Tadında Gezelim: Denizli

Denizli deyince aklınıza ilk olarak ne gelir? Horoz ve Pamukkale dediğinizi duyar gibiyim. Evet efendim, Denizli’nin horozu, kız seni kimler doğurdu! Ooo, orası Silifke olacaktı, olmadı. Boş verin şimdi siz bunu. Zaten horoz görüp de ne yapacaksınız ki? Alın işte ben size meşhur camdan yapılma horozun heykelinin fotoğrafını göstereyim. Ama daha önemlisi gelin Denizli merkezi gezelim, Denizli gezilecek yerleri keşfedelim ve beraber neler yiyebileceğinizi araştıralım, tadalım.

Denizli de Anadolu’nun karmaşık ve şekilsiz şehirleşmesinden nasibini almış bir şehir. Bu yapıların içersinden sıyrılıp günümüze kadar gelen ve turistik diyebileceğimiz çarşılar, hamamlar, camiler, yine gezilesi yerlerin başında bulunuyor. Keşke şimdiki aklımız, başımıza yıktıklarımızdan daha önce gelseydi de turistler Avrupa’da olduğu gibi, akın akın buraları görmeye gelselerdi. Denizli yeni yerleşim yerlerine doğru açıldığında ise bahçeli evler, parklar ve yürüyüş yolları ile kendini bir nebze affettirmeye ve insanına nefes aldırmaya çabalıyor. Sabah kahvaltısı için isterseniz Denizli Belediyesi2nin 2013 düzenlemesini yaptığı Servergazi tesislerinde buluşalım.

Burası yaz sıcağında bunaldığınızda kaçabileceğiniz serin ve ferah bir mesire alanı olmuş. Çok güzel ve yemyeşil bir yer olarak düzenlenmiş. İster piknik malzemelerinizi alıp gelin ailece bir akşam mangalı yapın, isterseniz de belediyenin tesislerinde standart hizmet (!) (beklentinizi yüksek tutmayın diye böyle yazıyorum) alarak kahvaltı, kahve veya ızgaralar ile gününüzü geçirin. Ben bir kahve içmek için dostlarımla birlikte buraya uğradım ama kahvaltı vaktinde olduğumuz ve yoğun olduğu için bu fotoğrafları sizin için çektikten sonra kahvesiz oradan buradan ayrılıyorum.

Şimdi diyorum ki çarşıları gezelim ve kale içinden başlayarak, Bayramyeri ve çevresini şöyle bir kolaçan edelim. Bayramyeri Çarşı Camii civarında aracımızı park ediyoruz ve cami altındaki incik boncuk ve yöresel kıyafetler satan dükkânlara hanımlarla birlikte gezme gafletinde bulunuyorum. 1-2 saatinizi unutun ve siz onları orada bırakıp en iyisi kendi gezinizi kendiniz yapın derim. Hemen meydanın karşısında bulunan kale içi kapalı çarşılarına girin eski tadında olmasa da yine alışverişin tek tük yapıldığı mekânları gezin. Hiç olmazsa buralar gezmesi kolay ve keyifli mekânlar. Eskiden daha cıvıl cıvıl olduğuna eminim. Şimdi hem turistlerin azlığı hem de ekonomik açıdan insanların alım gücünün düşmesi esnafın işini zorlaştırdığı belli. Bir de bunlara AVM bolluğunu eklersek, Allah esnafımıza kolaylık versin.

Kaleiçi çarşısında epey bir dolaştık ve öğle vakti geldiğine göre haydi buradaki Gazezoğlu Pide’ye gidelim, sizlere esnafın pidecisinde bir kaşarlı yumurtalı pide ile buranın meşhur nostaljik Zafer gazozunu ısmarlayayım. Çıtır çıtır tadı ve bol malzemesi ile bu pideyi beğeneceğinizden eminim. Kapalıçarşı’nın dar sokaklarına konan sandalye masalarda ve beyaz kâğıtlar üzerinde elinizle yiyeceğiniz pideler nefis, afiyet olsun.

