Google+

Arama formu

Muğla’da Gezilecek Yerler

Muğla’da Gezilecek Yerler
 

Tarihi ve kültürel birikimiyle Muğla, bünyesinde keyifle gezilecek yerler barındırmaktadır. Gerek merkezinde, gerekse kendisine bağlı ilçelerinde ziyaretçilerine muhteşem yapıların kapılarını açan Muğla’nın şehir merkezinde özellikle Osmanlı zamanından kalma yapıları ziyaret edebilirsiniz. Tarihi ve kültürel yapıların yanı sıra zengin doğal güzellikleri ve sıcak insanı ile de kendine hayran bırakan bu şehirden ayrılmak çok zor gelebilir. 

Muğla Gezilecek Yerler:

Muğla gezilecek/görülecek yerler arasında ahşap mimarisi ile dikkat çeken Konakaltı Hanı, Osmanlı sanatının mükemmel bir örneği Kurşunlu Cami, beyaz-turkuaz renklerinin görkeminin bir yansıması olan Şeyh Camii, şehirde ilk dikkat çeken yapılar olan Muğla Evleri ve Bacaları ve önemli bir arkeoloji ve kültür müzesi olan Muğla Müzesi bulunur. Adını andığımız bu yerlerle ilgili detaylı bilgiye yazımızın devamında ulaşabilirsiniz. 
 

Konakaltı Hanı

Konakaltı Hanı

 

Muğla denildiğinde akla ilk geleni Konakaltı Hanı’dır. Konaklama amacıyla inşa edilmiş olan tarihi Konakaltı Han, ahşap mimari ile inşa edilmiş, sade ama etkileyici bağdadi bir mekândır. Beyaz boya ve ahşap dokunun iç içe geçtiği ince işçilikle zarif bir şekilde bugün de ziyaretçilerini ağırlayan bu yer, 19. yüzyıl sivil mimari özelliklerini taşımaktadır. Zamanında Menteşe yöresine uğrayan tüccarlara ve mevsimlik işçilere ev sahipliği yapmıştır. Alt katı da bu nedenden dolayı yolcuların hayvanlarının barınması için ahır ve gıda ambarı olarak tasarlanmıştır. Aynı zamanda kalan bölümleri de dükkân olarak kullanılmıştır.

Han, Muğla merkezindeki Müştakbey Mahallesi’nde yer almaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Muğla Oteli olarak kullanılan bu iki katlı tarihi bina, Muğla eşrafından Berber Ömer Hafız oğlu Hacı Mehmet Konuk tarafından Rum ustaların nezaretinde yaptırılmıştır.

Günümüzde bu tarihi yapıda belediyenin düzenlediği sosyal, sanatsal ve kültürel aktiviteler yer almaktadır. Hatta bina, bu işlevinin dışında bir dönem Büyük Yalan adlı dizinin çekimlerinde de kullanılmıştır. Bu sayede orijinal dokusu bozulmaksızın günümüze gelen bu zarif bina, ününe ün katmayı başarmıştır. Konakaltı, belediye tarafından Konakaltı Kültür Merkezi adıyla da tanımlanmaktadır. Öğrenim yılı içerisinde bu kültür merkezinde yetişkinlere ücretsiz olarak kültür, sanat ve eğitim kursları verilmektedir. Bodrum katta yer alan bölüm ise, gerekli organizasyonlarda 300 kişiyi ağırlayabilecek bir konferans salonuna dönüştürülmüştür. Hatta tarihi kültür merkezinin bahçesinde yaz aylarında düğün organizasyonları dâhi gerçekleştirilmektedir.

Kurşunlu Cami

Kurşunlu Cami
 

Kurşunlu Cami, Osmanlı sanatına hayranlık duyanların görmeden asla dönmediği eserlerden biridir. Osmanlı’nın egemenliği altında yapılan ve her köşesinde ziyaretçilerini şaşırtacak bir detay saklı olan Kurşunlu Cami, Menteşe Balıbey Mahallesi sınırları içerisinde bulunan bir şaheserdir.

Cami, kayıtlara göre 1493 tarihinde Menteşe beylerinden Esseyyid Şucâeddîn Bey’in emir üzerine yaptırılmıştır. Eser, bütünüyle klasik Osmanlı mimarisi özellikleriyle bezenmiştir. İbadethane işlevinden önce otuz derslikli bir medrese olarak pek çok öğrenciye ilim dağıtıp hizmet veren cami, şehrin görülmesi gereken eserlerinin başında gelmektedir. Şerif Efendi’nin isteği üzerine, 1900 yılında eski medreseye son cemaat yeri eklenmiş ve minaresi de yine aynı yıllarda Hacı İsmail tarafından yaptırılmıştır.

Kurşunlu Cami’yi bölgedeki diğer camilerden farklı kılan özelliği 1853 yılında gördüğü restorasyon sırasında kubbesinin tamamen kurşunla kaplanmış olmasıdır. 510 yıllık bir tarihi göğüsleyen camii, bu restorasyonun haricinde daha birçok bakımdan ve onarımdan geçerek günümüze kadar gelmiştir.

Cami'nin içerisindeki göz kamaştıran desenlerle kalem işi süslemeler görenleri büyülemektedir. Kalem işi süslemelerin bu denli canlı görünmesinin ardında yatan neden, işlemeler için kök boyaların özel olarak Rodos’tan getirtilmiş olmasıdır. Camii içerisinde görülmeye değer bir başka çalışma da Kâbe ve yelkenli gemi desenleridir.

Kurşunlu Cami’nin medrese olduğu dönemden kalma kesme taştan örülme cephe duvarları ise Selçuklu Mimarisi özelliklerinin bir yansımasıdır. Osmanlı hakimiyetinde can bulan bu son derece önemli eserden, Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinde de bahsedilmektedir.

Şeyh Cami

Şeyh Cami
 

Şeyh Cami, Muğla Çarşısı'nın içerisinde bulunmaktadır. Cami'nin kitabi adı, Şeyh Bedrettin Cami’dir. Vakıf eserleri olarak yapılan bu yapılar, insanlara hizmet ve önemli kişilerinin adının anılması için şehre kazandırılmaktadır. 1565 yılında yapılan cami, günümüze dek gelebilmiştir. Günümüzde merkezde Şeyh Mahallesi’nde bulunan eser, tarihi boyunca pek çok kez onarımdan geçmiştir. Cami'nin minaresi ise, 1800’lü yıllarda eklenmiştir.

Büyük bir alana sahip olan Şeyh Cami'nin bünyesinde başta yapının banisi Şeyh Bedrettin’in olmak üzere dönemin önde gelen ulemalarından bazı kişilerin mezarları yer almaktadır. 1671 yılında şehri ziyaret eden ünlü seyyah Evliya Çelebi de Muğla’nın sanatlı camileri arasında bu tarihi eseri de saymaktadır. 1750’li yıllardaki kayıtlara göre, cami bahçesinde bir de iki hücreli medrese hizmet vermekteydi. Hurufat defterlerindeki kayıtlara göre, en çok atama yapılan Muğla camisi, Şeyh Cami’dir. Haliyle bu cami eski dönemlerden beri aktif olarak halka hizmet vermektedir.

Yapının içi oldukça sade ve naif olarak beyaz - turkuaz renkleri ağırlıklı dizayn edilmiştir. Kur’an ayetleriyle süslü hat kitabelerindeki Arapça yazılar altın harflerle siyah zemine işlenmiş ve yine siyah çerçevelerle cami içerisindeki dekor bütünlüğü tamamlanmıştır. Vitray camlar üzerinde de, tavan ve ara kısımlar ince kalem işi süslemeleriyle renk uyumu gözetilerek sade bir şekilde tamamlanmıştır.

Yapıyı yaptıran Şeyh Bedrettin hakkında bilinenler ise ne yazık ki yazılı kaynakların azlığı nedeniyle çok fazla değildir. Şeyh Bedrettin, 16. yüzyılda yaşamış bir mutasavvıftır. Uzun yıllar Muğla’da Kadı Mescidi olarak bilinen medresede ders vermiş ve yöre içerisinde sevilerek büyük bir şöhret kazanmıştır.

Muğla Evleri ve Bacaları

Muğla Evleri ve Bacaları

 

Muğla denilince akla ilk gelen görüntü şüphesiz ki Muğla evleri ve bacalarıdır. Muğla evini diğer bölge evlerinden ayıran en temel özelliği bacasıdır. 1940’lı yıllar gibi yakın bir zamana kadar Muğla evlerinin damları topraktandı. Bu yüzden Muğla bacasının ortaya çıkışı kiremitli çatıların yayılmasıyla başlamıştır. Muğla bacası, Muğla ilinin halk arasında “deli memet” dediği bol yağışlı ve az rüzgarlı hava koşullarına uygun olarak geliştirilmiştir. Bacanın yapımı ise dış görüntüsüne göre daha basittir. Osmanlı İmparatorluğu süresince el sanatları ve zanaat işlerinin genellikle Rum ustalar tarafından icra edildiği bilinmektedir. Muğla’nın geleneksel haç şeklindeki bacalı ev tipini de oluşturanlar yine Rum ustalar olmuştur. Zaman içerisinde de bu ev tipleri Türk ustalar arasında da yaygınlaşmış, aynı tarz inşalar başlamış ve 1922 yılına kadar en güzel mimari örnekleri verilmiştir.

