Google+

DÜNYANIN UCU: PORTEKİZ

74721 Eyl 2017Gezi Notu
BANU DEMİRBANU DEMİRGold Yazar21 Eyl 20177470 Yorum

Seyahatler ilk önce hep bir hayalle başlıyor, Vasco da Gama’dan, Macellan’dan ya da diğer nice kâşiften önce insanların hayalleri, dünyanın en son ucu olduklarını düşündükleri Portekiz’de sona eriyormuş meğer. Avrupa’nın en uç kıyısına geldiklerinde henüz Amerika kıtası ya da Hindistan keşfedilmediği için denizin kenarındaki en son kara parçasına geldiklerini sanıyorlarmış, ta ki yeni kıtalar, diyarlar keşfedilene kadar. Portekizlilerin neden denizci ya da kâşif olduğuna şaşırmamak lazım, önümüzde göz alabildiğine uzanan Atlantik Okyanusu açık bir davetiye gibi.

Bizim üç kafadarın hayali de bundan birkaç ay evvel “üçümüzün gitmediği hangi ülke kaldı?” ile başlıyor; “Lizbon yapalım ama Porto’da da şarap tadalım” ile devam edip “ama Fatima’yı görmeden olmaz, aaa arada bir de Cascais, Sintra, Coimbra, Averio, Obidus varmış” deyip yine 460 kilometre kat edeceğimiz bir gezi maratonuna dönüşüveriyor. Üçümüz de hareketli tatili seviyoruz, bir yerde oturup yatmak hiçbirimize göre değil, e böyle olunca  “hadi orayı da görelim, aman burayı da yaparız canım” diyerek düşüyoruz yollara ama kötü de yapmıyoruz.

Lizbon

 Paket turlarda kaçırılmaması gereken en güncel ve ekonomik kampanyalar şöyle: Bansko Kayak Turu – 1 Gece Bedava, Bansko Kayak Turu – Ücretsiz Kayak Eğitimi, Lapland Turu - Son dakika 200 Euro indirim, %25 indirimli Prag Turu, Sicilya & Malta Turu – Son dakika %5 indirim, Belgrad Turu - %25 indirim , Prag Turu 14 Şubat Özel – Son Dakika %5 İndirim

Bilinenin aksine Lizbon sadece deniz kenarında değil, Tagus Nehri’nin (İspanyollar Tajo, Portekizliler Tejo Nehri diyor) iki yanında kurulu şehir aynı zamanda da Atlantik Okyanusu kenarındaki tek Avrupa şehri ünvanını taşıyor. Lizbon, şu anda en popüler gezgin destinasyonlarından biri, öyle ki ziyaretimiz sırasında şehrin otellerinin %98’i doluydu. Bu doluluk neredeyse bize de hafif bir sekte-i kalb yaşatıyor. İnternetten bir gün önceden kiraladığımız evin sahibi confirmation elimize geçmiş olmasına rağmen apartman dairesinin bizim istediğimiz 2 gece için dolu olduğunu Portekiz’e vardığımız sabah bildiriyor, tam da uçaktan inip mesajı görüp şehrin doluluk oranını ve neredeyse her yerin rezerve edildiğini görünce, ne yalan söyleyeyim bütün kalış opsiyonlarımız gözümüzün önünden adeta bir merasim havasıyla geçiyor. Neyse şansımız yaver gidiyor ve Alfama bölgesinin tam da denize yakın, merkezi bir yerinde 4 odalı bir apartman dairesi buluyoruz. Kocaman mutfağı, çift banyosu ve her birimizin yayılabileceği odalarıyla ile bize tam bir malikâne gibi geliyor. Eve eşyaları atıp hemen apartman sahibinin bize ayarladığı tuktuk ile şehir gezisine çıkıyoruz. Tuktuklar burada çok moda, en son Hindistan ziyaretim sırasında çok sevmiştim bu şirin aletleri, gerçi fiyat olarak burada pahalılar ama yine de grup olarak binilecekse değişik bir deneyim olarak düşünebilirsiniz. Bu arada en ucuz ulaşım taksi, dolayısıyla korkmadan her yere taksi ile gidebilirsiniz, biz bu tatil; hızlı tren, metro, araba kiralama, tuktuk kullandığımız için hepsinin fiyatları karşılaştırıldığında şehir içi en uygunu kesinlikle taksi.
 
Lizbon’un nüfusu 3 milyonmuş ama 2 milyona yakında turist geliyormuş, eh şehrin her yerinin insan kaynaması boşuna değil demek ki!
 
Lizbon; Londra, ParisRoma gibi en eski şehirlerinden ama ilginç bir şekilde diğer başkentlere kıyasla şehre ait tek bir statü yok, yani bir Eiffel ya da bir Big Ben ile bilinmiyor burası, onun yerine birçok statü, meydan ve heykelle anılıyor. Tuktuk şoförümüz müzik okulunda okuyan Ricardo adında şirin mi şirin bir üniversite öğrencisi. Gitar, bateri, piyano, saksafon çalıyormuş mükemmel bir ingilizce ile konuşuyor, zaten Portekizlilerin İngilizcesi beni şaşırtıyor. İtalyanların tek tek ve ağır italyan aksanlı İngilizcesinden sonra Portekizlilerin bu kadar aksansız ve akıcı konuşuyor olmaları ilginç geliyor çünkü kendi dillerinde birçok kelime sanki gırtlaktan çıkan sesler ile söyleniyor. Tabii bizimkiler, sonunda benim Sheakspeare İngilizcemi kullanabileceğim bir yer bulduğumuzu söyleyip benimle dalga geçmeye devam etseler de, ben halimden memnunum.

Lizbon-1

Lizbon şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Bunlardan en iyileri Habsburg Palace Hostel, Casa de Charme em Alfama, The Fields. Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Orange 3 House - Principe Real Apartment, Casa do Vigário 2 gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Delightful Lisbon City Apartment, FLH - Luciano Cordeiro´s Studio, Hot Lisbon Alfama tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Lizbon aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Lizbon-2

Lizbon-3

Lizbon, tarihi 1. yy.’a kadar giden eski bir şehir, Araplardan tutun da Norveçlilere en çok da İspanyollara, birçok kavimin, ulusun saldırısına mağruz kalmış tarih boyunca. Bugün bile Arapların ve müslümanlığın etkisi hala Alfama (Arapça Al-Hamma) semtinde hissediliyor, hatta 1094 yılında Lizbon; Taifa of Lisbon denilen bir Müslüman krallığın başkenti imiş. Şehir bu kadar eski ama 1755 yılında, tarihinde o ana kadar yaşadığı en büyük deprem ve hemen arkasından oluşan tsunami ile şehir yerle bir olmuş ve o tarihten sonra yeniden inşa edilmiş. Gerçi bunu fırsata dönüştüren dönemin başkanı, Praça do Rossio ve Praça do Comercio diye bilinen iki büyük ve ünlü meydanı o zaman yaptırmış. Bugün bu iki büyük meydan hem turistik hem de ticaret meydanları olarak Lizbon’un hayatında büyük roller oynuyorlar. Şiir meraklısı iseniz Voltaire’in bu depremle ilgili yazdığı bir şiiri bile varmış; Poême sur le désastre de Lisbonne (Lizbon felaketi üzerine bir şiir).
 
Şehri, tuktuk ile çıktığımız en yüksek seyir yerinden görünce üç aşağı beş yukarı kafamızda oturtmayı beceriyoruz. Hep söylerim; bir şehre ilk vardığınızda ya mutlaka bir hop on hop off yapmalı ya da şehrin en üst noktasına çıkıp bir bakmalı. Ya da Lizbon’da 28 No.lu tramvay ile bütün Oldtown’u dolaşabilirsiniz ama sabah erken saatte yapmanızı öneririm.

Lizbon-4

1147 yılında yapılmaya başlanan ve şehrin en eski binası ünvanına sahip Lizbon Katedrali barok ve gotik mimarisi ile görmeye değer.

Lizbon-5

Lizbon-6

Katedrale yakın bir sokakta pazar var, şöyle bir bakmadan yapamıyoruz, Lizbon’un hemen hemen bütün hediyelik eşyacılarında ve pazarlarında horozlar göreceksiniz, şaşırmayın çünkü bu horoz bir efsaneden yola çıkarak şehrin sembolü haline gelmiş, öyle ki neredeyse bütün hediyelik eşyalarda bu horoz resmi var ya da kendisinden boy boy var. Her ne kadar farklı versiyonları olsa da birçok yerde okuduğuma göre bu en doğrusudur diye düşündüğüm efsaneye göre; Barcelos şehrinde bir ev sahibinden gümüş çalınır ve şehrin tüm ahalisi suçluyu aramaya başlar, tam da bu sırada Galicia’dan gelen genç bir adam şüpheli bulunup tutuklanır. Adam allem eder kallem eder, suçsuzluğunu haykırır ama nafile bir türlü kanıtlayamaz ve asılarak ölmeye mahkum edilir. Kendisine asılmadan bir gece önce son arzusu sorulduğunda kendisini ölüme mahkum eden hakimi görmek istediğini söyler, arzusu kabul edilerek hakimin evine giderler. O sırada hâkim evinde bir yemek düzenlemiştir, tekrar suçsuzluğunu dile getirmesine rağmen kimsenin fikrini değiştirmediğini gören genç adam tam da yemek üzere oldukları horozu göstererek “Eğer suçsuzsam bu horoz ben asılacakken canlanıp, ötecek” der bunun üzerine kimse horoza dokunmak istemez ve adam tam idam edilecekken horoz canlanıp ötmeye başlar. Bunun üzerine genç adam serbest bırakılır. Horoz da bu efsaneden yola çıkarak Lizbon’un hatta Portekiz’in simgesi olur.

Lizbon-7

Lizbon-8

Lizbon-9
 
Diğer bir simge de Portekiz’in her yerinde karşınıza çıkacak Ginja yani vişne likörü. Kâh bir küçük bardakta kâh bir çikolata kabı içerisinde mutlaka birkaç yerde tadın çok hoşunuza gidecek. Özellikle de sokakta satan yaşlı kadınlar Ginja’yı genelde kendi evlerinde yaptıklarından bence dükkânlardakilerden daha lezzetliler.

Lizbon-10

Lizbon’un İstanbul’u andıran havası, şehrin ortasından geçen Tejo Nehri’nin boğazı andırmasından kaynaklanıyor. Nehir o kadar büyük ki adeta Lizbon’un iki yakasının arasından inanılmaz bir ihtişamla okyanus ile birleşmeye akıyor.

Lizbon-11

Lizbon-12

Şehrin en büyük meydanlarından biri olan Ticaret Meydanı (Commerce Square) da yine bu nehrin yanında, meydanın tam ortasında ise olduğu yere mağrur bir hava veren Kral I. Jose’nin heykeli var.

Lizbon-13

Lizbon-14

Lizbon-15

Ata bütün heybeti ile binmiş I. Jose heykelini yapan helkeltraş zaman içerisinde yaptığı esere kuşların zarar vermesini ve pislemesini önlemek için dâhiyane bir fikir bulmuş ve atın ayaklarının dibine yaptığı hareketli gibi görünen yılanlar ile kuşların heykelin üzerine konmasını engellemiş. Kuşların böyle bir korkuları varmış meğer, duyunca bir yaşıma daha giriyorum. Güneş batmak üzere ve gençlik sahile akıyor, ellerinde birer akşamüstü içkisi nehrin keyfini çıkarıyorlar. Biz karşı yakadaki İsa heykeli ve 25 Nisan Köprüsü görüntüsüne bakarak keyifle yürüyüp fotoğraflar çekiyoruz.

Lizbon-16

Lizbon-17

Lizbon-18

Karnımız guruldamaya başladığında ise görmek istediğimiz yer: Timeout. Burası bir binanın içine yerleşmiş orta kısmında oturacak masa ve sandalyeler yan kısımlarında ise çepeçevre yiyecek yerleri olan bir binanın içi. Ne yemek isterseniz var. İster Portekiz yemeği, ister sushi ya da bir hamburgere karar verin, şöyle bir dolaşıp gözünüze kestirdiğiniz herhangi bir yerden yemeğinizi alıp oturup gecenin keyfini çıkarmak size kalmış.

Lizbon-19

Yemeğimizi yedik, keyfimiz yerinde hatta içtiğimiz şaraplar öyle lezzetli ki, biraz daha kalsak mı diyoruz ama kalırsak Fado müziği kaçıracağız. Fado dinlemeden Portekiz’den dönmek, eli boş dönmek gibi bir şey.

Fado Portekiz’in ruhu; her ne kadar 1820’ler 1830’lar başlangıç tarihi gibi gözükse de daha da eskilere uzandığı düşünülüyor. Her konu hakkında olabilen şarkılar, hüzünlü melodileri ile daha çok ağıtı andırıyor. Hatta en çok da denizcilerin, rıhtım işçilerinin ve diğer işçi sınıfından olan fakir insanların müziği olarak biliniyor bir nevi bizim arabesk müziğimiz gibi. Tarihini, ünlü fado sanatçılarını öğrenmek isterseniz Alfama’da Fado Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz.

Bu arada fado’nun kalbi de Alfama’da atıyor ama tek bir yere rezervasyon yapıp sadece orada kalmak istemiyoruz çünkü Fado dinlemek ciddi bir iş, 2-3 saatlik bir performansı çıt çıkarmadan seyretmeniz gerekiyor. Ama biz sokaklarda serseri mayın gibi dolaşıp gemilerin limandan limana gezdiği gibi farklı mekânları gezmek istiyoruz. Zaten sokaklar o kadar güzel ki hangi mekâna gireceğimize kulak kabartıp karar veriyoruz, ilk önce bir yer sonra başka bir yer… Fado güzel, hayat daha da güzel.

Yazı ve fotoğraflar: Banu Demir            
Instagram: banuyollarda

Lizbon şehrini rahat ve hızlı gezmenin yolu yerel turlara ve turistik noktalarda önceden yerinizi ayırtmak. Bu şehir için önerdiğimiz deneyimler şöyle; Jerónimos Manastırı: Hızlı Uçak Bilet (18 €), Lizbon Tek Yönlü Özel Havaalanı Transferi (24.8 €), Lizbon Tarih ve Gezi Yeri: Video Rehberli Kent Turu (20 €), Etraftaki Kentler Lizbon'dan özel 9 saatlik Tur (340 €). Bu şehirdeki tüm turları görmek için tıklayın.
-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(0)

Yorumlar