Buradan Babadağlılar Çarşısı’na gidip, biraz tekstil alışverişi yapalım. Bakın işte buraya hanımlar ile gideceksiniz. Bu işi onlar daha iyi biliyor, siz yalnızca cüzdanınızı yanınıza almayı unutmayın. Babadağlılar ile ilgili ve neden bu kadar Denizlinin ticaretine damga vurdukları ile çeşitli hikâyeler var. İşte bunlardan birisini size anlatayım. “Babadağ’da yetişenler, dağlık bir yerde bulundukları ve ekecek, dikecek tarlaları olmadığı için mecburen önceleri ekmek parası, daha sonraları da okumak için çocuklarını şehre göndermeye başlamışlar. Şehre gelen fakir çocukta her büyük şehre gelen Anadolu insanının yaptığı gibi azim ve hırsla çalışmak ve evine para göndermek için işlerinde azimli ve sıkı çalışmışlar. Feleğin çemberinde yoğrulan bu insanlar baba parası yemeden daha başarılı olmuşlar, dağın acımasızlığı da kendilerinin bir parçası yaparak, ticarette başarılı olmuşlar. Zaten ticarette acıdın mı, acınacak duruma gelirsin biliyorsunuz, büyük ve doğru bir laf. Mesela Alaşehirliler veya deniz kenarındaki turistik kasabalardaki insanlarımız böyle mi? Onlar babadan, dededen kalan tarla veya bağ bahçeyi işlerler, sıkışınca nasıl olsa devamı var diye bir kısmını satarlar, daha da sıkışınca hepsini satarlar ve tembelliğin cezasını çekerler işte. Onun için Büyük incelerseniz tekstilciler, tüccarlar ve sanayiciler hep çocukluktan azimle yetişmedir. Denizli’de de işte onun için ticarete ve tekstile Babadağlılar hâkimmiş. Haydi, o zaman Babadağlılar iş hanına gidelim ve kapı üzerindeki şu kitabeyi okuyarak destur alarak giriş yapalım”.

Enteresan bir çarşı burası. Sıra sıra dükkânlara bakarken ve hiç merdiven çıkmadan bir bakmışsınız taa yukarıya kadar ulamışsınız. Tabii ki burada da pazarlık var ama çok güzel ürünleri de hep bir arada buluyorsunuz. Yine de Çin mallarına aman dikkat diyorum.

Babadağlılar Çarşısı'ndan 2 saate ancak çıkarsınız, zaten acele de etmeyin. Gözünüze kestirdiğiniz dükkânlara girin, çıkın o güzelim dokumalara, bezlere, peştamallara, çarşaflara dokunuz, elinizle hissedin. Biraz sohbet, biraz da pazarlık, eminim elleriniz dolu olarak dışarıya çıkacaksınız. Kurtuluşunuz yok.

Şimdi bir tatlı molası verelim diyorum. Tabii isteyenler kahve veya soğuk şerbet de içebilirler. 1938 den beri hizmet veren Hacı Şerif müessesesine gidiyoruz. Sahibi Necmi Bey güler yüzlü ve kendini artık aşmış sevecenliliği ve ikramı ile bizleri karşılıyor. Burası İrmik helvası içersinde servis edilen dondurması ile meşhur. Türkiye’de bir sürü şubesi var. Tabii iş büyüyünce ve otomasyon da işin içersine girince dondurma kabının içersine giren dondurma üstüne de irmik size eski görüntüyü olmasa da lezzeti yine veriyor. Eskiden porselen tabakta kubbeli irmik dağının içersindeki dondurma idi. Şimdiki sunuş şekli ticari olmuş.

Artık akşam olmaya başladı. Ayaklarınıza da karasular indiğini duyar gibiyim. Haydi o zaman suların şarıl şarıl aktığı, gölgelik ve 33 dönüm arazi üzerine kurulmuş olan Değirmen Alabalık tesislerine gidip biraz nefes alalım. Burası hem restoran hem kafeterya hem de düğün mekânı imiş.

Bir oh çekelim ve kahvelerimiz burada içelim. Burada düğün ve dernek yemekleri kadar akşamları güveçte alabalık ve içki servisi de var ve keyifle oturabileceğiniz bir aile yeri. Sahibi Ali Bey de zaten değişik bir kişilik. Burasını böyle kurmak ve 1973’ten beri yaşatmak zaten enteresan bir kişilik ister. İçersindeki hayvanat bahçesinde de idare edecek kadar hayvan var, ama şu Denizli horozu da çok güzel değil mi?

Akşam olduğuna göre artık bizi ağırlayan ve gezdiren Güzelgün ailesinin evine dönüyoruz. Bakalım bu akşam menüde hangi Denizli yemeği var. AAAA fırında pilavlı muhteşem bir tandır varmış. Neydi o pilavdaki lezzet, o etteki yumuşaklık. Neydi o rakının lezzeti! Hele Fatih Bey’in muhabbeti! Ellerinize sağlık Hülya Hanım. Teşekkür ederiz.

Yarın Denizli 2. bölümde Pamukkale’de görüşelim veee meşhur Denizli kebabını tadalım.

Hoşça kalın, iyi geceler...                                                         H. Oğuz Esen

Etiketler

H. OĞUZ ESEN

Yazar Hakkında

H. OĞUZ ESEN

İş güç ve çoluk çocuk işlerini bitirdikten sonra emeklik günlerimi tadında geçirmek için, sıhhat ve akıl fikir yerinde iken gezmeyi seçenlerdenim.