Buda ve Peşte'nin Keşfetmeye Değer Yerleri

Budapeşte'de Şehir İçi Ulaşım ve Dikkat Etmeniz Gerekenler

Budapeşte'de toplu ulaşım ağı oldukça gelişmiş. Şehir içinde bir yerden bir yere, birbirine entegre  metro, otobüs, tramvay ve troleybüs ile ulaşabilirsiniz. 

Budapeşte'de Toplu Taşıma Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Şehir İçi Ulaşım Fiyatları

Günlük ulaşım kartları alabileceğiniz gibi, ücretsiz toplu ulaşım ve müzelere giriş kolaylığı sağlayan turist kartları da gezi sırasında tercih edilebilirsiniz.Turist kartlarına aşağıda belirttiğim fiyatlara sahip olabilirsiniz.

-24 Saatlik Budapeşte Turist Kartı: 6490 HUF

-48 Saatlik Budapeşte Turist Kartı: 9990 HUF

-72 Saatlik Budapeşte Turist Kartı: 12990 HUF

-96  Saatlik Budapeşte Seyahat Kartı: 15990 HUF

-120 Saatlik Budapeşte Turist Kartı: 18990 HUF

Eğer ben müze filan istemem, sadece toplu taşıma kullanacağım derseniz onun fiyatları ise:

-24 Saatlik Budapeşte Seyahat Kartı: 1650 HUF

-72 Saatlik Budapeşte Seyahat Kartı: 4150 HUF

-7 Günlük Budapeşte Seyahat Kartı: 4950 HUF

Ulaşım Kartlarını Nereden Alabilirsiniz?

Bu kartları havalimanından veya şehir merkezlerindeki BKK istasyonlarından nakit veya kredi kartı ile satın alabilirsiniz.

Havalimanına Ulaşım

Havalimanına ulaşım ise şehir merkezinden 900 HUF karşılığında 100E numaralı otobüs ile yapılıyor.

100E numaralı otobüsün durakları ise Kalvin ter, Astoria M, Deak Ferenc ter.

 

 

 

Şehir İçi Ulaşım Saatleri

Raylı sistem hizmeti 23.30'da sona eriyor; fakat bu saatten sonra gece otobüsleri vardiyayı devralıyor. Gündüz ulaşımı kadar sık olmasa da ortalama on beş dakikada bir otobüsler kalkıyor.

Havalimanına Gidiş Öyküsü

Gelelim benim talihsizliklerle dolu havalimanına gidiş öyküme.  Olacaklardan habersiz bir şekilde pastanede afiyetle dobos tortamı yedikten sonra hostele doğru yol aldım. Saat 12.15. Hostele koşar adımlarla gittim. Hemen valizimi aldım ve check out için resepsiyona ulaştım; bu arada uçağım 1.30'da kalkıyor. Koşar adımlarla otobüs durağına gittim. Görevli on dakikada bir havalimanına otobüs olduğunu belirtiyor. Otobüs geldiğinde günlük kartımla otobüse binmeye çalıştım; fakat görevli eliyle durdurdu ve bu kartla havalimanına gidemeyeceğimi, ilerideki gişeden bilet almam gerektiğini söyledi. Hemen gişeye gittim ve bilet için sıraya girdim. Sıra bana geldiğinde elimdeki 10 euroyu görevliye uzattım ve havalimanı için bilet istedim. Görevli sadece forint geçtiğini söyleyince ben ikinci şoku geçirdim. Çünkü Budapeşte'ye gelirken euro ve kredi kartı kullanırım düşüncesiyle paramı forinte çevirmemiştim. Sanırım gezi boyunca yaptığım en büyük hata bu oldu.

"Kredi kartı geçerli mi, uçağı kaçıracağım!" Görevli yineliyor: " Sadece forint geçerli. Beş dakika mesafede exchange ofis var. Orada paranızı dönüştürebilirsiniz." Koşarak exchange ofise gidiyorum. Yol üstünde bir taksici gördüm. " Havalimanına ne kadara götürürsünüz?" Taksici terminal 1 mi yoksa 2 mi diye soruyor. Soru çalışmadığım yerden geldi. Cevabını bilmiyorum, elektronik bilette de belirtmiyor. Firma ismini söyleyince terminal 2 dedi ve orasının uzak olduğunu, 40 eurodan aşağı götüremeyeceğini söyledi. Neyse ben bu fiyatı çok pahalı bulduğum için exchange ofise doğru yol almaya devam ettim.

Orada hemen 50 euroyu bozdurdum. Koşar adımlarla otobüse yetişeyim derken durakta bekleyen otobüs kalktı. 10 dakika daha beklersem kesin uçağı kaçıracağım. Yine gittim taksiciye. Sıkı bir pazarlığın ardından 33 euroya anlaştık. Tabii artık euro da yok, hepsini bozdurduk. Atladık taksiye gidiyoruz. Taksici yarım saat sürer dedi; neyse ki valizim yok. Bu durumda havalimanına ucu ucuna yetişebileceğim .Yolda giderken taksici nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu söyleyince başladı anlatmaya. Türkiye çok büyük devlet, sizin ordunuz çok kuvvetli, refah seviyeniz çok yüksek vs. vs... İçimden gerçekten de öyle miymiş diye geçirmeden edemedim tabii. Sağolsun taksici abi beni yarım saatten de önce havalimanına yetiştirdi. Ben geç kaldığımı düşünürken uçağın rötar yaptığını öğrenmem ile birlikte büyük bir ferahlık yaşadım.

Siz siz olun Budapeşte'ye giderseniz bu yaşadıklarımı aklınızda bulundurun.

6 Saatte Buda'yı Keşfetmek

Suşehri denince aklıma hep Sivas gelirdi. Ta ki Budapeşte'nin Buda yakasına gidene kadar. Yalnız ufak bir fark var: Burası Suşehri değil, Su Şehri. Budapeşte'nin en yeşil, en huzur dolu yakası olan Buda için yaklaşık altı saat ayırabildim. Vakit çok kısa ama, Tuna'nın Buda yakası beni çok heyecanlandırıyor. Zincir Köprüsü'nden on altı numaralı otobüse atladım ve tepelere doğru yol almaya başladım. Yukarı çıktıkça hareketlilik artıyor. Belli ki bir şeyler var orada. Artık yeter deyip iniyorum Donati Utca Durağı'nda. İndiğim yer adeta bir stüdyo gibi. Herkes yarışırcasına poz veriyor. 

1

Meydana doğru ilerliyorum. Yine karşımda bir sanat eseri...

Matthias Kilisesi

Kilise görmekten bıkmadın mı, diye kendi kendime soruyorum; fakat bu kilisede başka bir şey var, onu da hissedebiliyorum. Kilisenin tarihini yabancı bir kaynaktan üstünkörü okuyorum. Gözüme ilk  çarpan şey:  "Ottoman Turks". Hatta ayrı bir başlık dahi atılmış: "The Turkish Occupation: Mosque from Church". Hislerimin karşılıksız olmadığını anlamıştım zaten. Bu kilisede bir şey var.  Kilisenin gerçekten köklü bir geçmişi var.

1015 yılında Macar Kralı Aziz Stephen tarafından yaptırılan kilise, 1241 yılında gerçekleşen Moğol saldırıları sonucu yerle bir olmuş. 13. yüzyılın sonları ve 14. yüzyılın başlarında ise, ülkenin başına geçen ve Macaristan Krallığı’na altın çağını yaşatan Kral Matthias tarafından baştan yaptırılmış.  Bu arada önemli bir noktaya değinmek gerekiyor, kilise 19. yüzyıla kadar Meryem Ana Kilisesi olarak anılmış.

1541 senesinde Buda'nın Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesinin ardından Meryem Ana Kilisesi camiye çevrilmiş.  1686 yılında Budapeşte'nin kaybedilmesi sonucunda  barok tarzda tekrar restore edilmiş. 1896 yılında ise kilise son halini almış. Mimar Frigyes Schulek, kaybolan gotik unsurları tekrar ortaya çıkarmış ve kiliseye hayranlık uyandıran son halini vermiştir. Kiliseye giriş fiyatları yetişkinler için 1500, öğrenciler için ise 1000 HUF.

Yine aynı meydanda barok tarzda yapılmış Trinity Anıtı yer alıyor. 1691 yılında yayılan bir veba sonucu hayatını kaybedenlerin anısına yapılmış. Yine Buda tarafında görülmeye değer yapılardan bir tanesi.

Balıkçılar Tabyası

Az ileride meşhur Balıkçılar Tabyası'nı görüyorum. Matthias Kilisesi'ne son halini veren Mimar Frigyes Schulek'in müthiş yapıtlarından bir tane daha. Bu yapı yedi adet kuleden oluşuyor. Birçok yapıda olduğu gibi burada da sayılara anlam yüklenmiş. Yedi kule, ülkeyi kuran yedi adet kavmi temsil ediyor. Şunu söylemeliyim ki,  Balıkçılar Tabyası'ndan Peşte'nin muhteşem manzarasını seyretmezseniz geziniz boşa gitmiş demektir. Balıkçılar Tabyası'na giriş yetişkinler için 1000, öğrenciler için ise 500 HUF.

Gellert Tepesi

Balıkçılar Tabyası'nın ardından Gellert Tepesi'ne gitmek üzere yola çıkıyorum.  Türklerin Gürz Elyas olarak adlandırdığı Gellert Tepesi, 235 metre yüksekliğe sahip ve Tuna Nehri'ne bakıyor. Burada şehri panaromik olarak seyretme fırsatı bulabilirsiniz. Ayrıca tepe, Unesco Dünya Mirasları Listesi'nde yer alıyor. Gellert Tepesi'nde, 1851 yılında Avustralyalılar tarafından inşa edilmiş bir kale de bulunuyor.  Tuna  Nehri'ni ve rengarenk evleri izleyerek aşağı doğru iniyorum. Buda yakası fazlasıyla yeşil  ve huzur dolu. Manzara ise enfes.

Birazcık photoshoptan kimse ölmemiş :)

Herkes gibi ben de büyüleyici manzarayı arkama alıp fotoğraf çekme telaşındayım. Bu sırada yaşlı bir teyze yanıma gelerek benden yanındaki arkadaşıyla birlikte fotoğrafını çekmemi istedi. Fotoğrafı çektikten sonra nereli olduğumu sordular. Türk olduğumu söyleyince "Perfecto, İstanbulte, Warte"... Aksanlarından İtalyan olduklarını anlamak zor olmadı. İkisi de hararetli bir şekilde bir şeyler anlatmaya başladılar; ama yüzde on İngilizce, yüzde doksan İtalyanca. Haliyle onları anlamakta güçlük çektim. Sonra telaşlarının sebebini anladım. Bana on dakikadır anlatmaya çalıştıkları şey, bu iki tatlı teyzenin İstanbul'a gitmek istedikleri fakat sözde savaştan dolayı gidemedikleri. Onlara savaşın 1453 yılında bittiğini söyleyince uzun bir sessizlik oldu ve ardından utangaç bir kahkaha... Onlara ülkemizin güvenilir olduğunu ve bir çekinceleri olmaması gerektiğini anlattım ve oradan ayrıldım.

Ülkeme turist kazandırmış olmanın verdiği gururla aşağı doğru inmeye devam ediyorum. Arkamda sürekli beni takip eden birisi var. Uzun bir süredir ensemde. Hafif bir durup arkama baktığımda biraz daha yanaştı. Derdi fotoğraf çekilmekmiş. Onu kıramıyorum. Fotoğrafını çektikten sonra yoluna devam ediyor.

Peşte tarafında kalacağım otele doğru yürümeye devam ediyorum. Kilometrelerce yürümeme rağmen, Buda'nın güzelliğinden olsa gerek, yorgunluğumu hissetmiyorum.

Zincir Köprüsü'nü geçtikten hemen sonra bir kalabalık görüyorum. Kalabalık görünce dayanamayıp olay yerine intikal eden sıradan bir Türk gibi, ben de mevzunun olduğu yere doğru yol alıyorum. Kalabalık içerisinde bardakla müzik yapan bir abi beliriyor. Adeta Mozart'tan kesitler sunuyor. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bir saatten fazla kalmışım orada.

Budapeşte'de sokak sanatçıları o kadar güzel müzik yapıyorlar ki onları dinlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Budapeşte'de sıkılma şansınız düşük, ama yine de sıkılırsanız çıkın sokağa ve sokak sanatçılarına kulak verin. Burada uzun bir süre bekledikten sonra bir şeyler yemek için yol aldığımda, Tuna Nehri'nin hemen kenarında müzik yapan bir baba oğul görüyor ve istemsiz olarak duruyorum. Aralarındaki müthiş uyum görülmeye değer.

