DÜNYANIN YENİ YEDİ HARİKASINI KEŞFET

20. yüzyılın ortalarında, UNESCO tarafından “Dünyanın 7 Harikası” adı altında bir liste oluşturulmuş ve bu listedeki bölgeler dünya mirasına alınmıştı. Ancak 2005 senesinde gerçekleştirilen New7Wonders adındaki etkinlik, “Dünya yeni yedi harikasını seçiyor” sloganıyla eskilerinden farklı olan 7 yeni dünya harikası seçmişti. Bu seçim dünya çapında 100 milyon kişinin katılımı gerçekleştirilmiş olsa da UNESCO bu seçimi tanımadığını söyleyerek hala eski listenin geçerli olduğunu söylemişti. Ancak UNESCO listesindekiler arasında sadece Keops Piramitleri'nin ayakta kalması durumu dünyanın yeni harikalarına daha fazla ilgi duyulmasına da sebep oldu şüphesiz. Her ne kadar UNESCO “herkes kendi ülkesinden seçim yaptığı için haksız bir seçim olmuştur” diye açıklama yapsa da günümüzün yedi harikası çoğunluk tarafından çoktan benimsendi.

Kurtarıcı İsa Heykeli - Brezilya

Brezilya’nın (https://gezimanya.com/brezilya) Rio de Janeiro (https://gezimanya.com/brezilya/rio-de-janeiro) bölgesinde bulunan, Art Deco akımının izlerine sahip Kurtarıcı İsa Heykeli (Portekizce: Cristo Redentor), Leh ve Fransız heykeltıraş Paul Landowski tarafından yapılmış. Heykelin inşasında Fransız mühendis Albert Caquot ve Brezilyalı mühendis Heitor da Silva Costa birlikte çalışmış. Yüz hatları ise Romen sanatçı Gheorghe Leonida tarafından yaratılmış. Uzunluğu 30 metre, gövdesinin eni 8 metre ve kolları 28 metre olan heykel, karşılaştırıldığında Özgürlük Anıtı’nın toplam yüksekliğinin yaklaşık üçte ikisi kadar. Dünyanın Yedi Yeni Harikası arasında yer alan bu heykelin ağırlığı ise 635 ton. Kurtarıcı İsa Heykeli, Rio şehrine bakan Tijuca Ormanı Milli Parkı'nda bulunan 700 metrelik Corcovado dağının zirvesinde bulunuyor. Hristiyanlığın dünyadaki en önemli sembolü olan bu heykel, hem Rio de Janeiro’nun hem de Brezilya'nın kültürel bir simgesi haline geldi. 1922-1931 yılları arasında betonarme ve sabunlu taştan inşa edilen bu heykel, 2005 yılında Dünyanın Yeni Yedi Harikasından biri olarak listelendi.

Çin Seddi – Çin

Çin Seddi taş, tuğla, sıkıştırılmış toprak, ahşap ve diğer inşa malzemelerinden oluşuyor. Çin’in (https://gezimanya.com/cin-halk-cumhuriyeti) tarihi boyunca kuzey sınırlarından gelen fetih tehlikelerine karşı inşa ettiği bu mucizevi sur, doğu-batı hattı boyunca yayılmış durumda. Genel olarak Avrasya bozkırındaki çeşitli göçebe grupların saldırıları ve istilalarına karşı temelleri atılan Çin Seddi, birbirinden bağımsız bölümler şeklinde M.Ö. 7. yüzyılda inşa edildi. Sonraki zamanlarda daha büyük ve güçlü saldırılara karşı büyütülmek istendi ve bu sur bölümleri bir araya getirilerek kesintisiz bir set haline getirildi. Setin en önemli sur bölümü Çin'in ilk İmparatoru Qin Shi Huang tarafından 220-206 yılları arasında inşa edilmiş olan bölüm. Son ve en büyük sur bölümü olan bu bölümün inşasının ardından zamanla yıkılan bölümler onarıldı, zayıf olan bölümler güçlendirildi ve sorunsuz hale getirildi. Mevcut duvarlarının çoğunluğu Ming Hanedanı'ndan gelmekte olan bu set günümüze dek korunmaya devam etti. Çin Seddi'nin diğer bir amacı ise ticari çıkardı. Sınır denetimlerine büyük olanak sağlamasının yanı sıra İpek Yolu boyunca eşya taşınmasına olanak kılan yapı, taşınan eşya üzerinde görev, emir ve göç kontrollerinin yapılmasını kolaylaştırdı. Ayrıca, yapının savunma özellikleri, seyir kuleleri, askeri kışlaları, garnizon istasyonları, duman ya da ateş vasıtasıyla uzaktan haberleşebilme kabiliyetleri her açıdan uzun ve güvenli bir ulaşım seçeneği olmasını sağladı. Çin Seddi doğuda Dandong'dan batıda Lop Gölü'ne kadar, iç Moğolistan'ın güney kenarını kabaca çizecek bir yay boyunca uzanıyor. Gelişmiş teknolojilerin kullanıldığı kapsamlı bir arkeolojik araştırmaya göre duvarlarının 8 bin 750 kilometresi Ming Hanedanlığı zamanında kalma. Yapının 6259 kilometresi, 359 kilometresi siperler, tepeler ve nehirlerden oluşurken 2232 kilometresi doğal savunma bariyerlerinden oluşuyor.

