gelmişti bize, bir de işin ilginç yanı, üzerimizde öyle bir rahatlık vardı ki her zamankinden daha umursamazdık.

İnatla taksiye binmedik (Taksilerde taksimetre yok, mutlaka pazarlık yapmanız gerekiyor). Çünkü şehri yürüyerek keşfetmek istiyorduk. Yalnız bir yaya olarak geziyorsanız çok dikkatli olmanız gerekiyor. Beyrut’ta trafik tek kelimeyle felaket. Her yer son model arabalarla dolu fakat sürücüler çok kötü araba kullanıyor. Trafik kurallarına hiç uymuyor, kırmızı ışıkta bile durmaya gerek duymuyorlar. Bu yüzden ezilmemek için bir hayli dikkatli olmanız gerekecek.

Hard Rock Cafe Sürprizine Rağmen Arap Etkilerini Buram Buram Hissediyorsunuz

Amacımız sahil yolundan yürüyerek Downtown’a ulaşmak. Yol üzerinde Hard Rock Cafe’yi görünce sevinç nidaları atıyor, hemen bir kaç tane fotoğraf çekiveriyoruz.

2005 yılında suikasta kurban giden Lübnan’ın eski başbakanı Refik Hariri ile birlikte hayatını kaybedenlerin anısına yapılmış olan parkta duraklıyoruz. Parkın ortasında Hariri’nin heykeli yer alıyor. Park girişindeki tabelada hayatını kaybeden diğer kişilerin de isimleri yazılmış. Refik Hariri’nin iç savaş sonrası şehrin yeniden inşasında büyük katkıları olmuş. 25 yıl sürecek “solidere” adlı proje kapsamında şehrin imarı yeniden planlanmış. Savaş sırasında yerle bir olan şehir meydanı Downtown, eski Başbakan Hariri’nin girişimiyle yeniden düzenlenmiş.

Yolda ilerlerken perdeli balkonları olan binalar dikkatimizi çekiyor. Sonuçta alışık olduğumuz bir görüntü değil bu. Öyle bir şehir ki Beyrut, tam olarak ne doğu esintileri var ne de batı. İki yakanın senteziyle yoğrulmuş sanki. Bazı sokaklara daldığınızda ve mutfağını keşfettiğinizde, Arap kültürünü buram buram hissettirdiği gibi, çoğu zaman da yapılan “Ortadoğu’nun Paris’i” benzetmesinin hakkını veren bir duruş sergiliyor. 1970′lerde yaşanan iç savaş ve 2006 yılındaki İsrail saldırısının izlerini taşıyan şehirde, bazı bölgeler büyük şantiye alanlarına dönüşmüş, savaş sonrası harabeye dönen binalar yıkılıp yerlerine yenileri inşa edilmiş.

Refik Hariri tarafından 2002 yılında yapımına başlanmış ancak tamamlanması onun ölümünden sonra gerçekleştirilmiş olan Muhammed El-Emin Camii Downtown’da her sokaktan görülüyor. 2008'de ibadete açılmış ve Hariri’nin anıt mezarı caminin hemen yanında yer alıyor.

Muhammed El-Emin Camii

Kilise ve Camii yan yana

Nargileciler, Türkçe Şarkılar ve Şehrin Adeta Bir Parçası Haline Gelmiş Askerler

Downtown’a ulaştık. Birçok kafede Türkçe şarkılar çalıyor ve hemen hemen her kafede nargile mevcut. Bu arada kapalı alanlarda sigara içilebiliyor. Havaalanında bile sigara içmek serbestti.

Kafelerden birinde oturup yemeğimizi yedikten sonra meydandaki saat kulesi etrafında gezindik. Saat kulesinin bitişiğindeki caddelerde dünyaca ünlü markaların mağazaları yan yana dizilmiş. Meydanda kafeler, küçük dükkanlar, restoranlar, nargileciler var. Bir de adeta şehrin bir parçası haline gelmiş askerler geziniyor etrafta.

BYBLOS

Ertesi gün UNESCO tarafından dünyanın tarih mirasları arasında yer alan Byblos’a gidiyoruz. Dünyanın en eski kentlerinden biri olan Byblos, Fenikeliler tarafından kurulmuş. Byblos, Yunanca ‘da papirüs anlamına geliyor. Zamanında çok önemli bir ticaret limanı olan şehirde papirüs ticareti yapılıyormuş. Günümüzde kullandığımız modern Latin alfabesinin temelleri burada atılmış. Harika bir limanı var. Tarihi kalıntılar ve liman eşliğinde bol bol fotoğraf çekiyoruz. Bir de çok küçük bir çarşısı var, hediyelik eşya almak isterseniz buradan alabilirsiniz.