Tekne Turu

Sırada, tekne turlarının en efsanesi. Budapeşte'ye geldiyseniz, gece tekne turu yapmadan dönmemelisiniz. Tuna Nehri'nden, Parlamento Binası'nın ışıklandırılmış halini görmek gerçekten paha biçilmez. Saat 21.00 ve 22.00 tekne turu için en ideal zaman. Tekne turunun kişi başı fiyatı 9 euro. Her ne kadar çektiğim fotoğraf manzaranın güzelliğini yansıtmasa da siz dediklerime kulak verin.

Altı saat gibi kısa bir zamanda bu kadar yeri gezmek çok yorucu olsa da, güzel anılarla Buda gezimi tamamlıyorum.

Peşte'de Mutlaka Görmeniz Gereken 8 Yer

Bratislava'da geçen yoğun bir günün ardından ertesi sabah saat 7.00'ye  alarmı kuruyor ve derin bir uykuya dalıyorum. Sabah alarm sesiyle birlikte Almanca bir homurtu... Muhtemelen bana küfür ediyorlar. Yediğim Halusky'nin tadı hala damağımda.  10 yılı Gaziantep'te geçmiş biri olarak aklımda lahmacun yerine halusky olması beni korkutuyor. Sözde, hostelin benim için özel olarak hazırladığı kahvaltıyı almaya gidiyorum. Dolabı açıyorum. Karşımda üzerinde ismimin yazılı olduğu bir gofret.

Bu özel kahvaltı için hostele teşekkürlerimi sunup çıkıyorum yola. Saat 8.30'daki otobüsüme yetişmek için koştur koştur gidiyorum terminale. Terminale vardığımda yolun karşısında bir büfe görüyorum: Bingöllü Döner Kebap. Gofretin beni kesmesi mevzu bahis dahi olamaz. Gidiyorum döner yemeye sabah sabah. Merhaba merhaba ayak üstü kısa bir sohbetin ardından abla soruyor sarımsak sosu ister misin diye. Sindirim sistemimde yaratacağı tahribattan habersiz bir şekilde sırıtarak "Evet evet" diyorum. Döneri yedik ve otobüsümüze bindik.  Yıllardır hayalini kurduğum Budapeşte'ye gidiyor olmanın verdiği heyecanla birlikte, zihnimdeki Parlamento Binası ve " The Grand Budaphest Otel" filminden kesitler eşliğinde etrafımı seyrederek  yolculuğuma devam ediyorum. Zorlu geçen iki buçuk saatin ardından Budapeşte'ye varıyorum. Her yere ilk gittiğimde yaşadığım şey oluyor, sincap gibi yarım saat sadece etrafıma bakıyorum. Şoku atlattıktan sonra gidiyorum yol sormaya. " Sorry, where is bus station?". Aldığım cevap " Go,go,go". Kaldık yine bir başımıza.  En sonunda durağı buldum ve otobüsle hostele doğru yol aldım.

Hostele vardığımda  saat 12.00 civarıydı. Görevli 15.00'ten önce check in yapılamayacağını söylese de benim duş almadan ayrılmaya niyetim yoktu. Sıkı bir pazarlığın ardından görevli pes etti ve beni içeriye almak zorunda kaldı. Eşyalarımı yerleştirip duş aldım. Budapeşte'nin kolay lokma olmadığı belli. Bu yüzden çok vakit kaybetmeden çıkıyorum yola.

Budapeşte'ye Gitmeden Önce Bilmeniz Gerekenler

Budapeşte; köklü tarihi, hayranlık uyandıran mimarisi, düzeni ve temizliğiyle şüphesiz Avrupa'nın en güzel şehirlerinden. Bu güzel şehrin bir buçuk asır Osmanlı hakimiyetinde kaldığını öğreniyorum. Tabii o zamanlar Budapeşte diye bir şehir yok. Budin(Buda) ve Peşte ayrı şehirlermiş. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1526’da fethedilen Budin ve Peşte, bir buçuk asırlık bir Türk hakimiyetinden sonra 1686’da kaybedilmiş. 17 Kasım 1873 yılında Zincir Köprüsü'nün inşa edilmesiyle iki şehir birbirine bağlanmış ve Budapeşte olarak adlandırılmıştır. Su ve ateşin şehri olarak da biliniyor; Buda su, Peşte ateş anlamına geliyor. 

