Avrupa'nın Bohem Yüzü Berlin

Avrupa’nın bohem yüzü Berlin’i ziyaret etmek için fazla düşünmeye gerek yok; istisnasız herkesi kendine hayran bırakacak kadar etkileyici, kıpır kıpır bir enerjisi var bu şehrin. Hakkında söylenenlere şöyle bir baktığınızda anlayacaksınız: Bu şehir acı geçmişine rağmen ayağa kalkmakta hiç zorlanmamış. Sokaklarda yürürken bile şehrin küllerinden doğuşuna tanık olabiliyorsunuz. Bir yanda çok yakın tarihe kadar devam eden savaşların izleri, bir yanda sokak sanatçıların elinden çıkmış rengarenk duvar görüntüleri… Hakikaten fotoğraflamaya doyamayacağınız bir şehir Berlin.

Berlin’de iki havaalanı bulunuyor. Hangisine inerseniz inin, şehir merkezine ulaşım oldukça kolay. Schönefeld Havaalanı’na inerseniz S-Bahn ismini verdikleri treni kullanarak Televizyon Kulesi’nin de bulunduğu, Berlin’in meşhur meydanı Alexanderplatz’a kadar gelebilirsiniz. Tegel Havaalanı ise Schönefeld’e göre şehre çok daha yakın bir konumda bulunuyor. Buradan TXL, X9 ve 109 numaralı otobüsleri kullanarak çok kısa sürede şehir merkezine gelmek mümkün.

Önce İkinci Dünya Savaşı, ardından Soğuk Savaş derken Berlin, zorlu zamanlara göğüs germiş bir şehir. Dolayısıyla şehrin sokaklarında yürüyüp bu zamanların izlerini takip etmek bile tarih içinde yapılan bir yolculuk gibi. Öte yandan rengarenk sokakları, gece kulüpleri önünde oluşan kuyruklarıyla da dikkat çekiyor. Hem öğretiyor hem eğlendiriyor anlayacağınız.

Berlin’deki turistik geziler Brandenburg Kapısı’yla başlar genelde. Burası şehrin en önemli sembollerinden biri. Kapı 1781-1791 yılları arasında inşa edilmiş. Toplam 12 sütuna sahip ve bu sütunlar beş yol oluşturuyor. Tarihi boyunca farklı zamanlarda kapanıp tekrar açılmış. Bugün Berlin fotoğraflarına baktığınızda belki de en çok göreceğiniz yapılar arasında.

Kapının kuzeyinde Almanya Parlamentosu’nun toplandığı Reichstag bulunuyor. Binanın cam kubbesini ziyaret etmek mümkün. Ancak sırada beklemeyi göze almak gerekiyor. Dolayısıyla bileti önceden almakta fayda var. Kapıdan Reichstag’a doğru değil de aksi istikamete doğru yürürseniz Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı’nı göreceksiniz. Peter Einsman ve Buro Happold işbirliğiyle tasarlanmış anıt, adından da anlayabileceğiniz üzere İkinci Dünya Savaşı’nda katledilen Yahudileri anmak üzere inşa edilmiş. Holokost Anıtı olarak da biliniyor. 19 bin metrekarelik bir alana yayılan anıt 2 bin 711 adet beton blokdan oluşuyor. Bloklar 2,38 metre uzunluğunda, yaklaşık bir metre genişliğinde ve 0,2 ila 4,8 metre arası değişen yüksekliğe sahip. 

Tekrar kapıya dönersek; hemen önünde uzanan ve ıhlamur ağaçlarıyla ünlü Unter den Linden adlı caddede yürümek çok keyifli. Caddenin sonunda Berlin’in en eski üniversitesi Humboldt Üniversitesi’ni göreceksiniz. Mutlaka içine girmelisiniz!

Berlin’in simgesi haline gelmiş yapılardan bir diğeri de Berliner Dom, yani Berlin Katedrali. Tarihi 1700’lere dek giden katedral, yıllar içinde çeşitli nedenlerle birkaç kez yeniden inşa edilmiş. En son olarak İkinci Dünya Savaşı’nın ardından 1975-1981 yılları arasında Günter Stahn tarafından tasarlanmış. Bugün Barok tarzı ve heybetli duruşuyla dikkat çekiyor. Katedrali ziyaret etmek için aldığınız biletlerle yapının en üst katına çıkabilir, buradan şehri tepeden fotoğraflayabilirsiniz.

Hemen yakınındaki Müzeler Adası da mutlaka uğramanız gereken bir yer. Katedralin önünden de geçen Spree Nehri’nin üzerinde bulunan Müzeler Adası, adından da anlayabileceğiniz üzere bir müzeler kompleksi. 1999’dan beri UNESCO’nun Dünya Mirasları Listesi’nde bulunuyor. Kompleksin içinde Altes Museum (Eski Müze), Neues Museum (Yeni Müze), Alte National Galerie (Eski Ulusal Galeri), Bode Müzesi ve Pergamon Museum (Bergama Müzesi) olmak üzere toplam beş müze bulunuyor. İçlerinden en dikkat çekeni Bergama Müzesi için mutlaka zaman yaratmalısınız. İzmir’den getirtilmiş Bergama Zeus Sunağı’nı yakından görmek hakikaten çok etkileyici.