Yapımında alaturka kiremitlerin kullanıldığı ve kare yüzey etrafında kurulan bacanın yapımında öncelikle her kenardaki alaturka kiremit ikişerli olarak oluk yerleri dışa gelecek şekilde çatkı olarak dizilir. Çatkının sağlam olması için mala ile kiremitlerin birbirine geçmesini sağlayacak şekilde çentik açılır. Böylece dört kenarda sekiz kiremit kullanılır. Yine aynı çatıklar üzerinde ikişerli kiremitler olukları alta gelecek şekilde dış tarafa dizilir ve sekiz kiremit daha aynı şekilde çentiklerle eklenir. Karşılıklı üçgenlerin tepe noktaları üzerine bir tam kiremit konularak köprü yapılır. Diğer karşılıklı duran kiremitlerin de eklenmesiyle bir haç oluşturulur.

Komşu kenarlarda bulunan üçgenler arası boşlukları kapatmak içinse harç kullanılır ve kiremit parçaları eklenir. Baca uzatıldıktan sonra kolları uzatılmış haçların merkezinde açıklık kalır ve burası da tam kiremidin bir kola paralel gelmesiyle ortalanır. Böyle meşhur Muğla bacası, 28 kiremitle örülerek tamamlanır. Şehri gezerken, küçük ve sevimli yöre evlerini gökyüzüyle bağlayan bu karakteristik ve sevimli bacalara sıkça rastlayabilirsiniz.

Muğla Müzesi

Muğla Müzesi
 

Türkiye’nin kültür varlıklarının izini sürebileceğiniz bir başka adres ise Muğla Müzesi’dir. Girişinden itibaren ünlü arkeoloji müzelerini aratmayan atmosferiyle Muğla Müzesi, Müştakbey Mahallesi’nde Konakaltı Kültür Merkezi’nin hemen yanında yer almaktadır. Önceleri cezaevi olarak hizmet veren binanın, 1993 yılı itibariyle Kültür Merkezi Binası olarak hizmet vermesine karar verilmiş ve aktif olarak 1994 yılında ziyaretçilerine açılmıştır.

Muğla Müzesi, bünyesinde üç ana bölüm, bir de sanat galerisi bulunmaktadır. Ayrıca müze, birbirinden kıymetli 5.460 parça esere ev sahipliği yapmaktadır. Müze içerisinde kapalı bölümde sergilenen arkeoloji eserlerinin çoğu Yatağan’da yer alan Stratonikeia Antik Kenti’ne ait kazılardan getirtilmiştir. Bu buluntuların yanı sıra, aynı yerdeki Lagina ve Sedir Adası’ndaki Cedrae şehirlerinin eserleri de müzede sergilenmektedir.

1992 yılı itibariyle gerçekleştirilen Özlüce Köyü - Kaklıcatepe kazı çalışmalarında pek çok bitki ve hayvan fosiline rastlanmıştır. Aslen bu eserlerin oluşturduğu ana sergi alanıyla da Muğla Müzesi, Türkiye’nin ilk doğa tarihi müzesi olma unvanını kazanmıştır. Bu fosiller, karbon testi sonuçlarına göre 5 ila 9 milyon yıl önce bölgede yaşayan canlılara aittir. Bu dönem canlılarına daha önceden ilk kez İspanya’nın Tervel Havzası’nda denk gelindiği için, bu döneme Turolian denilmektedir.

Müzeye gittiğinizde arkeoloji ve doğa bilimi eserlerinin yanı sıra, etnografya bölümünü de ziyaret edebilirsiniz. Bu kısım, diğerlerine göre daha renkli olup Muğla’nın çeşitli dönemlerine ve tüm yörelerine ait giyim, kuşam ve günlük hayatta kullanılan araç gereçlerden oluşmaktadır.