Petra – Ürdün

Asıl adı Nebatiler tarafından verilen Raqmu olarak bilinen Petra, eski Ürdün'ün (https://gezimanya.com/urdun) tarihi ve arkeolojik kenti. Dünya mirasları arasına girmesini sağlayacak en önemli özellikleri ise kayalık mimarisi ve su kanal sistemi. Bu şehrin günümüzde bilindiği bir diğer ismi, şehrin renginden dolayı “Rose City” olarak biliniyor. Kesin olarak bilinmese de, muhtemelen M.Ö. 312'de Arap soyundan olan Nebatilerin başkenti olarak kurulmuş olan bu bölge, Ürdün'ün sembolü ve en çok ziyaret edilen turistik mekânı. Nebatiler, Petra'nın bölgesel ticaret yollarına olan yakınlığından ve önemli bir ticaret merkezi haline gelmesinden fayda sağlamış. Özellikle göçebe Arapların tercih ettiği bölge bu sayede bölge sakinlerinin servet kazanmalarını sağlamış. Çöllerdeki sert kayalara şekil verilmesi ve su kaynağı bulma yetenekleri ile tanınan Nebatilerin başkenti olan Petra, Arap bölgesinin doğu kanadını oluşturan dağların Jebel el-Madhbah (bazıları İncil'deki Dağ olarak tanımlar) dağının yamacında, Ölü Deniz'den Körfez'e kadar uzanan geniş vadide yer alıyor. Dünyanın Eski Yedi Harikası listesinde bulunmasa da 1985 yılından beri UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Antik şehir, İsviçreli gezgin Johann Ludwig Burckhardt tarafından tanıtıldığı 1812 yılına kadar batı dünyası tarafından bilinmiyordu. John William Burgon'ın Newdigate ödüllü bir şiirinde "Zaman durmuşçasına, gül kırmızısı bir şehir" olarak tanımlandı. UNESCO ise bu bölgeyi "İnsanlığın kültürel mirasının en değerli varlıklarından biri" olarak nitelendirdi.

