"Kolombiya'da Karayipler'de Kamp: ""Tayrona Milli Parkı"", Santa Marıa"

Santa Marta’nın 34 km kuzeyinde bulunan park; Kolombiya’nın en önemli ekolojik rezerv alanı olmakla birlikte kamp alanları, bakir plajları ve tropikal ormanları ile en çok ziyaret edilen parklarından biridir. Kolombiya gezimizin merakla beklediğimiz bölümü bu parktı ve hatta gezinin ana amacı burasıydı. Parkı doğal güzelliği bozulmadan görmek ve deniz-plaj-doğa-kamp ortamını bir an önce yaşamak için can atıyorduk. Santa Marta’ya gelir gelmez hemen ertesi gün sabah erken saatteki otobüsle gitmeye karar verdik. Büyük çantamızı kaldığımız hostelde bırakarak 2 gün boyunca bize yetecek kadar eşyamızı sırt çantalarımıza koyup yola düştük.

Tayrona Milli Parkı’na giden otobüsler, Carrera-11&Calle-11’den kalkıyor ve sabah 7.00’de servise başlayıp her yarım saatte bir hareket ediyor. Fiyatı kişi başı 5000 Cop. “Palomino” otobüslerine binip “El Zoino”da iniliyor. Sabah 8.00’deki otobüse bindik ve bindiğimiz otobüs oldukça eskiydi. Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra parkın girişine vardık, şoförleri hızı seviyor. Şoföre parkın girişinde ineceğinizi hatırlatırsanız iyi olur. Bizimle birlikte turist olarak sadece bir çift daha vardı ve İspanyolca-İngilizce bildikleri için bize yardımcı oldular.

Park Giriş Ücreti: Turistlere 36,500 Cop. Ödemeyi sadece nakit yapabiliyorsunuz ve ödeme sırasında pasaportunuzu görmek istiyorlar. Parka girdikten hemen sonra sağda araba ile gidilebilecek en son noktaya kadar giden minibüsler var ve her 20 dakikada bir hareket ediyor. Eğer park içinde de yürüyecekseniz binmenizi tavsiye ederiz, en az 45 dakika kazanırsınız. Ücreti kişi başı 2000 Cop.

Parkın girişindeki minibüslere binerek son durağa kadar gittik, parkı yürümek istemezseniz biraz ilerisinden at veya eşek kiralayabiliyorsunuz. Parkın içinde yürümeyi planladığımız için öndeki grubu takip ederek yürümeye başladık. Kaybolmak neredeyse mümkün değil, hangi plaja ne kadar kaldığını gösteren 1-2 tabela koymuşlar. Yol boyunca yük taşıyan başıboş at ve eşeklerle karşılaştık, yolu bildikleri için kendi hallerinde gidiyorlar. Ama yolun bazı bölümleri o kadar dar ve inişli çıkışlı ki her an üstünüze doğru gelen bir grup ile karşılaşabilirsiniz, dikkatli olmakta fayda var.

At pisliklerinin kokusu eşliğinde ve fotoğraf çekme molaları ile 1 saatlik yolculuk sonunda Arrecifes kamp alanının olduğu bölgeye vardık. Restoranında tropikal meyve karışımından oluşan “Lulo” isimli meyve suyumuzu içip biraz enerji topladıktan sonra yolumuza devam ettik. Arrecifes’de denize girilmesi tavsiye edilmiyor. 2011 yılında 100 kişi boğulmuş. Ama dev dalgaları ve uzun eşsiz plajı ile muhteşem manzaraya sahip.

Upuzun plajı geçerek 20 dakikalık yürüyüş sonunda yüzmek için en ideal plajlarından biri olan La Piscina plajına varıyoruz. Ufak bir restoranı var, taze yağda kızartılmış balıklar ile diğer yiyecek ve içecek seçeneklerini de bulabilirsiniz.

5 dakika daha yürüdükten sonra Aranilla plajına varıyoruz, buradan da 20 dakika orman içinde yürüyüşten sonra Cabo San Juan kamp alanının olduğu bölgeye vardık. Toplamda bütün yürüyüşün hiç durmadan 1,5 saat sürdüğünü okumuştuk ama yüklerinizle birlikte ilk seferde 2 saat kadar sürüyor.

