Google+

PUROSUYLA, ROMUYLA HAVANA – 2. BÖLÜM

650605 Oca 2011Gezi Notu
NURHAN YILMAZNURHAN YILMAZGold Yazar05 Oca 201165060 Yorum

Ertesi gün Havana’da Linea caddesine geliyoruz. Bu caddenin bizler için önemi, burada Atatürk’ün büstünün olmasıydı. Çok gururlandık. 1981 yılında Atatürk’ün doğumunun 100. yılı münasebeti ile buraya Atatürk büstü koymak istemişler. Tabii o tarihlerdeki büyükelçimizin de bu duruma katkısı olduğu kesin. Küba’nın bu isteği üzerine büst Türkiye’de yapılarak Havana’ya gönderilmiş. Ve Linea caddesine konulmuş.

Sabah okyanusun dev dalgaları ile uyanıyoruz. Tsunami gibi dev dalgalar kıyıda patlayarak caddeye dökülüyor. Asfaltın ortasına boydan boya aralıklarla tahliye delikleri açılmış ve su oradan tıpkı bir fıskiye gibi yükseliyor.

Çok iyi korunmuş olan Küba’nın ve Havana’nın en eski ve tarihi oteli olan Otel National’e gidiyoruz. Lobide bir köşe tamamen Che Guavera anısına ayrılmış ve onun resimleri ile dizayn edilmiş.

Daha sonra Havana sahillerinde 1620’de İspanyollar tarafından kayaların üzerine yapılmış olan Kaleye çıkıyoruz. Kalenin tepesinde bir de fener var. Burada manzara çok güzel, dev dalgalar kıyıya ve kaleye vuruyor. Burada şeker kamışının preslerden 1 kaç defa geçirilerek elde edilen suyunu içtik. Çok lezzetli olduğunu söyleyemeyeceğim.

Küba'da her yerde eski model Amerikan arabaları var.

Havana

Karşı sahilde yer alan eski gemi acentaları şimdilerde kullanılmıyor. Bu acenta binaları mimari açıdan çok güzel ama bakımsızlıktan çok dökük bir hale gelmişler. 2006 senesinden itibaren ise bu binaların restorasyon çalışmaları başlamış.

Küba’da fakirlik olsa da, azınlık olan bir de kaymak tabaka var. Bu azınlığın ise her şeyi mevcut. Halkın bu zor koşullarına rağmen gece otelde düğün gibi bir parti vardı. Kübalı bir ailenin kızlarının ergenlik partisi vardı. Oldukça görkemli bir partiydi. Kızlar ergenlik yaşına geldiği zaman sosyeteye tanıtılıyormuş. Kübalıların lüks turistik otellere alınmadığı ve halkın açlığına sefaletine çok ters bir durumdu. Demek ki kaymak tabaka farklı yaşıyor. Yasaklar ise sadece alt tabaka için geçerli.

La Habana meydanı yine çok hareketli. Süslenip püslenmiş güzel Kübalı kızlar sokaklarda dolaşıp beylerin yanağına öpücük kondurarak 1’er Euro almaya çalışıyorlar. Etrafta ruhumuzu kıpırdatan Küba müziği...

Havana sokaklarında gezinirken Paseo caddesine giriyoruz. Burada cadde ve sokaklar ızgara sistemi şeklinde. Paseo caddesinden yukarı doğru çıkarken ayrılan her sokağa bir numara koymuşlar; 1. sokak, 2. sokak şeklinde. Bu numaralar ise her sokağın başında yerden 50 cm yükseklikte bir taşın üzerine yazılmış. Cadde boyunca bizim saksılarda yetiştirmeye çalıştığımız Benjamin ağaçları var. Bu devasa Benjamin ağaçları, dallarından yere inerek tekrar kök olmuşlar. Bunun yanında bir de beyaz ağaç denilen gövdeleri beyaz yuvarlak beton direk gibi dümdüz uzayan ağaçlar var.

Paseo caddesi sanki eski gösterişli günlerin simgesi olarak kalmış. Bol sütunlu, bol heykelli, nefis çini ve porselenlerle bezenmiş evleri görülmeye değer. Ama çoğu terkedilmiş gibi. Bazıları da restore edilerek otele ve restorana çevrilmiş ve şimdilerde turizme hizmet ediyorlar.

Havana-1

Capelia, dondurmanın buradaki adı. Çok geniş yuvarlak bol camlı dondurma yenen bir mekanın 3-4 giriş kapısında da kuyruk olmuş bir sürü genç vardı. Polis nezaretinde (polislerin ellerinde coplar) sıraya girmişler. 14 Şubat sevgililer günü olduğu için devlet bu mekanda halka çok ucuz fiyata dondurma dağıtıyor. İzin alıp içeri girdik, turistlere her yerde izin var, üstelik sıra beklemeden. Çok büyük ama çok ruhsuz bir bina. Ama biz burada dondurma yiyemiyoruz. Çünkü buradaki dondurma Kübalıların pesosu ile çok cüzzi bir fiyata veriliyor. Gençler sevgililer günü diye ellerinde kırmızı gülleriyle polis nezaretinde dondurma yemeğe gelmişler. Çok acı bir tabloydu.

Aynı dondurmayı turistler, biraz ilerideki büfelerden 10-15 kat daha fazla ücret ödeyerek sıra beklemeden alabiliyorlar.

Buradan yerel halk pazarına gidiyoruz. Sebze burada yok denecek kadar az. Buruş buruş havuçlar, siyah kuru fasulye, eciş bücüş domatesler, çok kötü yeşil soğanlar... Ve bunlar tezgahlarda azar azarlar.

Halk pazara ellerindeki şişeleri getirip, buradaki bidonlardan gazoz niyetine boyalı suları dolduruyorlar. Yerel halkın karne ile alışveriş yaptığı mağazalara gittik. Gerçi pek mağaza da denemez, hangar gibi sevimsiz bir yer. Aynı tip tokyolar, aynı tip tişörtler,... Çok iç yaralayıcıydı.

Bu ada ülkesinin kendi kendisine yetmesi çok zor. Pek çok üründe dışarıya bağımlı. Amerika da ambargo koyunca, kapalı bir rejim de olunca ortaya bu sonuç çıkıyor.

Buradan otelimize dönerken National otelde evlenen bir çifti görüyoruz. Bu kadar yoksulluğa rağmen gözlerindeki pırıltı kaybolmamış.

Küba turumuzu puro yapılışını seyrederek sonlandırıyoruz. Bunu da mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar