Gökyüzünün Işıltıları Altında Işıldayan Bir Açık Hava Müzesi: Hive - 2

Çölde bir mücevher kent Hive’nin sokaklarında dolaşmaya devam ediyoruz. Her köşesinde estetiğe önem veren Hiveli mimarların ve sanatkârların ellerinden çıkma kıymetli bir eser, bir güzellik keşfediyoruz. Tüm yapıların mozaik ve çini süslemelerinin renkleriyle ahşap oymaların uyumu tam bir göz şöleni sunuyor.

Taş Avlu Sarayı (Yazlık Saray) - 1830 yılına tarihlenen, Allah Kuli Han’ın yaptırdığı tuğla duvarlı ve kuleli saray, bir avlu etrafındaki odalardan oluşmakta. Han’ın yatma ve çalışma bölümü, konuklarını kabul ettiği alanlar, yazlık ve kışlık bölümler, Han’ın dört hanımının ayrı ayrı odaları, karşısında ise çocukların kaldığı bölümler yer almakta.

Duvarlarda yine muazzam çini süslemeleri ve taş kaideler üzerinde oyma ahşap sütunlar göze çarpıyor.

Çiniler, tavanlarda renkli boyamalar, oyulmuş sütunlar ve kapılar muazzam güzellikte.

Harem odalarının pencereleri kafesli. Odalardaki ortadaki kapı Han ve eşinin, yandaki küçük kapılar ise hizmetçilerin girip çıkması için yapılmış.

Muhammed Rahimhan II Medresesi (Hive Hanlığı Tarih Müzesi)

Orta Asya’nın en büyüğü olan medresedeki müzeyi gezdikten sonra avluda eski bir gelenek olan ve saraylarda Hanlar için yapılan geleneksel cambaz gösterisini izliyoruz. İki direk arasına çekilmiş gergin ve ince bir telin üzerinde, ellerinde denge sağlayan sırık ile yürümeleri çocukluğuma götürüyor beni. Oldukça başarılılar, ancak bir ara 3-4 yaşlarında bir çocuğu da çıkarıp omuzlarının üzerine oturtarak yürümeleri bize heyecanlı anlar yaşattı, ne kadar doğru bilemedim. Tüm oyuncular aynı aileye mensupmuş.

Yazlık Saray’ın yakınında kentin çok değerli ve önemli türbelerinden biri ”Doğu’nun Herkül’ü” lakaplı Pehlivan Mahmud’un Türbesi, taç kapısından avludaki sundurmaya, ahşap sütunlara, mavi çinilerine, parlak mavi kubbesine kadar ilgi çekici.

İç mekân ise muhteşem.

Türbenin taç kapısı 17. yüzyıla, çinileri 19. yüzyıla ait. Türbe ziyaretçileriyle hayli kalabalıktı, yeni evlenecek çiftler de uğur getireceğine inandıkları için nikâhtan önce ziyarete gelip avludaki kuyudan su içerlermiş, ancak biz seyahatlerde asla açık su içmiyoruz tabii tedbir amaçlı, sizlere de tavsiye etmem. 
Kentte tüm sokaklarda hediyelik eşyalar, giysi ve yöresel objeler satan tezgâhlar olsa da, yine şahane bir ahşap kapıdan girilen, tarihî bir binada bir de Kapalıçarşı’sı var.

Sabah güneş ışıkları ters olduğu için fotoğraflarını çekmemiştik, otele dönmeden önce şehri çevreleyen 10 metre yükseklikteki surlarının dışına çıkıyor ve çok güzel kareler yakalıyoruz. Şehrin giriş kapıları tüm yapılardaki kapılar gibi müthiş bir ahşap işçiliğinin güzel örnekleri ve surların arasında birer mücevher gibiler.

Ben zaten Hive’nin tüm kapılarına hayran kaldım.
 
Akşamüzeri mutlaka “Toprak Kale”ye çıkıp, güneşin değişen ışıkları altında başka pırıldayan kenti, medreseleri, camileri ve minareleri kuşbakışı seyredin, çok güzel kareler yakalayacaksınız.

Akşam otelimizin restoranı olan Metniyaz Divan Beyi Medresesi’nde yöresel yemekler yiyor ve müzik eşliğinde yerel bir aileden yöre sazları eşliğinde çok hoş danslar izliyor, sonra onlara eşlik ediyoruz. Yemekten dönerken kente bakıyorum, 1001 Gece Masalları’nın, İpek Yolu’nun geçtiği kentin güzelliği gece ışıkları ile bambaşka, büyüleyici bir görünüme bürünmüş.

Sabah erkenden çöldeki bu otantik kentten ayrılacak ve Buhara’ya doğru yola çıkacağız. Ne yazık ki Hive’den (Urgenç Havaalanı’ndan) Buhara’ya uçak sadece haftanın bir günü var, denk getirmek zor. Biz de dâhil en az on turist kafilesi sabah erkenden yola koyuluyoruz. Henüz yapım aşamasındaki 575 kilometrelik yolun çoğunluğu bozuk satıh ve tahminen 7,5 saat sürecek. Söylenenlere göre üç kez inşaata başlayan firmaların hepsi de işi yarıda bırakıp kaçmışlar.
 
En önemlisi de yol üzerinde mola yerleri çok kısıtlı. Hareketimizden 1 saat sonra evinde çömlek yapan bir vatandaşın devlet izniyle çay, kahve ve tuvalet hizmeti verdiği yerde mola veriyoruz. Öğlen saatlerine denk gelen bir yerde de yemek molası verebileceğiniz tek bir yer, bir bahçe var. Şaşlık yani şiş kebabı ile ünlü imiş, mola yerine geldiğimizde et kokuları ve mangalın dumanı ortalığı sarmıştı bile ancak midesi hassas olanların dikkat etmesinde fayda var, ishal vakaları olmuş. Biz peynir, domates, salatalık gibi malzemeler almış, piknik hazırlığı yapmıştık. Yiyen arkadaşlar gezi boyu en lezzetli eti burada yediklerini söylediler ve neyse ki hiç sorun yaşamadık.
 
Ben sadece samsa (içi parça et ve soğanlı börek) yedim, şaşlık yemediğimle kaldım.
 
Bu maceralı ama keyifli yolculuğumuz Buhara’ya yaklaştıkça heyecana dönüşüyor.  

Yazının birinci bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.
Yazının ikinci bölümüne buradan ulaşabilirsiniz. 
Yazının üçüncü bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.
Yazının dördüncü bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.​Yazının altıncı bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

nevinsalman

Yazar Hakkında

nevinsalman

Ankara da doğdum, TED Ankara Koleji ve Gazi Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunuyum. 6 sene Londra'da yaşadım, sonraki yıllarda İstanbul'a yerleştim ve serbest çalıştım.