Kaunos

Kaunos

Antik zamanlarda ticari açıdan önemli bir liman kenti olan Kaunos, zamanla denizin alüvyonlarla dolmasıyla liman özelliğini kaybetmiştir.  Günümüzde kıyıdan hayli içeride kalmıştır. Kente girişte ilk olarak Kaya Mezarları ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Kenti çevreleyen 3 kilometre uzunluğundaki sur duvarları, stoa, agora, çeşme, hamam, tiyatro ve tapınak kalıntıları Kaunos'un Antik Dönemde önemli bir merkez olduğunu ortaya koymaktadır. Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yoğun olarak yerleşim yeri olarak kullanılan kent, daha sonraları terk edilmiştir. Dalyan’dan ve kente girişte görülebilen Kaya Mezarları ise  MÖ 4. yüzyılda yapılmış, daha sonra Roma Dönemi’nde de kullanılmıştır. Lykia tipi mezarların içinde üç taş yatak üzerine konulan ölüler bulunmaktadır. Cephelerinde iki İon sütunu, sütunların üzerinde ise friz ve alınlıklar dikkat çeker. 

İztuzu Plajı

İztuzu Plajı

Muğla ilinin Ortaca ilçesine bağlı olan Dalyan beldesinde bulunan İztuzu plajı, 4,5 km uzunluğa sahip bir Akdeniz plajıdır. Plaj, deniz suyu ile tatlı suyun kesiştiği yerde bulunan nadide plajlardan biridir. İztuzu, Akdeniz’e özgü kaplumbağalar olan Caretta caretta'ların yumurtalarını bırakmasından dolayı "Kaplumbağa Plajı (Turtle Beach)" da denilmektedir. Plajın belirli bölgeleri işaretlenerek kuma gömülü kaplumbağa yumurtalarının zarar görmemesi için düzenli olarak gözlenmektedir. 1988 yılından beri İztuzu Plajı, kaplumbağaların zarar görmemesi ve rahatsız olmaması için saat 20.00-08.00 arası kapalıdır. Plaj çevresinde gürültü çıkarmak veya ışık yakmak yasaktır. Ayrıca plajda yaralı kaplumbağalarının tedavilerinin yapıldığı bir tedavi merkezi de bulunmaktadır. Oldukça turistik bir bölge olan plaj, doğallığı ve temizliği ile dünya çapında Avrupa’nın en iyi plajı ve en iyi açık alanı gibi birçok ödül almıştır. 

Halikarnas Mozolesi

Halikarnas Mozolesi
 

MÖ 300’lü yıllarda, Kraliçe Artemisia’nın ölen eşi Karya Kralı Mausolos için inşa ettirdiği bir anıt mezardır. Halikarnas Mozolesi, Yunan mimarisinin kolonlarını ve Mısır mimarisinin piramidini birleştirip yarattığı devasa boyuttaki mezarla dünyanın yedi harikasından biri sayılmaktadır. 1034’teki Büyük Anadolu depremi sonunda yıkılmıştır. Taş parçaları Bodrum Kalesi yapımında kullanılmıştır. Ayrıca, birçok parçası, kabartma eserler, heykeller 19. yüzyılda British Museum’a taşınmıştır. Anlatılanlara göre, dört bölümden oluşmaktadır: Podyum, sütunlardan oluşan Tapınak, primidal çatı ve heykellerin olduğu son bölüm. Günümüzde kalıntıları bir sit alanı içinde sergilenmektedir. Açık hava müzesi olarak burayı ve içindeki müze binasındaki sergi alanlarını ziyaret edebilirsiniz. Mozoleye giriş ücreti 10 lira olup Müzekart sahiplerine ücretsizdir. Bodrum Limanı'na oldukça yakındır. Kale yönüne ilerleyerek girişine kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Babadağ

Babadağ

Ölüdeniz'in adeta sırtını dayadığı Babadağ, bölgede yamaç paraşütü sporunun ilk yapıldığı yerdir. Burası aynı zamanda bir turistik gezi merkezidir. Babadağ’da doğa yürüyüşleri ve kamp da yapılabilir. Bin 965 rakımlı Babadağ'da, turizm sezonu oldukça yoğun geçmektedir. Ölüdeniz Mahallesi'ndeki Babadağ Hava Sporları ve Rekreasyon Merkezi'nin bin 700 metre rakımdaki pistinde yamaç paraşütü yapılıyor. Babadağ'da yıl boyunca uçuş yapılabiliyor. Uçuşun ardından ise turistler denize girip güneşlenebiliyor, bu özelliğinden dolayı birçok ülkeden turistin yamaç paraşütü için öncelikle Babadağ'ı tercih ediyor. Burası, Avrupa'da bin 900 metre yüksekliğe çıkarak denizin üzerine atlanan tek yer olma özelliğini taşıyor. Babadağ'da 2019 sezonunda pistlerde yeni sosyal tesisler ve teleferik açılması planlanıyor.