Nepal Güncesi (3)

PHAKDING - NAMCHE BAZAAR

20 Nisan 2014 - 16.15

Kahvaltıyı sabah 07.30’da edeceğimizi belirleyip saatimi 06.30’a kurduktan sonra yattım. Ama gel gör ki yine erken uyandım ve uyku tulumumu terk ettiğim an saat daha 06.10’du. Neyse güne erken başlarız. Hazırlıklarımı tamamlayıp yola çıkışım 07.30’u buldu. Daha iyi… Namche’ye daha erken varırız.

Kahvaltıda Furwa’ya bugünkü yolumuzun ne kadar süreceğini sorduğumda 8- 8,5 saat yanıtını alınca, ben de 1-1,5 saat kendimden ekledim. Böylece varışımızı 17.00-17.30’a bağladım. Acele etmenin hiç mi hiç anlamı yok… Sen buraya keyif almak, rahatlamak için geldin. Zevkini çıkar… Kafama bu saati koydum ya moralimi olumsuz etkilemesin diye pek saate göz atmıyorum. İşi biyolojik saate bıraktım. Vücudumun yıpranma oranı bana hedefime ne kadar kaldığını bildirecektir. Yol uzun ve bol tırmanışlı olsa da çok yıpranmıyorum zira önceki yıllara kıyasla kendimi hiç zorlamıyor ve gayet yavaş yürüyorum. Bu arada yol boyunca da Furwa dadılık yapıyor bana. Bana kalsa Namche’ye kadar bir şey yemeyeceğim ama o daha kısa bir süre önce kahvaltı etmiş olmamıza rağmen başladı hadi öğle yemeği yiyelim demeye… “Nâ-mumkiiin… Gayri-mumkiiin!” diyerek onu yemeğini yemesi için bıraktım ve ben yola devam ettim.

Namche’ye giden yoldaki son köprüyü geçip diğer tarafında Furwa’yı bekleme plânım suya düştü. Adam yemeğini de yemiş olarak, köprüye girdikten az sonra bana yetişmeye başladı. Köprünün ortasına yaklaştığımda baktım karşı taraftan yaklar (Tibet sığırı) köprüye girmek üzereler… Eyvaaaah! Bu yaratıklar lâftan anlamazlar, atarlar adamı köprüden aşağı! Bu yükseklikten uçmak da hiç hoş olmaz hani… Can havliyle koşmaya başladım. Karşı tarafa yaklaştığımda artık bacaklarımda derman kalmamaya yüz tuttu. Son bir gayretle köprünün son metrelerini bitirip yakların yolundan uzağa attım kendimi. Tam zamanında! Ama Furwa ile bir taşıyıcı, yak sürücüsünün engel olamaması sonucu köprü üzerinde iki yakla burun buruna kaldılar. Dur durak anlamıyor namertler! Furwa iyice bir kenara yanaşarak kurtardı ama taşıyıcının sırtındaki yükün kabarıklığı onun yolu yakın geçebilmesi için açabilecek genişliği sağlamasına engel oldu ve yak taşıyıcının sırtındaki yükü yere devirdi. Neyse ki köprü üstünden aşağı düşmedi. Bu arada iyi ki geriden gelen yakları durdurabildiler ki iş daha beter olmadı. Başkaları da yardımcı olarak yükleri benim olduğum tarafa taşıdılar ve Furwa ile taşıyıcı da benim yanıma gelince köprü yaklara kaldı.

“Dinlenelim”, dedi Furwa. Ama o nokta çok esiyordu. “Biraz daha çıkıp esmeyen bir nokta bulalım, ondan sonra dinleniriz” deyip ben tırmanmaya devam ettim. Az ötede uygun bir yer bulup oturduk. Çantasından bir termos çıkarıp çay verdi. Öyle bir iyi geldi ki! Ama illâ bir şeyler yedirecek ya bir paket bisküvi çıkardı. Benim, “Yok, istemem!” falan filânıma aldırmayıp zorla birkaç tane yedirdi. Aksi takdirde güçten hızla düşeceğimi söyleyip duruyor. Benim de bu dadılık hoşuma gitmedi değil hani! Bu dinlenmeler bana yarıyor mu zarar mı veriyor bir türlü tam olarak doğru değerlendirebilmiş değilim. Sanki daha bir mayıştırdığı ve yeniden başlamak biraz zorladığı için sonuçta kendimi daha mı yorgun hissediyorum, ne?!?!?! Ama sanırım, hiç dinlenmeden de bu engebeli dağlık alanda devam edilmez. Hele Himalayalar’da… Biraz sonra yine mola verdim. Bu sefer de elma getirmez mi! İstemem, istememi anlamıyor. “Peki, yemezsen nasıl tamamlayacaksın bu etkinliği? Hiç olmazsa yarısını ye!” Dayanamadık dadımızın ısrarına ve yedik tabii ki : )

Eskisine kıyasla sayılarını arttırdıkları kontrol noktalarından bir diğerine ulaştığımızda Furwa’yı işlemleri yapması için bıraktım ve yola devam ettim. Bir ara yine bir yak gurubu geçti yanımdan… Tam sonuncusu geçtiğinde öyle bir noktaya geldim ki yol çatallaştı. Yakların gittiği yolun aksine diğer patikadan bir grup taşıyıcı indi. Onlara danıştım, Namche yolunun hangisi olduğunu… “Same way, same way!” Tam Türkçesi: “Aynı hesap, aynı hesap!”. Daha ufak ve tozun olmadığı dar bir patika olması nedeni ile o yolu tercih ettim. İyi ki de öyle yapmışım… Aşağı yol berbat, toz toprak… Bir süre sonra birleştiler ama ben bir süre olsun daha keyifli bir patikada yürüdüm. Gerçi arada diğer yolu gözden kaybettiğim sıralarda acaba doğru yolda mıyım kaygısı yaşamadım da değil… Yine bir kontrol noktası… Yine Furwa’yı bıraktım ve devam…

Artık yavaş yavaş, yürümek biraz canımı acıtmaya başladı. Fakat biyolojik saatim daha en az 4 saatlik yolum olduğunu söylüyor. Kendine olumsuz yönde veri yükleme Rüştü! Yapabilirsin ve yapacaksın! Fakat kontrol noktasının olduğu ufak köyün çıkışına baktığımda gördüğüm dik merdivenler çok canımı sıkıyor. Vay be daha 4 saat var! Başladım tırmanmaya… Orta noktalarda çeşme başında çamaşır yıkayan kızların ve çevrenin fotoğraflarını çekmem biraz kafamı meşgul ettiğinden merdivenler daha rahat bitiyor. Son basamağı çıktıktan sonra tepedeki burnu döndüm ve birtakım binalar belirdi. Yahu ben bunları tanıyorum be! Yok, olamaz! Daha 4 saate yakın yolum var. Ama bu kadar da benzerlik olmaz ki! Aaaa… Şu karşıdaki son buralara geldiğimde onarılmakta olan manastır değil mi? Evet, kesin o… İlerledikçe bina sayısı arttı. Artık içimde hiç şüphe kalmadı. İşte burası… Burası Namche Bazaar! Geldim! Saate baktım, 13.15… Yani yola çıkıştan sonra geçen zaman 5 saat 45 dakika… Nasıl oldu bu iş? Üstelik tempom da çok düşüktü. Hani 10 saatte gelecektik? 6 saatten kısa bir sürede işte buradayız… Harika! Yaşasıııın!

Namche; dik bir dağ yamacına çember şeklinde yukarıya tırmanan bir biçimde kurulan, bölgenin en büyük yerleşim yeri… Namche’ye geldim diyorsun ama tırmanış bitmiyor. Kesinlikle, kalacağın otele ulaşmak için daha mutlaka tırmanacağın bir süre var. Bizim otel de tepelerde, ama tırmanış o kadar acıtmıyor zira artık sona geldiğini biliyorsun. Tibet Otel’e yerleşiyoruz. Bizim taşıyıcı bu sene biraz ekâbir çıktı. Önceki yıllarda hep onlar bizden önce yerleşeceğimiz otele ulaşırlar bizi beklerlerdi. Bu kerata bütün etkinlik boyunca bir kere erken gelmediği gibi bazen 2,5-3 saat sonra ulaştı.

Üstümdekiler sırılsıklam… Değişecek tüm malzeme diğer çantada… Sadece polarım var. Üstümdekileri çıkarıp poları giydim. Bir de iyi ki polar beremi de kendi taşıdığım çantada bırakmışım, zira kelimi korumazsam beter bir şekilde üşüyeceğim. Polar da çıplak tenim üzerine giydiğim halde yeterince ısıtıyor.

