İtalya'nın Gurmesi: Bologna

İtalya’da lezzetli yemeklerin bulunmadığı bir şehir olmasa da, "Bolonez sosun doğduğu yer" olarak bilinen Bologna bir nevi İtalya’nın gurme başkenti sayılıyor.

Bizim ise Bologna gezimiz tamamen tesadüfi, eşim Metallica konserine bilet ararken ben de “Eğer daha önce gitmediğimiz bir şehir olursa ben de gelirim” dedim. Evde benim dışımda tam üç tane Metallica hayranı var ve hepsi de gitar çalıyor, ben ise bazı parçalarını çok sevsem de hepsine bayılmıyorum. Bir de açıkçası konser için saatlerce konser kuyruğunda beklemem için aynı eşim ve çocuklarım gibi gruba benim de tapıyor olmam gerekiyor. E hal böyle olunca konsere eşimin yalnız gitmesi konusunda anlaşıyoruz ama gezinin geri kalan kısmına ben de katılıyorum.

İtalya’nın herhalde çirkin, kötü diye adlandırabileceğimiz hiç bir şehri yok, hele bu şehir bir de yöresel tatlar ile birleşiyorsa. Pazar günü uçuşumuz öğlen Bologna Havaalanı’na varıyor. Amacımız günün geri kalanında şehir merkezinde biraz dolanmak ama pazar olduğu için de çok büyük bir beklentimiz yok. Otobüs ile tren garına varıp Indipendenza Caddesi’nden Piazza Maggiore Meydanı’na doğru yürürken bizi bir çocuk karnavalı karşılıyor.

Caddeler atılan konfetiler ile kaplanmış, sokakta çoluk çocuk herkes karnaval kıyafetleri içerisinde caddede geçit yapan arabaları izliyor. Biz pazar günü diye kimseyi sokakta görmeyi beklemezken sanki bütün Bologna ahalisi caddenin üzerinde toplanmış, öyle ki kalabalıktan zor yürüyoruz. Her ne kadar Amerika ya da Almanya’daki karnaval ya da faşinglerin kalitesi olmasa da çocukların sevincini görmek yetiyor insana.

Gelelim Bologna’da görülecek yerlere. Neptün Çeşmesi şehrin en göz alıcı yapıtlarından sayılıyor ama etrafını çevirdikleri demir parmaklık bizi hüsrana uğratıyor. Sadece karnaval için mi yerleştirilmiş bilemiyorum, umarım öyledir çünkü Bologna ile neredeyse bütünleşmiş bir yapının böyle sevimsiz bir şekilde çevrelenmesi onun güzelliğine sekte vuruyor. 1563 yılında Tommosa Lauret tarafından tasarlanan tanrı Neptün’ün heykeli, tasarımcısının şaka anlayışını da gözler önüne serercesine farklı açılardan farklı resimler veriyor.

Maggiore Meydanı çocuk karnavalı nedeniyle tıklım tıklım, biraz oradan ayrılıp sokak aralarına dalıyoruz, karşımıza çıkan Simone adlı yer dışarıya yerleştirdiği küçük bar masaları ve aperatifleri ile dikkatimizi çekince, karnımız da guruldamaya başlayınca birer kadeh beyaz şarap eşliğinde nefis peynir ve parmesan çeşitlerinin de bulunduğu bir tabağı midemize indiriveriyoruz.

İtalya’da eğik bina denildiğinde ilk akla gelen Pisa Kulesi olmasına rağmen Bologna’nın ikiz kuleleri de inanılmaz eğik. Yüksekliği daha fazla olan Torre degli Asinelli 100 metre yüksekliğinde ve 1,5 metre eğik, Torre Garisenda ise 50 metre yüksekliğinde 3 metre eğik. Biz hava kararmaya başladığı için kuleye tırmanamıyoruz. Toplamda 480basamaklı kule ciddi bir tırmanış istiyor.

