Kafkasların Meksikası Batum

Benim için hiç hesapta olmayan, sıfır beklenti ile gittiğim ve farklılık açısından diğerlerinden sıyrılan Batum seyahatim... Askere gitmeden önceki son hamlem oldu bu şehir. Giresun'da idim ve dayımın çık gel demesiyle sadece sırt çantamı ve kulaklığımı alarak kendimi yollara attım. Batum'da dayım yaşadığı için bir rahatlığım vardı ama beni nelerin beklediğini heyecanla düşünüyordum.

4 saatlik bir yolculuktan sonra Sarp sınır kapısından pasaportsuz, vizesiz çok rahat bir şekilde geçtim. Beni almaya gelen dayımın şoförü Gürcü ile yarım yamalak bir İngilizceyle çok iyi anlaştık. The Beatles, Ray Charles, Blues çalan müzikleriyle aramızda çok sıcak bir bağ oluştu.Batum'a akşam vardığımız için pek inceleme fırsatım olmadı. Önce güzel bir uyku çektim ve Gürcü bir arkadaş ile Batum merkezine attık kendimizi sabahın ilk saatlerinde, hatta pardon öğlenin : )

Kafkasların Meksika’sı… Ben bu ismi uygun gördüm bu şehir için. Mülteciler, Kaçakçılar, kevaşeler ve keşlerle dolu, gündüz vakti bile tereddütlü dolanmanız gereken bir yer Batum. Zenginlik ve fakirliğin iç içe olduğu, bakımsız evlerin önünde Mercedes, Range Rover gibi lüks arabaların park edildiği Meksika haricinde bir tek burası vardır. Arnavutluk bile bu ülkenin yanında modern kalır : ) Şehir biraz da Türk yatırımcıların desteği ve Türk erkeklerinin Rus merakı ile gelişmeye ve düzenini oturtmaya başlamış.

Madison, Pach Bar gibi Las Vegas tarzı, müthiş yapılı kumarhaneler yükselmeye başlamış. Başbakanlık binası, Botanik binası, Ulusal Park gibi göze ve zevke hitap eden mimari yerleri görmek mümkün. Dileyenler şehri telefirik ile 1 saat boyunca yukarıdan dolaşarak görebilirler. Şehirde her sokakta bir Türk görmeniz doğal hatta Türk Sokağı olarak adlandırılan bir cadde mevcut.

İkinci gün her zaman yaptığım gibi tek başıma Batum'un kalbine ve arka sokaklarına kulaklığımda Atiye/Batum parçası ile keşfe çıktım. Bir Ortodoks kilisesinde ayin izleme şansım oldu. Rica ettim ve bir sakıncası olmadığını söylediler. Ama papaz çok ürkütücü bir şekilde ayakta izle diye uyardı. Hava karardığında anca çıkabildiğim için yolumu kaybettim ve Krivati otobüsüne bindim. Tiflis’e doğru gidiyormuş! Türk birinin uyarmasıyla indim ama burası neresi? İngilizce bilen yok, bilse de yardımcı olan yok! Öylece dolaşırken aklıma internet sitesinde tanıştığım arkadaşım Tarkio geldi. Çok tatlı ve iyimser bir kızdı. Buluştuk biraz vakit geçirdikten sonra beni otobüse attı sağ olsun : )

Ama canım arkadaşım yanlış otobüse bindirmiş Creveza diye bir yerde indim. Barlar sokağı gibi ama ortada bar yok. Sokakta insanlar ateş yakmış kimi ısınıyor kimisi esrarını içiyor. Dikkatimi iki tane konuşan daha doğrusu küfürleşen Türk çekti. Beni taksiye bindirdiler ve paramı bile onlar verdi. Çok hoş bir durum. Boşuna demiyoruz bir Türk dünyaya bedel. Taksici az buçuk Türkçesi ile muhabbete daldık. Türkleri hiç sevmediklerini ifade etti.

Ertesi sabah kahvaltımı Türk sokağındaki börekçide çay içerek yaptım ve yorgunluğumu attım. Biraz hediyelik eşya turu ve pazarı dolaştıktan sonra elimdeki tüm Larileri tükettim. Geriye yıkık dökük evler, özentisiz sokaklar, ilginç giyinen kızlar ve lüks arabalar kaldı. Tek cümle ile özetlemek gerekirse: dediğim gibi "Kafkasların Meksikası" olarak hafızamda yer alacak Batum…