Google+

Arama formu

MISIR GÜNLÜKLERİ - KAHİRE 4. GÜN

Sabah 08.30 gibi kalktım Piramit bölgesinin kenarından geçen caddeye yürüyüp Uber’den araba çağırdım. 10 dakika sonra bir araç geldi ve Giza Hayvanat Bahçesi’ne gittik. Mesafe yaklaşık 9 kilometreydi ama trafik sebebiyle biraz geç vardık. 36 LE tuttu, 40 LE (8,5 TL) verdim indim. Hayvanat bahçesi girişi 20 LE (4,25 TL). İçeri girer girmez asıl hedefim olan yavru aslan ve timsahla fotoğraf çekileceğim yeri aramaya başladım. Bir yandan değişik hayvanlar var mı, diye bakınırken bir yandan da hedefimin yerini tespit etmeye çalışıyordum. Filin olduğu yere geldiğimde bakıcı marul ile fili besliyordu. İnsanlar hortumunu uzatan filden çekinip yaklaşmıyordu ama ben böyle fırsat bulmuşum kaçırır mıyım! Yanına yaklaşıp hortumunu okşamaya başladım. Bakıcı birkaç tane marul yaprağını bana verdi, tek tek elimle besledim. İlk başta çekinen insanlar yaklaşmaya başlayınca bir çocuğa marulları verdim, yoluma devam ettim. Hipopotamlar çıktı karşıma, bakıcı küreğe doldurduğu yeşillikleri çitin arkasına doğru fırlatıyordu. Beni görünce yanına çağırdı elime bir avuç ot verdi eliyle “at” diye işaret etti. Elimdeki otları gören 3 tane dev hipopotam ağızları sonuna kadar açık şekilde demirlere dayandı. Sırayla hepsine ot verdim ve bakıcıya 10 LE bahşiş verip yoluma devam ettim.

Kahire

Yolda bir sürü maymun, leylek, gergedan, kuş türleri, lama, kartal vb. hayvanları görerek aslanlara ulaştım. Aslanları gezerken görevli bir fotoğrafçı yanıma yaklaşıp “yavru aslanla fotoğraf istersen 25 LE/5 TL” dedi. Benim de aradığım oydu zaten, “olur da, dedim, bana acil lazım 10 dakikada çıkar mı?” “Yok 1 saati bulur” dedi; ben de moral bozukluğu ile kafesleri gezmeye devam ettim. Orada iki fotoğrafçı daha denk geldi ve “10 dakikada çıkar mı?” diye sordukça “50 LE, 50 LE” deyip duruyorlardı. “Lan oğlum, 25 LE olduğunu öğrendim az önce bana zamanı önemli, 10 dakikada çıkacaksa tamam yoksa olmaz” diyorum bön bön bakıyorlar yüzüme. Neyse en son “15 dakika” dedi biri “sanırım anladı” dedim, kabul ettim, “hadi gidelim” dedim bir kapalı kapının ardındaki kafese girdik. İçerde yavru bir aslan vardı ama kıyamam burnu, alnı, ayakları yara bere içindeydi ve sinirli olduğu her halinden belliydi. Bakıcı boynundan ve sırtından kavramış halde “geç otur yanıma” dedi ben oturdum ama hayalimdeki gibi kucağıma alamadım sadece bir patisini bacağıma koydu öyle eğreti bir şekilde yanında konu mankeni gibi durdum. Fotoğraf çekilince kalktım eleman “50 LE” demeye başladı. Dedim “bak 25 LE olduğunu biliyorum, zaten fotoğraf düzgün olmadı uğraşmayalım, 25 sana 5 bakıcıya 30LE (6 TL) vereyim” diyorum, “yok” diyor. Bu arada içerde bakıcı dâhil 4 kişiler ve arkamda duran açık olan demir kapıyı kapatıp beni aralarına aldılar. Akılları sıra psikolojik baskı altında göz korkutarak benden parayı alacaklardı. Ben de zaten fotoğrafı beğenmediğim için atar yaptım, “istemiyorum fotoğraf motoğraf” dedim açtım kapıyı çıktım. Tabii içimden “ulan peşimden gelip bir şey yaparlar mı deplasmanda atar yaptık adamlara” diye az biraz tırsmadım değil.

Oradan hızla uzaklaşırken aklıma timsah geldi çünkü bir yazıda timsahla da fotoğraf çekildiğini okumuştum. Timsahları buldum, giriş için 10 LE verip sürüngen alanına girdim ve girer girmez bir fotoğrafçı yanıma gelip “timsahla fotoğraf ister misin?” diye sordu. “İsterim ama ne kadar sürede çıkar?” dedim “sixteen minute” dedi. “10 dakikada çıkar mı?” dedim, “yes yes, sixteen minutes” dedi. Terraryumdan bir yavru timsah çıkarıp getirdi bakıcı bir elimle kuyruğunu bir elimle boynunu tutup poz verdim. Birden çok fotoğraf çekmek istedi ama “yeterli teşekkür ederim” dedim. Fotoğraf için 25 bakıcı için 5 toplam 30 LE (6 TL) verdim. Bana bir fiş verdi ve “ilerideki fotoğraf dükkânından alacaksın” dedi. Tamam, dedim biraz daha terraryumda gezineyim vakit geçsin diyerek başladım gezmeye…

Kahire bölgesine uygun ulaşım yollarından biri de havayolu. En uygun fiyatlı uçak biletlerini görmek için tıklayın

10 dakika sonra elemanın yanına gittim “nereden alacağım şimdi göster bakayım şu dükkânı” deyince “daha var one clock sonra” dedi. Benim şalterler attı, birden “sen bana böyle demedin ama” dedim “yok dedi ben sana dedim” dedi. Yani aklı sıra sixty (60) yerine sixteen (16) diyerek beni kandırmış fotoğrafı çektikten sonra da ben 16 demedim 60 dedim diyerek üste çıkıyor. Ben el kol hareketleriyle yaptığın hiç hoş değil diye söylenerek bahçeye çıkınca sanırım etraftaki tepkiden çekinerek “bekle bir dakika” dedi ve masada duran fotoğraf makinesini alıp “gel benimle” dedi. Birlikte konuşa konuşa 500 metre uzaktaki fotoğraf dükkânına gittik ve hafıza kartını fotoğrafçıya teslim ederek beni orada bırakıp gitti. Fotoğraf dükkânının sahibi Türkiye’de bulunmuş ve Türkleri seven biri çıktı epey sohbet ettik, dünden beri yaşadığım sorunları anlattım onlar adına özür diledi. Çay ikram etti ama “vaktim yok gitmem lazım” diyerek fotoğrafımı aldım ve çıktım.

Kahire-1

Hayvanat bahçesinin önünden Nil Nehri üzerindeki küçük adacıkların birinin üzerinde kurulu olan Osmanlı döneminde yapılmış Manastrly Palas’a gitmek için Uber’den bir araç çağırdım. Bu sarayın içinde Nilometer denilen 900’lü yıllarda bir Özbek’in yaptığı Nil Nehri’nin yüksekliğini ölçen özel bir yapı vardı amacım sarayla birlikte onu da görmekti.

Kahire şehrinde bir çok konaklama seçeneği var. Otel yerine ev kiralamak isterseniz Single Room (Females Only), The Pyramid Lofts, Green Area Homestay güzel bir seçim olacaktır. Bunlardan en iyileri Al Mohandesin Apartment (Families Only), Cozy modern apartment, Maadi Apartment - 3 rooms ( Families Only ). Şehir merkezine yakın konaklamayı tercih etmek isterseniz Sultan Hostel, Mohandessin Luxurious Apartment, Golf Porto Marina Stay gibi otelleri tercih edebilir ya da daha ekonomik alternatifler isterseniz Oasis Hostel, Cairo View Hotel, Safary Hostel tesislerini deneyebilirsiniz. Bir de booking.com'un Kahire aramalarında ara sıra güzel indirimli fırsat otelleri oluyor. Onları da bu linkten takip edebilirsiniz.

Uber 20 LE tuttu. Sarayın girişi 20 LE’ydi ama tadilat sebebiyle sadece nilometer açıkmış. Sarayın bahçesinde dolanıp Nilometer’a girdim. 18 metre derinliğinde 16 metre eninde duvarlarında Kur’an ayetleri olan ortadaki ahşap destek yerinde Ayet’el Kürsi yazan duvarlarındaki gözlerden Nil’in suyunu içine alıp yükseklik ölçümü yapılan ilginç bir yapıydı. Merdivenlerle dönerek dibine kadar iniliyordu ama yasaktı! Tabii ki Mısır’da bahşiş her kapıyı açtığı için o kapı da bana açıldı. En alta kadar indim ama hafif ürktüm açıkçası sanki duvardaki deliklerden birden Nil’in suları üzerime fışkıracak gibi hissettim ve hızlı adımlarla yukarı tırmandım. Görevliye 10 LE verdim “yetmez” dedi, 10 daha verdim “yetmez” dedi. “Kusura bakma başka yok” deyip çıktım.

