Adım Adım Sri Lanka, Kandy

2014 yılının başlarında yeni bir rota arayışındayken, Şubat-Mart aylarında keyifli olacağını düşündüğüm çay ülkesi Sri Lanka'ya gitmeye karar verdim. Sualtı kamera teçhizatımı yanıma almamla birlikte asıl amacım, adanın önemli noktalarını karadan gezmek ve su üstünde fotoğraf çekmekti.

Katar aktarmalı uçuşumuz sonrası, başkent Colombo ile vakit kaybetmeyin uyarısını dikkate alarak, havaalanından bir taksi tutarak Negombo'ya geçtik. Göl kıyısında yerleştiğimiz şirin otelimizde sadece iki gece kalacak, hem biraz dinlenip hem de bu ada ile ilk temasımızı yapacaktık. 
Geceyi geçirdikten sonra bir tuk-tuk ile şehir merkezine inerek keşfimize başladık. Halkın yoksulluğu hissediliyordu. Tezgâhlardaki egzotik meyveler ve tabii ki her köşe başında hindistancevizi satan ufak stantlar bizi mutlu etmeye yetmişti. Hemen birer hindistancevizi alıp yürüyüşümüze devam ettik. Kâh yürüyerek kâh tuk-tuk ile balık pazarını, kumsalı ve alışveriş merkezini gezip gölün üzerinde gün batımını izlemek için otelimize dönüp kendimize bol deniz mahsullerinden oluşan bir akşam yemeği ısmarladık.

Ertesi gün aldığımız tüyolar ile otobüs garına giderek Kandy'ye doğru giden şık otobüsümüze yerleştik. Başlangıçta boş olan otobüsümüz, 3 saatlik yolda sık sık durup ayakta dahi durulamayacak kadar dolarak ve yolda devamlı kornaya basarak, hatta sanırım elini kornadan hiç çekmeyerek bizi Kandy'ye ulaştırdı. Yol keyifliydi ama bir o kadar da korkutucuydu. Gerçekten de araba kiralamadığımıza şükrederek, o keşmekeş trafiği emniyetli koltuğumdan seyrettim yol boyunca…

Özellikle tuk-tukların cüretkâr sürüşleri ve otobüslerin de bir o kadar delicesine gitmeleri her gün 3-4 tuk-tuk kazasıyla sonuçlanıyormuş. Bu istatistiği, tesadüfen otobüste yanıma oturan (bu arada koltuklar üç kişilikti, tabii benim gibi üç kişi değil) ve konuşmamız esnasında tur rehberlerinin müdürü olduğunu öğrendiğimiz Nihal Bey'den aldım. Kendisinin de Kandy'ye gittiğini öğrendiğimizde ve iyi İngilizcesini fark ettiğimizde, Sri Lanka'daki keşfimizin devamını onunla yapmaya karar verdik.
 
Öncelikle yarım saatlik bir yerel dans şovunu izleyip, Buddha'nın dişinin bulunduğu “Sacred Temple of the Tooth Relic”e gittik. Nihal Bey bizi tam rahiplerin seremonisine denk getirmişti. Belli zamanlarda ziyarete açılan dişi, uzun bir sıra bekledikten sonra görüp tapınağın geri kalanını da gezdik. Keyifli gezimizin sonunda şoförü ile daha önce internetten ayırttığımız otele giderek yerleştik. Burası otelden çok, ev sahibinin boş odalarını kiraya vermesi şeklinde bir mekândı. Biz restoran veya en azından bir şeyler içebilecek bir yerini ararken, ev sahibinin salonunda misafirleriyle sohbet ederken bulduk kendimizi… Açlığımız ağır bastığından bir tuk-tuk bularak merkezde bir English Pub'a attık kendimizi… 

Ertesi sabah erkenden kalkarak Dambulla'ya doğru yola çıktık. 200km'lik yol, yol şartları sebebiyle yaklaşık 5 saat sürdü. Adanın çok büyük olmamasına rağmen, gezmenin neden haftalar sürdüğünü anlamış olduk böylece… Burada “The Lion Rock” olarak da bilinen Sigiriya'yı ziyaret ettik. Bu dağın tepesine kadar çıkış oldukça yorucu ama bir o kadar da heyecan vericiydi. Yukardan manzara ise nefes kesiciydi. Kesinlikle gezilmesi gereken bir yapı olan Sigiriya'yı gezdikten sonra ki bu yaklaşık 4 saatinizi alıyor, tekrar yola koyularak Kandy'ye döndük. Artık Nuwara Eliya yolunda çay bahçelerini gezmeye hazırdık.

Horton Plains Milli Parkı'na sis inmeden varmak için, Nuwara Eliya'dan sabah 05.00'te çıkarak 7 km'lik yürüyüşümüze başlayacağımız milli parkın kapısına geldik. Son derece keyifli manzaralar, şelaleler ve yeşillikler içinden geçerken, belki de bir leopar görürüz umudumuzu parkurun sonuna kadar sürdürdük ancak maalesef rastlayamadık. Oldukça yorgun ve uykusuz vaziyette rehberimiz Nihal Bey'in arabasına ulaşarak, artık son noktamız olacak olan Hikkaduwa sahillerine uzun bir yolculuk sonrasında ulaştık. Bu arada ülkedeki tek otoban olan Colombo -Galle arası yolu da kullanmamıza rağmen 190 km'lik bu yol yine 4 saati buldu. Hikkaduwa dalga sörfü meraklılarının ve dalgıçların ziyaret ettiği, harika kumsalları ve denizi olan bir bölge… Burada hem Sri Lanka'nın acılı bölgesel yemeklerini tadabilirsiniz hem de zengin deniz mahsullerinden yiyebilirsiniz.

Onca yolu beraberimde taşıdığım 15 kg'lık sualtı kamera ekipmanlarımı kullanmanın zamanı gelmişti. Hemen otelimizin dalış merkezine koşup, tecrübemi ve yapmak istediğim dalışları anlatınca dalış rehberinin yüzü biraz asıldı. Belli ki benim görmek istediklerimle onun gösterebilecekleri arasında biraz fark vardı. Nehirlerin denize yoğun partiküller taşımasıyla dip oldukça bulanmış. Yine de bir dip yapısını, fauna ve florasını görmek amacıyla 4 dalış yaptım. Son dalışım bir batığa olduğu için biraz ümitlenmiştim ancak rehberin brifingde, tsunami sonrasında fakirleşen halkın gemileri patlatarak işe yarayan parçalarını suyun dışına çıkartarak sattıkları bilgisi beni yine hayal kırıklığına uğratmıştı. Buraya dalış amaçlı geleceklere tavsiyem, Eylül-Ekim gibi adanın doğu tarafında dalış yapmaları… Bu bölgede çok sayıda batık ve renkli resifler bulunuyor.
 Sri Lanka'ya gitmek için internet üzerinden 30 USD'a vize almanız gerekiyor. Trafik ters yönden işliyor ve korkunç… Araba kiralamayı tavsiye etmem, en iyisi bizim gibi bir rehber bularak adayı gezmeniz… Biz 4 gün için 300 USD ödedik; müze vs. girişler, yeme-içme ve otel masrafları hariç… Otellerden fiyat aldığınızda bunun iki katlarını isteyebiliyorlar. Pazarlık etmek her yerde geçerli… Yerel yemekleri olan rice & curry her yerde bulabileceğiniz ve pilavın yanında 5-6 çeşit farklı lezzetin ikram edildiği, oldukça acı ve baharatlı bir yemek… Genel olarak ülke ucuz, adayı gezmek için 2-3 hafta ayrılabilir. Toplu ulaşımı mutlaka denemelisiniz, otobüs ve tren yolculukları sayesinde hem halkla iç içe oluyorsunuz hem de çok değişik yerler görüyorsunuz. Emniyetli bir ülke ama rehberimizin uyarısı; cüzdanınızı ortalarda bulundurmayın ve çantanızı başıboş bırakmayın olmuştu. Gerçekten de denizde yüzerken sahildeki çanta ve kıyafetlerimize doğru bir hareketlenme görünce, başında nöbet tutmayı ihmal etmedik...

HALUK İSKORA

Yazar Hakkında

HALUK İSKORA

18 yaşımdan beri sualtı dünyasını keşfetmekteyim. Eğitmen balıkadam, teknik dalıcı ve sualtı rehberiyim.