Budapeşte buram buram canlılık ve sosyallik dolu bir şehir. Özellikle Peşte tarafında bunu hissedeceksiniz.

Buda ve Peşte arasında ne fark var diye sorarsanız, Buda; huzur, sessizlik ve yeşillik;  Peşte ise eğlence, hareketlilik ve  canlılık olarak tanımlanabilir. Sen de tarafını seç.

Bu yazımda da size Peşte'den bahsedeceğim.

Macaristan, Avrupa Birliği üyesi bir ülke olmasına rağmen para birimi olarak euro değil forint kullanılıyor. 1 TL yaklaşık 53 HUF (Hungarian Forint). Slovakya'da olduğu gibi burada da her yerde kredi kartı geçerli değil. Bu sebeple paranızı forinte dönüştürmenizde fayda var. Ben maalesef euro ve kredi kartına güvenerek forint almadım ve bu yüzden başıma gelmeyen kalmadı. Başıma neler geldiğini daha sonra detaylı bir şekilde anlatacağım. Sıra geldi Budapeşte'de nereleri gezmeniz gerektiğine:

1-Aziz Stephen Bazilikası(St. Stephen's Basilica)

Budapeşte'deki en devasa yapılardan biri olan Aziz Stephen Bazilikası'nın yapımı 52 yılda tamamlanmıştır.8500 kişilik kapasitesi bulunan bazilika, 96 metre yüksekliği ile Parlamento binası ile birlikte Budapeşte'nin en yüksek yapısı konumundadır. Burada düzenli olarak org konserleri de verilmektedir. Kilisenin içerisine girmek 200 HUF ( Yaklaşık 4 TL). Dilerseniz 364 basamak çıkarak Bazilikanın tepesinden şehrin düzenini, temizliğini ve korunmuş tarihini daha iyi gözlemleyebilirsiniz. Giriş Ücreti 1200 HUF yani yaklaşık 23 TL.

2-Dohany Sokağı Sinagogu (Dohány utcai zsinagóga)

Avrupa'nın en büyük ve dünyanın beşinci büyük sinagogudur. Bu sinagog Neolog Tahdiliği'nin merkezidir. 3000 kişilik kapasiteye sahip bu sinagog AB tarafından koruma altına alınmıştır. Sinagog, 1854 ile 1859 yılları arasında Moor stiliyle inşa edilmiştir.

3-Zincir Köprüsü (Széchenyi Lánchíd)

Buda ve Peşte yakalarını birbirine bağlayan, adeta şehrin sembollerinden olmuş Zincir Köprüsü'nün yapımı 1849 yılında İngiliz mühendis William Clark ve İskoç mühendis Adam Clark tarafından tamamlanmıştır. 

1945'de köprü Almanlar tarafından bombalanmış ve ayakları dışında tamamen yıkılmış. Tadilatın ardından 1949 yılında tekrar kullanıma başlanmıştır.

4-Ayakkabılar Anıtı (Cipok a duna-parton)

Tuna Nehri kıyısında dolaşırken ayakkabı heykelleri dikkatimi çekiyor. Bu heykellerin görüntüsü kadar hikayesi de çok ilginç ve bir o kadar da trajik . İkinci Dünya Savaşı sırasında bir kış günü Naziler Budapeşte'ye geliyor ve buradaki Yahudileri Tuna kıyısında kurşuna diziyorlar. Kurşuna dizmeden önce ise kunduralarını çıkarmalarını istiyorlar. Çünkü o zamanlar hava çok soğuk ve kundura zor bulunan bir şey!

Bu etkileyici eseri gördükten sonra ben de " Vay be elin adamı ne güzel düşünmüş" diye geçirdim içimden fakat işin aslı öyle değil. Bu anıt bir Türk tarafından dizayn edilmiş. 2005 yılında hayata geçirilen bu proje, Can Togay tarafından tasarlanmış ve Macar heykeltraş Gyula Pauer tarafından heykelleştirilmiştir.

5-Parlamento Binası (Országház)

Budapeşte'de her bina adeta bir sanat eseri; fakat Parlamento Binası sanat eserinin de ötesinde. İnternette yıllardır gördüğüm bu masalsı yapıyı dünya gözüyle görmek  beni farklı dünyalara götürdü. Özellikle Tuna Nehri'nden Budapeşte Parlamento Binası'nı gördüyseniz, başka bir manzaranın sizi etkilemesi çok kolay olmayacaktır.