Müzeler Adası'ndan çıktıktan sonra tren yolunun etrafındaki sokaklarda mutlaka dolaşmalısınız. Buralardaki sokak sanatlarına hayran kalacaksınız. Yine bu çevrede çok sayıda galeri var. Neurotitan da bunlardan biri. Galerinin kendisi de bulunduğu pasaj da görülmeye değer.

Hemen yanında bulunan Die Hackeschen Höfe’de ise butikler, konsept dükkanlar ve birbirinden şık kafe ve restoranlar yer alıyor.

Gelelim meşhur Berlin Duvarı’na. 1961 yılında Doğu Alman meclisinin kararıyla ve Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya’ya geçişini önlemek amacıyla inşa edilen Berlin Duvarı’nın kalıntılarıyla şehrin farklı yerlerinde karşılaşabilirsiniz. 1989 yılında yıkılan ve Utanç Duvarı olarak da anılan Berlin Duvarı’nın en sembolik kalıntısını East Side Gallery olarak adlandırılan bir açıkhava müzesinde görebilirsiniz.

East Side Gallery’de duvarın yaklaşık 1,3 kilometre uzunluğunda bir kalıntısı bulunuyor. Dünyanın farklı yerlerinden gelen 105 sanatçının işleriyle canlandırılan duvar, Berlin seyahatinde görmeden dönmemeniz gerekenler arasında başı çekiyor. Bu arada Checkpoint Charlie etrafında da duvarın hikayesiyle ilgili çok sayıda müze var.

Alışveriş etmek isteyenler Kurfürstendamm isimli caddeye mutlaka uğramalı. Yine bu cadde yakınlarında bulunan KaDeWe isimli alışveriş merkezi de Berlin’in en popüler alışveriş merkezi diyebiliriz. Öte yandan Berlin’de özellikle bitpazarlarının meşhur olduğunu hatırlatmakta fayda var. Buralardaki tezgahlardan Berlin seyahatinizi anımsatacak çok orijinal objeler bulabilirsiniz. İçlerinde en popüleri cumartesi günleri kurulan Mauer Park. Alexanderplatz’da da çok sayıda mağaza ve alışveriş merkezi bulabilirsiniz. Buraya kadar gelmişken şehrin en uzun yapısı Televizyon Kulesi’ne çıkabilirsiniz. 368 metrelik kule, şehre bir de kuşbakışı hakim olmak isteyenler için en ideal nokta.

Kreuzberg’de mutlaka bir tur atmadan Berlin'i tam anlamıyla görmüş sayılmazsınız. Buradayken dükkanların üzerinde Türkçe isimler göreceksiniz ve hatta Almanca’dan çok Türkçe duyacaksınız; lütfen şaşırmayın. Nitekim Kreuzberg için Berlin içinde küçük Türkiye denebilir. Öte yandan bu bölgede özellikle akşamları zaman geçirmek için çok sayıda restoran ve bar da bulabilirsiniz. Son olarak şehrin ortasında kocaman bir park olan Tiergarten’da keyifli bir yürüyüş yapmadan Berlin’den ayrılmayın! Hatta havalar elverişliyse mini bir piknik de yapıp parkın keyfini doyasıya sürebilirsiniz.

Berlin’de yeme-içmeBerlin’deki kafe, restoran, bar gibi pek çok mekânın aşırı lüksten uzak olduğunu fark edeceksiniz. Şehre özgün bir havayla sokaklara yerleşen bu mekânlarda zaman geçirmek de bu şehirde yapılacaklar arasında. Şehirdeki en hareketli bölgeler Friedrichshain ve Kreuzberg. Buralarda çok sayıda kafe ve restoran bulabilirsiniz.

Kahvaltı içinGendarmenmarkt yakınlarındaki Chipps’i veya Kreuzberg’deki A.Horn’u tercih edebilirsiniz.


A.Horn

Uzun ve keyifli bir akşam yemeği için yine Gendarmenmarkt’te bulunan Lutter&Wegner’i mutlaka değerlendirmelisiniz. Mekânın dekorasyonu da menüsü de bir hayli başarılı.

Ardından bir şeyler içip geceye devam etmek isterseniz restoranın hemen karşısında bulunan Newton Bar’a geçebilirsiniz. Ancak Berlin’i daha iyi yansıtan bir barı tercih etmek isterseniz Kreuzberg tarafındaki Lerchen&Eulen’e gitmelisiniz. Şehrin bambaşka yerlerinde bulunan Hackendahl ve Green Door da lokallerin çokça takıldığı yerler arasında. Green Door’a dışarıdan baktığınızda içeride neler olduğunu kestiremeyebilirsiniz. Ancak çekinmeden mekânın kapısını çalın; şehrin en iyi kokteyllerini burada içeceğinizin garantisini verebiliriz. Kreuzberg’deki Luzia da turistler tarafından çokça tercih edilen barlar arasında.


Hackendahl

Berlin’in meşhur köri soslu sosisi currywurst denemek isterseniz de en doğru adres Konnopke’s adındaki büfe olacaktır. Hamburger için Friedrichshain tarafındaysanız Burgeramt’ı, Kreuzberg tarafındaysanız Burgermeister’ı tercih etmelisiniz.  


Burgeramt 

Berlin hakkında uzun uzadıya konuştuktan sonra Berlin gezilecek yerleri detaylıca keşfetmek isterseniz tıklayın. :)