Petra: Binbir Renkli Gül Şehri (2)

Antik Kent’in hemen yakınındaki otoparkta araçlarınızdan indikten sonra kafe, restoran ve hediyelik eşya satan dükkânların bulunduğu büyükçe bir alana gelip biletlerinizi almanız gerekiyor. Sonra ister faytonlarda ister benim gibi yürüyerek bir kanyonun derinliklerine gizlenmiş, gizemli Antik Kent Petra’ya doğru ilerlemeye başlayabilirsiniz.

Eğer yürüyecek gücünüz ve yaşınız varsa ben kesinlikle yürümenizi tavsiye ediyorum, etrafta fotoğraf çekeceğiniz o kadar çok muazzam şekillerde ve şaşırtıcı renklerde kaya oluşumları, kayalara oyulmuş heykeller, kabartmalar var ki kaçırmamanız gerek. Kısacası Antik Kent’e gelmeden güzellikler etrafınızı sarmaya başlayacak.

Ören yerine ulaşmak için yürümeniz gereken 2 kilometrelik yol, daha doğrusu devasa boyutlardaki kayalar, arasındaki yarık The Siq.

Yüzlerce yıl boyunca su taşkınlarıyla oyulmuş ve depremlerle ayrılmış bu yarıktaki kum taşı kayalıkları, yüzyıllarca süren yağmur suyuyla meydana gelmiş. Her iki yanı yüksek kayalıklarla çevrili (91 ila 182 metreye varan yükseklikte) vadi zaman zaman daralıp genişleyen (yer yer 1 - 5 metreye kadar daralan) vadinin inanılmaz güzellikteki renkleriyle kaya kütlelerini mutlaka bol bol fotoğraf karelerinize almalısınız.

Bir zamanlar deve kervanlarının geçerek şehre ulaştıkları bu yolun başında, eski kıyafetlerin içindeki sözde muhafızların kontrolünden :) geçerek yürümeye başlıyoruz.

Bu yolu isteyenler faytonla da kat edebilir, ama yürüyecek gücünüz varsa kesinlikle yürümenizi tavsiye ederim, zira yol boyu kaçırmamanız gereken güzelliklerle dolu bu yol.  

Kanyon içerisinde ilerleyen yolun duvarları gün ışığında sanki usta bir sanatçının elinden çıkmış eserler görüntüsünde. Duvarlarında yer alan çeşitli rölyef ve süslemelerden en göze çarpan ise 2 deve ve önündeki insan figürü, Camel Caravan Relief.

Bu çok keyifli yolun sonunda iyice daralıp bizi içine hapsedeceğini düşündüğümüz bir anda yarığın arasından işte o çok ünlü Petra oyma tapınak yavaş yavaş görüntümüze giriyor, El-Hazne.

Bu gerçekten çok heyecanlı, sihirli ve özel bir andı benim için. Yıllarca görmeyi isteyip gitmeyi hep ertelediğim o müthiş kare işte karşımda, fotoğraflarda gördüğümden, beklediğimden çok daha inanılmaz, etkileyici. Dünyanın çeşitli ülkelerinde gezerken gördüğüm ve yapımına hiç akıl erdiremediğim olağanüstü yapılara bir yenisi daha ekleniyor. Tahminen 20 - 30 metre boyutundaki bir kayanın içine iğne oyası gibi işlenerek oyulmuş muazzam bir tapınak, ya da mücevherlerin saklandığı bir hazine evi ya da depo. Ne amaçla yapılmış olursa olsun bu yapıya daha çok sıfat eklemek olası ama kelimeler yetersiz kalır.

Günün değişik saatlerinde, güneşin açısına göre renk değiştirerek gökkuşağının renklerinin adeta dans ettiği muhteşem bir tapınak. Onu ilk gördüğümde toprak rengine yakın bir sarımsı renkken akşam saatlerinde rengi, adını aldığı “Gül Şehri”ne yakışır bir pembelikteydi.

Şaşkınlık, hayranlık arası duygularla bolca fotoğraf çekerek ilerliyorum. Karşıma çıkan yapıların tamamı kayalara oyulmuş, her adımda beni daha çok şaşırtıyor, büyülüyor ve içine çekiyor.