Cabo San Juan’da kalmayı düşünüyorsanız kampın girişinde çadır ve hamak kiralama işlerine bakan görevli var. Hemen yanına gidip yer olup olmadığına dair bilgi almak istedik. Kolombiya gezimiz boyunca en kaba, suratsız, ilgisiz Kolombiyalı ile tanışma şerefine de burada erdik. Çadır kiralayacağımızı söylediğimizde kişi başı 25,000 Cop olduğunu ve değerli eşyalarımızı koymak için güvenlik dolaplarının olduğunu söyledi. Arkasından gelen “yanımızda kilit olup olmadığı” sorusu karşısında ise bir anlık şok yaşadık. Yanımızda kilit olmadığı için ne yapsak diye düşünmeye başladık ve çaresizliğimiz karşısında görevli resmen zevk alıyordu. Bir süre bizi seyrettikten sonra kamp alanındaki restoranın yanında market olduğunu ve orada kilit satıldığını söyledi. Para bozdurabileceğimiz bir yer var mı diye sorduğumuzda büyük zevkle 1500 Cop’tan doları bozabileceğini söyleyince en iyisi tadımızı kaçırmadan bir an önce kamp alanına gidip çadırımıza yerleşip kendimizi plaja atmaya karar verdik.

Kamp girişinde görevli yine pasaportlara bakıyor ve ayrıca bir deftere isminizi, uyruğunuzu, nereden geldiğinizi ve nereye gideceğinizi yazıyorsunuz. Deftere isimlerimizi yazarken 1-2 sıra üstte Türk isimleri gözümüze takıldı. 1 gün önce Türk bir grup gelmiş, ne güzel tesadüf. Deftere isim yazma faslı bittikten sonra ilk işimiz marketten 9000 Cop karşılığında kilit almak oldu ve değerli eşyalarımızı dolaplara kilitleyip plaj ile kucaklaştık. Cabo San Juan’ın, parkın en güzel plajına sahip olduğunu okumuştuk ama geldiğimiz dönemden mi bilmiyoruz deniz çok dalgalıydı. Su ise ılık ve tuzluydu. Medeniyetten uzak, dalga sesleri ve eşsiz doğa ile baş başa kalınca bütün olumsuz yaşadıklarımızı unutmuştuk bile. Ta ki akşam olup hava kararına kadar…

Bütün günümüzü plajda dinlenip denize girerek geçirdik. Plajdaki dev kayaların üstündeki hamaklı teras ise geceyi geçirmek için en ideal yerlerden biri gibi duruyordu. Plajda Türk arkadaşlar ile tanışma fırsatımız oldu, akşamüzeri Taganga botu ile ayrılacaklardı. Tanıştığımız “Vamoss Travel”ın kurucuları Selin ve Arda’nın Cusco-Peru’da yaşama düşünceleri, buradan kişiye ve gruplara özel Güney Amerika organizasyonları yapma planları ise en az onlar kadar bizi de heyecanlandırdı. Bu iki güzel insanla umarız bir turlarında birlikte olma fırsatı yakalarız.

Yorucu bir günün ardından derme çatma duş alanında duşlarımızı aldıktan sonra akşam yemeğine hazırdık. Restoran belli saatlerde açık oluyor ve yemek siparişi için önce sıraya giriliyor. Sırada beklerken menüyü elimize aldık ama İspanyolca olduğu için yiyecek bir şeyler seçmekte zorlandık. Kendi aramızda Türkçe konuşurken öndeki bayanın dönüp İngilizce olarak Türk müsünüz sorusu karşısında bir an irkildik. Meğerse Isabelle Almanmış ve Türkçe’ye dil olarak alışkın hatta daha sonra eski erkek arkadaşının Türk olduğunu öğrendik. Yanındaki erkek arkadaşı ise Almanya’da yaşayan Kolombiyalı Christian ile tanıştık ve bize sipariş konusunda yardımcı oldular. Siparişlerden sonra herkes kendi masasına oturdu ve bu arada gök gürültüsü eşliğinde aniden şiddetli bir yağmur başladı. Hemen kayaların arkasında bir yıldırımın düştüğünü gördük, tepedeki hamaklarda kalmadığımıza şükrettik.

Açık alandaki restoranın her tarafından yağmur suları akmaya başladı, hepimiz restoranın ortasında toplanmaya başladık. Isabelle ve Christian, oturdukları masa kuru olduğu için bizi yanlarına davet etti. O sırada çok yakınımıza ormanın içine bir yıldırım daha düştü. Herkes panik halde fırtınanın dinmesini beklemeye başladı. Neyse ki yemeklerimizi yedikten sonra yağmur yavaşlamaya başladı. Bu sırada tabii ki her yer batak vaziyette ve çadırların durumu merak ediliyor. Hemen çadırları kontrol ettik ve birçok çadırın içlerinin ıslanmış olduğunu ve bizim çadırın da yatılamayacak durumda olduğunu gördük. Görevli kimse yok, olsa da İspanyolca olarak derdimizi anlatma şansımız yok. Isabelle ve Christian’ın tavsiyesi hamak oldu ve bir görevli bulup derdimizi anlattılar. Boş iki hamak ayarladılar ama bu sefer de hamaklardan biri ıslak diğeri nemli çıktı. Ne yapalım derken herkes yavaş yavaş restorandan ayrılmaya başladı ve eşimle biz tek başımıza kaldık. Geceleri plaj yengeçlere kalıyor hani havlumu atayım biraz kestireyim deme şansınız da yok. Bir taraftan da hava iyice serinlemeye başladı, yanımıza yağmurluklarımızı almadığımıza pişman olduk. Birkaç saat de olsa uyuyabilirsek diye hamaklarımıza geri döndük ve havlularımıza sarılıp uyuduk. Sabah gün doğmadan kalkmıştık direkt kendimizi plaja attık ama yengeçler henüz plajı bize bırakmamıştı. Denizi biraz daha bozulmuş, dalgalı ve yosunlu görünce, üstüne üstelik hava kapalı olunca ikinci geceyi geçirmemeye ve Santa Marta’ya geri dönmeye karar verdik. Aynı şekilde bir gece daha geçirme olasılığını bile göze alamadık.

Dönüş yolunda tanıştığımız Avustralyalı Jack ve Kanadalı Emily “Don Pedro” kamp alanında kalmışlar ve Cabo’da yaşadığımız sıkıntıyı yaşamamışlar. Dönüş yolu daha kısa ama daha bata çıka ve daha yoğun hayvan pisliğinin etkisi altında geçti. Aranilla ve La Piscina’da da denize girip tadını çıkartmaya çalıştık.

Günübirlik Santa Marta’dan gelip gitmenin pek etkili olacağını sanmıyoruz, özellikle yürüyecekseniz zamanınızın büyük çoğunluğu yürüyüş ile geçer. Bazıları Santa Marta’dan ilk otobüs ile gelip 16.30 gibi Taganga’ya kalkan bot ile geri döndü. Ama dalgalarla boğuşarak giden bir bota ne kadar cesaret edilir bilemeyiz. Dönüş için bot fiyatı 45,000 Cop. Taganga’dan yine botla gelme şansınız var ve parkın giriş ücretini ödemiyorsunuz ama bunu hesaba katıp bot fiyatını yüksek tutmuşlar. Parka geldiğiniz dönem çok önemli, yağmurlu sezonunda hem kalmak zor hem yürümek hem de bota binmek… Santa Marta’ya döndüğümüzde o gün akşam da yağmur yağdı ve kalmayarak en doğru kararı vermiş olduğumuza sevindik. Ama Kolombiya’ya tekrar yolumuz düşerse kesinlikle tadı damağımızda kalan bu parka yağmur olmayan bir dönemde yeniden gelmek isteriz.

