Google+

Arama formu

Masalsı bir şehir: Tallinn (Bölüm 1)

Bu yazı Gezimanya üyesi BANU DEMİR tarafından yazılmıştır. Yazılarınızı sitemizde yayınlamak isterseniz üye olabilirsiniz.

Romanya’da yaşadığım son dört yıl en yakın arkadaşım Estonyalı olunca bu sene Estonya’ya gitmek farz oldu. Bir de üstüne üstlük ben Polonya’ya taşındığım ve o ise Romanya’da kalmaya devam edeceğinden bizim için ayrılık zilleri çalmaya başlayınca son kez felekten birkaç gün çalalım istedik galiba, kim bilir.

Tallinn

Romanya’dan arabayla 4 gün süren taşınma işlemimiz sonrası eşyalar henüz ulaşmadığından aradaki 5 günü fırsat bilip Varşova’dan Tallinn’e uçtum. Avrupa Birliği’nde olan bir ülkeden Avrupa Birliği’nde olan diğer ülkeye uçmak ne kadar güzelmiş, unutmuşum, ne pasaport kontrolü ne de herhangi bir kontrolden geçiyorsunuz, Romanya hâlâ Schengen’e dâhil olmadığı için oturum kartımız başka ülkede geçmiyordu. Araba ile de aynı şey söz konusu gerçi, bir kez Schengen sınırları içerisinden bir ülkeye girdiniz mi başka bir sınır kapısı kontrolü olmuyor.

Tallinn-1

Uçak, Tallinn’e doğru alçalmaya başladığında camdan dışarıya baktığınızda modern binaların arasında sıkışmış küçücük Old Town ben buradayım diyor. Dünyada en iyi korunmuş nadir Old Town’lardan biriymiş. Bu sefer çok şanslıyım çünkü son zamanların popüler turizm akımı olan lokal turist rehberi ile gezmeyi, arkadaşım sayesinde en doğal haliyle yapacağım. Helen, doğma büyüme Tallinnli ama o da benim gibi birçok farklı ülkede yaşamış. Tüm ailesi Tallinn’de hatta zaman içerisinde hepsi birbirlerine komşu olmuşlar. Anne babası ve kız kardeşinin evleri kendi evleriyle aynı sitede, diğer kız kardeşi ise en fazla 5 dakika mesafede oturuyor. Tallinn’in sayfiye bölgesi Kakumae’de oturuyorlar ve evleri denize çok yakın. İlk gün öğleden sonra vardığımdan sadece deniz kenarına doğru bir yürüyüş yapıyoruz amacımız Old Town’a tam bir gün ayırmak. Deniz yosun kokuyor Helen kırmızı bayrağı gösterip “denize girmek yasak aslında ama insanlar umursamıyorlar” diyor kızgınlıkla, zehirli bir yosun türü kıyıları kaplamış ve insan sağlığına zararlıymış, hah diyorum içimden “hiç de yabancı değilim bizde de bangır bangır girmeyin diyorlar, dinleyen kim” :)

Tallinn şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Otel yerine ev kiralamak isterseniz Лучшее место!, Entire place-romantic, Villa Tiigi güzel bir seçim olacaktır. Bunlardan en iyileri YORK Luxury Apartments, The hidden Travellers’ Old Town Wellstay, Popup Living Kakumae Marina. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Odra 10/2, Hestia Hotel Seaport, Go Hotel Shnelli gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Odra 10 Apartment, Kopli Beach mini-studio, Odra tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Tallinn aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Tallinn-2

Sabah uyanıp bahçede güzel bir kahvaltıdan sonra Old Town’a hazırım. Bu arada hava 32 derece ve benim kaldığım 4 - 5 gün hep aynı derecedeydi ki, bu neredeyse Estonya için olağanüstü bir sıcaklık. Eeeee, bu da benim şansım. Araba ile Old Town’un altına park ediyoruz, park alanında da eski antik taşlar olduğu gibi tutulmuş ve ışıklandırılmış, çok hoşuma gidiyor.

