Google+

ÇOK ÜREYEN Mİ, ÇOK SEYAHAT EDEN Mİ?

52517 Eyl 2017Özel Yazı

Çok yaşayan değil, çok gezen bilir” şeklindeki atasözünü son araştırmalar çerçevesinde “Çok üreyen değil, çok seyahat eden bilir” diye değiştirmenin zamanı geldi galiba.

Uluslararası Hava Taşımacılar Birliği (IATA) tarafından düzenli olarak yayınlanan Dünya Hava Taşımacılık İstatistikleri bu yıl ilk defa ülkelerin nüfusları ile o ülke vatandaşlarının tüm dünyada uçakla seyahat eden yolcular içindeki payını mukayese etti. Peşinen söyleyeyim sonuçlar hiç de beklendiği gibi değil ve oldukça şaşırtıcı. Araştırma, beklenenin aksine ülkelerin dünya nüfusu içindeki payları ile dünya çapındaki toplam uçak yolcu sayısından aldıkları pay arasında büyük bir dengesizlik olduğunu ortaya koyuyor.

ÇOK ÜREYEN Mİ, ÇOK SEYAHAT EDEN Mİ?

YANINDAKİNE DİKKAT! SEYAHAT HAKKINI HİÇ EDİYOR!

Dünya Bankası’nın 2016 yılı verilerine göre yeryüzünde yaşayan her 2 kişiden biri uçakla seyahat etmiş. Tam tamına 3,7 milyar kişi uçağa binmiş, gezmiş, eğlenmiş, ticaret yapmış, iş bitirmiş. “Ne, siz koskoca bir yıl bir yere kıpırdamadınız mı?” Üzgününüm ama o zaman yanı başınızdaki can dostunuz, eşiniz, sevgiliniz veya iş arkadaşınız sizin hakkınızı hiç etmiş, ilişkinizi gözden geçirin, benden söylemesi. Bakın daha araştırmaya dair detayları vermeden bile şaşırtan gerçeklerle yüz yüze geldiniz. Kolaysa yazının bundan sonrasını okumayın da göreyim.

ÇOK ÜREYEN Mİ, ÇOK SEYAHAT EDEN Mİ?-1

EN FAZLA SEYAHAT EDENLER AMERİKALILAR

Uluslararası Hava Taşımacılar Birliği tarafından dünyadaki havayolu trafiğinin %60’ından  fazlasını teşkil eden, aralarında ABD, Çin, Hindistan, İngiltere, Almanya, Japonya, Endonezya, Brezilya, Avustralya ve Fransa gibi farklı kıtalardaki 10 ülkenin nüfusları ile yolcu sayılarını mukayese eden bu araştırmanın şaşırtıcı sonuçlarından belli başlıları şunlar:

  • Dünya üzerinde uçakla en fazla yolculuk yapanlar ABD vatandaşları, başka bir ifade ile dünya üzerinde uçakla yolculuk yapan her 5 yolcudan biri ABD pasaportu taşıyor. Ben söylemiyorum araştırma  “ABD vatandaşlarının dünya nüfusuna oranı % 4 iken, dünyadaki uçak yolcularının %21’i ABD’li” diyor.
  • Havayolu ile en fazla seyahat eden ülkeler arasında ikinci sırayı Çinliler alıyor. Dünya çapındaki yolcuların %14’ü Çinli. Ancak, dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri olmasına ve dünya nüfusunun %19’unu teşkil etmelerine rağmen Çinlilerin ABD vatandaşları kadar pek sık seyahat etmediklerini kolaylıkla söyleyebiliriz.
  • Havayolu ile en fazla seyahat eden ülkeler arasında üçüncü sırayı şaşırtan bir ülke alıyor: Hindistan. Kim bilir yazılım konusunda dünyaya hizmet veriyor olmalarının getirdiği bir sonuç mudur bilinmez ama dünya çapındaki yolcuların % 5’i Hindistanlı. Ancak, dünya nüfusunun % 17’sini teşkil ettikleri düşünülürse, Hintlilerin de nüfusları ile doğru orantılı bir şekilde dünya hava taşımacılığından pay almadıkları en azından iş seyahatleri dışında pek uçağa binmedikleri veya binemedikleri sonucuna kolaylıkla varılabilir.
  • Öte yandan İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinin dünya nüfusundan aldığı pay daha düşük olmakla birlikte, hava trafiğinden -ve elbette dünya kaynaklarında- aldıkları pay son derece dikkat çekici oranda yüksek gözüküyor. Bahse konu bu üç ülke vatandaşları dünya çapında seyahat eden yolcuların % 9’unu oluştururken, dünya nüfusunun toplamda sadece % 4’ünü oluşturuyor.

