Avrupa Gezisi: Venedik

Hollanda ve Almanya gezilerinin ardından güneye, İtalya’ya doğru inince; iklim, renkler, insanlar da keskin çizgilerle ayrılıyor ülkeler arasında. Daha güneşli havalar, konuşmasıyla yürüyüşüyle kıpır kıpır insanlar, keyfe keder bir atmosfer sarıveriyor etrafımı.

Avrupa şehirleri arasında tarihi, mimarisi ve sosyal dokusuyla diğerlerinden bambaşka bir yerde duruyor Venedik.  Karnavalı, gondolları, kanalları ve adalarıyla meşhur şehir, Adriyatik Denizi kıyısında birbirinden kanallarla ayrılmış ve köprülerle bağlanan adalar üzerine kurulmuş. 118 adadan oluşan şehir, yaklaşık 400 köprü ile bağlanıyor birbirine.

Adını, M.Ö. 10. yüzyılda burada yaşanan ‘Veneti’ insanlarından alan şehir, Ortaçağ ve Rönesans dönemi boyunca denizlerde kuvvetli olmasının yanında, 13. yüzyıldan 17. yüzyılın sonlarına kadar sanatın ve ticaretin merkezi olmuş ve tarihi boyunca da senfonik müzik ve operanın gelişiminde önemli rol oynamış.

Dünyanın dört bir yanından ziyaretçisi bulunan turistik şehir, anakaraya ince bir tren ve araç yolu ile bağlanıyor. Padova’dan trenle Venedik’e gelirken bir boyun gibi uzanan tren yolundan geçiyoruz ve anakaradan uzaktaki ada parçalarına adım atıyorum. Büyükçe bir köprüyü geçince artık bambaşka bir dünya içinde buluyorum kendimi.

Venedik’in tam ortasından geçen ve kolları ahtapot kolu gibi uzanan Büyük Kanal (Canal Grande) tüm adaları köprülerle birleştiriyor. İşte bu kollar arasındaki daracık sokaklarda gezintiye başlıyorum.

Venedik’te her sokak sürprizlerle dolu. Kimi zaman tünel gibi bir sokaktan geçip heykellerle dolu bir meydana çıkıyorum, kimi zaman da gondollarla dolu bir kanala. Rengarenk pencereler, çamaşır asılı balkonlar ve evlerin arasındaki kanallardan geçen gondollar; işte Venedik’in en güzel manzarası! Ve bu manzara, vızır vızır geçen turist kalabalığından uzakta, şehrin kendi dünyasını gösteriyor. Gondollardaki sanatçıların kanalda yankılanan sesleri ise ortama müthiş bir romantiklik katıyor.Venedik’te insanın keyfine keyif katan başka bir sürpriz ise sokak sanatçıları. Sokak boyu yürüyüşüme eşlik edercesine yükselen müzikler, şehrin atmosferine enerji katıyor.

Venedik’te insan kendini sokakların ve açık alan mimarisinin güzelliğine kaptırıyor. Gün boyu süren gezintimde her köşede, sokakta farklı güzellikler görmenin keyfini yaşıyorum. Kahkahalarıyla, heyecanlı yürüyüşleriyle ortama enerji veren İtalyanları zevkle izliyorum.
 
VENEDİK'TE GÖRÜLECEK YERLER

Şehrin en güzel özelliklerinden birisi araç trafiği olmaması ve kendinizi gezinin akışına bırakmanız. Çünkü sokaklar en iyi rehberiniz, sizi gitmek istediğiniz yere mutlaka götürüyor.

Şehrin başlangıç noktasından epey aşağı yürüdükten sonda meşhur San Marco Meydanı’na çıkıyor karşınıza. Tünel gibi daracık bir sokaktan geçip böyle bir meydana çıkmak insanı oldukça şaşırtıyor. Büyük yapılarla çevrili bu meydanda Osmanlı Döneminden kalma Saat Kulesi ve şehrin en ünlü kilisesi San Marco yer alıyor. Muazzam bir işçilik örneği bu eserler şehrin en heybetli yapıları.

İnsanların arasında gezinen güvercinleriyle meşhur, turistlerin en çok ziyaret ettiği bu meydanda, canlı klasik müzik sesleri yükselirken insan kendini müziğin dansına kaptırıveriyor. Meydandaki kafeler ve restoranlar ise ortamın enerjini sindirmek isteyen turistlerle dolu.

Şehrin en meşhur köprülerinden Rialto ise, hemen dibindeki kafelerde ve geniş uzantısında durup aşağıdan geçen gondolları izlemek için harika bir yer.

Venedik müzeler açısından da çok zengin. Saraylar, müzik müzesi ve tarih müzesi de görülebilecek yerler arasında.Venedik’in dünyaya nam salmış karnavalı, her yıl şehre dünyanın dört bir yanından turist çekiyor. İlk kutlanmaya başlandığı zaman sosyal sınıf ayrımını ortadan kaldırmak için kullanılan maskeler, şimdi Venedik Karnavalı’nın vazgeçilmezi haline gelmiş. Yine uluslararası bir diğer organizasyon ise, ağustos ya da eylül aylarında yapılan Venedik Film Festivali.

 

YEME İÇME

Venedik, Avrupa’nın en pahalı kentlerinden birisi. Sokaklar zengin pizza ve şarap menülerine sahip restoranlar, kafeler, dondurmacılar ve pastanelerle dolu. Bir kahveyi normalinin iki katına içmenize rağmen, hesaba mutlaka servis ücreti ekleniyor. Menüdeki fiyatlar çok pahalı gelmese bile, hesap servis ücretiyle can sıkıcı olabiliyor. Çantanıza atacağınız bir sandviç ve su bile geziniz için büyük bir kurtarıcı olacaktır.

Şehrin simgesi gondola binmemek olmaz derseniz, yarım saatlik bir gezi için 6 kişi adına ortalama 80 Euro talep ediliyor. Bizzat deneyimim olmadı ama gondola binen kişiler sürenin çok kısa tutulduğundan ve verilen paraya değmediğinden yakınıyor.

Venedik’te tazecik kruvasan ile yapılan kahvaltı, pizza, şarap ve dondurmalı ekspresse (affogato) olmazsa olmazlar arasında. Fakat bunları turistik yerlerde yemek hem daha pahalıya mal oluyor, hem de gerçek tadını deneme fırsatı bulamıyorsunuz. Tavsiye edilen ise, şehir merkezlerindeki bizdeki esnaf lokantası tarzı mütevazı mekanlarda yemek yemek. Dondurma konusunda ise şehrin birçok noktasında bulabileceğiniz Grom dondurmacısı en iyilerinden.

Nerdeyse tüm restoranlarda ve barlarda görebileceğiniz Spritz, Venedik’in aperatif içkisi. Koyu pembe rengi ile Rose şaraba benzeyen bu içki, aperol ve beyaz şarap karışı bir içecek. İtalyanların özellikle iş çıkışı içtiği Spritz, Venedik’te Al Merca adlı bir barda çok güzel yapılıyor ve diğer mekanlara göre uygun fiyata satılıyor. Yanında patates ve etten yapılan küçük atıştırmalıklarla verilen bu içki, yorgun geçen günün ardından harika geliyor. İtalya’nın mutlaka tadılması gereken bir diğer içkisi ise Lemonçello. Yoğun limon aroması veren bu içki özellikle yemekten sonra içiyor.

FERHAN BOZKAYA

Yazar Hakkında

FERHAN BOZKAYA

Doğup büyüdüğüm Likya topraklarındaki tarihi alanları gezmek ve başka coğrafyaların kültürünü merak etmekte atıldı ilk tohumlar.Üniversite yıllarında başlayan Türkiye gezilerimin ardından, Antalya