Gördüklerim beni kendine hayran bırakırken, zaman zaman da şaşkınlığa uğratıp meraka yol açıyor. Kumtaşından oluşan kaya bloklarının güzelliğine dalıp gitmişken tam karşısındaki 1. yüzyıla tarihlenen devasa Antik Tiyatro yine beni şaşırtıyor.

Biraz ilerideki tepede birkaçı yan yana, yine kayaların içine oyulmuş muhteşem tapınaklara ise hayran kalmamak mümkün değil. Ne yazık ki içlerine girmeye zamanımız yok, zira daha göreceğimiz çok yer var.

Kral Yolu’ndan ilerleyerek vadinin derinliklerine doğru devam ediyoruz.

Dün sözünü ettiğim 800 zorlu basamağı çıkmayı göze alanlarla birlikte Ad-Deir Dağı’na tırmanmaya başlıyoruz…

…ve tüm zorluklarına rağmen tüm yorgunluğumuza değecek, nefeslerimizi kesecek, yine kayaların içine oyulmuş büyülü bir güzellikteki Manastır işte karşımızda. Milattan öncesi yıllarda kayaları oyarak nasıl bu kadar kusursuz ve mükemmel, bu inanılması zor tapınakları yaratmışlar. Tam karşısındaki kafede yorgunluk çayımızı içerken bu muazzam tapınağa doyasıya bakıyor ve fotoğraf karelerimle birlikte hafızama da hapsediyorum.

Manastırın hemen ilerisinde Antik Kent’in belki de en yüksek noktasından aşağıda önümüze serilmiş kente bakıyorum ve muhteşem manzara beni büyülüyor.

Artık çıktığımız 800 basamaktan inerek tüm yürüdüğümüz yolu tekrar yürümemiz gerek, saat 18.00’de kapanıyor antik kent. El Hazne’yi (Hazine binasını) bir kez de günün son ışıkları altında görecek olmanın heyecanı ile hızlıca yürüyorum ve gördüğüm güzelliği fotoğraflarken bir yandan da hafızama kazıyorum. Sonra muhteşem The Siq adını verdikleri kayalarla çevrili yarıktan çıkışa doğru yürüyeceğiz, bunun için acele etmemize gerek yok, o nedenle renk değiştirmiş kaya oluşumlarını bir kez daha fotoğraf karelerime alıyorum.

Ne kadar yorgun olursanız olun Petra’ya bir kez de gece gitmeli ve PetrabyNight yürüyüşüne katılarak bir kez de pembe şehri, binlerce mum ışıkları altında kıpkırmızı görmelisiniz. Yere serilmiş kilimlere oturarak bir Bedevi tarafından dünyanın en eski müzik aletlerinden biri çalınırken mumların ortasında yürüyen birisi şiirsel bir dille Petra hakkında hikâyeler anlatıyor, tek kelimeyle büyüleyici bu ortamı yaşamalısınız.

Ne kadar yorgun olsam da Petra’yı gördüğüm için mutlu sabah bir de daha önce hiç duymadığım Küçük Petra’yı göreceğim için başka bir heyecan sarıyor, merak ederek heyecanlanırken uykuya dalıyorum.

Yazı dizisinin birinci bölümü için tıklayın: https://gezimanya.com/GeziNotlari/her-kosesinde-bir-hazine-saklayan-kucuk-komsumuz-urdunYazı dizisinin ikinci bölümü için tıklayın: https://gezimanya.com/GeziNotlari/dunyanin-hala-yasanilan-en-eski-sehri-amman
Yazı dizisinin üçüncü bölümü için tıklayın:https://gezimanya.com/GeziNotlari/colde-bir-roma-kenti-dogunun-pompeisi-ceras
Yazı dizisinin dördüncü bölümü için tıklayın: https://gezimanya.com/GeziNotlari/urdunun-col-kaleleri
Yazı dizisinin beşinci bölümü için tıklayın: https://gezimanya.com/GeziNotlari/tarihi-kral-yolu-uzerindeki-muhtesem-mozaikler-medebaYazı dizisinin altıncı bölümü için tıklayın: https://gezimanya.com/GeziNotlari/petra-binbir-renkli-gul-sehri-1

nevinsalman

Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım.