Kuşadası Gezilecek Yerler

Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden biri olan Kuşadası fazla büyük sayılmayacak bir ilçe olmasına rağmen içinde ve çevresinde görülmesi gereken pek çok yer vardır. Kuşadası ve adanın yer aldığı körfez, eski çağlardan bu yana pek çok farklı medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu nedenle bölgede ziyaret edilebilecek pek çok tarihî alan bulunmaktadır. Kuşadası; tatil olanakları, tarihî önemi, içinde millî parkın yer aldığı muhteşem doğasıyla ülkemizin görülmesi gereken yerleri arasında yer almaktadır. Kuşadası; tatil olanakları ve tarihiyle size dolu dolu geçireceğiniz bir tatil fırsatı sunmaktadır. Kuşadası’na 3 gün ayırmanız bölgenin tadını çıkarmak için yeterli olacaktır. Ancak deniz ve güneşe doymadan tatilinizi bitirmek istemiyorsanız bu süreyi uzatmanız da mümkün.

Kuşadası Gezilecek Yerler

Doğayla ve tarihle buluşacağınız Kuşadası’nda ziyaret edilecek çok yer var. Ancak hem ilçe merkezinde hem de yakın çevrede görülecek yerlerin birbirine çok uzak olmaması Kuşadası’nı kolayca gezilebilir hale getirmektedir. Kuşadası’na geldiğinizde, görmeden dönmemeniz gereken yerlerin başında çoğu mavi bayraklı olan Kuşadası plajları ve Kuşadası Millî Parkı geliyor.Muhteşem doğası ve koylarıyla ziyaretçilerini kendine hayran bırakan millî park, nesli tükenmeye yüz tutmuş bitki ve hayvan türlerinin de yaşadığı bir bölgedir. Kuşadası’nın simgelerinden biri olan Güvercinadada mutlaka görülmesi gerekenlerden biri. Hem Türkiye hem de dünya tarihi için önem taşıyan Efes Antik Kenti ve Meryem Ana Evi İzmir’in Selçuk ilçesi sınırları içerisinde yer alsa da Kuşadası’na olan yakınlığı nedeniyle bu bölgeyi ziyaret edenlerin mutlaka uğradıkları noktalar arasında yer almaktadır. Aynı şekilde Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Şirince, Eski Doğanbey Köyü, Bafa Gölü, Didim ve Milet de Kuşadası ve çevresinde yer alan önemli yerlerdir.

Adı geçen yerlerle ilgili bilgiler aşağıda mevcuttur.

Kuşadası Plajları

phpzYfNdG

Kuşadası mavi bayraklı denizi ve uzun plajlarıyla Ege Bölgesi’nde denize girmek için en çok tercih edilen bölgeler arasında yer almaktadır. İzmir ve çevresinde yaşayanların yazlık evlerinin de bulunduğu Kuşadası, düşük nem oranından dolayı bunaltmayan havasıyla ziyaretçilerine konforlu bir tatil olanağı sunmaktadır. Kuşadası’nda denize girmek için tercih edilebilecek pek çok plaj bulunmaktadır. Genellikle giriş ücreti olmayan bu plajlarda dilerseniz ücret karşılığında şezlong ve şemsiyelerden faydalanabilirsiniz. Gelin Kuşadası’nın dillere destan koylarını ve temiz plajlarını birlikte inceleyelim.