Eski adı Reval, yeni adıyla Tallinn; 13 ve 16. yüzyıllar arasında inşa edilmiş üçgen çatılı rengârenk evleri, taş sokakları, yarı gizlenmiş avluları ve muhteşem güzellikteki kiliseleri ile tam bir Orta Çağ kasabası. Ayrıca hiç zarar görmemiş şehri çevreleyen duvarlar ve neredeyse şehre masalsı bir hava katan kuleler aynı yapıldığı günkü gibi sapasağlam duruyor.

Tallinn-3

Old Town iki alana ayrılmış; alt ve üst kasaba diye (Üst tarafa aynı zamanda Toompea da deniyor). Bu iki yer çağlar önce aslında birbirinden kapılar ile ayrılan iki farklı şehirmiş. Alan o kadar küçük ki insanın inanası gelmiyor. Üst taraftan Tallinn’i çepeçevre saran gökdelenleri, yüksek binalar ile çevrili alanları ve denizi görebilmek mümkün. Aşağı taraf ise (All-linn) UNESCO tarafından 1997’de Dünya Mirasları Listesi’ne alınmış.

Tallinn-4

1944 yılında Sovyetler Old Town’un Harju Caddesi’ni bombalamış ve binlerce kişinin ölmesine ve 5.100 adet evin harap olmasına sebebiyet vermiş. Bir gecede yaklaşık 20.000 kişi evsiz kalmış ve bu saldırıyı yaptıklarını hep reddetmişler işte bu yüzden Estonyalılar bunu unutturmamak için Old Town girişine yazıyı ve anıtı koymuşlar.

Tallinn-5

Sokaklar o kadar güzel ki, taş yollarda yürüyüp çocuksu bir neşe ile etrafıma bakıyorum. Bu arada Helen beni bir kafeye çekiştiriyor. Kohvik Cafe, marzipan’ları (badem ezmesi) ile ünlüymüş, küçükken Helen için bu dükkâna gelip istediği şekildeki marzipan’ı almak çok önemliymiş, gerçi ben de küçük biblo gibi yapılmış rengârenk boyanmış marzipan’ları görünce anlıyorum onu. İnsan bunları yemeye kıyamaz. Muzipliğine bana kedi, eşime de futbolda Estonya’nın maskotu olan marzipan’ları alıyor.

Tallinn-6

Tallinn-7

Antik dükkânlar, enva i çeşit amber satan hediyelik eşya dükkânları çok ama çok şirin. Öğle vakti yaklaşınca Helen bana daha önce defalarca denemelerine rağmen yer bulamadıkları bir restorandan bahsediyor, “hadi” diyorum “Estonya 32 derece bende bu şans varken biz orada da yer buluruz”. Leib Restoran şehrin bir kulesinin dibine kurulmuş, bahçesine masa sandalyeler atılmış hoş bir restoran ve hakikaten şansımıza da yer var. Üzerlerine kürk atılmış sandalyeleri olan ağaç altındaki güzel bir masaya kuruluyoruz. Helen hem yer bulabildiğimize şaşkın, hem de bana burayı gösterebildiğine mutlu kutlamak için birer kadeh prosecco’muzu ısmarlıyor.

Tallinn-8

Allah’ım başlangıç için gelen siyah Estonya ekmeği ve üzerine sürülen tereyağın tadı beni benden alıyor, bu nasıl bir lezzet. İşte Estonya ekmeği bağımlılığım galiba burada başlıyor, bundan sonraki 4 gün her türlüsünü deneyeceğim. Helen bu ekmeğin içerisine değişik tohumlar konulduğundan, hatta marihuanalı bile olduğundan bahsediyor. Ben karabuğdaylı bir yemek, o ise bir balık seçiyor. Garson hemen bu yemekler ile gidecek şarabı öneriyor hakikaten de yemek bu şarapla damakta mükemmel bir tat bırakıyor. Arkasından Rabarb şarabı (Ravent) içmem gerektiği konusunda yeterince telkin alınca bir de onu deniyorum, Estonya’da bu bitkiden kek bile yapıyorlar o yüzden denemeniz lazım. En son creme brulée ve kahve ile yemeğimizi taçlandırıp son derece keyifle restorandan ayrılıyoruz :) Daha gezecek çok yer var.

Tallinn-9

Azıcık uzaklaştığımız merkeze doğru dönerken birçok hediyelik eşya üzerinde hatta koleksiyonuma katmak için aldığım cam kürenin içerisindeki The Three Sisters Hotel’in önünden geçiyoruz. Helen da üç kız kardeş olduğu için bu oteli çok sevdiğini söylüyor.

Tallinn-10

Aslında 1362 de inşa edilmiş bu üç yan yana evi 2003 yılında Kolm Öde Oteli alıp butik otel haline getirmiş, sonrasında da UNESCO’nun Tarihâ Miras Listesi’ne girmiş. Otelin içerisindeki eski şehrin duvarları aynen korunuyormuş aynı otoparktaki gibi.

Tallinn-11

Toompea yani şehrin üst tarafında, Toompea Kalesi, St. Alexander Nevsky Katedrali ve Dome Kilisesi görülecek yerlerden. Katedral tamiratta olduğu için içine giremiyoruz ama resimlerini çekiyorum. Rus katedraliymiş, Helen Estonya nüfusunun %25’inin Rus olduğunu söylüyor bu arada. Estonyalılar da ne çektilerse Ruslardan çekmişler tarih boyunca.

Tallinn-12

Dome Kilisesi’nin önündeki Bishops Garden biraz ilerideki Danish King’s Garden Tallinn’in güzel görüntülerini fotoğraflayabileceğiniz yerler. Defalarca el değiştirmiş buraları; ya Danimarkalılar, ya İsveçliler ya Ruslar bir almış bir kaybetmişler o yüzden de Old Town tam bir labirent gibi olmuş.

Danish King’s Garden (Danimarka Kralının Bahçesi) ve Short Leg Gate Tower (Kısa Bacak Kule Kapısı) yüzyıllarca alt kasabayı Toompea’dan ayrı tutmuş. Geceleri kapı kilitlenirmiş ki Toompea’da yaşayan üst düzey halk, alttaki avam halktan rahatsız olmasın. Ayrıca burasının hayaletli olduğuna dair de bir hikâye yüzyıllardır anlatılıyormuş, öyle ki burada idam edilmiş siyahlar giymiş bir keşiş ve aslanın dolaştığı halk arasında o kadar anlatılmış ki, bugün devasa büyüklükte keşiş heykelleri var bahçede. Harry Potter filmindeki kötücül ruhları hatırlatıyor insana.

Tallinn-13

Maiden Tower (Kız Kulesi) ise eski çağlarda hayat kadınlarının hapishanesi olarak kullanılırmış. Hikâyeye göre çirkin bir hayat kadını ile şeytan bir anlaşma yapmışlar. Kadının güzel olması karşılığında şeytan kadının ruhunu ele geçirmiş. Kadın böylece birçok erkeği rahatlıkla elde edebilir olmuş ama tarihin o karanlık zindanlarında bu kez erkekleri kandırdığı için büyücü ilan edilip idam edilmiş. Bugün hâlâ bir erkek sesinin kuleden duyulduğu söyleniyor gerçi bunu üst kattaki kafede çalışanlara da sormak lazım :) Şehir efsanelerini her zaman duymaktan ayrı bir haz almışımdır, siz de sever misiniz?

Kiek in de Kök, şehrin duvarlarını gözetlemek için yapılmış topların ve silahların olduğu kulelerden biri ve 3 kuleye daha geçitler ile bağlı, bu turu mutlaka yapmalısınız. İsmi de çok matrak “peek into the kitchen” yani 38 metre yükseklikteki kuleden, o dönemde mutfakta yemek yaparken bile düşmanlarını görebildiklerini belirtmek için konulmuş.

Tallinn-14

Kiek in de Kök; 1483 yılında inşa edilmiş, 1710 senesinde Bastion Passages denilen gizli geçitler inşa edilerek 1310 yılında yapılmış olan Maiden Tower’a bağlanmış.

Tallinn-15

Tallinn-16

Kiek in de Kök’ün içi hakikaten muhteşem her katta videolu tanıtımlar eşliğinde şehrin duvarlarının ve kulelerinin yapılışı anlatılıyor. En üst kat ise muhteşem yuvarlak bir alana çıkıyorsunuz bir bar/kafe var tam ortada ve kulenin şeklinden ötürü 360 derece dönen alanda farklı yöne bakan her bir cam, size farklı görüntüler sunuyor. Tepedeki taş küre ise ürkütücü büyüklükte.

Kiek in de Kök’de kafe çalışmıyordu ama Maiden Tower’daki kafe ortada dolaşan ruhlara rağmen açık :) Kahvemizi alıp terasa ya da aslen geçit kısmına geçiyoruz, aşağıda dolaşan turistleri izlerken keyifle kahvelerimizi yudumluyoruz. Dekoratif amaçlı konulmuş at kafaları, geçide enteresan bir hava katmış.

Tallinn-17

Tallinn-18

Turun sonunda tarihte değişik yıllardan taş oyulmaların toplandığı müzeye de uğruyoruz. Çok büyük değil ama dışarının yakıcı sıcaklığında klimalı nadir yerlerden ayrıca oymalar da çok güzel. Nadir diyorum çünkü Estonya her zaman soğuk bir ülke olduğu için klimaya rastlamak çok zor.

Tallinn-19

Old Town’da kuleler hariç toplamda 20 tane de kilise var ben hepsinin içini tek tek görmedim ama eminim bu küçücük yerde önünden en az bir kere hepsinin geçmişizdir.

Atlamamanız gereken diğer bir yer de Avrupa’nın en eski eczanesinin olduğu Town Hall Square. Düşünün ki kasabanın merkezi 1322 de kurulmuş eczane ise 1422’den beri orada ve hâlâ ayakta.

Old Town’un etrafında 4 kilometre uzunluktaki duvarda tam 46 kule, 8 kapı varmış. Hepsine çıkmak mümkün değil ama çıkabildiklerinize çıkın geri kalanları dışarıdan keyifle izleyin derim.

Helen, Old Town’a bir de dışarıdan bakmamı ve şehrin etrafının çevrildiği duvarları görmem için beni Toompark’a götürüyor, dolaşırken bir yandan da çocuklarını büyütürken bu parka ne kadar çok geldiğinden bahsediyor.

Tallinn-20

Toompark, Old Town ile yeni şehir arasına sıkışmış yemyeşil bir park, içindeki gölette eski çağlarda kalelere düşmanların erişmesini engellemek üzere yapılmış hendekler gibi şehir duvarlarının ilerisinde duruyor.

Tallinn-21

Tabelayı okuyunca hakikaten de 1760’da şehri korumak için bu alanın kazıldığını öğreniyorum. Park, Old Town’u gezip şehrin büyülü görüntüsü eşliğinde ayaklarınızı dinlendirmek için ideal bir yer.

Tallinn-22

Tallinn-23

Estonya’yı ziyaret etmeyi planlıyorsanız temmuz ya da ağustos ayları en iyi zamanlar ama yine de ben gitmeden bir hafta evvel 12 dereceydi, şansıma ben çok sıcağa hatta olağanüstü sıcağa denk geldim ki. Bol şans size de :)

Bir sonraki yazı Tallinn Açık Hava Müzesi ve Kalamaja bölgesi.
Yazı dizisinin ikinci bölümü için tıklayın

Yazı ve fotoğraflar: Banu Demir
Instagram: banuyollarda
 

Etiketler


BANU DEMİR kullanıcısının resmi
Yazar Hakkında

BANU DEMİR

İstanbul Üniversitesi Radyo-TV bölümü ve Marmara Üniversitesi Contemporary Business Management’tan (gece bölümü) mezun olduktan sonra İngiltere Nescot College’da okudum. Yaklaşık 11 sene reklam sektöründe Müşteri Temsilciliği ve Müşteri İlişkileri Direktör'lüğü yaptım. 2000 senesi başında eşimin işi nedeni ile Polonya-Varşova’da 1 sene,...