Defteri kalemi kaptığım gibi aşağıda lokanta kısmına gidip bir şeyler içerek günlük notlarımı tutayım diye aşağı inerken, Furwa’yı İngiltere’de konuk etmiş ve şimdi birlikte hem Island Peak’e hem de Lobuche’ye tırmanacakları Mehmet ile karşılaştım. Bir süre takılmak gerek… Birlikte ballı limonlu zencefil çayımızı içtik ve sohbeti koyulaştırdık. Bu arada benim çorba da geldi. Hem sohbet hem çorbayı yudumlayarak günü ilerlettik. Aslında benim niyetim notlarımı bitirip fotoğraf çekmek için dışarıda turalamaktı. Kaldı! Saat 18.00 ve daha yeni bitiriyorum notları… Gerçi bir bakıma iyi de oldu sohbet ettiğimiz… Benim ayırdında olmadığım bir sürü ciddi farklılıklar çıktı benim programda… Furwa benim ekspedisyonumda sonuna kadar benimle olmayacak ve Island Peak tırmanışından sonra beni başka bir rehbere bırakarak Mehmet ile yoluna devam edecekmiş. Pek de hoşuma gitmedi bu durum… Ama cazgırlık yapmayı bilmiyoruz ki! Avrupalı olsa kesin ödün vermez… Biz saf saf “Neyse, böyle de olur!” yaklaşımını tercih ediyoruz. Ama ondan sonra da sinirlenip keyfimizi kaçırıyoruz… İleride söz edeceğim tersliklerin olmasında biraz da bu yaklaşımımızın etkisi var. Herkese önerim; Nepal’e gittiğinizde veya gitmeden önce, yaptığınız programa kesinlikle uyulması konusunda ısrarcı olun, tabii ki olağanüstü durumlar dışında… Örneğin, çığ felâketi sonucunda devletin üç dağa çıkışı yasaklamasından dolayı Mehmet’in Nuptse’ye tırmanışı başka bir seneye kaldı. Sabah yola çıktığımızda gelen bir telefonla bugünkü notlarımı noktalayayım… Furwa’ya gelen telefonda uzun uzun konuşmasının ardından, bu kadar uzun konuşmasının nedenini anlattı. Ailesi, yalnızca karısı değil, annesi ve kız kardeşleri de bir yandan ağlayıp bir yandan da Nuptse tırmanışını iptal etmesi için yalvarıp durmuşlar… En az 15 ölüm ve bir sürü yaralı olan bir çığ felaketinden sonra bu konuda haklılar tabii... Benden ayrıldıktan sonra Mehmet ile katılacağı Nuptse tırmanışının geçeceği rota, bu çığ felâketinin gerçekleştiği bölge… Aynı yerde bir 2. çığ olasılığı bu mevsimde belki az ama olmaz da değil. Onlara gitmeyeceğini söylemiş ama şimdilik gidecekler gibi görünüyor. Aslında kendisi de huzursuz… Neyse, dilerim her şey yolunda gider de sağ salim dönerler.

Evet, noktayı koymadan önce bunu söylemezsem çatlarım! Yanımdaki masada İngiliz bir aile oturuyor. Anne şifayı kapmış durumda ama yine de şortla oturuyor ve ayakları çıplak! Ben donuyorum. Oğlanlardan büyüğü 13-15 yaşlarında, üzerinde kısa kollu incecik bir tişört, altında şort veeee ayakları çıplak! Küçük oğlan 8-10 yaşlarında, neyse bu uzun paçalı pantolonlu ama o da kısa kollu incecik bir tişört giymiş ve onun da ayakları çıplaaaak! Üstelik de o çıplak ayaklarla buz gibi yerlere basarak geziniyor. Hayatından memnun! :  ) Tüm bunların yanı sıra sıkı sıkı giyinen bir baba… İlginç! Şimdilik öptüm canım. Her an yemeğim gelebilir. İnanılacak gibi değil ama 5 dakika önce de sobayı yaktılar. Yatağa gitmeden biraz da olsa ısınacağım demektir.

Yemek geldiii! Saat 19.10… Bu saat oldu hâlâ Furwa ve Mehmet ortalıkta görünmüyorlar. Furwa aklı sıra benim rehberim ama buraya kadarmış demek rehberliği… Dur bakalım! Ses etme, Rüştü…

Buradaki işleyişe göre yemek siparişlerini rehber alıyor ve servisi de rehber yapıyor. Ama o ortalarda olmayınca iş müşteriye kalıyor. Bu çok mu önemli? Tabii ki hayır… Fakat alışılmışın dışında gelişmeler olunca insan bir hoş oluyor! Mehmet? Nasıl birisi acaba? Yeni öğrendiğim programa göre Everest Ana Kamp’ta onlarla (rehberi Rinji ve Mehmet ile) 1-2  gün kalacağım ve Island Peak tırmanışını birlikte yapacağız. İyi de olabilir benim için belki ama işte son dakika golleri insanın midesini bulandırmıyor değil!

 

Etiketler

GEÇKİN GEZGİN

Yazar Hakkında

GEÇKİN GEZGİN

A. RÜŞTÜ HATİPOĞLU (GEÇKİN GEZGİN)Rüştü öyle bir fanidir ki, neredeyse bebekliğinden beri gezgindir… Ankara-Polatlı yolunda gördüğü çingene obaları ona bu virüsü aşılamıştır.