Kuşadası Kadınlar Plajı: Kuşadası merkeze çok yakın olan bu güzel plaj, Osmanlı döneminde sadece kadınlar tarafından kullanıldığı için Kadınlar Plajı olarak anılmıştır. Kuşadası merkezden 5 numaralı minibüsleri kullanarak Kadınlar Plajı’na ulaşabilirsiniz. Bu bölge halk plajıdır ve bu nedenle giriş ücreti yoktur. Kuşadası Güvercinada Plajı: Kuşadası’nın merkezinde yer alan Güvercinada Kalesi’nin çevresinden dolaşan yolu takip ettiğinizde karşınıza çıkan kayalık bölgeden denize girebilir ve Güvercinada manzarasına karşı yüzmenin keyfini çıkarabilirsiniz. Kuşadası Yılancı Burnu Plajı: Eğer tercihiniz ücretli plajlardan (beach club) yana olacaksa Güvercinada Kalesi manzaralı Yılancı Burnu’ndaki plajlar size uygun olabilir. Geceleri gece kulübü konseptine dönüşen bu plajlar müzik eşliğinde içkisini yudumlamak isteyen tatilciler tarafından yoğun ilgi görmektedir. Kuşadası Sevgi Plajı: Kuşadası’nın en çok bilinen plajlarından biri olan Sevgi Plajı, yaklaşık 12 kilometrelik uzun ve geniş bir sahil şeridinde bulunması bu bölgeyi eşsiz kılmaktadır. Güzelçamlı Millî Parkı’ndan başlayarak Kuşadası Yavansu Mahallesi’ne kadar uzanan bu plaj ayrıca spor yapmak için de çok uygun olan bir sahil kısmına sahiptir. Koşmak ve bisiklete binmek için tercih edebileceğiniz bu alan özellikle hafta sonları oldukça kalabalıktır. Kuşadası Güzelçamlı Millî Parkı Koyları: Tüm bu plajlar dışında Kuşadası’nda, Dilek Yarımadası Milli Parkı içinde denize girebileceğiniz bazı güzel koylar da bulunmaktadır. Kalamaki koyları olarak bilinen bu koylar; İçmeler Koyu, Aydınlık Koyu, Kavaklıburun Koyu ve Karasu Koyu olarak bilinmektedir. İçmeler Koyu’nun Millî Park’ın girişine uzaklığı 1 kilometredir. Aydınlık Koyu 5km, Kavaklıburun Koyu ise giriş kapısına 9 kilometre uzaklıkta yer almaktadır. Girişe en uzak koy olan Karasu Koyu’nun Millî Park’ın girişine uzaklığı ise 11 kilometredir.

Kuşadası Milli Parkı

Kuşadası Millî Parkı tam adıyla Dilek Yarımadası - Büyük Menderes Deltası Millî Parkı olarak tanınmaktadır. Aydın il sınırları içinde Dilek Dağı'nın Ege Denizi'ne uzandığı son noktada yer alan ve yaklaşık 20 km uzunluğunda ve ortalama 6 km genişliğindeki bu yarımada 27.675 hektarlık bir alana sahiptir. Yarımadanın güneyinde bulunan Büyük Menderes Deltası, bölgede tatlı ve tuzlu suyun birbirine karıştığı bir biyolojik çeşitlilik oluşturmaktadır. Oluşan bu zengin doğada farklı hayvan türlerinin barınmasını sağlamaktadır. Dilek Yarımadası Millî Park’ı olarak bilinen bu alanda yaklaşık 209 kuş türü görülmektedir. Millî Park’ın özellikle kuzey kesimine zengin bir bitki örtüsü hâkimdir.

Millî Park, nesli tükenmeye yüz tutmuş bitki ve hayvan türlerinin yaşadığı bir bölgedir. Akdeniz Foku ve deniz kaplumbağaları Millî Park’ın kıyılarında yaşamakta ve üremektedir. Millî Park’ın kuzeyinde yer alan Dilek Tepesi’nin eteğinde yer alan Güzelçamlı köyü yöresinin, tarih öncesi yüzyıllarda İyonya'nın politik birliği olan Panionion konfederasyonunun toplantı yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Güvercinada

1448612812.jpg

Kuşadası’nın simgelerinden biri olan ve Hacıfeyzullah Mahallesi'nde bulunan Güvercinada Kalesi, Kuşadası Körfezi'nin ağzında bölgenin denizden gelecek saldırılara karşı korunması amacıyla yapılmıştır. Ada üzerinde, Barbaros Hayrettin Paşa tarafından yaptırılan bir kale ve İlyas Ağa tarafından yaptırılan surlar bulunmaktadır. Surlar adayı tamamen çevreleyecek şekilde yaklaşık 3 metre yüksekliğinde inşa edilmiştir. Kalenin inşasında kullanılan taşlar Yılancıburnu'ndan getirilmiştir.

Kaledeki yüksek surlarda merdivenlerle çıkılan yuvarlak kemerli ve iki kule ile korunan kale giriş kapısı bulunmaktadır. Kulelerden kuzeyde yer alanı beşgen, güneydeki kule ise silindirik biçimde inşa edilmiştir. Günümüzde kale giriş kapısının üzerinde yer alan kitabe boşluğu, burada daha önce bir kitabenin olduğunu göstermektedir. Surların inşasına dair oluşturulan kitabe ise, kuzey kule duvarının üzerine yerleştirilmiştir. Bu kitabe 4 satır ve 20 mısradan oluşmaktadır.

Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı

Kuşadası İskelesi yakınında bulunan ve 1618 yılında Sadrazam Öküz Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Kervansaray Kuşadası’nda görülmesi gereken yerlerden biridir. Öküz Mehmet Paşa 1. Ahmet döneminde sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. Türk asıllı olan Paşa’nın İstanbul’da doğduğu ve babasının bir öküz nalbandı olduğu bilinmektedir.

Öküz Mehmet Paşa’nın sadrazamlığı döneminde yaptırdığı kervansaray moloz taş ve devşirme taş malzeme kullanılarak inşa edilmiştir. Kervansaray, küçük bir kale gibi görünmektedir. Kalın ve yüksek duvarların çevrelediği avlunun etrafında iki katlı, kapalı mekânlar bulunmaktadır. Ayrıca geniş avlusunun etrafında da odalar bulunmaktadır. Birçok kez restore edilmiş olan yapı günümüzde hala sağlam durumdadır. Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi’nde de ayrıntılı olarak anlatılan kervansaray, 1966 yılında özel bir şirket tarafından kiralanıp restore edilerek turistik konaklama işletmesi olarak hizmete açılmıştır.

Efes Antik Kenti

Efes Antik Kenti’nin Tarihi 

Efes Antik Kenti, MÖ 6000 yılında kurulmuş, birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış, dünyanın önde gelen tarihi kentlerindendir. Kentin Amazon adı ile anılan kadın savaşçılar tarafından kurulduğu ve Arzawa (Ana Tanrıça Kenti) Krallığı’nın şehri Apasas olduğu rivayet edilmektedir. Bu dönemlere ilişkin net bilgiler mevcut değildir fakat yerli halkın uzun dönem burada yerleşik olarak yaşadığı düşünülmektedir.


 
Küçük bir yerleşim iken yükselişe geçen Efes, asırlar boyunca giderek gelişerek önem kazanmıştır. Kent ikinci kez, Atina kralı Kodros’un oğlu Androklos’un çabaları ile kurulmuştur. Arkeolojik veriler ise MÖ 2 binli yılların sonuna kadar bölgede yerli halkın yaşam sürdüğünü ortaya koymaktadır. MÖ 100 yılından sonra bölgeye Yunan ilgisinin arttığı gözlenmektedir. Yunan kolonicilerinin, bugün İyonya olarak adlandırılan, Ege Denizi’nin doğu kıyısı boyunca yerleşmiş oldukları düşünülmektedir. Lidya kralları döneminde Efes, Akdeniz’in en varlıklı kentlerinden biri haline gelmiştir. Lidya kralının Pers kralına yenilmesi ile birlikte ise Pers egemenliğinin zemini hazırlanmıştır. MÖ 334 yılında Büyük İskender’in gelişine kadar Persler bölgede egemen kalmışlardır. Büyük İskender’in valilerinden biri olan Lysimakhos kente karısının adını verip Arsinoeia diyerek kenti geliştirmek için birçok çalışma yapmıştır. MÖ 281 yılında Efes adı ile tekrar kurulan kent, Akdeniz’in en önemli ticaret limanlarından biri haline gelmiştir.
 
MÖ 129 yılında Bergama kralı Attolos’un tüm bölgeyi bir Asya eyaleti olarak Roma İmparatorluğu’na katılması için krallığını Romalılara miras bırakması, Romalıların bu fırsatı değerlendirmesini sağlamıştır.
 nike-1671784_960_720.jpg

Devamını Oku

Meryem Ana Evi

House_of_the_Virgin_Mary.jpg

Meryem Ana Evi, Efes çevresinde yer alan Bülbüldağı'nda bulunan mabet alanıdır. Selçuk'a 7 kilometre uzaklıktan bulunan ev, 19. yüzyılda Roman Katolik rahibesi olan Blessed Anne Catherine Emmerich’in rapor edilmiş rüyalarından yola çıkılarak keşfedilmiştir. Evin gerçekten Meryem Ana'ya ait olup olmadığına dair resmi bir yorum yapmamıştır fakat eve keşfedildiğinden bugüne düzenli olarak hac ziyaretlerinde bulunulmaktadır. Hacı olmak isteyen Katolikler, Hz. İsa'nın annesi Meryem'in, Aziz John tarafından bu taş eve getirildiği ve cennete alınışına kadar bu evde yaşadığına inanmaktadırlar.

Bu kutsal mekânı papalar da ziyaret etmiş ve Meryem Ana Evi Patriklik tarafından kutsanmıştır. Meryem Ana’nın mezarının da Bülbüldağı'nda olduğu düşünülmektedir. Efes Antik kentinin üst kapısının yanından yürümeye devam edilerek ulaşılan Meryem Ana ören yerinde, küçük bir Bizans kilisesi de yer almaktadır. Hristiyanlar dışında Müslümanlarca da kutsal sayılan Meryem Ana Evi her yıl binlerce turist tarafından ziyaret edilir.

Şirince

Şirince Genel Bilgiler

İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı adı gibi şirin Şirince köyü, yemyeşil zeytinlikleri, ev yapımı meyveli şarapları, tarihî dokusu ile Ege Bölgesi’nin en özel yerleşkelerinden birisidir. İsminin hikâyesi bilinmeyen zamana dayanan Şirince o yıllarda kendini bölgenin dağlarına vuran 40 kişiye ithafen önce Kırkınca diye çağrılırken, bu isim zaman içinde Kirkice, Kirkince ve Çirkince gibi isimlere dönüşüp en son Şirince olarak kalmıştır. Eski bir Rum köyü olan Şirince mübadele dönemi sonrasında Türkleştirilmiştir. Trafiğe kapalı ve taş döşeli yolları ile kendine has dokusunu senelerdir koruyan köy aynı zamanda bir sit alanıdır. Köyün genel görüntüsünü iki katlı ahşap evlerin oluşturduğu Şirince aynı zamanda Ali Nesin’in Matematik Köyü’ne de ev sahipliği yapmaktadır.

Şirince Nerededir? 
Devamını Oku

Eski Doğanbey Köyü

222608,eskidoganbey1jpg.png

Eski adı Domatia olan Doğanbey, tarihi MÖ 7. yüzyıla kadar uzanan bir Rum köyüdür. 1924 yılındaki mübadeleye kadar Rum halkının yaşadığı bu köy, bölgeye yerleşen Türklerin, köye 2 kilometre uzaklıktaki alana taşınmasıyla, “Eski” ve “Yeni” olarak iki isimle bilinmeye başlamıştır. Günümüzde hala varlığını sürdüren eski yapılar nedeniyle Eski Doğanbey sokakları bölgeyi keşfe gelen misafirleri ağırlamaktadır.

Kuşadası’nda yer alan Dilek Yarımadası’nın güney ucunda yer alan ve Millî Park sınırlarındaki tek yerleşim alanı olan köy, günümüzde tarihî mimarisi nedeniyle ilgi çekmektedir. Taş evler, dar sokaklar, eski dönemlerden kalan tarihi yapılar ziyaretçilerine adeta bir zaman yolculuğu yaşatmaktadır.

Dilek Yarımadası ve Büyük Menderes Deltası Millî Parkı sınırları içinde yer alan Doğanbey, yürüyüş alanları, gelişmiş bitki örtüsü ve kuş çeşitliliğiyle de dikkat çekmektedir. Doğa sporlarının da yapıldığı bu bölgede rehber eşliğinde doğa yürüyüşleri, dağ bisikleti organizasyonları düzenlenmektedir.

Bafa Gölü

Bafa Gölü Kuşadası’na yaklaşık 70 km uzaklıkta bulunan, arkeolojik ve tarihi değerler açısından Türkiye'nin en zengin coğrafik alanlarından biridir. Bölgeye, tarihî özellikleri ve doğal güzelliği nedeniyle turistler ve araştırmacılar yoğun ilgi göstermektedir. 250 metrelik kıyı şeridiyle Bafa Gölü ve bu bölgedeki antik kentler 1. Derece Arkeolojik Sit alanı olarak kabul edilmiştir. Bafa Gölü’nün zengin doğal yapısı birçok kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır. Tabiat Parkı olarak kabul edilen Bafa Gölü ve çevresi, Beş Parmak Dağları ve antik kentleri ile mutlaka ziyaret edilmesi gereken önemli bir bölgedir.

Didim

Kuşadası’ndan Bafa Gölü’ne kadar gelmişken Didim’e de uğrayabilirsiniz. Kuşadası’na 1 saatlik uzaklıkta olan Didim, Aydın sınırları içinde yer alan bir ilçedir. 1991 yılında ilçe olan Didim, doğuda Muğla il sınırı, batıda ve güneyde Ege Denizi, kuzeyde Bafa Gölü ve Menderes Nehri ile sınırlanmış bir yarımadadır. Bu konumu Didim’in ekolojik özelliklerini çeşitlendirmektedir. Nem oranının çok düşük olması astım hastalarının tatil için bu bölgeyi tercih edilmesine neden olmaktadır. Didim, sıcak bir iklime sahip olmasına rağmen, düşük nem oranıyla yazın bunaltıcı sıcaklardan şikâyet edenlerin tercih nedeni olmaktadır.

Milet

Ege'nin tarihî geçmişi antik dünyanın kapılarını aralamak isteyenler için önemli fırsat oluşturmaktadır. Ege’deki pek çok noktadan, günlük turlarla gidilip gezilebilecek uzaklıkta sayısız antik yerleşim yeri bulunmaktadır. Kuşadası bu alanlara ulaşmak için avantajlı bir konumda yer alır. Örneğin Antik Çağ’ın filozoflar kenti Milet, Didim'e sadece 20 km mesafede, Kuşadası’na da 62 km mesafede yer almaktadır.

Antik Çağ Dönemi’nin yedi bilgesinden biri olan Tales, dünyanın ilk haritasını yapan Anaksimandros, filozof ve tarihçi Hekaitos, şehir plancısı ve mimar Hippodamos’un Milet'te yaşadığı bilinmektedir. Milet Antik bölgesi Didim ilçesine bağlı Balat köyü yakınlarında yer alır. Milet’te ilk yerleşim MÖ 2000’de başlamış ve Myken kolonisi bu bölgenin ilk hâkimi olmuştur. Daha sonra Milet, İyonya, Karadeniz ve Akdeniz’deki kolonileri ve Perslerin yönetimine geçmiştir. Milet, Roma döneminde de bağımsız bir şehir olmuştur. 13. yüzyılda Selçuklu egemenliğine, daha sonra da Osmanlı egemenliğine geçen bölgede bu dönemlerden kalma pek çok antik eser ve yapı bulunmaktadır.