Şansımıza kaldığımız otelde de odamız 5. katta olunca biraz yukarıdan şehir görüntüsü alıyoruz ama yine de kuledeki gibi olamayacağına eminim. Siz denk gelirseniz ve gözünüz de 500 basamağı yerse deneyin derim.

Kulelerin baktığı caddenin devamında olan otelimize varıp çantalarımızı odada bırakıp akşam yemeği için yeniden keşfe çıkıyoruz.

Bu kez vitrininde kocaman bir hamur açan kızı görüp pervanelerin ışığa çekilmesi gibi değişik konseptli bir restorana çekiliyoruz. Akşamüstü geç saatte atıştırdığımız için amacımız sadece küçük birkaç makarna tatmak. Mekânın adı Bottega Potici. Kasiyer kızların tavsiyesi ile bolonez soslu spagetti ve peynirli tagliette’de karar kılıyoruz. Kasiyere paranızı ödeyip, sizi çağırma aletini alıp masaya oturuyorsunuz.

Değişik bir konsept oluşturmaya çalışmışlar ama şarabım kadeh değil bardakta olunca çok hoşuma gitmiyor, makarnalar da kağıt tabak ve plastik servis ile geliyor. İçerinin dekorasyonu daha farklı bir yeri çağrıştırıyor ama yemekler fast food gibi. Yalnız ne kadar çok çeşitli makarna var ya Rabbim? Makarnaları araştırırken karşıma bir makarna sözlüğü çıkmıştı, göz atmak isterseniz https://pastafits.org/pasta-dictionary adresinden makarna çeşitlerine bakabilirsiniz.

Bologna’ya gelmeden önce baktığım bütün blog yazılarında revaklardan bahsediyorlardı. Kelimeyi daha önceden bilmediğim için açıkçası görmeden anlamakta zorlandım. Ertesi sabah yağmurlu ve karanlık bir güne uyanınca kuleye tırmanıp fotoğraf çekme hayallerimiz güme gitti, biz de kendimizi yollara vurduk. Şehrin kendine özgü mimarisi olan revaklar neredeyse şehrin her binasının altını kapladığından, ıslanmadan rahat rahat sokaklarda kayboluyoruz.

Bologna gizemleri ile bizi şaşırtmaya devam ediyor. Görünürde öyle olmasa da aslında Venedik benzeri bir şehir burası. Nasıl derseniz? Kanallar var ama şehrin mimarisi ile hepsi örtünmüş sadece birkaç yerden kanalları görebiliyorsunuz. Bunlardan biri Indipendenza Caddesi’ndeki Garibaldi heykelinin yanındaki sokaktan girip, sağdaki ikinci sokağın içerisine vardığınızda gözlerinize inanamıyorsunuz, Venedik adeta karşınızda.

San Domenico ve San Petronio Basilikaları görülecek yerler arasında. San Pietro Katedrali ise dünyanın en büyük 6. katedrali olduğundan görülmeye değer. Katedralin içerisinde 67 metre uzunluğunda güneşin hareketlerini izlemek üzere kurulmuş olan güneş saati oldukça ilgi çekici. 

Vaktiniz olursa bir de Podesta Sarayı görülebilir, Maggiore Meydanı’na bakan Gotik stilde dizayn edilmiş.

Bütün görmeniz gereken yerler birbirine inanılmaz yakın ve yürüyüş mesafesinde, hatta baktığımız web sitelerinden birinde yarım günde Bologna’yı dolaşabileceğiniz söyleniyor. Yok, keyfini çıkarayım derseniz bence 2 gün yeterli. Keyifli gezmeler!

Instagram: banuyollarda 

BANU DEMİR

Yazar Hakkında

BANU DEMİR

İstanbul Üniversitesi Radyo-TV bölümü ve Marmara Üniversitesi Contemporary Business Management’tan (gece bölümü) mezun olduktan sonra İngiltere Nescot College’da okudum.