Kahire-2

Kahire-3

Haritadan Coptic Kahire bölgesinin yani Kıpti Kahire’nin yakın olduğunu gördüm ve adacığı yola bağlayan üst geçitten karşıya geçtim. Ancak bir sorun vardı gitmek istediğim yer kuşbakışı yakın olsa da yol olarak karman çorman ara sokaklardan geçiyordu ve ben bu muhiti pek beğenmedim. Daha Citadel, Han El Halili, Sultan Hassan Medresesi gibi yerlere de gideceğim için iptal ettim orayı ve Uber’den araç çağırdım. Gelen amca İngilizce bilmiyordu ama Citadel deyince sorunsuz beni trafiği yoğun Kahire yollarından Citadel’e yani Selahattin Eyyubi Kalesi’ne 25LE’ye (5TL) götürdü. Kale’nin girişinde tırmiş denilen mısırın akrabası olan üzerine limon sıkılarak yenilen bir yiyecek aldım.

Kahire-4

Tırmişlerimi yiye yiye kale kapısına geldim. Giriş için 100 LE (21,5 TL) verdim. Kale alanı çok büyük girişte okuduğuma göre İslami coğrafyadaki en büyük kale alanına sahipmiş. İlk görülen eser Muhammed Ali Camii, bizim Türkiye’deki camilerle aynı mimariye sahip onun için çok ilgimi çekmedi açıkçası. Türkiye’de herhangi bir büyükşehirde bunun aynısını hatta daha güzelini görebilirsiniz. Oradan sonra yolun sağında farklı bir mimariye sahip yazlık bir camii olan Al Nasser var. Yazlık dememin sebebi kubbe yerine üstünün açık olması. Zaten girişte girer girmez namaz kılınacak alan başladığı için ayakkabıları çıkarıp giriyorsun. Fotoğrafta gördüğünüz ortadaki boşluk bizdeki camilerde kubbenin altına denk geliyor. Bizdeki camilerin avlusu gibi kenarları kapalı ortası açık şekilde tasarlanmış.

Kahire-5

Camiden çıkıp Mısır Millî Askeri Müzesi’ne gittim ama tadilat nedeniyle kapalıydı ben de bahçesindeki askerî araçları ve meşhur Kavalalı İbrahim Paşa heykelini gezdim. İbrahim Paşa bize göre Osmanlı’ya bağlı bir Hıdiv ancak heykelin üstündeki bilgilere göre 1832 yılında Konya ve 1839 yılında Nizip’te Osmanlı ordularını yenen Mısırlı bir kahraman. Zaten babası Mısır’daki Osmanlı hâkimiyetine son vererek 1805’ten itibaren Kavalalı Hanedanlığı’nı hıdiv olarak kabul ettirmiş olan (Mısırlılar Muhammed Ali diyorlar) Kavalalı Mehmet Ali Paşa. İbrahim Paşa Osmanlı ordularını defalarca yenerek Kütahya’ya kadar ilerlemiş ancak araya giren Avrupalı devletler sayesinde Adana’yı haraca bağlayıp, Şam ve Girit’i alarak geri dönmüş. Neyse biz tarihi dizilerden öğreniyoruz uzun uzun tarih bilgisi vermeye gerek yok.

Kale’nin sol tarafında Millî Polis Müzesi’ni gezdim açıkçası müze demek de biraz ayıp ama adı müzeydi işte. Müze’nin içinde Mısır’ın yönetim dönemleri yazıyor ve Osmanlı için 1517 – 1805 yılları yazılmış sonrası Kavalalı Hanedanı ayrı bir yönetim olarak kabul edilmiş. Bizde hala Mısır 1880’lerde elden çıktı diye anlatılıyor ama adamlar bizi 1805’ten sonra silmiş zaten tarihlerinden. Müze sonrası meydandan sisli Kahire manzarasını izledim ve fotoğraf çekildim.

Kahire-6

Kuşbakışı Kale’ye çok yakın gözüken Sultan Hassan Medresesi’ne yürümeye karar verdim ve başka çıkış kapısı maalesef olmadığı için en başa kadar geri yürüdüm. Selahattin Eyyubi Kalesi ile Sultan Hassan Medresesi arası yürüyerek yaklaşık 2 kilometre sürüyor sizin için çoksa Uber çağırabilirsiniz. Sultan Hassan Medresesi ve aynı alan içinde bulunan El Rıfai Camii, Memluküler zamanından kalma camiler ve mimarisi bizimkilere göre çok farklı olduğundan gezmenizi öneririm. İki yapıya giriş 60 LE (12 TL) bir de camilerin içine girerken ayakkabıları girişteki görevliye bırakıyorsunuz ve çıkışta elbette bahşiş vermeyi unutmuyorsunuz. Medresenin içi 4 mezhep için birer okul ve ortada camiden oluşuyor. Caminin üstü aynı kalenin içindeki Memluk yapısı camisi gibi açık, kubbe yerine gökyüzüne bakıyorsunuz. Bizdeki camiler gibi tek parça bir kubbenin altındaki alan yok, bir sürü koridor odacık ve kapılar var. Kapıdan girince koridoru aşarak caminin ortasına ulaşıyorsunuz. Sultan Hassan Medresesi’nin hemen yanında El Rıfai Camii var. Cami’nin içi ahşap bölmelerle ayrılmış, en arkada Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin ve İmam Rıfai’nin türbeleri var. Dışardan bu kadar büyük gelmemişti ama içi hem yükseklik olarak hem en olarak çok büyük bir camiymiş.

Kahire-7

Cami çıkışı Uber ile Han El Halili Çarşısı’na gitmek üzere yola çıktım ancak yoğun trafik yüzünden şoför beni yakın bir yerde bıraktı. Medrese’den buraya Uber 16 LE tuttu, 20 LE (4,25 TL) verip bizim İstanbul’un Eminönü taraflarına benzeyen dar insan seliyle dolu sokaklara daldım. Satıcılarla dolu sokakta sağa sola çarpa çarpa ilerliyordum. Ayaküstü satıcılardan harankaş dedikleri bizdeki altın çilekten 5 LE’ye 250 gramlık bir poşet alıp yiye yiye pazara doğru ilerledim. Pazar yerini bulduğumda acıktığımı fark ettim, elimdeki listede tadına bakmadığım yemekler arasında hawawshi vardı birkaç kişiye sorup yakında olduğunu öğrenince oraya gittim. “Peynirli var mı, kıymalı dışında neli oluyor?” derken orada bir anlaşmazlık oldu ve iki tane istediğimi sanmışlar ve iki adet meksikalıların quesadilla’sına benzeyen içinde biri kaşarlı biri sade hamburger köftesine benzeyen köfte bulunan hawawshi geldi. Tadı fena değil sıcakken güzel oluyor ama ben hepsini yiyemedim 2 parça paket yaptırdım ertesi gün soğuk olarak sevmedim. Karnımı 2 hawawshi ve 1 kola ile 60 LE’ye (12 TL) doyurup meşhur Han EL Halili Çarşısı’na daldım.

Kahire-8

Çarşı, bizim Kapalı Çarşı’ya benziyor ama daha küçüğü, daracık sokaklarında kaybolarak 2 açacaklı magnet(50LE/10TL) alıp çıktım. Hediyelik eşya alışverişini üzerimde ağırlık olmasın diye son gün Hurghada’da yapmak istiyordum ama yine de dönene kadar dayanamayıp arada aldım (keşke almasaymışım Hurghada’da üçte bir hatta dörtte bir fiyatlarına buldum.

Kahire-9

Hava kararınca Nobel ödüllü yazarları Necip Mahfuz’un sık sık ziyaret ettiği El Fishawy adlı kafeyi aramaya başladım. Mekânı bulup bir kahve içtim yine Türk kahvesi diye verdiler ama içinde farklı bir aroma var. Söylüyorum, “özel bir aroma yok, bildiğin Türk kahvesi bu” diyorlar. Neyse inatlaşmadım artık, içtim kahvemi gezmeye devam ettim. Bu arada El Fishawy’de çay 13 LE, kahve 15 LE (3TL).

Çarşının karşısındaki Al Hazar Camii’ni dışarıdan gezdikten sonra haritalara kaydettiğim eski bir kalenin yaklaşık 1 kilometre uzakta olduğunu fark ettim ve daha da zamanım olduğu için Bab El Nasr adlı surlarla çevrili kaleye doğru yürümeye karar verdim. Ancak size tavsiye etmem, sokak gittikçe ıssızlaşıyor ve oradaki insanlar turistlere pek de sıcak yaklaşmıyorlar. Karanlıkta zaten pek detaylı göremedim ama gündüz vaktiniz varsa gelebilirsiniz. Oradan Uber ile 35 LE (7,5 TL) ödeyerek Tahrir Meydanı’na geçtim. Otobüs saatine kadar bir yerde 60 LE’ye (13 TL) karışık kebap ve bir kafede 20 LE’ye kahve ve su içtim. 21.45’te Luxor’a doğru yola çıktık ama 2 saate yakın Kahire’de dolandık. Birkaç farklı duraktan yolcu alıp 00.00 gibi şehirden ancak çıkabildik. Bu sefer ki otobüste ikram olarak bir kutunun içinde su, 2 farklı boyda aromalı kruvasan ve meyve suyu ikram ettiler.

Yazı dizisinin 1. gününe buradan ulaşabilirsiniz.
Yazı dizisinin 2. gününe buradan ulaşabilirsiniz.
Yazı dizisinin 3. gününe buradan ulaşabilirsiniz.
Yazı dizisinin 5. gününe buradan ulaşabilirsiniz.

Etiketler