BREMEN'DE GEZİLECEK VE GÖRÜLECEK YERLER

Soğuktı ve bildiğin yağmur yağıyordu!

Kış mevsiminin "Amannn sabahlar olmasın!" tadında yaşadığı şu günlerde, hatırlanmayan bir ayda şimdiye kadar tarafımdan alınan en ucuz uçak bileti ve "Almanya'da Noel Pazarları pek bir güzel oluyormuş" duyumunun yanına çocukluk anılarını da ekleyerek bir sabah Bremen'e kendimi alıp gidiyorum.

Çocukluk anılarımın Bremen Mızıkacıları masalı bağlantılı ve Barış Manço'nun klibi Bremen'de çekilen muhteşem şarkısı "Arkadaşım Eşek"ten oluştuğunu hemen araya sıkıştırmak isterim tabi!

Bulunduğu bölgede kendini hiç fark ettirmeyen, küçük ama gayet ferah ve işlevsel Bremen Havaalanı'ndan çıktığım gibi hemen karşıda 6 numaralı tramvayın geçtiği durağa 2-3 adım (tamam tamam 30-40 adımdı galiba!) atıyorum. Çok bekletmeden gelen tramvayla kent merkezine doğru, mini bir turla çevremi seyrederek 10 durak sonra iniyorum.

Böylece Bremen'de görülecek yerlerden birini görüyorum: Bremen Merkez Tren İstasyonu! Ve şimdi bu satırları yazarken fark ediyorum; tek bir kare fotografını çekmemişim.

Kalacağım hosteli buluyorum, kayıt kuyut işleri, hostel kuralları, asansörsüz binada odamın ta 5. katta olması, "azıcık dinleneyim, sanırım kafamla ayaklarım yer değiştirdi" derken, öğleden sonra ancak kendimi dışarı atabiliyorum. Hostelden Altstadt'a yani tarihi kent merkezine giden en kısa yolu da öğrenmiş durumdayım, fakat maalesef geldiğim andaki soğuk ama mavi gökyüzü kaçmış. İçinde bulunduğum günü saymadan 2 tam günüm var, her şeyi görmeliyim, fotograf çekmeliyim kaygım yok ama keyif alma telaşım var...

Şöyle bir bakıp kaçtığım Weser Nehri’nin hemen etrafında, 1200 yıldan fazla bir süredir var olan bir kentmiş Bremen. Küçük, sakin, yoğun turistik unsurları olmayan ama yine de birkaç gün fazla yorulmadan kendinizi alıp kaçabileceğiniz türden.

İkinci Dünya Savaşı'nda gördüğü zarara rağmen yapılan yenilemelerle gayet güzel korunmuş eski kent bölgesi kentin ilk yerleşim alanı Marktplatz denen tarihi pazar yeri ile başlıyor. Dünya Miras Listesi'nde kendine yer bulmuş ve kesinlikle enfes bir yapı olan Belediye Binası “Rathaus” ve kentin koruyucusu yaklaşık 5 metrelik Roland HeykeliAziz Petri Katedrali, kentteki en eski kilise olan Liebfrauenkirche bu bölgede ve tabii yapım tarihi yeni olsa da kentin açık ara yıldızı Bremen Mızıkacıları Heykeli de burada efendim!

Küçük küçük sokaklar oluşturacak şekilde yerleştirilmiş, ışıklarla, biblolarla, kumaşlarla süslenmiş minik kulübeler şeklinde yapılmış stantların arasında erkenden küt diye kararan havada, Marktplatz ve çevresindeki pazar kalabalığında, kentin diğer bölümlerinin "nerede bu insanlar?" dedirten sakin sokaklarında bir kaybolup iki bularak, dar sokakları ve gotik tarzıyla Orta Çağ'ı yaşatan, şahane bir şeker dükkanını içinde saklayan Böttcherstraße (Böttcher) Sokağı'nı hiç aramadan tesadüfen, Bremen'de en sevdiğim yer olma ödülünü alan, renkli küçük evleri, birbirinden farklı onlarca dükkanları, daracık sokaklarıyla pek şirin Schnoor'u ilk sabahımda hostelden çıkıp "şu taraftaki yoldan devam edeyim bakayım ne varmış?" diye diye buldum.

Bremen, en sevdiğim yerlerden biri olmadı belki ama yılın bitmesine kısa bir süre kala hoş anılar bıraktı. Ancak kalabalıktan Bremen Mızıkacıları Heykeli'nin doğru dürüst bir fotografını çekemedim, düzgün bir hatıra fotografı da çekilemedim. Daha da beteri dileklerimi gerçekleştirecek olan eşeğin iki ayağını sevme şeklinde gerçekleşen ritüeli de gerçekleştiremedim. Kısmetime mani olundu! Hiç yakıştıramadım!

Velhasılıkelam, Bremen güzel bir şehir. Mutlaka gidin diyemem ama giderseniz pişman olmazsınız!