Makedonya Gezi Notları (3. Bölüm) - Tetovo

Tetovo diğer ismi ile Kalkandelen; Gostivar ve Ballı-Bus gibi etrafı ormanlarla çevrili, yeşili ve doğası ile herkesi kendisine hayran bırakan bir yerdir. Bu bölgede dolaşırken tertemiz havası ile oksijen depolarsınız. Tetovo da diğer şehirler gibi dağların arasındaki yemyeşil bir vaha gibi eşsiz güzelliklerini sunar sevenlerine… Kalkandelen ismini bir zamanlar burada yapılan ve kalkanların dayanmadığı silah yapımından almıştır.  

Kalkandelen’e giden araçlar Üsküp’teki Makedon Meydanı yakınındaki Davut Paşa Hamamı’nın hemen yanından köprünün altından geçen caddeden, köprüye 200-300 metre mesafede olan ve yanında büyük bir bayrağın asılı olduğu duraktan ve otobüs terminalinden kalkar. Bu duraktan giden genelde taksi-dolmuş türündeki araçlar kişi başı 120 Dinar’a, yani 6 TL’ye sizi 52 km uzaklıktaki Kalkandelen’e 30 dakikada atar. 

Ben bu taksi-dolmuşlarla Kalkandelen’e vardım. Esas amacım yürüyerek Harabati Tekkesi ve Alaca Camii’ye gitmekti. Fakat tam yönümü ve mesafeyi kestiremediğimden 100 Dinar vererek uzakta olan Harabati Tekkesi’ne gittim. Giderken yol üstünde Alaca Camii’nin ve tarihi hamamın önünden geçtim. Onların yerini de tespit etmiş oldum. 

Yaklaşık 2 km mesafedeki Harabati Tekkesi önünde taksiden indim. Karşımda etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiş, biraz da harabe görünen tarihi bir yer vardı. İçeri girdim. İçerisi gayet ıssızdı, neredeyse 100 dönüm büyüklüğünde ve 6-7 tane olan ve birinin camii olduğu eski ve değişik minaresinden belli olan binalar gördüm.

Harabati Baba Tekkesi

Bu şehirde bulunan en önemli Türk izlerinden birisi, Harabati Baba Tekkesi’dir. Şehir merkezine göre nispeten dışarıda ve Müslüman mezarlığının yanında yer alıyor. Tekkenin kurucusu, Sersem Ali Baba denilen Kanuni’nin vezirlerinden bir zattır. “Sersem Ali Baba” isminin ilginç bir de hikâyesi var. Vezir Server Ali Paşa Macaristan’a yapılan bir seferden dönerken buraya uğramış. Çok etkilenmiş ve tüm rütbelerini atıp, dünya nimetlerinden uzaklaşıp tekkeye derviş olmuş. Kanuninin “sen sersem misin?” demesinden sonra halk arasında bu tercihi yapan paşaya “sersem baba” lakabı takılmıştır. Tekke kurumu, Sersem Ali Baba’nın ölümünden sonra yerine geçen Harabati Baba’dan itibaren “Harabati Baba Tekkesi” olarak anılmaya başlamış ve günümüze kadar bu şekilde gelmiştir.

Yaklaşık 1 saat tekkenin dervişiyle sohbet ettikten sonra beni kapıya kadar uğurladı. Dönüşte vasıtaya binmedim. Hem çevreyi görmek hem de yolumun üstünde olan yerleri görmek amacıyla yürümeye başladım.

Az sonra Pena Nehri kıyısındaki tarihi Türk hamamına vardım. Bu hamam, 335 metrekare alan üzerine kurulmuş ve 15. yüzyılda yapılmış. 1962 senesinde ise sanat galerisine çevrilmiş. 


Kalkandelen’deki sanat galerisine dönüşmüş tarihi hamam


Kalkandelen’deki Alaca Camii 

Onun 500 metre ilerisinde Alaca Camii yer alıyor, kentteki en ünlü cami… Yapılış tarihi 1495 olarak tahmin ediliyor. Caminin karşısında, 1822’de Kalkandelen’in idarecisi olan Abdurrahman Paşa’nın yaptırdığı bir de türbe var. Cami bahçesinin bir köşesindeki iki mezar, camiyi yaptırdığı düşünülen Hurşide ve Menşure hanım adlarında iki kız kardeşe aitmiş. Caminin bu süslemelerinin nedeni de galiba yaptıranların hanım olmasındandır.

Ben birçok ülkede değişik mimari ve süslemeyle yapılmış o kadar cami gördüm. Ancak bunun gibisini görmemiştim. Hem caminin tarihi ve mistik havası hem de değişik süslemesi bambaşka bir şey… Hakikaten tarih ve kültür kokuyor. 


Alaca Camii içi


Harabati Tekkesi girişi

Yine yürüyerek, nerdeyse çarşının içinde apartmanların arasından görünen bir camiye gittim. Cami yeni yapılmış. Tarihi bir durumu yok. Tarihi olan kısmı; bahçesinde olan iki adet tarihi Osmanlı mezarı… Caminin adı Gam-Gam Camii… Bu ismi nerden bulmuşlar? Manası nedir bilmem ama ilginç bir isim… Burada da Türkçe’nin nasıl kullanıldığını tahmin edersiniz. Caminin girişine üç ayları kutlamak amacıyla “GAM-GAM Camisinin Meclisi tym muslimanlarin uç aylarini kutlar, juce All-llhtan ibadetlerimizi ve dualarimizi kabul etmesini dileriz” yazıyordu. Sanırım Türkçe’lerinin nasıl olduğunu anlamışsınızdır…

Oradan ayrıldıktan sonra, biraz da şehri gezdikten sonra tekrar Üsküp’e geri döndüm. Ertesi sabah oradan Kosova-Priştina’ya geçerek, uçakla İstanbul’a oradan da gece yarısı Ankara’ya hareket ettim.

Böylece Balkanlar gezimi noktalamış oldum. Bir dahaki tur veya gezide buluşmak üzere sağlıcakla kalın… Umarım yazılanlar yararlı olmuştur…

Yazının birinci bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.Yazının ikinci bölümüne buradan ulaşabilirsiniz. 

Etiketler

Fetullah İnam

Yazar Hakkında

Fetullah İnam

1954 Bitlis-Tatvan doğumluyum. 1966'dan beri Ankara'da ikamet etmekteyim. Üniversite mezunu olarak halen Yazarlık yapmaktayım.