Torosların Eteğindeki Tarihi Köyler

El değmemiş doğa ile iç içe olmak, Toros dağlarının yemyeşil ovalarının mis gibi havasını solumak, tarihi köylerin dar yollarındaki ilginç evler arasında gezmek, taptaze organik meyvelerden ve ev yapımı ürünlerden tadarak huzur dolu birkaç gün geçirmek istersiniz eminim. Üstelik de bütün bunları bir hafta sonuna sığdırabilirsiniz. O halde hemen yola çıkalım..

Antalya ilimize arabayla 2 saatlik mesafede, Akseki yönüne doğru Toros Dağları’nın ardıç, sedirveçamormanlarıyla kaplı yeşilin her tonuna sahip ormanları arasında ilerlerken müthiş manzaralar karşısında sık sık fotoğraf molası vermeden ilerleyemeyeceksiniz.  Hedefimiz, birbirine çok yakın ve ortak bir özellikleri olan üç ilginç köy. Bu köylerin en bariz ve bilinen ortak özellikleri, Düğmeli Evler. Yanlış duymadınız, bunlar yörede bulunan ağaçlar ve taşlar kullanılarak uygulanmış yöreye özgün mimari yapılar.

Neden “düğmeli evler” denmiş derseniz… Evlerin en büyük özellikleri, kalınlıklarının 1.20 cm.e kadar çıkabildiği ve içinde herhangi bir harç, sıva veya çimento gibi bağlayıcı element kullanılmadan, tamamen yığma taştan yapılmış olması. Genellikle 2 katlı olarak inşa edilen bu yapıların bu yükseklikte yığma taşla ayakta durması elbette mümkün değil, bu nedenle her 30-40 cm.de bir kendini tekrarlayan ahşap iskelet sistemi kullanmışlar.

Hatıl denen yatay ahşapların üzerine bir de dikine çıkan ahşaplar kullanmışlar ki bunlara “piştuvan” deniyor. Duvarın tam bittiği noktadaki piştuvanda açılan kertik ise sağa sola kaçmasını önlüyor. Yani yığma taşları bu hatıllar, hatılları da piştuvanlar tutuyor. Hatılların üst tarafında da yine dikeyine yerleştirilen ahşaplara ise “kabur” deniyor ki onlar da hatılların yukarı çıkmasını önlüyor.

Böylece hatılların aşağı yukarı kaymaları önlenmiş oluyor. Tıpkı gömleğinizin düğmelerini ilikler gibi.Bu piştuvan ve kaburların uzunluğu duvarın kalınlığından 5 ila 10 santim her iki tarafından dışarı taşırmışlar. Piştuvan ve kaburlar duvarın dışında birer yuvarlak olarak göründüğü için bu ilginç evlere halk arasında “düğmeli evler” denmiş. Evlerin iskeleti Toros Dağları’nın yükseklerinde yetişen sedir (katran) ağacından, içleri mis gibi kokuyor.

Pencere, kapı ve oda tavanlarında tahta oyma süslemeler göreceğiniz evler genellikle iki katlı, girişler ahır, üst kat ise yaşam alanı. Evlerin genelinde “cumba” dediğimiz, yörede ise “şahnışin” (kralın oturduğu) denen çıkmalar var, bunlar alt iki köşesinden 90 derecelik “payandalar” ile desteklenmiş, bunlara da bu köyde “eli böğründe” deniyor… Bu tabir çok hoşuma gitti, yakışmış..

Ana giriş kapılarının adı da "borta kapısı”. Evlerin cephesindeki taşlara dikkatlice bakarsanız Roma dönemine ait bazı tarihi taşların da kullanılmış olduğunu göreceksiniz. Bazı evlerin üzerinde tarih görseniz de gerçekte köyler o tarihten çok daha eski köyler, zira Ormana çok sayıda yangın geçirmiş bir köy.

Şimdi bu köyleri gezmeye başlayabiliriz. İlk durağımız…

İbradı - Adını Arapça ''ibrad'' yani "soğuk yer” den almış olsa da aslında sevimli ve hayli ünlü kişilerin köyü. Yörük, Afşar, İğdir ve Selçuklulardan dolayı Kınık boylarının yaşadığı düşünülen köy Muammer Aksoy, Gülriz Sururi ve Safa Giray gibi 300'ün üzerinde devlet ve iş insanı çıkarmış.