Neo-Gotik mimarinin muhteşem bir örneği olan Parlamento Binası'nın yapımına 1885 yılında başlanmış ve 1902 yılında tamamlanmıştır. Bu yapının yüksekliği de  yukarıda bahsettiğim St. Stephan Bazilikası gibi 96 metre. Şehirde gezerken farketmeniz çok mümkün değil; fakat Budapeşte kendi içerisinde şifreler barındırıyor. Şehrin en yüksek iki yapısı olan Parlamento Binası ve St. Stephan Bazilikası din ve devlet işlerinin eşitliğini sembolize etmek için aynı yükseklikte tasarlanmıştır. Ayrıca Budapeşte'nin en yüksek iki yapısı konumunda bulunuyorlar. 96 metre olmalarının da bir sebebi var elbette.  96 rakamı ile Macaristan'ın kurulduğu 1896 yılına ve Macaristan Krallığı’nın 896’daki fethine atıfta bulunuluyor.

691 odası ve 20 kilometre merdiveni bulunan Parlamento Binası, dünyanın en büyük üçüncü parlamento binası ünvanına sahip. 

Binaya giriş ücretleri Avrupa Birliği vatandaşları için 3200(61 TL), Avrupa Birliği vatandaşı olmayanlar için ise 6400 HUF (Yaklaşık 122 TL). Öğrenciler için ise bu fiyat yarıya düşüyor. Tüm detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

6-Terör Evi Müzesi (House of Terror)

Her ne kadar ismi kulağa pek hoş gelmese de, Macaristan'a acı dolu anılar yaşatan Sovyet ve Nazi işgalleriyle ilgili çarpıcı detaylar sunan bu müze, Peşte'de görmeye değer yerler arasında yer alıyor. Giriş ücreti yetişkinler için 2000, öğrenciler için 1000 HUF.

7-Kahramanlar Meydanı (Hösök Tere)

Köklü bir geçmişe sahip  Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de Macar tarihinin önemli liderlerinin heykellerinin bulunduğu Kahramanlar Meydanı'nı ziyaret etmeden gitmek olmaz.

Kahramanlar Meydanı'nın hemen arkasında muhteşem bir park yer alıyor. 

Városliget Parkı da Kahramanlar Meydanı gibi Macaristan'ın fethinin bininci yılı anısına  yapılmıştır. Anıtın açılışı 1896 yılında yapılmış ancak tam anlamıyla bitişi 1929 yılında gerçekleşmiştir.

 

Meydan içerisinde yer alan Milenyum Anıtı,  Anıtın kuzeyinde yer alan Güzel Sanatlar Müzesi ve  Güzel Sanatlar Müzesi'nin karşısında yer alan Sanat Sarayı da görmeniz gereken yerler arasında.Kahramanlar Meydanı'na 1896 tarihinde açılmış olan dünyanın en eski üçüncü metro hattı olan M1 ile ulaşmanız mümkün. 

8-Büyük Market (Nagy vásárcsarnok)

Yapımı 1897'de tamamlanan Büyük Market, Budapeşte'de en yoğun alışverişin yapıldığı yerdir. Her ne kadar İkinci Dünya Savaşı sırasında ağır hasar alsa da 1990'ların ortalarında yapılan restorasyonla birlikte  şehrin en önemli cazibe merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Giriş katında daha çok taze meyve sebze satılan gıda bölümü bulunuyor. Bizim pazar yerlerini andırsa da alışık olduğumuz pazar kültüründen biraz uzak. "SSK doktoru gibi uzaktan bakma, gel abla geel!","Çakı çakmak ayna tarak çek bıraaakk" gibi ülkemizde klişeleşmiş pazarcı sloganları atan veya kolunuzdan çekiştiren satıcılar burada yok. Sakin sakin alışverişinizi yapıyorsunuz.

Üst katında ise turistlere yönelik hediyelik eşya dükkanları bulunuyor.

Büyük Market'e çalışma saatleri içinde gitmekte fayda var.

Çalışma Saatleri 

·         Pazartesi: 06:00 – 17:00

·         Salı – Cuma: 06:00 – 18:00

·         Cumartesi: 06:00 – 23:00

·         Pazar: Kapalı