Cabo San Juan’daki restoranda balık tabağı 20,000-23,000 Cop arası, büyük su 5000 Cop, et tabağı 15,000 Cop, bira 4000 Cop. Kamp olarak daha kalabalık, ortamı sıcak, plajı daha uzun…

Bütün fotoğraflar için web sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. http://ayferonurseyahatnamesi.com

Tavsiyeler:

  • Kesinlikle yanınızda sivrisinek kovucusu ve böcek sokmalarından sonra sürmek üzere kremlerden bulundurun. Akrep veya yılan tarzı tehlikeli bir canlı ile karşılaşmadık.
  • Güneş koruyucusu getirmeyi unutmayın.
  • İspanyolca sayıları ve bazı günlük kelimeleri bilmekte fayda var.
  • Parkın giriş ücreti nakit ödeniyor ve döviz bozmuyorlar. Girişte turistlerden pasaport istiyorlar.
  • Ağustos 2012 Döviz Kuru : $1 = 1800 COP (Colombian peso) Fakat parkın içindeki kamp alanlarında para bozarlarsa 1500 COP teklif ediyorlar. O yüzden yanınızda kalacağınız süre boyunca yetecek nakidiniz olursa iyi olur.
  • Kamp alanlarında kalacaksanız yanınızda kilit bulundurun, değerli eşyalarınızı koymak için dolaplı oda yapmışlar ama kilitleri yok. Yanınızda yoksa Cabo San Juan kamp alanının marketinde satılıyor aklınızda bulunsun.
  • Yağmur dönemine denk gelmişseniz yanınızda yağmurluk olursa iyi olur.
  • Kamp alanında kullanmak için yanınızda ışıldak bulundurun. Restoran bölümünde ışık var ama kamp bölümünde yok.
  • Yürüyüş için rahat bir çift ayakkabınız olsun. Gidişte hiking dönüşte ise deniz ayakkabılarımız vardı, deniz ayakkabıları ile daha rahat ettik. Bata çıka geldiğimiz için ayakkabıların ıslanması rahatsız etmedi.
  • En azından ilk kamp alanına gelene kadar yetecek, yanınızda su bulundurun.
  • Cabo San Juan’da kalacaksanız çadır yerine hamak kiralamanızı tavsiye ederiz. Burada hamaklar cibinlikli…
  • Kamp alanlarının çoğunda sabun ve tuvalet kâğıdı yok. Cabo San Juan’daki kamp alanında 4 tuvalet ve 4 duş var ve beklentiniz yüksek olmasın.
  • Canevaral’ın biraz ilerisinde parkın girişine giden minibüsler kalkıyor eğer bilmiyorsanız o kadar yolu yürümeyin diyerek taksiler sizi Santa Marta’ya götürmek için kandırmaya çalışıyor. Gelirken müşterileri olup dönüşte boş dönmek istemiyorlar, ona rağmen bizden 80,000 Cop istediler, kabul etmedik. Ancak El Zoino’da yanlış otobüse bindik ve kişi başı 10,000 Cop’a Santa Marta otobüs terminaline geldik. Terminalden de La Brisca Hostel’e 6000 Cop ödedik, yaklaşık 10 dakikalık mesafe. Park ve Santa Marta arası ise taksi ile en fazla 40 dakika sürer ve nasıl kazık atmaya çalıştıklarını düşünün. Ülkenin birçok yerinde bizdeki gibi turist gördüklerini özellikle dil bilmeyen ve pazarlık yapamayanları kazıklamayı seviyorlar, dikkatli olun. Gelirken otobüs 1 saat sürünce yol uzun gibi düşünüyorsunuz ama dönüşteki otobüs çok daha kısa sürede gitti, mesafe uzun değil.
  • Arrecifes’deki kamp alanlarının Cabo San Juan’ın kamp alanından daha iyi olduğunu duyduk. Kiralamadan önce hamakların cibinlikli ve çadırların yağmurdan korunaklı olup olmadığına dikkat edin. Cabo San Juan’daki çadırların üstünü örtmek için siyah naylonlar vardı ama çadırlar yağmur sularını alttan aldılar.
  • Arrecifes’de 1 akşam kalıp Piscina plajında günü değerlendirebilirsiniz. Ertesi günü Cabo San Juan’a yürüyüp geceyi burada geçirebilirsiniz. El Pueblito’ya gitmek isterseniz bir gece daha ekstradan Cabo plajında kalmanızı tavsiye ederiz. 
  • Çadırınızı isterseniz kendiniz de getirebilirsiniz, sadece kamp alanının ücretini ödersiniz.
  • Tatlı severler için Arricifes’deki “La Panaderia”ın çikolatalı, karamelli ekmekleri tavsiye ediliyor.

Ayfer - Onur Öznar