Kolezyum – İtalya

Kolezyum (Aslen Coliseum), tarihte Flavianus Amfiteatrı olarak bilinen, İtalya'nın (https://gezimanya.com/italya) Roma kentinin merkezinde yer alan oval bir amfitiyatro. Beton ve kumdan yapılmış olan bu yapının, şimdiye kadar inşa edilmiş en büyük amfitiyatro olduğu biliniyor. Kolezyum, Roma topraklarının hemen doğusunda yer alıyor. İnşası M.S. 72'de imparator Vespasian tarafından başlamış ve M.S. 80'de Halefi ve Titus veliahttı tarafından tamamlanmış. Domitian hükümdarlığında (M.S.81-96) bazı değişiklikler yapılmış. Günümüzdeki durumuna gelene dek inşasında rol oynayan bu üç imparator, Flavian hanedanlığı olarak bilinir ve inşa edilen amfitiyatro, hanedanlığın soyadı olan Flavius ile ilişkilendirilerek Latince adlandırılmış. Kolezyum’un tahminen 50.000 ila 80.000 izleyici arasında bir kapasiteye sahip olduğu ve yaklaşık 65.000 kişilik bir kitleye sahip olduğu düşünülüyor. Gladyatör yarışmaları ve sahte deniz savaşları (diğer faaliyetleri destekleyen mekanizmalar ile), hayvan avları, infazlar, ünlü savaşların yeniden canlandırılması ve dramalar gibi halka açık gösteriler için kullanıldı. Günümüzde de bilinen klasik mitolojiye uygun hazırlanan tarihi yapının Ortaçağ döneminde eğlence amaçlı kullanılmasına son verildi. Sonraki zamanlarda konut, atölye çalışmaları, dini etkinlikler, kale ve taş ocağı olarak farklı amaçlarla kullanıldığı zamanlar oldu. Beş sent değerindeki madeni paranın İtalyan versiyonun arkasına silueti basılı olan Kolezyum, İmparator Nero'nun hükümdarlığının ardından, Flav hanedanının imparatorları tarafından inşa edildi. Flavianus ismi bu yüzden hala modern İngilizcede bu yapı için kullanılır, ancak genel olarak Kolezyum adı ile biliniyor. Antik çağda Romalılar, Amphitheatrum Caesareum adını da bir süre kullanmış. Sezar’dan gelen bu isim her ne kadar kullanılmış olsa da kalıcı olmamış ve sadece dönemsel şiirlerde kullanılmış. Depremler ve taş soyguncuları yüzünden hasar görmüş olsa da Kolezyum hala Roma İmparatorluğu’nun ikonik bir simgesi. Roma'nın en popüler turistik mekânlarından biri olan yapı, Papa tarafından her sene Kutsal Cuma gününde ziyaret ediliyor ve Papa, Kolezyum’un yanındaki bölgede başlayan "Meşale Yolu" ile Roma Katolik Kilisesi’ni ziyaret ediyor. Tüm bunların yanı sıra tarihte kutsal bir yapı olarak görülen Kolezyum, özellikle 8. Yüzyılda son derece önemli bir statüye kavuşmuş. Dönemin ileri gelenlerinden Venerable Bede, bu konuda “Kolezyum durduğu sürece Roma olur, Kolezyum çöktüğünde Roma düşer, Roma düştüğünde dünyaya düşer” diyerek hem Kolezyum’un hem de Roma’nın dünya çapında ne kadar önemli bir statüye sahip olduğunu kanıtlamış bulunuyor.

Chichén Itza – Meksika

Kukulkan Tapınağı olarak da bilinen Chichen Itza, Meksika’nın (https://gezimanya.com/meksika) Yucatan eyaletindeki arkeolojik alanın merkezindeki Mesoamerikan piramidi olarak biliniyor. Amerika kıtasının kaşifi Kristof Kolomb’tan daha eski bir dönemde kurulmuş olan İtza, bir tür tapınak Maya kenti. Kesin olarak bilinmese de bir dönem Yucatan’ın dini merkezi olduğu kabul ediliyor. Kolomb öncesi Maya uygarlığı tarafından 9. ve 12. yüzyıllar arasında inşa edilen antik kent, Aztekler ve diğer Meksika kültürleri tarafından bilinen tanrı Quetzalcoatl ile yakından alakalı olan Yucatec Maya Tanrı Kukulkan'a tapınak görevi yapmıştır. Bu tanrı bölgede “Tüy Dökmüş Yılan Tanrısı” olarak da bilinmekte. ”Sonrasında günümüze kadar korunarak tarihi dokusunu koruması sağlanmış ve Dünyanın Yeni Yedi Harikası arasına girmiş bulunuyor. Piramit şeklindeki yapının dört yanında da tapınağın zirvesine kadar uzanan merdivenler bulunuyor. Merdivenlerin ulaştığı noktada kare şeklinde bir teras var. Tüy Dökmüş Yılan heykelleri bulunan terasta bu heykeller terasın kuzey korkuluk kenarlarına doğru bakıyor. Bu yapının en ilginç özelliği ise yapıldığı zamanın teknolojisine göre çok daha karmaşık bir yapıya sahip olması ve ilginç bir göz illüzyonuna sahip olması. Yapının terasında, her sene ilkbahar ve sonbahardaki ekinoks zamanlarında bu göz illüzyonu gözlemlenebiliyor. İkindi güneşi ile terasın kuzey bölümüne düşen tüy dökmüş yılan silueti (gölge şeklinde) görenleri adeta büyülüyor. Piramidin her bir yanında toplam 91 basamak bulunuyor. Bunun haricinde terasın ortasında bulunan bir basamak daha var. Dört yanındaki basamakların ve terastaki tek basamağın toplamı bir yıldaki gün sayısına, yani 365’e eşit çıkıyor. Tüm bunlar inşa edildiği zamanın teknolojisine göre bir hayli şaşırtıcı detaylar.

Tac Mahal – Hindistan

Tac Mahal, Hindistan’ın (https://gezimanya.com/hindistan) Yamuna nehrinin güney kıyısında bulunan, fildişi beyazı mermerlerden oluşan türbe şehri. 2007'de Dünya'nın Yeni 7 Harikası organizasyonunda en çok oy olan seçenek olarak dünyanın en harika yapısı ilan edildi. 1632'de, en sevdiği eşi Mumtaz Mahal'in anısı için Babür imparatoru Şah Cahan (1628-1658 yıllarında hüküm süren) tarafından inşa ettirilen Tac Mahal, mezar, camii ve misafirhane içeren 42 dönümlük son derece büyük bir merkezdir. Türbenin inşası esasen 1643 yılında tamamlanmış ancak projenin diğer aşamalarında çalışmalar 10 yıl daha sürdürülmüştür. Tac Mahal 1653 yılında son haline gelene kadar, günümüz değeriyle yaklaşık 827 milyon dolar harcandığı tahmin ediliyor. Tac Mahal, 1983 yılında "Hindistan'daki Müslüman sanatının mücevheri ve dünya mirasının hayranlık uyandıran başyapıtlarından biri" olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne seçildi. Mughal mimarisinin en güzel örneği ve Hindistan'ın zengin tarihinin sembolü olarak değerlendirilen Tac Mahal, her yıl yaklaşık 7-8 milyon ziyaretçi çekiyor.

Machu Picchu – Peru

Machu Picchu, 2430 metre yüksekliğe sahip dağların sırtında yer alan 15. yüzyıldan kalma bir İnka kalesi. Peru'daki Urubamba Eyaleti’nin Cusco Bölgesi'nde bulunan kale, Cusco'nun 80 kilometre kuzeybatısında olan, Urubamba Nehri'nin aktığı Sacred Vadisi'nin üstünde bulunuyor. Çoğu arkeolog Machu Picchu'nun İnka İmparatoru Pachacuti'ye (1438-1472 yılları arası hüküm sürmüştür) ait bir mülk olarak inşa edildiğine inanıyor. Genellikle "İnka’nın Kayıp Şehri" (Vilcabamba'ya uygulanması daha doğru olan bir unvan) olarak adlandırılan bu bölge, İnka Uygarlığı’nın en tanıdık simgelerinden biri. İnka halkı, 1450 yıllarında bu mülkiyeti inşa etmiş, ancak inşasından 100 yıl sonra, İspanyol Fethi zamanında bölgeyi terk etmiş. Yerel halk tarafından bilinmesine rağmen, sömürge döneminde İspanyollar tarafından bu antik kent bilinmiyordu. 1911'de Amerikalı tarihçi Hiram Bingham onu ​​uluslararası ilgi alanına getirinceye kadar dış dünya tarafından henüz keşfedilmemişti. Machu Picchu kalesi, klasik İnka tarzında, cilalı kuru taşlardan inşa edilen duvarlardan oluşuyor. Üç ana yapısı Inti Watana , Temple of the Sun ve Three Windows bölgeleri olarak bilinir. Bunların dışındaki binaların çoğu turistlere başlangıçta nasıl göründükleri konusunda daha iyi bir fikir vermek için restore edilmiş. 1981'de Peru’nun Tarihi Tapınağı olarak seçilen Machu Picchu’nun 1983'te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındığı ilan edildi. Son olarak ise İsviçredeki etkinlikte bu bölge Dünyanın Yeni Yedi Harikası arasına girmeyi başardı.