Google+

Figen G. Letaconnoux: "Afrika benim için, yerleşip içinde yaşamaya başlayana kadar tam bir muammaydı..."

297316 May 2017Söyleşiler

Gezdiğiniz yerleri anlattığınız kitaplarınızda o yerlerle ilgili tarihî bilgilere de geniş olarak yer veriyorsunuz ve bunun için ciddi araştırmalar yaptığınız da belli oluyor. Sizin için hangi kısmı daha eğlenceli: Gezmek mi yoksa sonra bilgisayar başına oturup, araştırma yaparak yazmak mı? Her ikisi için de kullandığınız yöntemler neler?

Bu işin gezme kısmı tabii ki en eğlenceli olanı. Ancak hem gezmek hem fotoğraflamak ve ardından da bu gezilerimi kitaplaştırmak arzusunda olduğum için, okurlara karşı doğru bilgiyi en iyi şekilde aktarma gibi önemli bir sorumluluğum var. Kendime şöyle bir yöntem belirledim: Öncelikle gezeceğim yere karar veriyorum, ardından da orası ile ilgili araştırma sürecim başlıyor. İlgili kitaplar varsa onları alıp okuyorum, okurken gezi defterime notlar düşüyorum. İnternette de araştırma yapıyorum. Bu araştırmalarımın sonucunda rotam ve gezimin kaç gün süreceği ortaya çıkıyor. Bu bilgiler ışığında biletimi ve konaklayacağım yerleri ayarlıyorum. Gezerken kendi izlenimlerimi gezi defterime not düşüyorum. Seyahatin bitiminde yazılarımı, tuttuğum bu notları referans alarak, sıcağı sıcağına yazıyorum. Gezi esnasında çekmiş olduğum fotoğraflar da yazım aşamasında hafızamı tazelememe ve birçok detayı hatırlamama yardımcı oluyorlar. Bir düşünür, “Eğer sevdiğiniz bir işle uğraşıyorsanız, bir gün bile çalışmak zorunda kalmazsınız,” demiş. Ben birbirinden apayrı aşamalar olan gezmekten, bilgisayar başında araştırma yapmaktan ve gezi akabinde notlarımı kitaplaştırmaktan büyük keyif alıyorum. Hepsinden aldığım haz farklı.

Figen G. Letaconnoux:

Zanzibar tarihinde önemli bir kişilik olan David Livingstone’dan Afrika’nın Kavşağı kitabınızda çokça bahsediyorsunuz. Tarih sahnesinde sizi en fazla etkileyen tarihî kişilik ve gezgin kimler ve nedenleri?

Yüzyıllar önce o dönemin ilkel şartlarında yollara düşen bu insanların ne kadar cesur, ne kadar ideallerine inanmış, ne kadar maceraperest olduklarını görüyoruz. Bütün bu zorluklara ve tehlikelere rağmen dünyayı keşfetmekten vazgeçmeyen bu kaşifler, biz günümüz gezginleri için çok önemli referans ve ilham kaynakları olmaktalar. Kaşifler yaptıkları keşiflerle sadece dünya haritasının günümüzdeki şeklini almasına katkıda bulunmakla kalmayıp, o zamanda kullanılagelen ticaret rotalarının değişmesine, köle ticaretinin ve sömürgeciliğin önünün açılmasına da öncülük ettiler. Kısacası dünyanın sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan geçirdiği büyük değişime ön ayak oldular. Tarih sahnesinde David Livingstone dışında beni etkileyen diğer kaşif ve gezginlere iki örnek olarak kendi topraklarımızdan yetişen Evliya Çelebi ile Afrika’nın kuzey batısında, Fas topraklarında yetişen İbn Battuta’yı gösterebilirim. Bu iki kaşif/gezginin farklı dönemlerde gerçekleştirdikleri gezilerini yazdıkları seyahatnamelerin biz günümüz gezginlerine yol gösteren, gezi literatürüne dair çok güzel örnekler olduğunu söyleyebilirim.

Figen G. Letaconnoux:

Bu beşinci kitabınız. Kitaplarınız Afrika ile aranızda derin bir bağ olduğu hissi uyandırıyor. Afrika sizin için ne ifade ediyor ya da neden Afrika?

Afrika benim için, yerleşip içinde yaşamaya başlayana kadar tam bir muammaydı. O zamana kadar Kara Afrika gerçeğini gerçek anlamıyla yansıtmayan Kuzey Afrika’daki birkaç ülkeyi gezmiştim. Az keşfedilmiş Afrika kıtasında geçmişte yaşananları öğrendikçe, bugününü deneyimledikçe, eşsiz doğasının ve nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan vahşi hayvanlarını gözlemledikçe; her koşulda dahi yüzleri gülen o mutlu çocuklarıyla ve cefakarca çalışan insanlarıyla iletişim kurdukça, bu büyük kıtaya gönülden bağlandım. Benim Afrikam (Out Of Africa) kitabının yazarı Karen Blixen’in annesine yazdığı bir mektubunda, gelecekte dünyanın neresinde olursa olsun, Nairobi’deki Ngong Tepeleri’ne yağmurun yağıp yağmadığını merak edeceğini belirttiği gibi; ben de dünyanın neresinde olursam olayım, gözlerinin kenarlarında kara sineklerin dolaştığı sevimli Afrikalı çocukların gülümsemeye hâlâ devam edip etmediklerini merak edeceğim.

Figen G. Letaconnoux:

Çok klasik olacak ama sizi şimdiye kadar en çok etkileyen yer neresi?

Zaman içinde tutkum haline gelen Afrika benim gözümde değeri paha biçilmez bir kara elmas. Afrika’da her ülkenin kendine has özellikleri var. Gezdiğim köşelerinin hepsi de bana sunduğu sürprizlerle beni her daim şaşırttı ve etkiledi. Katliamlar ülkesi olarak tanınan, küçücük bir ülke olan Ruanda beni en çok şaşırtan ve etkileyen ülkelerin başında gelir mesela. Ülkeye plastik poşetlerin sokulması yasak olduğu için havaalanında elimden free-shop torbasını almalarıyla başlayan şaşkınlığım, Ruanda gezim boyunca değişik birçok örnekler devam etti. Ülkenin tertemiz olmasının sokaklara çöp atılmasının yasaklanmasından ve her ayın bir cumartesi gününün herkesin evinin önünü temizlemekle yükümlü olmasından kaynaklandığını öğrendim. Yaşadıkları katliamlara rağmen geleceğe umutla baktıklarını görmek, Ruandalılara karşı olan hayranlığımı arttırdı. Hele ki parlamentosunun yaklaşık %65’inin kadın parlamenterlerden oluştuğunu öğrendiğimde, Afrika’dan almamız gereken çok ders olduğuna bir kez daha kanaat getirdim.

Figen G. Letaconnoux:

Her geçen gün gelişen teknolojik imkânların gezi kültürüne ve gezginlere olan etkileri sizce olumlu mu yoksa olumsuz yönde mi? Gelişen teknolojik araçlar ve iletişim ağları, gezginleri günümüzde nasıl etkiliyor ve sizce gelecekte bizi nasıl bir gezi kültürü bekliyor?

Dünyanın günümüz sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel gelişiminin geçmişle karşılaştırılması konusunda tarihe not düşerken önemli bir rol oynayan; bölgeleri ve ülkeleri geleneksel, tarihsel, coğrafik, turistik, folklorik, etnolojik ve hatta gastronomik açılardan inceleyen, çok değerli deneyimlerin paylaşıldığı, aydınlatıcı bilgiler taşıyan gezi-anı-inceleme bloglarının ve kitaplarının öneminin altını çizmek isterim. Geçmişlerini İbn-Battuta, Evliya Çelebi gibi eski kâşif gezginlerin seyahatnamelerinde okuduğumuz diyarları bir de günümüz gezginlerinin blog yazılarında ve gezi kitaplarında okumaktayız ve dünlerini bugünleriyle bu sayede karşılaştırabilmekteyiz. Okumakla kalmayıp, sırt çantasını takıp, “Bir de ben keşfedeyim!” düşüncesiyle yollara düşen gezginlerin sayısı gün geçtikçe artmakta. Dilerim ki gezi izlenimlerini yazıya döküp kitaplaştıran gezginlerin sayısı da bununla orantılı olarak artar. Ancak bilgi alacağımız internet kaynaklarını çok iyi seçmeli ve bu bilgileri birkaç kaynaktan birden kontrol etmeliyiz. Bilgiye bu kadar yakın olduğumuz bu çağın en büyük problemlerinden biri de bilginin kirliliği aslında. Dolayısıyla bilgiye ulaştığımızda mutlaka filtreden geçirip, süzüp, ondan sonra kullanmalıyız. İnsanlar geleneksel deniz, güneş ve büyük otel tatillerinden sıkıldılar artık. Dünyayı tanımak için zaman zaman kurak iklimlere, çilekeş coğrafyalara gitmeyi göze alıyorlar. Amaç farklı kültürleri, saklı hayatları ve değişik yaşam biçimlerini deneyimlemek. İnsanın ufkunu genişleten de aslında bu farklılıkların bilincine varmak. Bence rutin hayatını bırakıp, uzun süreli olarak dünya turuna çıkan sırt çantalı gezginlerin sayısı gün geçtikçe daha da artacak. Buna ilave olarak da Kültür Turizmi kültür bilincinin geliştirilip, doğal ve tarihî mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasında ön plana çıkacak.

Figen G. Letaconnoux:

Afrika gibi doğallığını hâlâ koruyan ve dünyanın pek çok yerine göre bakir denebilecek topraklarda, söz konusu teknolojik devrimden geride nasıl bir deneyim yaşadınız?

Aslında Afrika’da yaşadığım on sene zarfında teknolojik devrimden çok da geri kaldığımı düşünmüyorum. Şöyle ki Angola’nın başkenti Luanda’da yaşarken, 2006’nın kasım ayında ilk gezi blogu açanlardan biri olduğumu sanıyorum. Gerçi kesilen elektriğin 15 gün süresince gelmediği ve jeneratörle idare ettiğimiz ve internetimizin sık sık kesildiği dönemlerdi. Ardından 2008-2012 yılları arasında yaşadığımız Kenya’nın başkenti Nairobi’de kesintisiz internete ve Wi-fi özellikli akıllı telefonları kullanmaya başlamıştık. Ancak 2012-2016 yılları arasında yaşadığımız Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da biraz daha iptidai şartlarla karşılaştık. Evde Wi-fi’ımız olmasına rağmen, hızında zaman zaman problem oluşmasından ötürü dergilere göndereceğim fotoğraflar için ara sıra Sheraton Hotel’in iş merkezini kullanmak zorunda kaldığım oldu.

Afrika insanı dediğimiz zaman sizde nasıl bir his uyandırıyor?

Çalışkan, ekmeğini taştan çıkaran; yoklukla ters orantılı olarak gelişmiş olan geniş bir hayal gücüne ve sanat yeteneğine sahip, müzik kulağı kuvvetli, dolayısıyla çok güzel dans eden ve şarkı söyleyen; koşullar ne olursa olsun o güzel tebessümü asla yüzümden eksik etmeyen, sıcak kanlı insanlar geliyor aklıma. Onları her düşündüğümde o sıcak gülümsemeleri kendi çehreme de yansıyor.

Figen G. Letaconnoux:

Kitabınızda deniz mahsullerine olan alerjinizden bahsediyorsunuz. Gezdiğiniz yörelerde, yerel yemekler, iklim, yaşam koşulları vb. etkenler nedeniyle yaşadığınız buna benzer ciddi sağlık sorunlarınız oldu mu? Bundan yola çıkarak yabancı ve özellikle de Afrika gibi mesafe açısından bize nispeten uzak ülkeleri gezecek olanlara almaları gereken önlemler konusunda tavsiyeleriniz var mı?

Ben her gittiğim ülkenin kendine has lezzetlerinin tadına bakmak isterim. Deniz mahsulleri alerjimin Afrika ile alakası yok. Afrika’da yaşadığım süre içinde ciddiye alınabilecek herhangi bir sağlık problemiyle karşılaşmadım. Ev dışında yemek yiyeceğim mekânları seçerken dikkatli davrandım. Gittiğim her ülke için sağlık konusuyla ilgili mutlaka ön araştırma yaptım. Mesela denizden yükseltisi ne kadar? 1500 metrenin altında rakımı olan yerler için yanıma mutlaka sinek kovar sprey aldım. Belli başlı ilaçların yer aldığı bir ecza çantam, bavulumun baş köşesinde her seferinde yerini aldı. Gerekli olan aşılarımı yaptırdım. Seyahat edecek olanlara, sağlık konusundaki en güncel bilgileri almaları için http://www.seyahatsagligi.gov.tr adresine başvurmalarını tavsiye ederim.

Figen G. Letaconnoux:

Güvenliğinize veya hayatınıza kasteden, tehlikeli bir olayla karşılaştınız mı?

On yıl boyunca güvenliğime ve hayatıma kasteden önemli bir tehlikeli olayla karşılaşmadım. Ancak beni etkileyen yaşadığım bir olayı anlatabilirim: Kamerun’daki Douala’ya geldiğimiz ilk gün, 2 Haziran resmî tatil olduğu için her yer kapalıydı. Biz de açık tek yer olan, yerlilerin alışveriş yaptığı Büyük Lagos Pazarı’na doğru yöneldik. Etraf adeta bir panayır yeri gibiydi. Uzun süredir, belki de hiç yıkanmamaktan saçları dolaşmış, sanki doğal rastalı, üstü yırtık-pırtık yerliler yerlerde sere serpe oturuyorlardı. Rengârenk bubularına bürünmüş yerli kadınlar ya tezgâhların arkalarında satışta ya da pazar boyu dolaşarak alışverişteydiler. Müşteri bekleyen kimi pazarcı kadınlar birbirlerinin saçlarını renkli boncuklarla örüyorlardı. Kamerunlular gözümüze şimdiye kadar karşılaştığımız Afrikalılara göre daha asabi göründüler. Arabanın içine hiç de dostane bakmıyorlardı. Şoföre Douala’nın güvenli olup olmadığını sorduğumda, bana çok büyük güvenlik probleminin olmadığını, her büyük şehirde rastlanan olağan olayların burada da zaman zaman yaşandığını söyledi. Pazarın o cıvıl cıvıl, rengârenk görüntüsü karşısında kendimi tutamayıp, fotoğraf makinemi çantamdan çıkarttım. Trafik akarken, arabanın açık camından birkaç fotoğraf çektim. Trafiğin bir ara durmasıyla ben de fotoğraf çekimime ara verdim. Bu sırada makine kucağımda; sapı sağ bileğime dolanmış ve emniyeti de bileğime iyice sıkıştırılmış hâldeydi. Yorgunluk, dalgınlık yahut o sırada belki de konuşmaya daldığımdan (açıkçası o anı net hatırlayamıyorum), biri bir anda arabanın yanına koşarak gelip, kolunu yarı açık pencereden içeri soktu ve kucağımdaki fotoğraf makinesini dışarıya çekti. O çektikçe ben de çektim. Ta ki fotoğraf makinesinin kopmuş sapı bileğimde sallanana kadar. Hırsız, fotoğraf makinem elinde, sıkışık trafikteki araçların arasından hızla koşarak gözden kayboldu. Henüz bir ay önce satın aldığım fotoğraf makinem uçup gitti. Kıpkırmızı bileğimi ovuştururken trafik sıkıştığında keşke camı kapatsaydım, fotoğrafları keşke cam kapalı çekseydim ve peşi sıra gelen bir sürü keşke daha… Gözyaşlarımı sildikten sonra keşkeleri bir kenara bırakıp, “İyi ki!” demeye başladım. İyi ki bileğim kırılmadı, iyi ki çantam ayaklarımın arasında yerdeydi, iyi ki diğer profesyonel fotoğraf makinemi Kamerun’a getirmedim ve ardı ardına bir sürü “iyi ki…”

Figen G. Letaconnoux:

Tanzanya - Zanzibar maceranızdan ilk aklınıza gelen, unutamadığınız an hangisi?

Ngorongoro Millî Parkı’nın girişinde kalabalık bir Japon grubu ile karşılaştık. Fotoğraf arşivlerine yenilerini katma hayaliyle arabadan inen Japonlar araç kapılarını açık unutunca, bir babun içeriye daldı. Japonların fotoğraf derdinde olmaları bu sefer işe yaramıştı: Araç bu nedenle boştu. Babun elindeki baget ekmeğe benzer bir  rulo ile arabadan aşağıya indi. Meğer hediyelik eşya paketine baget ekmek süsü vermişler. Yoksa oralarda böyle değişik ekmekleri bulmak ne mümkün? Peki, bu babun baget ekmeğin varlığından nasıl haberdar olmuş? Babun bu, her şey mümkün. Nairobi Millî Parkı’nda biz arabanın içinde folyoya sarılı sandviçlerimizi torbadan çıkardığımızda erkek babunun arabamıza nasıl da saldırdığı geliyor aklıma. Bunun yiyecek bir şey olmadığını anlayan, Ngorongoro'nun giriş kapısındaki babun paketi arabanın yakınına fırlattı. Japonlar çığlık çığlığa ve feryat figân kaçıştılar. Rehberimiz parka giriş ücretlerini öder ödemez, Japon turist kafilesini oradaki babunla başbaşa bırakarak yolumuza devam ettik.

Dubai’ye taşınma fikri nasıl doğdu?

Eşimin işi dolayısıyla her 3 veya 4 senede bir ülke değiştiriyoruz. İkimiz de Afrika hayranı olduğumuzdan 10 sene boyunca ülke seçimlerimizi hep Afrika’dan yana yaptık. Ancak Etiyopya’daki görev süremiz bitince tayinimiz 2016 senesi başında, aklımızın köşesinden bile geçmeyen Dubai’ye çıktı.

Figen G. Letaconnoux:

Tabiatın beşiği, çoğumuz tarafından da “el değmemiş” olarak bilinen Afrika kıtası yaşantısından sonra son derece yapay Dubai’de yaşamak nasıl bir his? Devasa alışveriş merkezlerinin gezgin ruhunuza olumlu veya olumsuz etkileri neler?

Dubai’ye taşınacağımızı öğrendiğimizde başlarda eşim de ben de çok tedirgin olduk. 2006 senesinde eşimin bir toplantısı vesilesiyle kısa süreliğine Dubai’ye gelmiştik ve o dönemde şehri biraz gezme imkanı bulmuştum. Dubai’den ayrılırken, “Bir kere geldik, bir daha gelmeye gerek yok,” diye eşimle hemfikir olmuştuk. Demek ki büyük konuşmamak gerekiyormuş. Afrika’nın doğal ortamından sonra tam zıt, yapay bir ortama alışmak başta zor olsa da seçimlerimizi yaparken dikkat ettik. Gökdelenlerin yoğun olduğu bölgelerden ve kalabalıktan uzakta bir sitede; bahçesinde palmiye, frangipani, nar ağaçları ve begonvillerin olduğu, sonradan yaratılmış olsa bile bahçesindeki bitkileriyle içimize huzur veren bir ev kiraladık. Devasa alışveriş merkezlerine çok mecbur kalmadıkça gitmiyoruz. Hafta sonlarını denizde geçirmek ve balık tutmak amacıyla minik bir tekne aldık. Dubai’nin konumunu avantaja çevirip, Orta ve Uzak Doğu’yu keşfetmeyi planlıyoruz. Mesela 2016 Ekim ayında Hindistan’ın Rajastan Bölgesi’ne gezi düzenledik.

Son olarak ufuktaki projeniz nedir? Afrika serisi devam edecek mi yoksa sizi başka kıtalarda da görebilecek miyiz?

Bir projeyi tamamlamadan yeni projeler üzerinde planlar yapmaya başlıyorum. Afrika’dan yazmış olduğum birkaç ülke sırada yayımlanmayı bekliyor. Kadınlarla ilgili bir projem var. Fas’ın bir özelliğini ele alıp bir kitap yazmak istiyorum ancak bu kitap gezi/anı türünde olmayacak. Çocuklar için hikâye kitapları yazmaya devam edeceğim. Afrika dışındaki yerleri de yazıyorum dergilerde ancak kitaplaştırmadım henüz. Örneğin biz Türkler Fransa’da genellikle Paris ve ülkenin güney sahillerini biliriz, bu nedenle Fransa’nın Bretanya Bölgesi’ni kaleme almak istiyorum.

Figen G. Letaconnoux:

Figen Gündüz Letaconnoux’un şimdiye kadar yayımlanmış olan gezi/anı kitapları şunlar:

- Yaşamımdan Süzülen Afrika (Siyah İnci Yayınları)
İnsanlığın Beşiğine Yolculuk: Etiyopya & Cibuti (Oğlak Yayınları)
Afrika’nın Kavşağı:Tanzanya & Zanzibar (Oğlak Yayınları)

Figen G. Letaconnoux:

-
Yorum göndermek için Giriş Yapın veya Üye Olun

Yorumlar(1)

Yorumlar

Bizarre Journeys kullanıcısının resmi

Bizarre Journeys

GÖNDERİ ZAMANI 02 Tem 2017
Oldukça severek takip ettiğim bir gezgin - röportaj için Gezimanya'ya teşekkürler.