ÇOK ÜREYEN Mİ, ÇOK SEYAHAT EDEN Mİ?-2

DÜNYA ÇAPINDAKİ ADALETSİZLİĞİN SEBEPLERİ

Bu verilerin açık bir şekilde ortaya koyduğu tek şey yolcu sayıları ile ülke nüfusları arasında doğru oranlı bir korelasyon olmadığı gerçeği. Üniversite hocası edasını bir tarafa bırakıp, daha basit ve anlaşılır bir şekilde söylersek, her bir ABD’liye karşın yeryüzünde 5 kat Çinli varken, nasıl oluyor da her 3 ABD’liye karşın sadece 2 Çinli uçakla yolculuk edebiliyor? Nüfusa oranladığımızda dünya çapında seyahat eden Çinli, Hint yolcu sayısının daha fazla olması beklenirken nasıl oluyor da böyle bir dengesizlik ortaya çıkıyor?

Buyurun dengesizliğin, adaletsizliğin sebepleri:

  • Parası olan biner tabii, ne var ki” diyerek konuyu sadece bireylerin zenginliği ile açıklayanlardansanız, bu sektördeki 15 yıllık tecrübeme dayanarak üzülerek söylemeliyim ki “ilgili ülke vatandaşlarının refah seviyeleri elbette önemli ama bu izahat yetmez ve size sınıf geçirtmez”. Üstelik “Doğa ve Yürüyüş Üzerine Seçme Denemeler” adlı eseri iki yıl bir göl kenarında, kendi inşa ettiği kulübede yaşayarak kaleme alan ve “sivil itaatsizlik” terimini siyaset bilimine kazandıran doğa gezgini, tarihçisi, araştırmacısı, doğal yaşam eylemcisi, bilim insanı, filozof, yazar ve şair Henry David Thoreau’un “Bir insan satın alamadığı şeyler kadar zengindir” sözünü de hatırlatmak isterim. Unutmayalım ki; ülkemizde 10-15 yıl önce farklı bir zümrenin ulaşım aracı olarak algılanan uçağa binmeye cesaret etmeyen ama ekonomik durumu iyi olan binlerce kişi vardı. Bireylerin maddi refahı elbette çok önemli ama ülke vatandaşlarının seyahat için havayolunu seçmesinin arkasında maddi şartlar dışında çok daha başka motivasyon ve sebepler de bulunur.
  • Dünya’nın zirvesi Everest Dağı’na tırmanan ilk Türk, Dünya’nın ikinci en yüksek dağı olan K2’ye tırmanan 29 dağcıdan biri ve “kar leoparı” diye anılan bir çocuk nasıl yetiştirilir hiç düşündünüz mü? Nasuh Mahruki, bunu dünyanın sayılı dağcılarından biri olduktan sonra kaleme aldığı “Bir Dağcının Güncesi” adlı kitabının önsözünde   “Babama, her şey için, bir de, beni bu tutkudan, kendisini de meraktan kurtarmak için, zaman zaman, ben uyurken bacağımı kırmayı aklından geçirdiği halde bunu yapmadığı için…” diye dile getirir. Uzaklara gitmek, keşiflerde bulunmak, yolculuklara çıkmak çocukluk ve gençlik günlerinin en kıymetli hayallerindendir. Gençlerin bu hayallerini gerçekleştirebilmeleri onlara sağlam kişilik, özgüven, cesaret, geniş dünya görüşü, bilgi ve görgü kazandırmakla mümkün olacaktır. Gençlerin tutkularının peşinden yılmadan gitmelerini, seyahat etmelerini, farklı kültürleri ve insanları tanımalarını, dünya insanı olmalarını teşvik etmek veya etmemek,
  • İnsanlar bilmediği, güvenmediği şeylerden uzak durur, korkar. İlk uçağın uçurulmasının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olsa bile insanların ayağını yerden kesme konusundaki korkuları o günden bu yana süregelir. Albert Camus "Ölüm korkusunu aşmadıkça insan için özgürlük yoktur” der, belki de ölüm korkusunu ve özgürlüğü en iyi tanımlayan sözdür “uçmak”. Bu korkuyu yenebilme ve uçan insan sayısını arttırmak o ülkenin kamu (sivil havacılık) otoritesine düşer. Devlet ciddiyeti içinde oluşturulan kurallar, alınan tedbirler ve kontrollerle yolcu nezdinde hava taşımacılığının güvenli ve dakik olduğu inancının güçlendirilmiş olması veya olmaması,
  • 19. yüzyıl sonlarında Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa’nın Sivas’a ulaşımdaki zorluklara ve altyapı eksikliklerine dikkat çekmek maksadıyla “Gidemediğin yer senin değildir” diye dile getirdiği ve bugün bir manifesto halini alan o muhteşem sözü ile dikkat çekilen zorluklar dünyanın ve ülkemizin bazı yerlerinde bugün bile mevcudiyetini korur. Ülkemizde ve dünyada değil uçakla yakınına gitmek, saatlerce süren yorucu kara yolculuğu sonrasında bile ulaşılması güç ama görülmesi gereken doğal ve tarihi güzellikler, keşfedilmemiş yerler mevcuttur. Havalimanlarını ülkenin belli bir bölgesinde toplamak yerine, birkaç kente hatta bir bölgeye ortak hizmet verecek şekilde planlayıp, inşa ederek uzak ve erişilmesi güç destinasyonları kolayca erişilebilir veya erişilemez kılmış olmak,
  • Uzun bir bayram tatili öncesinde seyahat zamanı kadar bir süreyi havalimanına ulaşmak için harcamayanımız var mı içimizde? Her uzun tatil öncesinde ve sonrasında bu durumun kâbusa dönüşme ihtimali karşısında hangimiz “bu tatilde evde mi kalsak?” demekten kendimizi alıkoyabiliyoruz? Devasa bir kentte metro olmayan bir havalimanına ulaşmaya çalışırken tükenmişliği yaşamak bizleri yollarda olmaktan alıkoymadı mı? İşte bu gibi durumları ortadan kaldırabilmek için şehirden makul uzaklıkta olan havalimanları için toplu taşıma ve aktarma imkânları sağlanmış olması veya olmaması,
  • Etkin havayolu taşımacılığının sağlanabilmesi için ülkenin belli bir coğrafi büyüklükte olması veya olmaması, örneğin Yunanistan’ın coğrafi yapısı etkin ve karlı bir havacılık faaliyetinin sürdürülmesine mani teşkil ederken, ABD, Avustralya ve Brezilya gibi belli bir coğrafi büyüklükteki ülkeler,  bu konuda önemli fırsatlar yakalayabilmekte,
  • Uçak sanayinin gelişmiş olması veya olmaması, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi uçak sanayinin mevcut olduğu ülkelerde uçak ile seyahat eden vatandaş sayısını diğer ülkelere göre dikkat çekici oranda artırabilmektedir.

İşte bunun gibi onlarca neden insanların uçakla seyahati önündeki engeller olarak karşımıza çıkar.

ÇOK ÜREYEN Mİ, ÇOK SEYAHAT EDEN Mİ?-3

PEKİ, MEMELEKETTE DURUM NE?

Lafı ve yazıyı uzatmadan söyleyeyim. Ülkemiz nüfusunun dünya nüfusundan aldığı payı, Türk yolcuların dünya yolcu pastasından aldığı pay ile karşılaştıran bir veri ne IATA tarafından yayınlanan bu raporda, ne de ülkemizde bu tür verilerin temin edildiği en önemli kurum olan Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) veya Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) kayıtlarında bulunuyor. Dolayısıyla da gerek yurt içinde, gerekse de yurt dışında seyahat eden Türk vatandaşlarının kesin sayısı bilinemiyor. Bu bilgi noksanlığı neden mi bu kadar önemli? Unutmayalım ki, ölçülemeyen hiçbir büyüklük yönetilemez ve ölçerek yönetmek gelişmenin, çağdaşlaşmanın itici gücünü teşkil eder.

Seyahat etmenin öğretici, geliştirici, dünyayı anlamaya yönelik sorgulayıcı, mukayese edici, vizyon kazandırıcı yönünü düşündüğümüzde, insan kendi kendine resmi otoritelerce nüfus artışı yerine, neden seyahat eden vatandaş sayısının artışı teşvik edilmiyor diye sormadan edemiyor.

Son söz olarak, seyahat etmek öğrenmektir, kültürel ve ekonomik olarak zenginleşmektir, huzura ve refaha ermektir. Emile Zola’nın da dediği gibi "Hiçbir şey zekâyı seyahat etmek kadar geliştirmez.”

www.gezmekyetmez.com
 

Yorumlar(0)

Yorumlar

user-profle

Yeni yorum ekle