Phnom Penh-I / Acılarıyla Kamboçya

Mekong Nehri kıyısında kurulmuş olan Phnom Penh, Kamboçya'nın Fransızlar tarafından sömürgeleştirilmesinden bugüne Kamboçya'nın başkenti olup aynı zamanda yaklaşık 2 milyon nüfusu ile en büyük şehridir. Phnom Penh ülkenin ticari, ekonomik ve siyasi merkezidir. 1863-1953 yılları arasında Fransız sömürgesi olduğu dönemden kalma şık ve zarif binalar ile Angkor tarzı tarihî yapıların karıştığı güzel bir şehirdir. Bölge ülkelerinin ekonomik gelişimine henüz ayak uyduramamış görünse de önemli bir çaba içerisinde oldukları, özellikle turizmi keşfettikleri fark ediliyor. Doğa güzelliklerine dünyaca ünlü tapınaklarını, soykırıma dair müzeleri ile ölüm tarlalarını ve Kraliyet Sarayı Kompleksi’ni de turizme dâhil etmişler.

1975-79 yılları arasında ülkeyi yöneten Khmer Rejimi'nin yaptıklarını kısaca anlatırsak gezinin daha anlaşılır olacağını düşünüyoruz. Diktatör Pol Pot yönetiminde iktidarı eline geçiren Kızıl Khmerler kendi halklarına karşı acımasız bir soykırım uyguluyorlar. Farklı ırkların veya ülkelerin birbirine karşı soykırımı tarihte çok görülür ancak ülkesinde yönetimi eline geçiren bir iktidarın kendi halkına bu kadar acımasız soykırımı çok ender görülür. Tüm toplumu köylüleştirme üzerine kurulu politika uygulamaya konuyor. İşkenceler rejim karşıtları ile başlıyor ve daha sonra tüm eğitimli halka yöneliyor. Gözlük kullananlar bile eğitimli olabilir diye katlediliyor. Daha sonra bunlarla da durmayıp öldürdükleri insanların büyüdüğünde hesap sorabilirler diye çocukları da katlediliyor. İşkencelerde ölmeyenler ise pirinç tarlalarında günde 20 saat çalıştırılıyorlar, hastalananlar, yaralananlar ise derhal katlediliyor. Üstelik bunları da çocuk yaştaki askerlerine yaptırıyorlar. Rejimin sonunu getiren ise Vietnam'a savaş açmaları olmuş ve kendi sonlarını hazırlamışlar.

Evet, Kamboçya tarihinde bu acıların en yoğun yaşandığı başkent Phnom Penh'deyiz. Polonya'da Nazi kamplarını gezerken yaşadığımız travmanın aynısını bu kez burada yaşıyoruz. İnsanın insana yaptıklarına şahit olup insanlığımızdan utanıyoruz.

Önce Tuol Sleng Soykırım Müzesi (Tuol Sleng Genocide Museum) diğer adı ile S-21 Hapishanesi'ne gittik (Giriş 8 $). Aslında burası okulmuş ama Khmer yönetimi burayı hapishaneye, daha doğru ifade ile işkence merkezine dönüştürmüş. Dış kapıdan içeriye adım attığımızda 3 katlı ve uzunlamasına yapılmış birkaç bina ve ortalarında büyük bir bahçe görüyoruz.

Bazı hücrelerde demir karyolalar, ayaktan kelepçeler ile duvarda resimler var. Caniler kaçıyorlar, binalara girildiğinde işkencede ölmüş olarak bulunan insanların bulundukları andaki fotoğrafları...

İşkence aletleri ve yöntemleri ki bunlardan belki en iğrenci, vücutta küçük kesiler yapılıyor ve yaradan içeriye kurtçuklar konuyor.

İnsanları öldürmeden önce ve öldürdükten hemen sonra fotoğraflarını çekmişler.

Mahkûmların tutuldukları hücreler ve mahkûmlardan geriye kalanlar...

Diğer binanın cephesinin boydan boya dikenli tel ile kaplı olduğunu gördük, meğer bu, işkencelere dayanamayıp üst kattan atlanan birkaç intihar olayından sonra yapılmış. Yani intihar etmesinler, işkence bitmesin istenmiş.

İşkenceciler kaçtıklarında burada sağ kalmış sadece beş insan bulunuyor. Bunlardan bugün yaşayan 2 mahkûm, yaşadıklarını anlattıkları kitaplarını, çıkış kapısının olduğu yerde, 10 $ karşılığında imzalayıp satıyorlar.

Soykırım Müzesi'nden sonra Ölüm Tarlalarına (Choeung Ek Genocidal Center / Killing Fields) gittik. Burası Phnom Penh'e 15-20 kilometre mesafede ve pirinç tarlalarının hemen yanında yer alıyor. Pirinç tarlalarında, S-21 hapishanesinde işkenceden geçenlerin de olduğu, binlerce yetişkin ve çocuk, günde yaklaşık 20 saat çalıştırılıyorlar.

Ağır çalışma temposuna dayanamayanlar derhal, ölüm tarlaları olarak adlandırılan bu arazide katlediliyor ve gömülüyorlar. İlk zamanlarda başlarından bir kurşun ile öldürülürken, rejim yönetiminin bunu maliyetli bulması üzerine daha zalimce yöntemler kullanıyorlar. Yapılan çalışmalarda, 100 ila 500 arasında değişen insan cesedinin olduğu 129 kuyu bulunmuş.

Çalışmalar tamamlanmadan bitiriliyor çünkü neresi kazılsa halen insan kemikleri çıkıyor. Birkaç gün önce yağan yağmur nedeni ile toprağın üstüne çıkmış yeni iskelet ve kumaş parçalarını gözlerimizle gördük ve fotoğrafladık. Böyle olduğu için daha kaç cesetin toprağın altında olduğu ise belki hiç bilinemeyecek.

Yazarken bile zorlanıyoruz, fotoğrafta görülen bu ağaca, çocukların ayaklarından tutulup başları vurularak öldürüldüğünü ve hemen yanındaki çevrili bu çukurlara doldurulduğunu öğreniyoruz.

Ölüm tarlasında, bu büyük insanlık dramını anlatan, üzerine isim ve tarihî olayların kazındığı Soykırım Anıtı bulunuyor. İçerisinde ise binlerce kafatası ve kemikler...

Çıkışa yakın bir müze yapılmış. Burada tarihî dönemi anlatan video izletiliyor, bizim de izleme fırsatı bulduğumuz video yaklaşık 15 dakika sürüyor.

Tarihin en eli kanlı diktatörlerinden olan Pol Pot (Asıl adı Saloth Sar), 4 yıl içerisinde, kesin sayısı hiç bir zaman bilinemeyecek sayıda insanın ölümünden sorumludur. Bir daha benzer acıların, dünyanın hiç bir yerinde yaşanmamasını temenni ediyoruz.

haydigeziyoruz

Yazar Hakkında

haydigeziyoruz

Biz Dilek ve Bora Aydoğdu, gezmeyi seven iki gezginiz. Dilek emekli öğretmen, Bora emekli askeri öğretmendir.