JEİTTA MAĞARASI ve HARİSSA

Beyrut'un merkezine 20 km. uzaklıkta yer alan ve dünyanın 8. harikası olarak gösterilen Jeitta Gratto Mağarası’nı mutlaka görmelisiniz. Yer altı nehrinin oluşturduğu mağara iki bölümden oluşuyor. 1836 yılında bulunan mağaranın ilk katı, 1958 yılında halka açılmış. Üst katta yürüyerek dolaşabiliyorsunuz. Mağaranın ikinci bölümü ise sularla kaplı, bu bölümde küçük teknelerle gezinme fırsatınız var. İnanılmaz bir tecrübe, berrak pırıl pırıl suyun içinde (su içilebiliyormuş) yavaşça ilerlerken hafif ışıklandırılmış sarkıt ve dikitlerin eşliğinde huzur bulacak, dünyanın derinliklerine gidiyormuş gibi adeta kendinizi bir masalda hissedeceksiniz. Bu arada mağarada fotoğraf çekmek yasak, içeri girerken makinelerinizi ve kameralı telefonlarınızı bir dolaba kilitlemenizi isteyecekler.

Beyrut’a 20 km. uzaklıkta bulunan Harissa Dağı’na dağ yolunu tırmanarak araçla veya teleferik ile çıkabilirsiniz. Teleferik kabinine 4 kişi binebiliyor, gitmeden önce birkaç yerde teleferiğin elektrik kesintisi ile havada asılı kaldığını okumuştuk, biz böyle bir durumla karşılaşmadık. Yalnız, kalabalık bir zamana denk geldiğimizden uzun süre teleferik kuyruğunda beklemek zorunda kaldık, bu oldukça can sıkıcıydı. Şehre tepeden bakarak binaların arasından ilerlerken evinin balkonundan size el sallayan Beyrutluları görürseniz şaşırmayın.

Teleferik yolculuğu sonrası kollarını açmış şehri tepeden selamlayan Meryem Ana Heykeli tüm heybetiyle karşımızdaydı. Bir rivayete göre heykelin etrafını kuşatan spiral şeklindeki merdivenlerden çıkarken tutulan dilekler kabul olurmuş. Biz de adet yerini bulsun diye tuttuk dileklerimizi.

Lübnan Mutfağı

Lübnan mutfağı meze bakımından çok  zengin. Humus, tabule (ince bulgurlu maydanoz salatası), nar ekşili zahter salatası, çiğ köfte, patlıcan ezme (közlenmiş), zeytin, kibbe (içli köfte) vs. Bütün mezeler birbirinden lezzetli, karnınızı doyurmak için ana yemek yemeye bile gerek duymayabilirsiniz. Humusu pek sevmedik, onun dışındaki diğer mezeleri büyük bir iştahla yedik. Özellikle tabule (ince bulgurlu maydanoz salatası) mükemmeldi. Bir de yediğimiz süzme yoğurdun tadı damağımızda kaldı. Kebapları çok güzel, mutfakları bizim damak tadımıza hitap ediyor. Gittiğinizde bu konuda zorluk çekmeyeceksiniz.

Falafel de (kızarmış soğanlı nohut ezmesi) Beyrutlular tarafından çok fazla tüketiliyor. Her çeşit yemeği atıştırabileceğiniz bir mekan olarak Barbar'ı sık sık göreceksiniz etrafta. Bizim için yemek içmek konusunda her şey yolundayken döneceğimiz gün keyfimiz kaçtı biraz. Son gün yine kebabımızı yiyelim dedik ve ne yazık ki zehirlendik. Rastladığımız birkaç kişiden de aynı şikayeti duyduk. Bu konuda dikkatli olmanız gerekebilir. Bünyeniz alışık olmadığı için bazen yemeklerde kullandıkları baharatlar bile buna neden olabiliyormuş.

Eğer fast food tarzı şeyler yerim, yerel tatlar bana göre değil derseniz McDonalds ve KFC her yerde var.  Bir Türk kahvesi düşkünü olarak, hemen hemen her menüde Türk kahvesini görünce pek mutlu oldum. İçmekten de geri kalmadım.

Bir de Arak var tabii. Arap rakısı; bizim rakımızdan çok farklı değil, biraz daha tatlı sadece, suyla karıştırılmış olarak ve su bardağı ile servis ediliyor. İçimi keyifli, tadı da oldukça güzel. Alkol kullanıyorsanız denemenizi tavsiye ederiz.

Beyrut gece hayatı oldukça hareketli (Gemmayzeh ve Monot Caddesi). Biz tecrübe ettik ve gayet güzel eğlendik. Yalnız bazı mekanlara önceden rezervasyon yaptırıp gitmek gerekiyormuş. Tur ile gittiyseniz mutlaka Arap gecesi düzenlenir. Biz bunlardan birine de katıldık, pek bir esprisi yoktu ama geleneksel yemekleri ve içkileri bir arada tatma fırsatı bulup, onların eğlence anlayışını yakından görme şansını yakaladık. Bu da seçenekler arasında değerlendirilebilir bizce.

Göze hitap eden mimarisi, hareketli gece hayatı, birbirinden bakımlı ve güzel kadınların boy gösterdiği sokakları, kiliseleri ve hemen yakınında yer alan camileriyle, yaşayan bir şehir Beyrut.

Sevgiler.. 

Zeynep Işıl Kayhan

Yazar Hakkında

Zeynep Işıl Kayhan

Aşılan her yolda, atılan her kahkahada, uykusuz geçen her gecede, yeni tatlarda, yeni sokaklarda sen biraz daha aydınlanıyorsun, uyanıyorsun demektir.