Psidya sınırları içinde yer alan İbradı'nın kuruluş tarihi tam olarak bilinmiyor. Kentin yakınında bulunan Ormana ve Ürünlü köylerinin arasında bulunan Roma dönemi ErimnaAntik Kenti'nin kalıntıları ve yakınlardaki Çukurviran Köyü çevresinde Helenistik dönemlere ait kalıntılar nedeniyle tarihininRoma devrine uzandığı tahmin edilirken Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat'ın İbradı'yı yazlık konaklama yeri olarak kullandığı da düşünülmekte.
Köyde az sayıda kalmış, bazıları restore edilmiş olsa da çoğu harap düğmeli evlerinin yanı sıra orman yangınları nedeniyle yapılmış eski Onar Seyir Terası’nı, süslü mezar taşlarıyla Kadı Mezarları’nı, tahminen 1000 yıllık çevresi 17 metre olan Anıtsal Kestane ağacını
görebilirsiniz.

Manavgat'a inen Manavgat Çayı bölgenin en büyük ırmağı, çevredeki kaynak sularına rağmen çok az nem alması ve yaz aylarında fazla sıcak olmayan yöre turistik açıdan ideal, ancak kışlar sert.

Ormana - Doğdukları köyü unutmayanların köyü.. Gerçekten de öyle, canlı örneği Tolga Özgüven bey ile tanıştık. Ailesi Ormana’lı ancak İstanbul’a göçmüş bir iş adamı olan babasının bir gün artık işleri bırakıp, doğdukları köyü kalkındırmak için çalışma fikrine oğullar da olumlu yanıt verince bir vakıf kurarak köylerinin yolunu tutmuşlar. Kurdukları vakıf göçü önlemek amacıyla okula yardım edilmesi, yolların genişletilmesi, yol duvarlarının yenilenmesi ve su bulunarak köye bağlanması gibi sayısız hizmetler yapmış. Ayrıca yörede turizmi canlandırmak adına mevcut harap binaları yıkıp yerine beton yapmak yerine yıkılmaya yüz tutmuş yapıları satın alıp yöresel mimariye sadık kalarak restore edip butik otel olarak turizme kazandırmışlar.

Böylece beton sevdasında olan köy halkı da aynı yolu izleyince tarihi köy korunmuş ve 300’den fazla zamana meydan okuyarak günümüze ulaşmış.

İşte bu müthiş estetik, ilginç düğmeli evlerde kalarak, sabah mis gibi sedir ve orman kokusuyla, kış aylarında ise sobalardan yayılan sıcaklıkla uyanıp yöresel organik, doğal ürünlerle köy kahvaltısı etmek bir karar uzağınızda.. Ben bu köyün adını 3-4 sene önce ailesi buralı olup kente göçmüş bir arkadaşımdan duymuş ve o tarihten beri de bu köye gelmeyi aklıma koymuştum.


               

Daha küçük bir köy olan Ürünlü Köyü ile Roma, Selçuklu ve Osmanlı döneminde kullanılan kervan göç yollarının üzerinde bulunan Sarıhacılar Köyü de yakınlarda ve sayısız düğme evlere sahip iki köy.

Türkiye’nin en büyük, dünyanın ise 3. büyük yeraltı gölü Altınbeşik Mağarası, Düdensuyu Mağarası ve 90.000 dönümlük alana sahip, özgürce dolaşan vahşi yılkı atlarını görebileceğiniz Eynif Ovası da civardaki görülecek yerler arasında. İbradı Ormana Köyü’ne 7-8 kilometre uzaklıkta. Uzunluğu 50 kilometre olan iki katlı mağaradaki muhteşem traverten oluşumları da görülmeye değer.

Giderseniz yöresel ürünlerden tarhana, erişte, cevizli sucuk, bal, pekmez, kuru ya da yaş incir almayı da unutmayın.
Bize bu geziyi unutulmaz kıldıran Sn. Tolga Özgüven, tarihçi Serkan Gedik ve evinde nefis yemeklerle bizi ağırlayan sevgili Hatice Sekmen’e teşekkürler. 

nevinsalman

Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım.