Milano Gezilecek Yerler

Her ne kadar Milano, alışverişin mabedi olarak anılsa da, aslında ziyaretçilerine tarihi yapıları ve sanat müzeleri ile de pek çok turistik gezilecek alan da sunmaktadır. Da Vinci'nin bazilikanın duvarına resmettiği eserinden Gotik kiliselere kadar pek çok özel şeyi burada görmek mümkündür.


Duomo Katedrali

Asıl adı “Duomo di Milano” olan, bizlerin Duomo Katedrali olarak adlandırdığı bu devasa yapı, Milano şehrinin simgesi sayılmaktadır. Dolayısıyla turistik seyahatlerde ilk görülmesi gereken yerler arasındadır.

Bulunduğu geniş meydan “Piazza del Duomo”ya da adını veren bu ihtişamlı katedral, 11.700 metrekarelik bir alana kurulmuştur. Bu özelliğiyle Roma'daki Aziz Petrus Bazilikası, Londra'daki Aziz Paulus ve Sevilla katedrallerinden sonra Avrupa'nın dördüncü büyük katedrali olarak yerini almıştır. Yapımına 1386 yılında başlanan Duomo Katedrali'nin inşası 500 yıl boyunca sürmüş, ancak 1965 yılında tamamlanmıştır. Restorasyon çalışmaları ise günümüzde halen devam etmektedir. Bu sebeple yapının üzerinde farklı dönemlerin ve farklı mimarların izleri görülebilmektedir.

40 bin kişilik kapasitesi, muazzam heykelleri, orijinal tabloları, mumyaları ve işlemeleriyle sadece dışarıdan bakıldığında değil, içine girildiğinde de insanı büyülemektedir. İçerisinde yer alan en önemli eserlerden biri Saint Bartholomew heykelidir. 1562 yılında Marco d’Agrate tarafından yapılmıştır.

Dış kısımda dikkat edilmesi gereken en önemli heykel ise “Madonnina” adlı altın heykeldir. 1762 yılında katedrelin tepesine, 108.5 metre yüksekliğe yerleştirilmiştir. Ve İtalya geleneklerine göre, Milano’daki hiçbir bina bu heykelin yüksekliğini geçecek şekilde inşa edilememektedir. Heykelin adını Milano’ya özgü pek çok şarkıda duymak mümkündür.

Mart Twain, Oscar Wilde ya da Henry James gibi ünlü isimlerin eserlerinde ya da mektuplarında Duomo Katerali ile ilgili betimlemelere sıkça rastlanmaktadır.

Galleria Vittorio Emanuele II

Modanın kalbi sayılan Milano’da görülebilen dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biri olan Galleria Vittorio Emanuele II, Piazza del Duomo’da ihtişamlı Duomo Katedrali’nin çok yakınındadır. Adını, İtalya Krallığı’nın ilk kralı Vittorio Emanuele II’den almıştır.

Bu tarihi alışveriş merkezi çoğu zaman içerisindeki mağazalardan ziyade mimarisi ve ambiyansı ile turistlerin ilgisini çekmektedir.

1861 yılında ünlü mimar Giuseppe Mengoni tarafından tasarlanan bina, 1865-1877 yılları arasında yine Mengoni tarafından inşa edildi. Hac şeklinde tasarlanmış olan Galleria Vittorio Emanuele II’nin sekizgen şekilli merkezinde dört kıta (Asya, Avrupa, Afrika, Amerika) ile tarım, bilim, sanat ve endüstriyi temsil eden mozaikler yer almaktadır.

Yine aynı bölümde zeminde yer alan mozaiklerde özel bir arma dikkat çeker. İtalya Kraliyeti’nin üç başkentini temsil eden (Turin, Floransa, Roma) bu armayla ilgili bir de efsane vardır. İnanışa göre, Turin’i temsil eden boğanın testisleri üzerinde tek ayak üzerinde 3 kez dönüldüğünde şans sizden yana olmaktadır. Ancak bu inanışla birlikte tüm ziyaretçiler bunu denediğinden mozaiğin üzerindeki o bölümde bir çukur ve boşluk oluşmuştur.

Yapının tavanı da oldukça ilgi çekicidir. Camdan yapılmış bu kubbe tavan, o dönemde mimari açısından önemli bir yenilik olarak görülmüştür.

Bu önemli mimari özelliklerini bir kenara bıraktığımızda, alışveriş merkezinde harika bir alışveriş ambiyansı da mevcuttur. İçerisinde onlarca şık kafe ve lüks mağazalar yer almaktadır.

La Scala

Orijinal adı “Teatro alla Scala” olan ve tüm dünyada La Scala olarak anılan bu ihtişamlı opera evi, Milano’da kendi adını verdiği Piazza della Scala adlı meydanda yer alıyor. Tüm dünyada opera dinlemeyen kişilerin bile adını duyduğu bu yapının geçmişi, “Nuovo Regio Ducale Teatro alla Scala” adıyla 3 Ağustos 1778 tarihindeki resmi açılışa dayanıyor. Öncesinde ise burada Teatro Regio Ducale yer alıyordu ancak 25 Şubat 1776’daki yangından sonra İmparatoriçe Maria Theresa’nın onayladığı yeni bir mimari plan ile yerine La Scala inşa edildi. 

La Scala’nın açılış gösterisi ise Antonio Salieri’nin “Europa riconosciuta” adlı eseriyle yapıldı. Bundan sonra günümüze kadar La Scala’da hem İtalyan hem de yurtdışından sanatçıların sahne adlığı binlerce opera gösterisi ve konser düzenlendi.

2.030 kişilik izleyici kapasitesine sahip bu ihtişamlı opera evi La Scala’nın kendine özgü prensipleri mevcuttur. Örneğin, sezonun 7 Aralık Aziz Ambrose gününde açılması gelenek haline gelmiştir. Yapılacak temsiller mutlaka gece yarısından önce bitecek şekilde ayarlanır. Uzun sürecek temsiller için başlangıç saati erkene alınır. Eser sahnelenmeye başladıktan sonra gelen izleyiciler bilet almış olsalar bile içeri alınmazlar.

La Scala sadece gösteri yapılan bir yer değildir. “Accademia Teatro alla Scala” adlı okulda sanatçılar da yetiştirilmektedir. Aynı zamanda La Scala Korosu, La Scala Balesi ve La Scala Orkestrası olmak üzere çalışmaları da yer almaktadır.

La Scala’da sahnenin dışında “Museo Teatrale alla Scala” adlı bir de müze bulunmaktadır. Müzede operanın tarihine ait izler taşıyan heykeller, resimler, kostümler ve belgeler sergilenmektedir.

Santa Maria delle Grazie

Santa Maria delle Grazie bazilikası, tarihi dokusu ve mimarisinden ziyade içerisindeki eserler ile insanların ilgisini gören yerlerin başında gelmektedir. Öyle ki, internetten bilet satışları yapılan bu küçük kilise için turist akını oluşmakta, saatlerce sıra beklenilmektedir.

Yapıyı bu kadar önemli kılan ise Rönesans’ın en önemli isimlerinden Floransalı Leonardo Da Vinci’dir. Bilim, geometri, heykel, resim ve daha birçok alanda bir dahi olan Da Vinci, en önemli eseri olan “Son Yemek” isimli eserini bazilikanın duvarına yapmıştır. İşte o uzun kuyruklar en çok bu eseri görmek için oluşmaktadır. Günümüze kadar kalmış olan eser turistlerden daha çok simge bilimcilerin odağı olmuştur. Çünkü Leonardo’nun çiziminde ne bir şarap ne bir ekmek gözükmektedir. Hıristiyan inancına göre son yemekte kutsal kaseden şarap içilmiş ve ekmek yenmiştir. Ancak İsa’nın döneminde böyle bir şey olması mümkün değildir.

Tasvir 1498 yılında tamamlamıştır.Da Vinci, eseri karşısında uzun saatler harcamış ve hatta uzun süre eserine fırça darbesi bile vurmadan baktığı için oldukça tepki çekmiş, eleştiri almıştır. Yaklaşık dört yılın ardından tasviri bitiren Da Vinci, çalışması ile görenleri derinden etkilemeyi, eserine bakanları başka bir tarihe sürüklemeyi başarmıştır. Da Vinci’nin bu oldukça etkili çalışması yılların yüküyle zarar görmüş hatta silinme aşamasına bile gelmiştir. Ancak çok titiz bir restorasyon çalışması ile eski haline kavuşturulmuştur.

Bilet sırası çok olduğu için önceden internetten almak en iyi yoldur. Ancak gişeden alındığında oldukça az bir rakam ödenmektedir.

Sforzesco Şatosu

Orijnal adı Castello Sforzesco olan bu ihtişamlı yapı, Via Dante Bulvarı’nın sonunda yer almaktadır. Milan Dükü Francesco Sforza tarafından 15. yüzyılda inşa edilmiştir. 16. ve 17. yüzyıllarda yapılan genişletme çalışmalarının ardından Avrupa’nın en büyük kalelerinden biri haline gelmiştir.

1891-1905 yılları arasında Luca Beltrami tarafından kapsamlı olarak yeniden inşa edilen kale günümüzde 10’a yakın müzeye ve önemli sanat koleksiyonlarına ev sahipliği yapmaktadır. 

Bu önemli müzeler arasında öne çıkanlardan biri Pinacoteca del Castello Sforzesco’dur. Koleksiyonunda Andrea Mantegna’nın “Trivulzio Madonna” adlı eseri ve Canaletto, Tiepolo, Vincenzo Foppa, Titian ve Tintoretto’nun başyapıtları yer almaktadır. Sanat eseri özelinde müzelerinde dışında kalede müzikal enstrümanlar, Mısır ya da arkeoloji üzerine de müzeler bulunmaktadır. Ayrıca Michelangelo’nun son ve aynı zamanda bitiremediği çalışması “Rondanini Pietası” da burada yer almaktadır.

Kalenin girişinde, şehirde pek çok yerde daha görebileceğiniz Bohemya papazı San Giovanni Nepomuceno’nun heykeli bulunmaktadır. Heykelin şehirde bu kadar popüler olmasının sebebi yapıları selden koruduğuna inanılmasıdır. 

Kaleye genel anlamda giriş ücretsiz olsa da içerisinde gösterim yapılan kısımlara girişler ücretlendirilmiştir. 

Kalenin arka tarafında oldukça büyük ve genellikle halkın dinlenmek ve piknik yapmak için tercih ettiği Sempione Parkı ve parkın sonunda Paris ve Milano’yu birbirine bağladığı varsayılan Arco della Pace bulunmaktadır.

Pinacoteca di Brera

Brera Sanat Galerisi olarak Türkçeleşirilebilecek olan Pinacoteca di Brera, Milano’nun sokaklarında sanatın vazgeçilmez olduğu Brera bölgesinde yer alıyor. Buradaki tarihi yapı Palazzo Brera içerisindeki önemli bir sanat galerisi Pinacoteca di Brera.

14. yüzyılda inşa edilen Palazzo Brera’da 1700’lerde önemli bir kültür enstitüsü olarak hizmet veriliyordu. Yapının bir bölümü, neoklasik akımın ünlü mimarlarından Giuseppe Piermarini tarafından tasarlandı. Yapının orta avlusunda halen görülebilen, Roma’da Antonio Canova tarafından tasarlanıp yapılan Napolyon heykelini de 1859 yılında Piermarini yerleştirdi.

Pinacoteca di Brera ise bu alanda yer alan ve çok önemli başyapıtları bünyesinde bulunduran bir galeri. Özellikle Rönesans sanatının önemli örneklerini burada görmek mümkün. Andrea Mantegna’nın “The Dead Christ and Three Mourner”ı, Giovanni Bellini’nin “Pieta”sı, Francesco Hayez’in “The Kiss”i, Pellizza Da Volpedo’nun (Giuseppe Pellizza) “Human Flood”u, Rafael’in “The Marriage of the Virgin”i, Caravaggio’nun “Supper at Emmaus”u, Rubens’in “Cenacolo”su ya da Rambrant’ın “Ritratto gi Giovinetle” eserleri burada görülebilmektedir.